logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Tülay Uç [2. B.], B. No: 2023/11036, 7/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

TÜLAY UÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2023/11036)

 

Karar Tarihi: 7/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Hüseyin ERAL

Başvurucu

:

Tülay UÇ

Vekili

:

Av. Şura KAPLAN TÜREN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında suç oluşturmayan bazı eylemlere dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.

2. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık), Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında 17/25 Aralık süreci sonrasında terör örgütü ile irtibat ve iltisak hâlinde olmasından dolayı gözaltına alınan ve kayyım atanan Zaman Gazetesi yazarlarına sahip çıkılması amacıyla Çanakkale'de basın açıklamaları ve yürüyüşler gerçekleştirildiği, terör örgütünün talimatları ile hareket eden sivil tolum örgütü üyelerinin bu eylemlerde ön saflarda yer aldıkları ve Mercek kod adlı gizli tanığın FETÖ/PDY'nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında verdiği beyanlar doğrultusunda aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır.

3. Başvurucu 7/12/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Kollukta müdafiinin de hazır bulundurulmasıyla şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde; FETÖ/PDY yapılanması içinde yer almadığını, kimin yönlendirdiğini bilmediği üniversite öğrencilerine gıda yardımında bulunduğunu, sohbetlere katılmadığını ve adliye önünde gerçekleştirilen eylemin amacını bilmediğini beyan etmiştir. Çanakkale 2. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunda adliye önündeki eyleme merak ettiği için katıldığını ve evlerde kalan öğrencilere erzak yardımı yaptıklarını beyan eden başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 12/12/2016 tarihinde tutuklanmıştır.

4. Soruşturma kapsamında Mercek kod adlı gizli tanık, FETÖ/PDY'nin Çanakkale kadın yapılanması hakkında açıklamalarda bulunmuştur. Gizli tanık Mercek'in anlatımları şöyledir:

"...Ev Anneleri ise kendilerine bağlanan 3 veya 5 evin ihtiyaçları[nın] karşılanmasında birinci derecede sorumludurlar, ayrıca çevrelerinde bulunan şahıslardan bu evler için para toplayarak İl Sorumlusu [G.B.nin] yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Çanakkale İlinde ev anneleri [Ş.İ.ye] karşı sorumluydular, [Ş.İ.nin] Ankara iline gitmesi sonucunda onun yerine gelen [H.K.Y.ye] karşı sorumlu faaliyet göstermektedirler... Öğrenciler arasında düzenlenen maklube, çiğ köfte partileri, sinema izletimleri ve kermeslerden taraftar kazanılmaktadır. Kermeslerin düzenlenmesi ve hayata geçirilmesi ev anneleri tarafından yapılmaktadır... Ev anneleri ablalardan bağımsız örgüt elemanları olarak il sorumlu yardımcısına bağlı faaliyet göstermektedirler. Bunlar öğrencileri cemaate kazandırmak için kermes, himmet ve benzeri faaliyetleri tertip ederek hayata geçirmektedirler."

5. Gizli tanık Mercek'in 25/10/2016 tarihli fotoğraf teşhis işlemindeki başvurucuyla ilgili beyanları ise şöyledir:

"...Bu fotoğraftaki ev annesini Tülay Uç [başvurucu] ismi ile bilirim. Kendisi örgütün ev anneliğini yapmaktadır. Bildiğim kadarıyla eşinin ismi [H.dır]. [H.] isimli eşi de örgütün eğitim kanadında yer alır. "

6. Aynı soruşturma kapsamında beyan ve teşhiste bulunan S.T., S.Y., F.A. ve B.C. ise başvurucunun FETÖ/PDY yapılanması içinde ev annesi olarak görev yaptığını, düzenlenen kermeslere katıldığını ve evinde toplantılar düzenlediğini beyan etmiştir.

7. Diğer taraftan ise başvurucunun 15/12/2014 tarihinde Zaman gazetesi yazarlarının gözaltına alınmasına yönelik adliye önünde gerçekleştirilen protesto gösterisine katıldığına dair tutanak ile başvurucuya ait sosyal medya hesabından dershanelerin kapatılmasıyla ilgili atmış olduğu mesaj görüntüsü dosyaya gönderilmiştir.

8. Aynı soruşturma kapsamında kollukta etkin pişmanlıktan yararlanma talebiyle şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan E.A.nın müdafi huzurunda vermiş olduğu ifadesinin ev anneliğiyle ilgili kısımları şöyledir:

"...Yine cemaat yapılanmasının ev annesi sistemi olduğunu ve her evden sorumlu bir evannesi olduğunu bu dönemlerde öğrendim. Fakat ben halen daha cemaat hakkında tam bir bilgi sahibi olmadığımdan kaynaklı kimin bizim evden sorumlu olduğunu bilmiyordum. Sadece bazı zamanlarda evde sohbet toplantıları olduğunda eve gelen malzemeler oluyordu. Ben bu malzemelerin daha sonradan ev anneleri tarafından gönderildiğini öğrendim."

9. Soruşturma neticesinde Başsavcılık tarafından başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 20/1/2017 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; başvurucu hakkında beyan ve teşhiste bulunan şüpheli ifadeleri ve gizli tanık Mercek'in anlatımları doğrultusunda başvurucunun terör örgütüne ait öğrencilerin barındığı ev ve yurtların ihtiyaçlarını karşılamak suretiyle ev anneliği görevi üstlendiğine ve evinde örgütsel toplantılar yaptığına değinilmiştir. Diğer taraftan Zaman gazetesi yazarları E.D. ve H.K.nın gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla Çanakkale'de Aralık 2014 tarihinde düzenlenen eylemlere iştirak ederek aktif şekilde rol aldığı, kendisine ait sosyal paylaşım sitesinden terör örgütüne ait dershanelerin kapatılması sürecini eleştiren paylaşım yaptığı ve örgütün yayın kuruluşu olan Zaman gazetesine üyeliğinin bulunduğu belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.

10. İddianamenin kabulü ile açılan dava Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 10/2/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucu hakkında ByLock kullanıcı kaydının bulunup bulunmadığının araştırılmasına ve savunmaların alınmasından sonra tanıkların dinlenmesine karar verilmiştir.

11. Yargılama on celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde başvurucunun ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığına dair rapor dosyaya gönderilmiştir. Başvurucu müdafii, sunmuş olduğu dilekçesiyle örgüt üyeliğine ilişkin yeterli delil bulunmadığını ve suçun unsurlarının da oluşmadığını belirterek başvurucunun tahliyesini talep etmiştir.Diğer sanık savunmalarının alındığı birinci ve ikinci celsede başvurucu hazır bulunmuştur. Başvurucu; üçüncü celsede yaptığı savunmasında önceki beyanlarına ek olarak Zaman gazetesi aboneliğinin eşine ait olduğunu, Bank Asya hesabını 2016 yılında kapattığını, kızının üniversiteden arkadaşlarına kuru erzak yardımı yaptığını ve ev anneliği iddiasını kabul etmediğini beyan etmiştir. Türkçe olimpiyatları ve dershanelerin kapatılması sürecinde attığı sosyal medya mesajlarının kendisine ait olduğunu ifade eden başvurucu, aleyhe beyan ve teşhislerin de doğru olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucuya gizli tanık Mercek'e ait ifadeler okunduğunda ise gizli tanığın beyanlarını kabul etmediğini bildirmiştir.

12. Yargılamanın 12/5/2017 tarihli dördüncü celsesinde sanıkların Bank Asya hesaplarının bulunup bulunmadığının varsa hesap açılış tarihi ile hesap hareketlerinin dökümünün celbi için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) yazı yazılmasına ve gizli tanık Mercek'in dinlenmesine karar verilmiştir. TMSF'den gelen yazı cevaplarına ilişkin 21/7/2017 tarihli bilirkişi raporu Mahkemeye sunulmuştur.Bilirkişi raporunda başvurucunun 2013 yılı Aralık ayından sonra aktif şekilde hesabını kullanarak örgüt lideri Fethullah Gülen'in Bank Asya'ya para yatırılmasına ilişkin talimatından sonra 30.000 TL katılım hesabı açtırdığı, Bank Asya'nın TMSF'ye devredildiği 29/5/2015 tarihinden sonraki dönemde üçüncü kişiler hesabına 18.618 TL ödeme hareketinin bulunduğu ve son işlem tarihinin 8/4/2016 olduğu belirtilmiştir.

13. Mahkeme, başvurucunun ve müdafiinin hazır bulunduğu 24/7/2017 tarihli beşinci celsede Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla hazır edilen gizli tanık Mercek'i dinlemiştir. Gizli tanık Mercek, genel olarak daha önceki beyanlarını tekrar etmiş ve başvurucu hakkında "Gösterdiğiniz şahsın kendisi ev annesidir. İsmi Tülay'dır." şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu, gizli tanık beyanlarında aleyhe olan anlatımları kabul etmediğini ifade etmiştir. Mahkeme, celseyi diğer sanıklarla ilgili ara kararların yerine getirilmesi amacıyla ertelemiştir.

14. Dokuzuncu celsede Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkındaki mütalaa sunulmuştur. Mütalaada başvurucunun örgüt içinde ev anneliği görevini yürüttüğü, örgütsel toplantı ve kermeslere katıldığı, Bank Asya hesabını aktif olarak kullandığı belirtilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Yargılamanın 8/5/2018 tarihli onuncu celsesinde hazır bulunan başvurucu ve müdafii esas hakkındaki mütalaaya karşı yapmış oldukları savunmalarında 2013 yılı öncesine ait birtakım eylemler nedeniyle ceza verilemeyeceğini, Bank Asya hesabını talimat üzerine açmadığını ve örgüt üyeliği suçunun oluşmadığını belirtmiştir.

15. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın başvurucuyla ilgili kısmı şu şekildedir:

"Sanık Tülay UÇ'un [başvurucu] FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Çanakkale Kadın Yapılanması içerisinde Ev Annesi olarak faaliyet yürüttüğü, bu kapsamda kendi evinde örgütsel toplantılar düzenlediği, kendi evindeüniversite öğrencilerini örgüte kazandırmak amacıyla iftar ve yemek programı düzenlediği, kendisine irtibatlandırılan örgütün öğrenci evlerine mutfak erzakı alarak ve örgüt tarafından maddi kaynak tedariki için düzenlenen kermeslere katılarak örgüte maddi yardımda bulunduğu, örgüte müzahir Zaman Gazetesi'nde yazı yazan [E.D.] ve [H.K.] isimli kişilerin gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla örgüt tarafından ülke çapında ve aynı anda Çanakkale ilinde düzenlenen 15/12/2014 tarihli Zaman Gazetesi protesto eylemine katılarak aktif şekilde yer aldığı, ikrarıyla da sabit olduğu üzere "tülayuç@tlay_u" kullanıcı isimli sosyal medya hesabından '#EnGüzelDershaneHatıram' hashdag'i (HD) ile '140 karaktere sığmayan hatıralarımız 140 ülkeye sığmayan ideallerimiz var bizim' şeklindeki paylaşımıyla örgüte ait dershanelerin kapatılması sürecini ülke ve dünya gündemine taşımak amacıyla örgütün propagandasını yaptığı, 21/07/2017 tarihli bilirkişi raporuna göre örgütün finans kurumlarından olan Bank Asya nezdinde bulunan hesabını 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra aktif şekilde kullanarak örgüt elebaşı Fethullah Gülen'in 25/12/2013 tarihinde verdiği Bank Asya'ya para yatırılmasına ilişkin talimatının medyaya yansıdığı 15/01/2014 tarihinden sonra 12/09/2014 tarihinde 19.000,00 TL ve 11.000,00 TL tutarlı iki adet katılım hesabı açtırmak suretiyle terör örgütü liderinin çağrısı üzerine hareket ederek örgüte maddi destek sağladığı, bu hususların; sanığın tevil yollu ikrar içeren kolluk ifadesi ve savunması, diğer sanık savunmaları [S.T.nin] 22/11/2016 tarihli teşhisi, [S.Y.nin] 23/11/2016 tarihli teşhisi, [B.C.nin] 25/11/2016 tarihli teşhisi ve09/05/2017 tarihli savunması, [Ö.B.nin] 25/11/2016 tarihli teşhisi, etkin pişmanlıktan yararlanan [S.K.nın] 25/11/2016 tarihli teşhisi, etkin pişmanlıktan yararlanan [F.A.nın] 01/12/2016 tarihli teşhisi, etkin pişmanlıktan yararlanan [E.A.nın] kolluk ifadesi, [S.S.nin] kolluk ifadesi, gizli tanık MERCEK'in beyanları, 29/11/2016 tarihli Çanakkale TEM Şube Müdürlüğü İnceleme ve Tespit Tutanağı, 07/12/2016 tarihli Arama, El Koyma ve Yakalama Tutanağı, Bank Asya hesabına ilişkin 21/07/2017 tarihli Bilirkişi Raporu, Nüfus Kaydı ve dosya kapsamında yer alan diğer belge ve kayıtlarla sabit olduğu ..."

16. Mahkeme; bu tespit ve değerlendirmelerin ardından başvurucu hakkında elde edilen delillere değinmiş ve başvurucunun 2014 yılından sonraki Bank Asya hesap hareketlerine, Zaman gazetesi için yapılan protesto eylemine katılmasına, kermes ve yardım faaliyetlerinde yer almasına, başvurucu hakkında beyanda bulunan gizli tanık Mercek'in ve aynı dosyada yargılanan sanıklar S.T., S.Y., F.A. ve B.C.nin cemaat yapılanmasının ev annesi sistemine ilişkin ifadelerine yer vermiştir.

17. Başvurucu müdafii; mahkûmiyet kararına karşı sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun Bank Asya hesap hareketlerinin mutat bankacılık faaliyetleri olduğunu, yargılama sırasında gizli tanık Mercek'in Mahkeme huzurunda çelişkili beyanlarda bulunduğunu ve örgüt üyeliği suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 2/5/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

18. Başvurucu ve müdafii, istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürülen itirazlarını yineleyerek İstinaf Dairesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz talebi Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) tarafından 30/6/2021 tarihinde reddedilerek kararın onanmasına karar verilmiştir.

19. Başvurucu, nihai kararı 3/11/2021 tarihinde öğrendikten sonra 26/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Komisyon, suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna ve anılan ilke ve hakka ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

21. Başvurucu; mahkûmiyet kararına esas alınan delillerin silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğini göstermeye yetmeyeceğini, işlendiği iddia edilen tarihte suç olarak düzenlenmeyen eylemlere dayalı olarak cezalandırılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesinin zorunlu olduğu, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

23. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

25. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104; Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 46; Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).

26. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13; Hasan Sarıcı, § 47; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 61).

27. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; Adnan Şen, § 107; Hasan Sarıcı, § 48; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (Ahmet Aslan [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; Hasan Sarıcı, § 48). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Hasan Sarıcı, § 48; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 62).

28. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

29. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).

30. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (Hasan Sarıcı, § 32; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (Ahmet Aslan, §§ 50-51; Hasan Sarıcı, § 32; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 50).

31. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğini, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (Hasan Sarıcı, § 33; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-19, 51).

32. Bu sebeple Yargıtay FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymayı ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, § 13).

33. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir (Hasan Sarıcı, § 35; ayrıca bkz. Adnan Şen, § 114; İlhami Aksu [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 11-13, 19).

34. Yargı makamlarının değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Hasan Sarıcı, § 36; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli bir şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Hasan Sarıcı, § 36; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54).

35. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).

36. Somut olayda başvurucu hakkındaki gerekçeli karar içeriği gözönüne alındığında Mahkemece temel olarak başvurucunun FETÖ/PDY Çanakkale kadın yapılanması içinde ev annesi olarak faaliyet yürütmesine, kendi evinde örgütsel toplantılar düzenlemesine, erzak toplamak ve kermeslere katılmak suretiyle örgüte maddi destek sağlamasına, 2014 yılından sonraki Bank Asya hesap hareketlerine, Zaman gazetesi için yapılan protesto eylemine katılmasına ve sosyal medya hesabından örgütün propagandasına yönelik paylaşımlar yapmasına yer verilmiştir.

37. Mahkemece, terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun Zaman gazetesi yazarlarının gözaltına alınmalarına dair protesto eylemlerine katılmasını mahkûmiyette delil olarak kullandığı anlaşılmıştır. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılması, bireysel başvuru kapsamındaki çeşitli hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki doğurabilir. Bu durum Anayasa Mahkemesinin ilgi alanındadır. Anayasa Mahkemesi Ramazan Düğer ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2018/31211, 2/10/2024, § 90) kararında bir gazetenin yöneticilerinin gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla bir araya gelen başvurucu ve diğer katılımcılar hakkında uygulanan hürriyeti bağlayıcı cezaların zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamadığından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında bkz. Metin Birdal, § 48; örgütlenme özgürlüğü bağlamında bkz. Hakan Yılmazöz [1. B.], B. No: 2017/37725, 3/6/2020, § 25; Tuncay Yıldız ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/12717, 8/1/2020, § 31; din ve vicdan özgürlüğü bağlamında bkz. Mehmet Bozhan [2. B.], B. No: 2014/2797, 23/10/2019, § 51; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile birlikte ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Uğur Ahmet Yaşar [2. B.], B. No: 2014/11842, 2/6/2020, § 33; Candar Şafak Dönmez [GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020, § 78).

38. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi somut olaya benzer başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meseleyi, başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi şeklinde kabul etmiştir. Hiç şüphesiz başvurucunun mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiilleri işlediği sırada irtibat ve iltisaklı olduğu örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini öngördüğü kabul edilecektir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 40). Buna karşılık eldeki olayda Mahkemece söz konusu delil hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

39. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgütle iltisaklı Bank Asya'ya örgüt liderinin talimatıyla ve terör örgütüne yardım etme kastıyla destek amaçlı para yatırdıklarına ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmaması durumunda, mevcut şüphe sanık lehine değerlendirilmektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2022/24737, K.2024/15026; 12/12/2024 tarihli ve E.2022/30656, K.2024/18046; 23/12/2024 tarihli ve E.2022/34231, K.2024/19255 sayılı kararları].

40. Mahkemenin başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetinde dikkate aldığı diğer bir delil de sosyal medya hesabından yapmış olduğu paylaşımlardır. Kararda, gerekçeye dayanak yapılan sosyal medya yazı ve paylaşımlarına yer verilmiş ancak bu yazı ve paylaşımların başvurucunun ne şekilde örgütün temel amaç ve fikirlerini benimsediğini gösterdiği konusunda bir değerlendirme yapılmamıştır. Anayasa Mahkemesi Metin Birdal kararında, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (Metin Birdal, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Metin Birdal, § 72). Mahkemece değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar da bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Nitekim Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203 sayılı; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları). Buna karşılık somut olayda Mahkemece sadece başvurucunun yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmiş, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

41. Mahkemenin başvurucunun eylemlerinden bir diğerini de Çanakkale FETÖ/PDY kadın yapılanması içinde ev annesi olarak faaliyet yürütmesine dayandırdığı görülmüştür. Başvurucunun ev annesi olduğu yönünde beyanda bulunan gizli tanığın ifadesinde başvurucunun eylemine ilişkin zaman yönünden bir açıklamada bulunulmadığı görülmüştür.

42. Yargıtay içtihadı uyarınca ev anneliği; yurtta barınan öğrencileri farklı bir ortam görmeleri amacıyla evine götüren, bu öğrencilere evinde yemek veren şahıslara verilen isim olarak tanımlanmıştır. İlgili kararlarda ByLock ve Bank Asya delili olmaksızın ev anneliğinin tek başına sanığın örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katıldığını ve süreklilik, yoğunluk, çeşitlilik arzeden faaliyetlerde bulunduğunu kesin olarak kanıtlamayacağına değinilmiştir (bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 23/2/2022 tarihli ve E.2021/6638, K.2022/869 sayılı kararı). Yine Yargıtay; terör örgütüne üye olma suçuna konu bir olayda ilk derece mahkemesince verilen beraat kararını, sanığın anılan terör örgütünün Tokat kadın mütevelli heyetinde yer aldığı, mütevelli istişare ve örgütün sohbet adı altındaki örgütsel toplantılarına 2016 yılı Haziran ayına kadar düzenli olarak katıldığı, örgüt içinde ev annesi olarak faaliyet yürüttüğü, sanığın ikrarına göre Tokat Adalet Sarayı önünde Aktif Eğitimciler Sendikası (Aktif-Sen) organizesinde düzenlenen protesto nitelikli basın açıklamasında bulunduğu, burs ve kurban parası adı altında örgüte yardım ettiği, örgütün yayın organlarına yeni abone teminine çalıştığına değinilerek temyiz edilmesine karşın onamıştır (bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2024 tarihli ve E.2023/5826, K.2024/448 sayılı kararı).

43. Öncelikle Mahkemece mahkûmiyet kararında dikkate alınan eylemlerin yer, zaman, bağlam ya da kişinin bu eylemlerdeki rolü gibi kriterlerin hiçbiri yönünden değerlendirilmediği, sadece söz konusu olguları sıralayarak sonuca varıldığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle Mahkemenin gerekçesi, ilgili delillere dayalı olarak olguların makul seviyede bir analizine dayandırılmamıştır. Mahkemece gizli tanık Mercek'in ve sanıklar S.T., S.Y., F.A. ve B.C.nin başvurucunun ev anneliğine ilişkin genel beyanlarından varsayıma dayalı bir kabulden hareketle örgüte sempatizan kazandırmak, örgüt evlerinde kalan öğrencilere burs temin etmek amacıyla kermesler düzenlemek, örgüt evlerinin ihtiyaçlarını gidermek şeklindeki eylemleri ile FETÖ/PDY ile örgütsel ilişki kurduğuna dair sonuca ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Mahkemece başvurucunun bir terör örgütüne üye olma bilinciyle hareket ettiği hususunu somut olayın koşullarında ortaya koyma konusunda başarılı olunamamıştır. Başka bir ifadeyle ilk derece mahkemesi, başvurucunun mahkûmiyetine esas aldığı fiillerin suç oluşturan ya da örgütsel faaliyetler bağlamında gerçekleştirilen fiiller olduğunu, bu fiilleri işlediği sırada başvurucunun söz konusu yapının bir terör örgütü niteliğinden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyamamıştır.

44. Dolayısıyla kararda başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin başvurucuyu cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngördüğü gösterilememiştir. Sonuç olarak başvurucunun mevcut gerekçeyle terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi, anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici şekilde yorumlanması neticesini doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.

46. Başvuruda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

47. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile tür belirtmeksizin 500.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

48. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

49. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/75, K.2018/185) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Başvurucu, terör örgütü üyeliği suçu ile ilgili yargısal yorumların öngörülebilir olmadığını, mahkumiyetine esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;

Yerel Mahkemenin başvurucu hakkında verdiği gerekçeli kararda, başvurucunun, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Çanakkale kadın yapılanması içerisinde ev annesi olarak faaliyet yürüttüğü, bu kapsamda kendi evinde örgütsel toplantılar düzenlediği, kendi evinde üniversite öğrencilerini örgüte kazandırmak amacıyla iftar ve yemek programı düzenlediği, kendisine irtibatlandırılan örgütün öğrenci evlerine mutfak erzakı alarak ve örgüt tarafından maddi kaynak tedariki için düzenlenen kermeslere katılarak örgüte maddi yardımda bulunduğu, örgüte müzahir Zaman Gazetesi'nde yazı yazan (E.D.) ve (H.K.) isimli kişilerin göz altına alınmasını protesto etmek amacıyla örgüt tarafından ülke çapında ve aynı anda Çanakkale ilinde düzenlenen 15/12/2014 tarihli Zaman Gazetesi protesto eylemine katılarak aktif şekilde yer aldığı, ikrarıyla da sabit olduğu üzere kullandığı sosyal medya hesabından “140 karaktere sığmayan hatıralarımız 140 ülkeye sığmayan ideallerimiz var bizim” şeklindeki paylaşımıyla örgüte ait dershanelerin kapatılması sürecini ülke ve dünya gündemine taşımak amacıyla örgütün propagandası yaptığı, 21/07/2017 tarihli bilirkişi raporuna göre örgütün finans kurumlarından olan Bank Asya nezdinde bulunan hesabını 17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra aktif şekilde kullanarak örgüt elebaşı Fethullah Gülen'in 25/12/2013 tarihinde verdiği Bank Asya'ya para yatırılmasına ilişkin talimatının medyaya yansıdığı, 15/01/2014 tarihinden sonra 12/09/2014 tarihinde 19.000,00 TL ve 11.000,00 TL tutarlı iki adet katılım hesabı açtırmak suretiyle terör örgütü liderinin çağrısı üzerine hareket ederek örgüte maddi destek sağladığı, bu hususların; sanığın tevil yollu ikrar içeren kolluk ifadesi ve savunması, diğer sanık savunmaları ve etkin pişmanlıktan yararlanan S.K.,E.A. ve S.S.’nin teşhis ve ifadeleri ile sabit olduğu belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Aydın Yavuz ve Diğerleri başvurusunda (Başvuru Numarası: 2016/22169, Karar Tarihi: 20/6/2017, R.G. Tarih ve Sayı: 30/6/2017-30110) darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olarak FETÖ/PDY örgütünün özellikleri hakkında kapsamlı açıklamalara yer vermiştir. Söz konusu kararda Millî Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 20/7/2016 tarihli toplantısında darbe girişiminin değerlendirildiği, bu değerlendirmede darbe girişiminin FETÖ tarafından TSK içindeki mensupları vasıtasıyla başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla milleti ve devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı, yetkili makamlar tarafından yapılan çok sayıda sözlü ve yazılı açıklamada genel olarak, darbe teşebbüsünün Fetullah Gülen'in talimatı ile başlatıldığı ve onun onayladığı plan doğrultusunda TSK içinde yuvalanmış FETÖ/PDY mensupları, örgüt yöneticisi konumundaki kamu görevlileri, siviller ile polis ve jandarma içine sızmış FETÖ/PDY üyeleri tarafından icra edildiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin aynı kararında (Aydın Yavuz ve Diğerleri) yetkili makamlarca ve soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilerek, özetle; “i.FETÖ/PDY’nin başlangıçta özellikle din ve eğitim alanında faaliyet göstererek toplumda meşruiyet kazanmaya çalışmıştır. ii. FETÖ/PDY, bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur…vii. FETÖ/PDY'nin yöneticileri ve üyeleri, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürütmekte ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullanmaktadır…Gizlilik anlayışı, devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulanmaktadır… viii. FETÖ/PDY'nin gerçek amacı devleti ele geçirmektir…” hususları belirtilmiştir. Buna göre örgütün, devleti ele geçirmeye yönelik kadrolaştığı, 15 Temmuz darbe girişiminde bulunduğu açık ve net bir şekilde sabittir. Yerel mahkemece, FETÖ/PDY’nin yukarıda özetle bahsettiğimiz yapısı ve amaçları göz önünde tutularak, somut olayda dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliğinin sübut bulduğunu kabul eden yerel mahkeme, somut olay bağlamında tanık ifadelerini ve delilleri değerlendirmiş, kararını gerekçelendirmiş ve hüküm kurmuştur. Yerel mahkemenin gerekçesi incelendiğinde hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.

Bu nedenlerle, somut olayda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediği kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

 

 

 

 

Üye

Ömer ÇINAR

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Tülay Uç [2. B.], B. No: 2023/11036, 7/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı TÜLAY UÇ
Başvuru No 2023/11036
Başvuru Tarihi 26/11/2021
Karar Tarihi 7/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında suç oluşturmayan bazı eylemlere dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi Suç ve cezada kanunilik İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi