|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Alperen KONAK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Gulan KILIÇOĞLU YÜZBAŞI
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Sinem COŞKUN KILIÇASLAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yeniden yargılama yapılması sonrası aynı kararın onaylanması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Başvurucu Hakkındaki Ceza Davası Süreci
3. Başvurucu, olayların geçtiği tarihte Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencisidir.
4. Başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüpheli hakkında yürütülen soruşturma kapsamında; PKK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanmasına bağlı olarak Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi (YDGM) adı altında faaliyet gösterdikleri ve silahlı terör örgütü ile organik bağlantı içinde yasal ve yasa dışı faaliyetlerde bulundukları iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmaları istemiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 9/7/2009 tarihli iddianamesi ile İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Bu davada tutuksuz yargılanan başvurucunun yargılamanın soruşturma sürecinde gözaltına alınması sonrasında serbest bırakılması üzerine 20/5/2009 tarihinde Şırnak-Habur kara hudut kapısından Irak'a gittiği anlaşılmaktadır.
5. Bireysel başvuru konusu olmayan anılan yargılama devam ederken 19/12/2009 tarihinde E.Y. (Raperin-kod adı), PKK silahlı terör örgütünden kaçarak Habur sınır kapısında güvenlik güçlerine teslim olmuştur.
6. E.Y. güvenlik görevlilerine, terör örgütünün silahlı faaliyet gösterdiği Kuzey Irak olarak tabir edilen kırsal alanda kendisi ile birlikte faaliyet yürüten örgüt mensuplarının fotoğraflarını görmesi hâlinde bu şahısları teşhis edebileceğini belirtmiştir. Güvenlik görevlilerince terör örgütüne katıldıkları değerlendirilen şahısların fotoğrafları üzerinden E.Y.nin beyanları doğrultusunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde 19/12/2009 tarihinde Fotoğraftan Teşhis Tutanağı düzenlenmiştir. Tutanağın bireysel başvuru konusu olayla ilgili kısmı şu şekildedir:
"3 NOLU FOTOĞRAF: AMARA KOD olarak tanıyorum. Bu kişiyi ben Ekim 2009 tarihinde Kuzey Irakta Ş.H. kampının yakınında olan ismini hatırlayamadığım örgüte ait kampta gördüm ve kendisi ile orada tanıştım. Diyarbakırlı olduğunu biliyorum. Bu kişinin açık kimliğini burada sizden Gülen KILIÇOĞLU [Başvurucu] Diyarbakır ili ...nüfusuna kayıtlı. ... 1987 doğumlu, olduğunu öğrendim."
7. Pasaport bilgilerinden 18/2/2010 tarihinde Şırnak-Habur kara hudut kapısından Türkiye'ye giriş yaptığı anlaşılan başvurucu 1/4/2010 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış, soruşturma kapsamında aynı tarihli arama ve elkoyma kararıyla ikametinde yasak yayınlar ile terör örgütü propagandasını içeren CD ele geçirilmiştir.
8. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün 1/4/2010 tarihli yazıları ile daha önceden 19/12/2009 tarihli teşhis tutanağı düzenlenen E.Y. ile irtibata geçilerek Fotoğraftan Teşhis Tutanağı düzenlenmesi ikamet ettiği il olan Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğünden istenmiştir. Bu defa E.Y.nin 2 No.lu fotoğrafta başvurucuyu teşhis ettiği 1/4/2010 tarihinde düzenlenen teşhis tutanağındaki beyanı şöyledir:
"...Ben PKK/KONGRA-GEL terör örgütü içerisinde faaliyette bulunduğum sırada Ekim 2009 tarihinde örgüte ait Kandil bölgesinde [Ş.H.] kampında acemi eğitimi almaktaydım. Bizim bulunduğumuz kampın yakınında olan [Ş.H.] kampında yeni katılan örgüt mensuplarının eğitimi başlayacağından bu kampa 26 kişi ile birlikte gittik, burada yeni katılan örgüt mensupları ile tanıştık. Bu tanışma sırasında AMARA (K) un üzerinde PKK terör örgütü mensuplarının giymiş olduğu kıyafetler vardı, elinde Kaleşnikoff marka silah vardı, ancak yeni başladıkları için silahlarında mermi yoktu. Yaklaşık olarak bu tarihten bir hafta sonra AMARA (K) un bulunduğu [Ş.H.] kampına bir hafta sonra tekrar gideceğimiz ve bu kampta toplantı yapılacağı komutanlarımız tarafından söylendi, bir hafta sonra kampa gittiğimizde kampa Murat Karayılan geldi ve toplantıya konuşmacı olarak katıldı. Bu toplantıda da AMARA (K) u gördüm ve kendisi ile bir süre sohbet ettim. Kendisi bu kampta askeri ve siyasi eğitim alıyordu, yine bizim acemi eğitimimiz bittikten sonra tekrar bu kampa gittik, bu kampa gittiğimde AMARA (K) ile görüştüğümüzde kendisinin öğrenci olduğunu bana söylemişti. Ben bu görüşmemizden sonra kendisini bir daha görmedim. Yine AMARA (K)'un hangi bölgeye gönderildiğini bilmiyorum. Ben 2 nolu fotoğraftaki şahsı PKK terör örgütü içerisinde faaliyet yürütürken tanıdım. Yine bana göstermiş olduğunuz 1 ve 3 nolu fotoğraflardaki şahısların kim olduğunu bilmiyorum..."
9. Başvurucu 3/4/2010 tarihinde Cumhuriyet savcısına müdafii huzurunda verdiği ifadesinde terör örgütüne ait kamplarda eğitim almadığını, evinde yapılan aramada ele geçenlerden haberinin olmadığını ve E.Y.yi tanımadığını söyleyerek üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
10. Başsavcılığın 5/4/2010 tarihli iddianamesi ile başvurucunun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca serbest bırakıldıktan sonra PKK terör örgütünün kırsal alanında faaliyet göstermek amacıyla örgüte katılmaya karar verdiği, bu amaçla legal yollardan Irak'a gittiği, terör örgütü kampında askerî ve siyasi eğitim aldığı, örgütsel faaliyetleri sırasında gizliliği temin için Amara kod adını kullandığı iddia edilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
11. Diyarbakır (kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile yetkili) (Mahkeme) yapılan yargılama esnasında soruşturma aşamasında Fotoğraftan Teşhis Tutanağı düzenlenen iddia tanığı E.Y.nin duruşma gün ve saatinde hazır edilerek beyanının alınması amacıyla Şanlıurfa Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmıştır. Kolluk tarafından duruşma gününden önce hazır edilmesi üzerine adı geçen tanık, başvurucunun haberdar olmadığı 3/5/2010 tarihli ara oturumda dinlenilmiştir. Tanık E.Y. mahkeme heyeti huzurunda tanıklık ettiği olayları hangi vesile ile öğrendiğini açıklayarak soruşturma aşamasındaki ifadelerine benzer mahiyette beyanda bulunmuştur.
12. Başsavcılığın 21/6/2010 tarihli yazısı ile ayrıca Serhat Amed kod adlı İ.A.nın başvurucu hakkında kolluk görevlilerine verdiği beyanlar üzerine düzenlenen Fotoğraftan Teşhis Tutanağı mahkemeye gönderilmiştir. 9/4/2010 tarihli tutanağın başvuru konusu olaya ilişkin kısmı şu şekildedir:
"29 NOLU FOTOĞRAF: Kod ismini hatırlamıyorum. Faaliyet gösterdiğim dönem içerisinde örgüt kamplarında bu kişiyi ben örgütten kaçmadan 3-4 ay kadar önce kandil kampında gördüm. açık kimliğini burada sizden Gülen KILIÇOĞLU [Başvurucu] Diyarbakır ili ...nüfusuna kayıtlı... 1987 doğumlu şahıs olarak öğrendim."
13. Mahkemenin 8/7/2010 tarihli oturumunda Fotoğraftan Teşhis Tutanakları ve tanık E.Y.nin ara oturumda verdiği beyanı başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, bu kişinin kendisini başkası ile karıştırdığını iddia ederek E.Y.nin beyanlarını kabul etmediğini bildirmiştir. Başvurucu, Kürt tarihini araştırmak istediği için Irak'a gittiğini savunmuş ancak daha sonra okuduğu üniversiteyi bitirmeye karar vererek 18/2/2010 tarihinde Türkiye'ye döndüğünü belirtmiştir. Başvurucu, aynı zamanda Serhat Amed kod adlı isimli İ.A.nın teşhisindeki 29 No.lu fotoğrafın kendisine ait olduğunu ancak teşhis sırasında yapılan açıklamaları kabul etmediğini beyan etmiştir.
14. Başvurucu müdafileri; savunmalarında bilimsel bir çalışma -master yapmak- için başvurucunun yasal yollardan gittiği Irak'ta yaklaşık dokuz ay kaldığını, sanığın aleyhine olan tek delilin tanık E.Y.nin beyanları olduğunu belirterek bu tanığın duruşmada sanık ile yüzleştirilmesini talep etmiştir.
15. Mahkemenin Serhat Amed kod adlı İ.A.nın duruşmada dinlenilmesine karar vermesi üzerine başvurucunun da hazır bulunduğu oturumda tanık aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur:
"Ben PKK terör örgüt tarafından bir inşaat işinde çalıştırılmak üzere götürüldüm, daha sonra beni bırakmadılar, ben bunun üzerine gitme konusunda direttim ve beni bırakmak zorunda kaldılar, bana Serhat Amed kod adını verdiler, ancak ben duruşma salonunda bulunan sanığı tanımıyorum ... Tanığa 09/04/2010 tarihinde düzenlenen fotoğraftan teşhis tutanağı gösterilerek soruldu; her ne kadar tutanakta kod ismini hatırlamadığım kişiyi 3-4 ay kadar önce kandil kampında gördüm, sizden isminin Gülen KILIÇOĞLU'nu öğrendiğim şeklinde beyanım geçmiş ise ben bu beyanımı kabul etmiyorum, ben böyle bir beyanda bulunmadım, niçin tutanağa o şekilde geçtiğini de bilemiyorum ..."
16. Bu arada tanık E.Y.nin başvurucu ve müdafilerinin hazır olduğu oturumda yeniden dinlenilmesi ve başvurucuyla yüzleştirilmesi talebi, tanığın daha önce mahkemece dinlenilmiş olması gerekçesiyle reddedilmiştir.
17. Mahkeme 15/3/2012 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Gerekçeli karardan; tanık beyanları, fotoğraf teşhis tutanakları, tanık beyanıyla örtüşen yurt dışına çıkış ve yurda giriş tarihleri ile başvurucunun ikametinde usulüne uygun olarak yapılan aramada ele geçirilen terör örgütü propagandasını içeren delillerin mahkûmiyete esas alındığı görülmektedir. Başvurucunun temyizi üzerine hüküm Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22/11/2012 tarihli kararıyla onanmıştır.
B. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Süreci
18. Başvurucu, fotoğraf üzerinden teşhis işlemi yaptırılan iddia tanığının belirlenen günden önce ve savunma tarafının yokluğundaki duruşmada (ara oturum açılmak suretiyle) dinlenilmesi sonucu tanığa soru sorma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Anayasa Mahkemesi, kararında başvurucunun tanık sorgulama hakkının (Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı [1. B.], B. No: 2014/573, 14/11/2018, §§ 38-45) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Anılan kararda başvurucuya beyanları mahkûmiyette belirleyici ölçüde esas alınan tanığı sorgulama veya sorgulatma imkânı verilmediğinden ve savunma tarafına usule ilişkin yeterli güvenceler sağlanmadığından Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
20. Anayasa Mahkemesi, ayrıca başvurucunun tanık sorgulama hakkına yönelik ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir (Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı, § 54).
21. Anayasa Mahkemesi, ihlal kararını bildirmesi üzerine Mahkeme 2/1/2019 tarihinde ek karar ile yeniden yargılama yapılmasına ve duruşma açılmasına karar vererek dosyayı Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) yeni esasına kaydetmiş ve yargılama başlamıştır. Düzenlenen tensip zaptında, diğer hususların yanı sıra tanık E.A.nın (Tanık E.Y.nin soy isminin değişmesi nedeniyle E.A. olarak anılacaktır.) Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
22. Duruşma yedi celsede tamamlanmıştır. İlk celsede başvurucu; savunmasında tanık beyanı dışında başka delil olmadığını, tanık E.A. ile yüzleştirme talep ettiğini, üzerine atılı suçu işlemediğini, hakkında beraat kararı verilmesini talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi celse sonunda hazır edilemeyen tanık E.A. için tekrar müzekkere yazılmasına karar vermiştir.
23. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu üçüncü celse tanık E.A.nın beyanı alınmıştır. E.A.; 3/5/2010 tarihli duruşma tutanağındaki beyanını hatırlamadığını, Mahkemedeki beyanında adı geçen Amara kod adlı örgüt mensubunu hatırlamadığını, kollukta hatırladığı kadarıyla bilgisayar üzerinden fotoğraflar gösterildiğini, o anki görmüş olduğu fiziki ve psikolojik baskı nedeniyle tanımadığı kişileri de tanıdığı yönünde beyan verdiğini, huzurda bulunan kişiyi daha önceden hiç görmediğini beyan etmiştir.
24. Beşinci celse iddia makamı tanık İ.A.nın dinlenilmesi talebinde bulunmuş, başvurucu ise ilk yargılamada tanık İ.A.yı sorgulama imkânı bulduğunu, kendisini tanımadığını beyan ettiğini, tekrar dinlenmesine gerek olmadığını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi tanık İ.A.nın dinlenmesi için gerekli işlemlerin yapılmasına karar vermiştir. Altıncı celse ise tanık İ.A.nın öldüğü tespit edilmiştir.
25. Son celse Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucu hakkında Mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararının 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca onaylanmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...Her ne kadar tanık [E.Y.] mahkememizde segbis üzerinden katılarak alınan beyanında sanığı görmediğini ilk defa gördüğünü beyan etmiş ise de hem bu tanığın hem de mahkememizde yargılama aşamasında hayatını kaybeden tanık [İ.A.nın] alınan ilk ayrıntılı beyanlarında sanık hakkında ayrıntılı bilgi vermiş oldukları, tanık E.Y.nin olayın üzerinden geçen zaman nedeniyle olayları tam hatırlayamamasının hayatın akışına uygun olması nedeniyle tanıkların alınan ilk beyanlarına mahkememizce itibar edildiği,
Sanığın 20/05/2009 günü Şırnak-Habur Kara Hudut Kapısı'ndan yurt dışına çıkış yaptığı, aynı sınır kapısından 18/02/2010 günü yurda giriş yaptığının belirlendiği,
Sanığın adresindeki ikametinde usulüne uygun olarak yapılan aramada çok sayıda hakkında toplatma kararı bulunan yasak yayınlar ile terör örgütü propagandasını içeren CD'nin ele geçirildiği,
...
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; sanığın PKK terör örgütünün üyesi olmak suçunu işlediği sabit görülmüştür.
...
Anılan nedenlerle Diyarbakır Kapatılan 6. ACM(CMK 250 İLE ÖZEL YETKİLİ)'nin 2010/327 esas, 2012/123 karar sayılı ilamının CMK'nın 323/1 maddesi gereğince onaylanmasına..."
26. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi kararıyla tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini ancak ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğini belirterek 3/5/2021 tarihinde anılan kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, yaptığı incelemede 16/12/2021 tarihli kararıyla başvurucunun temyiz talebinin esastan reddiyle hükmün onanmasına karar vermiştir.
27. Başvurucu, nihai hükmü 10/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 25/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
28. Komisyon, başvurucunun iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; Anayasa Mahkemesince hakkında verilen hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik ihlal kararının Ağır Ceza Mahkemesince uygulanmadığını, ihlal kararında dinlenmesine karar verilen tanık E.A.nın dinlendiğini ancak tanığın soruşturma aşamasındaki ifadesini fiziki ve psikolojik baskı nedeniyle verdiğini belirterek ifadesinden dönmesine rağmen ilk derece mahkemesinin belirleyici delil niteliğindeki tanığın mahkeme huzurundaki beyanına itibar etmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde;
i. Başvurucunun şikâyetlerinin esas itibarıyla yargılamanın sonucuna, delillerin değerlendirilmesine, hukuk kurallarının yorumuna ve uygulanmasına ilişkin olduğu, Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasına göre kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça bu takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağını birçok kararında dile getirdiği, somut olayda dosyadaki bilgi ve belgeler dikkate alınarak yapılan yargılama ve kurulan hükümde herhangi bir bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik olmadığı ifade edilmiştir.
ii. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararları sonrasında yargılamayı yapan mahkemelerce yapılması gereken işlemlere dair değerlendirmeler içeren Anayasa Mahkemesi kararlarına atıfta bulunulmuş ve somut başvuru açısından bu kararlarda yer verilen ilkelerin gözönünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.
31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını tekrarlamıştır.
32. Başvuru, adil yargılanma hakkı çerçevesindeki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
34. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa Mahkemesine bu başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir (bazı değişikliklerle bkz. Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 49).
35. Anılan yetki ve görev kapsamında Anayasa Mahkemesi, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak durumundadır. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerinde 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca "bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine" ve "bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağına" karar vermektedir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 50).
36. Anayasa Mahkemesince bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verildikten sonra bu kararın gereğinin yerine getirilmesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmesinin zorunlu bir sonucudur. İlgili Anayasa değişikliğinin gerekçesi dikkate alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılmasının amaçlarından birinin de temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları yönünden iç hukukta etkili bir başvuru yolu oluşturulması ve böylelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Türkiye aleyhine yapılan başvuruların azaltılması olduğu anlaşılmaktadır. Nihai ve bağlayıcı karar verilemeyen bir başvuru yolunun etkili olduğu söylenemez. Nitekim AİHM Hasan Uzun/Türkiye (B. No: 10755/13, 30/4/2013) kararında Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun kendisine başvuru yapılmadan önce tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu olduğu sonucuna varırken Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasına atıfla Anayasa Mahkemesi kararlarının bütün gerçek ve tüzel kişiler ile devlet organlarını bağlayıcı olmasını da dikkate almıştır (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 67).
37. Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesi, daha önce verilen ihlalin devam ettiği anlamına gelir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğine ilişkin iddiaları incelemek de bireysel başvuruları incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa hükümleri ile bağdaşmaz. Ancak Anayasa Mahkemesince yapılacak bu inceleme, olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ile ilgili sınırlı bir inceleme olacaktır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 52).
38. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (Şahin Alpay (2), § 56).
39. Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin veya yargısal makamların ya da yasama organının yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere gönderir (Şahin Alpay (2), § 57).
40. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, kural olarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilere takdir yetkisi bırakır (Savaş Çetinkaya [2. B.], B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 67) . İlgili merci, ihlal kararının niteliğini dikkate alarak bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekenleri yapar. Bazı durumlarda ise Anayasa Mahkemesi somut olayın özelliklerini dikkate alarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağına dair ilkeleri belirleyebilir (Bizim Fm Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/11028, 18/10/2017, §§ 71, 72).
41. Diğer taraftan bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanması zorunludur. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Abdullah Altun [1. B.], B. No: 2014/2894, 17/7/2018, § 49) . Diğer bir ifadeyle ihlalin sonuçlarının şeklen değil gerçek anlamda ortadan kaldırılması gerekir.
42. Anayasa Mahkemesi, ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukumuzdaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar üzerine ilgili mahkemenin yasal yükümlülüğü, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 57).
43. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapılmasının yasal dayanağı 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesidir. Yeniden yargılama kurumu, birçok özelliği itibarıyla da yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıdır. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesine ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311 vd. maddeleri yalnızca bu kurumla çelişmediği ve mahiyetine uygun olduğu durumlarda uygulanabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Sertaç Kılıçarslan (2) [1. B.], B. No: 2021/1145, 25/3/2025, § 34). Dolayısıyla Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 53-60, 66).Diğer bir ifadeyle yeniden yargılama kurumunun kendine has bu özelliği gereği yeniden yargılama yapılıp deliller takdir edildikten sonra önceki hükmün onaylanmasına şeklinde bir karar verilmesi değil yeni bir hüküm kurulması gerekmektedir.
44. Ayrıca Anayasa Mahkemesince yeniden yargılama yapılmasına hükmedilen hâllerde derece mahkemesinin yeniden yargılamaya karar vermesi için lehine ihlal kararı verilenin ya da ilgili başka kişi veya kişilerin talepte bulunması gerekmemektedir. Yargılamayı yapan mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararı kendisine ulaşır ulaşmaz -ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak- taraflarca başvuru yapılmasını beklemeksizin yeniden yargılama yapmak yükümlülüğündedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının gereği olarak yeniden yargılama yapılacak hâllerde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak bir kabule değerlik incelemesi aşaması da bulunmamaktadır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 58).
45. Bu bağlamda yargılamayı yapan mahkemenin öncelikle yapması gereken şey, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı gereğince yeniden yargılamaya başladığına dair karar almaktır. Mahkeme, sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür. Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir ihmal, işlem veya başka bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu hususun ihlale yol açmayacak şekilde giderilmesi/düzeltilmesi gerekmektedir. Ancak bu yükümlülük, derece mahkemelerinin bazı ihlal kararlarının gereklerini duruşma yapmaksızın -dosya üzerinden- önceki kararının aksi yönünde karar vererek veya kararında ihlal nedenini gideren birtakım değişiklikler yaparak yerine getiremeyeceği şeklinde anlaşılamaz. Anayasa Mahkemesinin kararında tespit edilen ihlallerin işin durumuna göre duruşma yapmaksızın giderilebileceği anlaşılırsa bu yöntemle de ihlalin sonuçları giderilebilir. Hangi yöntemle ihlalin sonuçlarının giderileceği belirlenirken ihlalin niteliği nazara alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), § 59).
46. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrası Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yargılama yapılmasına karar verilerek duruşma açılmış ve yargılamaya başlanmıştır (bkz. § 21). İhlal kararı çerçevesinde tanık E.A.nın dinlenmesi için yazışmalar yapılmış ve başvurucu ile müdafiinin hazır olduğu üçüncü celse tanık E.A. dinlenilmiş, başvurucu ve müdafiine tanığa soru sorma hakkı tanınmıştır (bkz. § 23). Ayrıca tanık İ.A.nın da dinlenilmesi için müzekkere yazılmış ancak tanığın ölmesi nedeniyle dinlenememiştir. Başvurucu, tanık İ.A.yı ilk yargılamada sorgulama imkânı bulduğu için dinlenmesine gerek olmadığı şeklinde beyanda bulunmuştur (bkz. § 24). Ağır Ceza Mahkemesi ise yargılama sonucunda ilk kararın onaylanmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararının gerekçesinde ise yeniden yargılama sonrası tanık E.A.nın beyanına neden itibar etmediğini ve mahkûmiyet kararına konu diğer delillerin neler olduğunu gerekçelendirmiştir (bkz. § 25).
47. Anayasa Mahkemesinin önceki kararında başvurucunun ve onun aleyhinde beyanda bulunan tanık E.A.nın verdiği ifadelerinin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt olarak kullanıldığı tespitine yer verilmiştir (Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı, § 43). Bu kapsamda yeniden yargılama yapılarak duruşma açıldığı, başvurucuya sorgulayamadığı tanık E.A.ya soru sorma hakkının verildiği, diğer delillerden bilgi sahibi olma ve bu delillere karşı iddia ve itirazlarını dile getirme fırsatının verildiği, Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararında da hangi delile neden itibar ettiğini açıkladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesinin yeniden yargılama sonrası verdiği karara karşı başvurucunun dile getirdiği itirazlar, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerdir. Buna göre Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkındaki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının Ağır Ceza Mahkemesince ortadan kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, kesinleşen ilk hükme yönelik yapılan başvuru sonrasında verilen ihlal kararı doğrultusunda Mahkeme yeniden yaptığı yargılama sonucunda 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca yeni bir hüküm kurmak yerine önceki hükmün onaylandığını belirtmiş ise de (bkz. § 25) anılan kararın gerekçesi incelendiğinde yeni bir karar niteliğinde olduğu değerlendirildiğinden, bu durum sonuca etkili görülmemiştir.
48. Sonuç olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
49. Başvurucunun;
i. Yargılamanın başından itibaren suçlu kabul edilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
ii. Yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaların kararda karşılanmış olması dikkate alınarak Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iii. Yurt dışına (Irak'a) yaptığı çalışma ziyaretine dair araştırma yapılmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu saptanmadığı dikkate alınarak Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iv. Yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle,
v. Kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamının suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletilmemesi, yapılan yorumun suça ilişkin kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekçeleriyle Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, §§ 46-50) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.