|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
BAHATTİN ASLANCI BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/9950)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
İsmail ŞAHİN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Bahattin ASLANCI
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mahmut ERTEK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamuya açık bir alanda iki grup arasında çıkan kavgada silahtan ateşlenen mermi nedeniyle yaralanılması sonucu zarara uğranıldığından bahisle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. 1968 doğumlu olan başvurucu 25/4/2009 tarihinde Siirt il merkezi Aydınlar Caddesi kavşağında yürürken iki grup arasında çıkan silahlı kavgada kullanılan merminin isabet etmesi nedeniyle sol yanağından yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralanmıştır.
3. Başvurucu; malul hâle geldiğini, yüzünde sabit iz kaldığını ve yaşanan olayda sosyal risk ilkesi gereğince idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu belirterek iş gücü kaybı nedeniyle 100.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesi talebiyle 11/11/2010 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde taraflar arasında çıkan silahlı kavgaya kolluk güçlerinin müdahale ettiğini, müdahale neticesinde kimin silahından çıktığı tespit edilemeyen mermi nedeniyle yaralandığını, bu nedenle hayati fonksiyonlarının etkilendiğini, yüzündeki sinirlerde hissizlik, ağız hareketlerinde azalma olduğunu ve yüzünde sabit iz kaldığını vurgulamıştır.
4. Ankara 12. İdare Mahkemesi 1/12/2010 tarihinde davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının da yetkili Diyarbakır İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
5. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi de 27/12/2011 tarihinde davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
6. Batman İdare Mahkemesi (Mahkeme) 2/8/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin, adli tahkikat dosyaları ve Emniyet Müdürlüğünün konu ile ilgili hazırladığı fezlekenin incelendiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda bahse konu olaya karışan bütün şahısların ifadelerinin alındığını, kimlik tespitlerinin yapıldığını ve aralarında herhangi bir kamu görevlisinin bulunmadığını belirten Mahkeme, meydana gelen kavganın kişiler arasında çıktığını ve ateşli silah kullanılması sonucunda da yoldan geçmekte olan başvurucunun yaralandığını ifade etmiştir. Netice itibarıyla idare ile hiçbir hukuki ilişkisi olmayan, idare ile arasında sözleşmeye dayanan yahut statüsel herhangi bir bağlantısı bulunmayan üçüncü kişilerin eylemi nedeniyle meydana geldiği belirlenen zararla idarece yürütülen hizmet arasında bir illiyet bağının, dolayısıyla idarenin hizmet kusurunun ve yine kusursuz sorumluluk hâlinin somut olayda mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.
7. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde; yaralanmasının kamuya açık bir alanda meydana geldiğini, genel güvenlik ve asayişin sağlanamadığı olayda sosyal risk ilkesi ve sosyal devlet ilkesi gereği meydana gelen zarardan idarenin sorumlu olduğunu belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
8. Danıştay Onuncu Dairesi (Danıştay) 18/3/2016 tarihinde temyiz isteminin kısmen kabulü ile vekâlet ücreti yönünden hükmün bozulmasına, davanın reddine dair kısmın ise onanmasına karar vermiştir. Kararda, Mahkeme kararının davanın reddine ilişkin kısmında bozma nedenlerinden hiçbirinin bulunmadığını belirtmiştir. Kararda ayrıca reddedilen maddi tazminat miktarı için davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
9. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı karar düzeltme istemi Danıştayın 4/11/2020 tarihli kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir.
10. Başvurucu, nihai kararı 14/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra 5/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
12. Öte yandan başvurucunun silahla yaralanmasına ilişkin olarak Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturmada 19/8/2009 tarihinde olası kastla adam öldürmeye teşebbüs suçundan faili meçhul şüpheliler hakkında daimi arama kararı verilmiştir. Kararda; başvurucunun bir kavga sırasında silahtan ateşlenen mermi nedeniyle hayati tehlike geçirecek ve kemik kırığı oluşacak şekilde yüzünden giren bir mermi neticesinde yaralandığı, kavgaya karışmadığı ve ilgisinin olmadığı, olay nedeniyle şikâyette bulunmadığı, yapılan araştırmalara rağmen başvurucuyu yaralayan silahı ateşleyen faili meçhul şüphelinin tespit edilemediği belirtilmiştir. Başsavcılık 30/1/2026 tarihinde ise faili meçhul şüpheli veya şüphelilerin hakkında zamanaşımı nedeniyle kovuşturma olanağı bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
13. Başvurucu; silahlı kavgaya karışanlarla kavgaya müdahale eden güvenlik güçleri arasında kaldığını, kime ait olduğu tespit edilemeyen silahtan çıkan mermi nedeniyle fonksiyon kaybı yaşayacak şekilde çenesinden yaralandığını, olayda kamu gücünün kendisini koruyamadığını, sosyal risk ilkesi gereği idarenin kusursuz sorumlu olduğunu, buna karşın açtığı tazminat davasının reddedilmesinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuru konusu olaya ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
15. Başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde ateşli silahla yaralandığı dikkate alındığında ölümcül bir eylemle karşılaştığı açıktır. Bu sebeple olgusal olarak da ileri sürülmüş olması koşuluyla yaşam hakkı kapsamında bir inceleme yapılması mümkündür. Buna karşın başvurucu, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında başvuru formunda silahlı kavgaya karışanlarla kavgaya müdahale eden güvenlik güçleri arasında kalarak kime ait olduğu tespit edilemeyen silahtan çıkan mermi nedeniyle yaralandığını ve sosyal risk ilkesince idarenin sorumlu olduğunu iddia etmekle yetinmiş, kamu makamlarının olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu ve devletin somut olayda negatif veya pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiğini olgusal olarak ileri sürmemiştir. Dolayısıyla devletin kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince sorumlu olduğuna ilişkin iddianın yaşam hakkı kapsamında incelenmesi mümkün değildir (Aziz Biter ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/4603, 19/2/2019, §§ 58, 59). Bu sebeple başvurucunun tazminat talebinin reddedilmesine yönelik şikâyetleri maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğinin olgusal olarak ileri sürülmediği dikkate alınarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Halil İbrahim Yılmaz [2. B.], B. No: 2021/31592, 1/10/2025, § 40).
16. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
17. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.] B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
18. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
19. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin, mahkemelerin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
20. Eldeki olayda başvurucu, silahlı kavgaya karışanlarla olaya müdahale eden güvenlik güçleri arasında kalarak kime ait olduğu anlaşılamayan silahtan çıkan mermi nedeniyle yaralandığını iddia etmiş ise de Mahkeme kararından da anlaşılacağı üzere başvurucunun yaralanması sırasında güvenlik güçlerinin olay yerinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Mahkeme kararında adli tahkikat dosyalarında olaya karışan bütün şahısların ifadelerinin alındığı, kimlik tespitlerinin yapıldığı ve aralarında herhangi bir kamu görevlisinin bulunmadığı belirtilmiştir. Bu bağlamda bahse konu olayın idare ile arasında sözleşmeye dayanan yahut statüsel herhangi bir bağlantısı bulunmayan üçüncü kişilerin eylemi nedeniyle meydana geldiğini ve olayla ilgili idarenin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını vurgulamıştır (bkz. §§ 6-9). Böylece Mahkemenin gerekli araştırmayı yapmak suretiyle konuyu idarenin sorumluluğu çerçevesinde değerlendirerek bir sonuca vardığını belirtmek gerekir. Mahkemenin bu değerlendirmesinin hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği görülmüştür.
21. Dolayısıyla başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, yargı mercilerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
22. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.