|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
EYÜP ERDEM BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/109266)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 7/1/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Ali KOZAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Eyüp ERDEM
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Alperen TOSUN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, idari işlemin iptali talebiyle açılan davada kesin mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasına dayanılarak gerekçeli kararda suçluluğu ima eden ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Serbest avukat olarak görev yapan başvurucunun arabuluculuk siciline yazılma talebi Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı (Daire Başkanlığı) tarafından reddedilmiştir. Daire Başkanlığının kararında, başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan ceza soruşturması olması nedeniyle 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 20. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak şartını başvurucunun taşımadığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
3. Başvurucu; hakkında ceza soruşturması olmadığını, terör örgütüyle irtibatı veya iltisakının da bulunmadığını belirterek anılan işlemin iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara 17. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada idare savunmasında; başvurucu hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesine kayden silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığını ancak yapılan yargılama neticesinde silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan hapis cezası verildiğini belirterek idari işlemin hukuka uygun olduğunu vurgulamıştır.
4. Mahkeme 23/3/2022 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şu şekildedir:
"Olayda, davacı hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2020 tarih ve E:2020/185, K:2020/365 sayılı kararı ile 'Silahlı Terör Örgütü İçindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme' suçu nedeniyle 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, istinaf başvurusunun İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesinin 09.12.2021 tarih ve E:2021/360, K:2021/1597 sayılı kararı ile davacıya ilişkin kısmının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere itiraz kanun yolu açık olmak üzere esastan reddine karar verildiği, davacı tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmadığı ve kararın 24.12.2021 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Bu durumda, kesinleşmiş yargı kararı ile davacının örgüte bilerek ve isteyerek yardımda bulunduğu tespit edildiğinden 6325 sayılı Kanun'da arabulucular siciline kayıt şartları arasında sayılan terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak şartını taşımadığı anlaşıldığından arabulucular siciline kayıt başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
5. Başvurucu anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde terör örgütüne üye olmadığının, örgütle irtibat ve iltisakının bulunmadığının ağır ceza mahkemesi tarafından da kabul edildiğini; Mahkemenin hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) kararına atıfla olay ve olguları tartışmadan haksız bir karar verdiğini vurgulamıştır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 17/10/2022 tarihinde istinafa konu kararı usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle onamıştır.
6. Başvurucu, nihai kararı 21/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 19/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
7. Başvurucu; terör örgütü üyesi olmadığının, örgütün hiyerarşisi içinde yer almadığının ceza davasında da kabul edildiğini, örgütle ilişkili kurum ve kuruluşların 2013 yılı öncesinde avukatlığını yaptığı gerekçesiyle örgüte yardım etmek suçundan hakkında HAGB verildiğini belirtmiştir. Ancak HAGB kararının mahkûmiyet hükmü olmadığını, dolayısıyla hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaması gerektiğini, ceza yargılaması sonunda HAGB gibi mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulması durumunda masumiyet karinesi kapsamında kişiyi suçlu gösterecek işlem ve uygulamadan kaçınılması zorunluluk arz ettiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda Mahkemenin HAGB kararına konu olay ve olguları tartışmadan doğrudan ağır ceza mahkemesinin kararına dayanarak terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı saymasının masumiyet karinesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
8. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yargılama sürecinde başvurucunun tüm itirazları ve dosya kapsamındaki bilgi/belgeler hakkında bir inceleme yapıldığı ve davanın reddine karar verildiği belirtilmiştir. Bu bağlamda idari yargı mercilerinin kararlarının başvurucunun ceza hukuku anlamında suçlu olduğunu ifade veya ima eden bir anlama sahip olmadığı, başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken bu hususla birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
9. Başvurucunun iddiasının özü HAGB kararının yargı makamları tarafından değerlendirilmesine yönelik olduğu anlaşılmakla başvurunun bir bütün hâlinde masumiyet karinesi kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
11. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tâbi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır (Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 38). Güvencenin birinci yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlal edilmesi söz konusu olabilir (Galip Şahin, § 39). Masumiyet karinesinin ikinci yönü ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).
12. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır (Enez Ersöz [1. B.], B. No: 2018/19673, 31/3/2022, § 35). Hüküm, açıklanması hâlinde kanun yolu denetimine tabi olacağından mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair söz konusu kanaatinin kanun yolu mercilerinde bozulması ve buna bağlı olarak kişinin isnat edilen suçtan beraat etmesinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı, masum olduğu açıktır (Enez Ersöz, § 36).
13. Diğer taraftan idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve HAGB'ye dair karardan söz edilmesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden bahsedebilmek için yeterli değildir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran HAGB'ye karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Hüseyin Şahin [GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).
14. Eldeki olayda başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı ve sonuç olarak HAGB kararı verildiği görülmüştür. Başvurucunun arabuluculuk siciline kaydolma talebinin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle idari yargıda açtığı davada ise anılan karara dayanılarak değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.
15. Öte yandan ceza davasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucunun talebinin mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesinde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak ceza davasında yer alan verilerin terör örgütüyle irtibat ve iltisak kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gerekirken somut olayda Mahkeme tarafından ceza kovuşturması esas alınmakla yetinilmiştir (benzer değerlendirme için bkz. Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 35).
16. Bununla birlikte HAGB kararı neticesinde başvurucunun masumiyeti devam ettiğinden anılan ceza davasından sonraki süreçte idari ve yargısal makamların başvurucunun masumiyetine halel veren bir yaklaşım sergileyip sergilemediklerinin incelenmesi gerekir. Bu bağlamda yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran ceza yargılaması sonucunda verilen HAGB kararına dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Demirkol [1. B.], B. No: 2019/24253, 8/2/2024, § 19).
17. Mahkeme kararının gerekçesinde, ağır ceza mahkemesi kararına atıfla başvurucunun "...kesinleşmiş yargı kararı ile ... örgüte bilerek ve isteyerek yardımda bulunduğu tespit edildiğinden... arabulucular siciline kayıt şartları arasında sayılan terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak şartını taşımadığı" belirtilmiş ve ceza yargılamasına konu olan olay ve olguların irdelenmesi yoluyla terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı ortaya konulmamıştır. Belirtilen şekilde bir irdeleme yerine HAGB kararına atıf yapılarak sonuca ulaşılmak suretiyle kararın gerekçesinde bir yandan kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasında verilen karara dayanıldığı, bir yandan da kullanılan ifadelerde başvurucunun üzerine atılı suçu işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verildiği görülmüştür. Bu durumda verilen HAGB kararı anlamsız hâle gelmiş ve başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür. Diğer taraftan başvuruya konu ceza yargılamasında yapılan değerlendirmenin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre HAGB ile kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağına yönelik düzenlemeyle bağdaştığı da söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Kader Uzun Madenkuyu [1. B.], B. No: 2019/19294, 19/1/2023, § 38).
18. Dolayısıyla Mahkeme kararının gerekçesinde kullanılan ifadeler ve sadece ağır ceza mahkemesinin açıklanması ertelenen hükmüne dayanılması nedeniyle başvurucunun ceza yargılamasına konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu kanaatinin yansıtıldığı anlaşıldığından masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesi ile Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.
III. GİDERİM
20. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
21. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
22. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesi ile Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. İdare Mahkemesine (E.2021/1081, K.2022/512) GÖNDERİLMESİNE,
D. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu, idari işlemin iptali nedeniyle açılan davada, kesin mahkumiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasına dayanılarak gerekçeli kararda suçluluğu ima eden ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 36. ve 38.maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başvurucunun arabulucular siciline kayıt talebinin reddine ilişkin işlemin gerekçesi, başvurucunun, Arabuluculuk Kanununun 20. maddesindeki terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmama şartını taşımadığına ilişkindir. İdare Mahkemesi iptal talebinin reddine ilişkin kararında, başvurucu hakkında terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardımda bulunma suçundan kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunduğu, bu nedenle işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Bölge İdare Mahkemesi de idare mahkemesinin gerekçelerini yerinde bulduğundan davacının istinaf talebini reddetmiştir.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 20. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde arabulucular siciline kaydolmak için “Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak” koşuluna yer verilmiştir. Kuralda yer alan terör örgütü kavramı, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve özgürlükleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlarına yönelik olarak suç işlemek üzere kurulmuş örgütler olarak tanımlanmıştır. Buna göre, terör örgütü kavramı Kanunda tanımlanmış olduğundan belirsiz veya öngörülemez olduğu söylenemez. (Bkz. Anayasa Mahkemesinin 23.07.2024 tarihli, 2023/25 E. ve 2024/139 K. sayılı kararı, §49).
Kuralda yer alan iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında (§ 30,31), iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir. Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin de belirsiz olduğu söylenemez. (Aynı yönde bkz. Anayasa Mahkemesinin 23.07.2024 tarihli, 2023/25 E. ve 2024/139 K. sayılı kararı, (§ 52,53 ).
Arabuluculuk Kanunu incelendiğinde, sicile kayıtlı arabulucuların uyuşmazlıkları davaya dönüşmeden çözüme kavuşturmak için faaliyet yürüttüğü, düzenlenen tutanakların anlaşma ile sonuçlanması halinde icra edilebildiği, anlaşma sağlanamaması halinde davaya dönüştüğü, bu anlamda arabuluculuk faaliyetinin bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğu söylenebilir. Bu nedenle, arabulucular siciline kayıt için terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olmama koşulunun aranmasının meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
Kural uyarınca arabulucular siciline kayıt başvurusunda bulunanın fiillerin irtibat ve iltisak kapsamında bulunup bulunmadığının tespitinde idarenin takdir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetki sınırsız nitelikte değildir. İrtibatlı ve iltisaklı olma hususu, somut olarak ispatlanabilir olay ve olgulara dayanmalıdır. Kuralda temel ölçüt olarak öngörülen, kavuşan, bitişen, birleşen anlamına gelen iltisaklı kavramı ile iki unsur arasında ilişki sağlamayı ifade eden irtibatlı kavramları arasında derece/aşama ve yoğunluk olarak fark bulunsa da kural bağlamında söz konusu kavramların terör örgütünün düşünce ve amacının benimsenerek hareket edilmesi ya da farklı nedenlerle de olsa söz konusu örgüt ya da yapının faaliyetleriyle ilgili ve uyumlu davranışlarda bulunulması anlamına geldiği açıktır. (Anayasa Mahkemesinin 23.07.2024 tarihli, 2023/25 E. ve 2024/139 K. sayılı kararı § 64, 65; Aynı yönde bkz. (AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/6/2022, §524, 525).
Kaldı ki, somut olayda olduğu gibi herhangi Kanunda öngörülen kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların idari yargıya taşınabilmesi ve idarenin irtibat ya da iltisak kavramını somut olay bağlamında doğru bir şekilde değerlendirip değerlendirmediğinin denetlenmesi mümkündür. Bu bağlamda, başvurucu hakkında terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardımda bulunma suçundan HAGB kararı verilmiş olsa da, irtibat veya iltisaklı olarak değerlendirmesi için kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunması gerekmemektedir. Nitekim 6325 sayılı Kanunun 20. maddesinin (ç) bendinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık, gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma, yalan tanıklık ve yalan yere yemin suçlarından mahkûm olmamak hükmüne yer verilerek, sicile kaydı engelleyen suçlar ayrıca belirtilmiştir. Hal böyle olunca, başvurucunun arabulucular siciline kaydının yapılmaması ve mahkemenin iptal talebinin reddine ilişkin gerekçede irtibat ve iltisakın varlığı için, HAGB ile sonuçlanan ceza yargılamasına yer vermesi, Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerine aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesi ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.