|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
AHMET BECERİKLİ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/107684)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 17/2/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Ömer Faruk NURSAÇAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ahmet BECERİKLİ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mehmet Akif ARGİN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, gözaltı koruma tedbirinin haksızlığının yargılama neticesinde kesinleşen beraat kararı ile ortaya çıkmasına rağmen açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
2. Genç Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçundan soruşturma başlatılmıştır. 29/10/2020 tarihli Cumhuriyet savcısı ve güvenlik büro memuru imzalı Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı'na göre Cumhuriyet savcısı, başvurucunun adresinde yakalanarak ifadesinin alınması ve tanzim edilen evrakın ikmalen Genç Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi talimatı vermiştir.
3. 2/11/2020 tarihinde başvurucunun imzasının da yer aldığı Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağı düzenlenmiştir. Söz konusu tutanakta yakalama tarihi 2/11/2020, saati 13.00 olarak; gözaltına alınma tarihi ve saati aynı gün saat 13.05 olarak belirtilmiştir. Tutanakta ayrıca yakalamanın hangi koşullarda yapıldığına ilişkin olarak "davet üzerine kendi rızasıyla" açıklaması, gözaltına alma emri veren Cumhuriyet savcısı olarak da Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı'nı düzenleyen Cumhuriyet savcısının ismi yazılmıştır. Başvurucu hakkında aynı tarihli Yakalama, Üst Arama, Yakınlarına Haber Verme Tutanağı düzenlenmiştir. Söz konusu tutanağa göre başvurucunun yakalandığı bilgisi babası A.B.ye haber verilmiştir. Ayrıca başvurucunun üzerinde yapılan aramada ise kayda değer bir şeye rastlanmadığı, tutanakta ifade edilmiştir.
4. Genç Devlet Hastanesinin düzenlediği 2/11/2020 tarihli genel adli muayene raporunda saat 13.05'te başvurucunun gözaltı giriş ve çıkışı muayenesi yapılarak patolojik bulguya rastlanmadığı kaydına yer verilmiştir. Akabinde saat 13.20'de Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı (TEM) Büro Amirliğinde başvurucunun ifadesi alınmıştır. İfade Tutanağı'nda ifadenin başlama saati 13.15 olarak belirtilmiştir.
5. Aynı gün saat 13.25'te başvurucunun imzasının da yer aldığı Sevk/Serbest Bırakma Tutanağı düzenlenmiştir. Söz konusu tutanakta gözaltına alındığı tarih 2/11/2020, saat 13.00; gözaltından çıkarıldığı tarih 2/11/2020, saat 13.25; gözaltından çıkarılma şekli "Polis merkezinden/şubeden serbest bırakılmıştır." şeklinde yer almıştır.
6. 19/11/2020 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında anılan suçtan Genç Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. 11/3/2021 tarihinde Genç Asliye Ceza Mahkemesi başvurucunun beraatine karar vermiştir. Karar 15/4/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmiştir.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
7. Başvurucu müdafii; başvurucunun 2/11/2020 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığını, yargılama sonucunda beraat ettiğini ifade ederek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. Maddesi uyarınca 15/6/2021 tarihinde Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) manevi tazminat istemli dava açmıştır.
8. 14/10/2021 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi başvurucuya 200 TL manevi tazminatın haksız gözaltı tarihi olan 2/11/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar vermiştir. Gerekçeli kararda, başvurucu hakkında gözaltı tedbirinin uygulandığı belirtilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...davacının sosyal ve ekonomik durumu, haksız gözaltında kaldığı süre, atılı suçun niteliği, lekelenmeme hakkının ihlal edilmesi, gözaltında kaldığı süreçte duymuş olabileceği acı ve ızdıraplar, ailesinin bu durumdan olumsuz etkilenmesi, kovuşturma süresi, çevre baskısı altında kalması gibi sebeplerle davacının manevi olarak zarara uğradığı kanaatine varılmış davacının gözaltına alındığı tarihteki kazancı dikkate alınarak davacı lehine 200,00-TL manevi tazminat takdir edilmiş, bu tazminata davacının talebi doğrultusunda haksız koruma tedbiri 02/11/2020 gözaltı tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine..." [karar verilmiştir.]
9. Bingöl Maliye Hazinesi tarafından karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi 9/11/2022 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek başvurucunun gözaltına alınmamış olması sebebiyle tazminat talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Her ne kadar davacının 02/11/2020 tarihinde gözaltına alındığı belirtilerek koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası açılmış ise de davacının 02/11/2020 tarihinde kolluk kuvvetinin yaptığı çağrı üzerine ifade vermeye kendiliğinden gittiği ve ifadesinin alınması sonrasında karakoldan ayrıldığı, 02/11/2020 tarihinde davacının saat 13:00'da işlemlerine başlandığı ve işlemlerin aynı gün saat 13:30'da bitirildiği, davacıya yönelik soruşturma aşamasında kolluk görevlilerinin matbu evraklar olan gözaltı evrakları doldurmasının davacının gözaltına alındığını göstermediği, davacıya adli rapor alınmış olmasının da sonucu değiştirmediği, hakkında nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından 5271 sayılı CMK'nun 91. maddesi uyarınca gözaltı kararı bulunmayan, adliye sevk edilmeyen kendi iradesi ile ifade veren ve sonrasında karakoldan ayrılan davacının gözaltına alındığından bahsedilemeyeceğinden davanın reddine..."
10. Başvurucu, nihai kararı 21/11/2022 tarihinde öğrendiğini bildirmiş olup 24/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. 2022/109423 numaralı başvurunun 2022/107684 numaralı başvuru ile birleştirilmesine Komisyonca karar verilmiştir. Komisyon ayrıca, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
13. Başvurucu, gözaltına alınmasına konu suç sebebiyle yargılama sonucunda beraat ederek kararın kesinleşmesi sonrası açtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, somut olayın şartları gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
15. Başvurucunun iddialarının özü, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davasının tazminata konu beraat kararı verilen suç yönünden gözaltı koruma tedbiri uygulanmadığı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
16. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlar sayılmış, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında ise hürriyetinden yoksun kalan kişilere tanınan güvencelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43; M.E. [2. B.], B. No: 2018/696, 9/5/2019, § 44; Şenel Çelik [1. B.], B. No: 2019/16560, 18/1/2022, § 36).
17. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler” ifadesi ile maddenin diğer tüm fıkralarında yer verilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, § 44; M.E., § 45; Şenel Çelik, § 37).
18. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi gerekir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45; M.E., § 46; Şenel Çelik, § 38).
19. Bu nedenle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında yer alan esaslara aykırı bir işleme tabi olduğu mahkemelerce ve Anayasa Mahkemesince tespit edilmeden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında tazminat hakkının ihlal edildiği sonucuna varılamaz (Şenel Çelik, § 38). Bir başka ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanabilmesi için başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığı mahkemelerce ya da Anayasa Mahkemesince tespit edilmelidir (M.E., § 46).
20. Somut olayda Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun 02/11/2020 tarihinde saat 13:00'da gözaltına alındığını, 02/11/2020 tarihinde saat 13:25'teserbest bırakıldığını belirtmesine karşın, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi, başvurucunun gözaltına alındığından bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki bu farklılığın giderilmesi bakımından başvurucunun gözaltıyla ilgili esasların belirlendiği Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir işleme tabi tutulup tutulmadığı incelenecektir.
21. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında ifade edilen “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.” şeklindeki düzenlemede yer alan hürriyet sözcüğü, özgürlük ve bağımsızlığın yanı sıra serbestlik anlamına da gelmektedir. Bu anlamda kişi hürriyetine yönelik bir müdahalenin bulunduğunun söylenebilmesi için kişinin hareket serbestîsinin maddi olarak sınırlandırılması gerekir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale için kişi, rızası olmaksızın en azından rahatsızlık verecek uzunlukta bir süre boyunca belirli bir yerde fiziki olarak tutulmalıdır (Galip Öğüt [GK], B. No: 2014/5863, 1/3/2017, § 34).
22. Başvurucunun şikâyeti ile ilgili olarak incelenmesi gereken ilk sorun, polis merkezinde belli bir süre tutulmasının Anayasa'nın 19. maddesindeki güvenceleri devreye sokan bir hürriyetten yoksun bırakma hâli olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğidir. Yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca bu hususun belirlenebilmesi için başvurucunun anılan Merkezde tutulma süresi ile tutulmanın rızaya dayanıp dayanmadığı hususlarında bir değerlendirme yapılması zorunludur.
23. Adli Kolluk Cumhuriyet Savcısı Görüşme Tutanağı'na göre Cumhuriyet savcısı başvurucunun yakalanması ve ifadesinin alınmasına yönelik talimat vermiş, bu talimat üzerine kolluk görevlilerinin yaptığı davete uyan başvurucu 2/11/2020 tarihinde polis merkezine gelmiş ve hakkında Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağı düzenlenmiştir. Söz konusu tutanağa göre başvurucu aynı gün saat 13.05'te gözaltına alınmış, akabinde düzenlenen Yakalama, Üst Arama, Yakınlarına Haber Verme Tutanağı'na göre başvurucunun yakalanarak gözaltına alındığı babasına haber verilmiştir. Devam eden süreçte saat 13.05'te başvurucunun gözaltı giriş ve çıkışı muayenesi yapılmış, saat 13.15'te TEM Büro Amirliğinde ifadesinin alınmasına başlanmış, ifade alma işlemi saat 13.20'de tamamlanarak başvurucu saat 13.25'te polis merkezinden/şubeden serbest bırakılmıştır.
24. Başvuru dosyasındaki bilgi ve belgeler, özellikle başvurucunun da imzasının yer aldığı ve gözaltında olduğunu belirten Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağı ile başvurucunun gözaltı giriş ve çıkış kontrol için hastaneye sevk edilmesi, olay günü hastaneye gitmeye ya da olumsuz herhangi bir durumla karşılaşmadan istediği bir zamanda polis merkezinden yahut hastaneden ayrılmaya özgürce karar vermiş olabileceğini göstermemektedir. Dolayısıyla başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale oluşturacak şekilde hareket serbestîsi kısıtlanmıştır.
25. Hareket serbestisi kısıtlanan başvurucunun süresi nispeten kısa da olsa tutulması, etkileri ve uygulanma şekli itibarıyla Anayasa’nın 19. maddesi anlamında hürriyetten yoksun bırakmadır. Bu sebeple Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alan 19. maddesi başvurucunun şikâyetlerine uygulanabilir niteliktedir.
26. Uygulanabilirlik meselesinin çözülmesinin ardından ihlal iddiasının kabul edilebilir olup olmadığı değerlendirilmelidir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
27. Yakalama suretiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale -temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe- Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve yakalama tedbirinin niteliğine uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (tutuklama tedbirine ilişkin olarak benzer değerlendirme için bkz. Halas Aslan [1. B.], B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
28. Türk hukuk sisteminde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında açılan tazminat davalarında hukuka aykırılık veya haksızlık karine olarak kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişiler hakkında uygulanmış olan yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirlerinin sonucu itibarıyla haksız veya hukuka aykırı olarak kabul edildiği anlaşılmıştır. Zira bu hükümle yakalama, gözaltı ve tutuklamanın daha sonra verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla hukuka aykırı hâle geldiğinin kabul edildiği, dolayısıyla 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca açılan tazminat davalarının Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında olduğu değerlendirilmiştir. Bu yönüyle (e) bendinin yakalama, gözaltı veya tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetleri bakımından beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesine özgü, (a) bendine göre özel bir hüküm olduğunun kabul edilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır (Gülseren Çıtak [GK], B. No: 2020/1554, 27/4/2023, § 36).
29. Başvurucu; tazminat davasını beraat kararına dayandırarak -dava dilekçesinde açıkça belirtilmemiş olsa bile- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca tazminat talebinde bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, manevi tazminata hükmetmekle beraber Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi başvurucunun gözaltına alınmadığı gerekçesiyle tazminat talebinin reddine karar vermiştir (bkz. § 9). Başvurucu hakkında gözaltı tedbiri uygulanan suç yönünden beraat kararı verilerek bu karar kesinleşmiştir (bkz. § 6). Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin Gülseren Çıtak kararında belirttiği üzere kanundan kaynaklanan gözaltı tedbirinin sonucu itibarıyla hukuka aykırı olarak kabul edildiği hâl, somut olayda gerçekleşmiştir. Bu durumda Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen başvurucunun maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan bu müdahale dolayısıyla uğradığı zararlar devlet tarafından ödenecektir. Ancak Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince yapılan farklı değerlendirme ile başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
30. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
31. Başvurucu; ihlalin tespiti, 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 19. maddesinin -üçüncü fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine (E.2021/1887 ve K.2022/1070) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.