logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Adem Tufan [2. B.], B. No: 2022/22365, 23/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ADEM TUFAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/22365)

 

Karar Tarihi: 23/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Tolga BAŞBOZKURT

Başvurucu

:

Adem TUFAN

Vekili

:

Av. Erkan ŞENSES

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden sarf edilen sözler nedeniyle adli para cezasına hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir:

5. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği başvuruya konu olayların gerçekleştiği tarihte bir lisenin müdürü olup Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının ilçe teşkilatının temsilciliğini yürütmektedir.

6. Başvurucu, kamuoyunda "Hendek Olayları" olarak bilinen ve aylarca devam eden terör saldırılarının yaşandığı dönem içerisinde kendi kullanımında olduğu sosyal medya hesabından bazı paylaşımlar yapmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 24-28, 67, 346-348). Paylaşımlar şu şekildedir:

- 6/9/2015 tarihinde Türk bayrağını sırtına alarak operasyona giden sırtı dönük bir kolluk görevlisine ait bir foto paylaşarak "bayrağı sırtına alıp operasyon yapacak sivil insanların kapısını kıracak, eşi ve çocuklarının yanında küfür edip dövecek arama yapıyorum evlerini başlarına yıkacaksın... ondan sonra da bayrağı sevin diyeceksin, Ciğeri beş para etmez KÖPEK! taşıdığın bayrağa kurban ol." şeklinde yorum yapmıştır.

- 5/10/2015 tarihinde H.L.B. isimli öldürülen PKK silahlı terör örgütü mensubunun fotoğrafını paylaşarak "Sürüklenen senin bedenin değil senin panzerin ardından sürükleyen o köpeklerin ve köpek sahiplerinin şerefidir. Böyle hatırlanacaksın... Devrimci gülüşünle..." şeklinde yorum yapmıştır.

- 15/11/2015 tarihinde anlaşılamayan bir görüntüyle birlikte "Nusaybin'de hamile bir kadın Polisler tarafından vahşice katledildi. Kapısının önünde... Alçakça ve namertçe vurdular... Yardımına koşan iki çocuğuna da ateş açıldı. Hastanedeler şimdi... Ey alçaklığın en dip noktasındaki caniler! Allah zulmünüzü yanınıza bırakmaz." şeklinde yorum yapmıştır.

7. Başvurucunun yaptığı bu paylaşımların kolluk görevlileri tarafından tespit edilmesi üzerine Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından resen adli soruşturma başlatılmıştır. Bakanlıktan istenen soruşturma iznine olumlu yanıt verilmesi üzerine Başsavcılık tarafından başvurucunun 16/5/2016 tarihinde savunmasına başvurulmuştur. Başvurucu savunmasında, söz konusu paylaşımları kendisinin yaptığını, kimseye hakaret etme kastının bulunmadığını ve paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtmiştir.

8. Başsavcılık, yapılan paylaşımlarda asker ve emniyet güçlerinin alenen aşağılandığı gerekçesiyle başvurucu hakkında Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan iddianame tanzim etmiştir.

9. Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından yapılan yargılamada 27/10/2016 tarihli üçüncü celsede başvurucunun savunmasına başvurulmuştur. Başvurucu savunmasında paylaşımların eleştirel mahiyette olduğunu, paylaşımlarda ismi geçen şahsın terör örgütü üyesi olduğunu bilmediğini, yaşanan olaylara yönelik insani olarak tepki verdiğini beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca sosyal medya hesabından kullandığı sözlerin cımbızlanarak alındığını beyan etmiştir.

10. Mahkeme yapılan yargılama sonucunda 9/3/2017 tarihinde başvurucuyu müsnet suçtan 3.000 TL adli para cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde şu hususları belirtmiştir:

"Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında, sosyal paylaşım sitesi üzerinden yaptığı paylaşımları ile müştekiye yönelik hakaret suçunu işlediği iddiası ile cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, sanığın 'Adem TUFAN' isimli hesabı üzerinden 'polisler tarafından vahşice katledildiği, alçakça ve namertçe vurdular, ey alçaklığın en dip noktasındaki caniler', [H.L.B.] isimli örgüt mensubunun fotoğrafını paylaşarak 'sürüklenen senin bedenin değil seni panzerin ardından sürükleyen o köpeklerin ve köpek sahiplerinin şerefidir', 'bayrağı sırtına alıp operasyon yapacak sivil insanların kapısını kıracak, eşi ve çocuklarının yanında küfür edip dövecek arama yapıyorum evlerini başlarına yıkacaksın, ondan sonra da bayrağı sevin diyeceksin, ciğeri beş para etmez köpek taşıdığın bayrağa kurban ol' şeklinde paylaşımda bulunduğunun anlaşıldığı, her ne kadar sanık savunmasında, suçlamayı kabul etmemişse de; sanığın 'polisler tarafından vahşice katledildiği, alçakça ve namertçe vurdular, ey alçaklığın en dip noktasındaki caniler', [H.L.B.] isimli örgüt mensubunun fotoğrafını paylaşarak 'sürüklenen senin bedenin değil seni panzerin ardından sürükleyen o köpeklerin ve köpek sahiplerinin şerefidir, bayrağı sırtına alıp operasyon yapacak sivil insanların kapısını kıracak, eşi ve çocuklarının yanında küfür edip dövecek arama yapıyorum evlerini başlarına yıkacaksın, ondan sonra da bayrağı sevin diyeceksin, ciğeri beş para etmez köpek taşıdığın bayrağa kurban ol' şeklindeki ifadeleri ile TCK'nın 301/1. maddesinde düzenlenmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağıladığı kanaatine varıldığı ve dosya kapsamındaki tüm delillerden anlaşılmakla sanığın savunmalarına itibar edilmeyerek kendisine isnat edilen suçu işlediği sonucuna varılarak cezalandırılması yoluna gidilmiştir..."

11. Başvurucu, Mahkeme kararından sonra istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 16/5/2017 tarihinde başvurucunun istinaf taleplerinin esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.

12. Başvurucu, kanun yollarına ilişkin yapılan yasal değişiklik kapsamında Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuşsa da 20/12/2021 tarihinde Yargıtay 3. Ceza Dairesince başvurucunun temyiz talebinin esastan reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiş ve karar böylece kesinleşmiştir.

13. Başvurucu, nihai kararı 17/1/2022 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

14. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama" başlıklı 301. maddesi şöyledir:

"(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

 (3) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

 (4) Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır."

2. Yargıtay Kararları

15. Yargıtayın 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesi ve eski kanunda bu suça karşılık gelen 1/3/1926 tarihli ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 159. maddesi doğrultusunda değerlendirme yaptığı birçok kararı bulunmaktadır. Bu kararlar kapsamında Yargıtaya göre söz konusu suçla devletin varlığını oluşturan ve maddede sayılan kurumların korunması amaçlanmakta, dolayısıyla söz konusu suçun maddi ögesi, maddede belirtilen kavramların varsayılan tüzel kişiliklerine yönelik, onları aşağılayan ve küçük düşüren hareketler olarak kabul edilmektedir. Yargıtay söz konusu hareketlere ilişkin yaptığı değerlendirmelerde ise ifade özgürlüğü doğrultusunda ortaya konulan kriterleri özellikle de sarf edilen sözlerin eleştiri kapsamında olup olmadığı bağlamında ele almaktadır.

16. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 5/5/1998 tarihli ve E.1998/70, K.1998/156 sayılı kararında kamuoyunda "Susurluk Olayı" olarak bilinen vakıaya yönelik bir dernek başkanı tarafından yapılan basın açıklamasının eleştiri kapsamında kaldığına, dolayısıyla anılan suçun oluşmadığına hükmetmiştir. Bu doğrultuda söz konusu kararın ilgili kısımları şu şekildedir:

"Sanığın İnsan Hakları Derneği .......... Şube Başkanı olduğu, olay tarihinde Ankara'da Yüksel Caddesi'ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde düzenlenen açık yer toplantısında, katılanlara hitaben 'Basın Açıklaması' başlığını taşıyan bir bildiriyi okuyup dağıttığı, bu bildiride;

'Devletin mafyalaştığı, mafyanın devletleştiği bir ülkede insan haklarını savunuyoruz... kaba kuvveti ve yetkiyi elinde tutanlar kendi koydukları kanunlarla ülkeyi yönetmektedirler... Bir yandan çığ gibi büyüyen ve yaygınlaşan hak ihlalleri, diğer taraftan kirli ve gizli işler çeviren emniyet müdürleri, milletvekilleri, devlet yöneticileri ve Türkiye bir Latin Amerika ülkesi oldu... Toplumun güvenliğinden sorumlu güvenlik güçleri bizzat toplumun güvenliğini tehdit etmektedir.... İddia ediyoruz ki; 'Faili meçhullerin faili devlettir' ve pek çok siyasi cinayetin gerisinde kontrgerilla örgütü vardır. Bu gizli devlet terör örgütü dağıtılmadan demokratikleşme ve insan hakları bakımından ileri adım atılamayacağı açıktır.... ülkeyi yönetenler milletin değil servetin vekilliğini yapıyorlar ve bizleri kirlenmiş bir toplumda yaşamaya mahkûm ettiler... Çocuklarına temiz ve onurlu bir toplum bırakmak isteyen emekçi kitlelere sesleniyoruz; bu ülkeye adaleti, demokrasiyi ve insan haklarını hakim kılacak olan sizlersiniz!' gibi açıklamalara yer verildiği anlaşılmaktadır.

Sanık aşamalardaki savunmalarında, kamuoyunda 'Susurluk olayı' olarak adlandırılan olaydan sonra ülkedeki gelişmeleri dile getirip, basın açıklamasını hazırladığını, açıklamada yer alan hususların kişisel düşünceleri olduğunu, bir vatandaş olarak eleştiri hakkını kullandığını, Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret etme kastının olmadığını belirtmiştir.

Suça konu basın açıklaması bir bütün olarak ele alınıp incelendiğinde; Devletin yönetim kademesinde bulunan bir kısım kişilerin kirli ve gizli işlerle uğraştıkları, hak ihlallerinde bulundukları, bu nedenle toplumda meydana gelen kirlenmenin can güvenliğini tehdit ettiği ve bu duruma karşı demokratik yollardan mücadele edilmesi gerektiği düşüncesinin işlendiği görülmektedir. Söz konusu basın açıklamasının yapıldığı dönemde, 'Susurluk olayı' olarak adlandırılan ve içinde bazı kamu görevlilerinin de karıştığı ısrarla ileri sürülen olay nedeniyle gerek yazılı gerekse görsel basında yer alan haberler ve oluşan kamuoyu nazara alındığında sanık tarafından bu olay nedeniyle ortaya çıkan gelişmelerin ağır bir şekilde eleştirildiği açıklıkla anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi sanık, sözkonusu basın açıklaması ile Devletin varlığını oluşturan kurumların içinde bulunan bazı kişilerin durumlarını vurgulamakta, Cumhuriyeti tahkir ve tezyif kastını taşımamaktadır. Bu itibarla Özel Dairenin çoğunluk görüşü yerinde olduğundan, Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir."

17. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/12/2021 tarihli ve E.2021/5038, K.2021/11629 sayılı kararında da dağıtılan bir bildiride geçen ifadelerin eleştiri kapsamında kalacağına karar verilmiştir. Söz konusu kararın ilgili kısımları şu şekildedir:

"Çukurova Üniversitesinde öğrenci olan sanığın, suç tarihinde Çukurova Üniversitesi Balcalı Kampüsü içerisinde 20 Temmuz 2015'te Kobane olayları ile ilgili olarak F1 Platformu ile SGDF mensuplarınca yapılan toplantıda IŞİD silahlı terör örgütü tarafından üstlenilen canlı bomba saldırısında ölen 33 kişinin anılması bahanesiyle 'Suruç Şehitlerini Anma Etkinliği' başlıklı '20 Temmuz 2015'te Kobane'nin yeniden inşası için bir araya gelen SGDF'li 33 yoldaşımız katledildi. Suruç katliamı bir savaş ilanıydı. T.C. Devletinin halklar üzerinde yürüttüğü savaş ve inkar politikası. AKP-İŞİD destekli yürütülen Suruç Katliamının habercisi oldu. Hâlâ daha yürütülmek istenilen bu savaş, katliamlara, bir fiil ırkçı saldırılara neden olmaktadır. Varlığını bu yolla sürdürmek isteyen T.C. Devletine karşı bizlerde birleşik mücadeleyi esas almalıyız...' ifadelerini içeren bildiriyi dağıtmaktan ibaret eyleminin, demokratik toplumda beklenen hoşgörü sınırlarını aşan ve doğrudan Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama niteliğinde olmayıp ifade ve düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında ağır eleştiri kapsamında kaldığı anlaşılmakla hukuka aykırılık unsuru itibariyle oluşmayan müsnet suçtan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,"

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10. maddesi şöyledir:

"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar...

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre -10. maddenin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere- ifade özgürlüğü; sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu; yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/ Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).

20. AİHM Altuğ Taner Akçam/Türkiye (B. No: 27520/07, 25/10/2011) kararında, başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilen 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesinin kanunilik şartlarını taşıyıp taşımadığı üzerinde inceleme yapmıştır. Bu doğrultuda, AİHM ilk olarak kişilerin gerçekleştirdiği eylemlerinin neden olabileceği sonuçlar açısından ilgili hukukun makul olan ölçüde öngörebilmesini sağlamak için yeterli kesinlikle şekillendirilmesi gerektiğini vurgulamış ve her yasanın az ya da çok değişen şartlara ayak uydurabilme yeteneği açısından bir belirsizlik içermesinin olağan olduğunu hatırlatmıştır. Mahkeme bu kriterler doğrultusunda, 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesinin -eski 765 sayılı Kanun'un 159. maddesi- belirliliği sağlayamadığı gerekçesiyle zaman içinde birçok değişikliğe uğradığını not ederek 2008 yılında gerçekleştirilen değişiklikler sonrası başvurucunun söz konusu kanunun belirli ve öngörülebilir olmadığı şikâyeti üzerine inceleme yaptığını belirtmiştir. Bu doğrultuda yapılan değişiklikleri ayrı ayrı ele alan AİHM, “Türklük” kavramının “Türk ulusu” şeklinde değiştirilmesine rağmen Yargıtay tarafından söz konusu kavramların aynı şekilde yorumlanacağını, bu nedenle kavramlardaki değişikliklerin temel bir farklılık oluşturmayacağını, ayrıca söz konusu kanun hükmünün yargı mercilerince geniş yorumlandığına da dikkat çekerek incitici, kırıcı veya rahatsız edici olarak değerlendirilen her türlü görüş veya fikrinceza soruşturmasına evrilebileceğini belirtmiştir. AİHM kararında son olarak, söz konusu suçun Adalet Bakanı'nın iznine tabi olması şartının da anılan hükmün belirsizliğini gidermediğini belirtmiş, zira izin şartının değişen siyasete göre şekilleneceğini vurgulamıştır. Bu gerekçelerle AİHM, müdahaleye konu hükmün kanunilik şartlarını taşımadığı gerekçesiyle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

21. AİHM 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesi -eski 765 sayılı Kanun'un 159. maddesi- kapsamındaki soruşturmalara dayanan bir müdahalenin, söz konusu soruşturmalar veya ceza davalarının yanlış olaylara dayanan, onur kırıcı söz ya da hakaretler içermeyen ve şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanmaya çağrı veyahut nefret söylemi teşkil etmeyen bir söylem ya da yazı nedeniyle açıldığında, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna ulaşmaktadır. AİHM ayrıcaadli makamların, bu ceza soruşturmalarıyla başvurucuların, kamu menfaatinden ileri gelen konularda düşüncelerini ifade etme istekleri üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olduklarını değerlendirmiştir (Dink/Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09, 7124/09, 14/9/2010, §§ 134, 135; Dilipak/Türkiye, B. No. 29680/05, 15/9/2015, §§ 68‑71; Çamyar/Türkiye, B. No. 42900/06, 5/9/2017, §§ 29-31).

22. AİHM, Dilipak/Türkiye kararında başvurucu tarafından kaleme alınan bir köşe yazısında silahlı kuvvetler mensubu bazı generalleri ülkenin genel siyasetiyle alakalı konulara karıştığı ve siyasi bir atmosfer yaratma amacıyla bazı sosyal çevrelerle bağlantılar kurdukları şeklindeki ifadelerinden dolayı başvurucunun devletin askerî teşkilatını aşağılama suçu nedeniyle hakkında ceza davası yürütülmesinin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini incelemiştir. AİHM, başvurucunun demokratik bir toplumda kamu yararından kaynaklanan bir sorunla ilgili fikir ve düşüncelerini açıkladığını, silahlı kuvvetler mensuplarının da genel siyasetle ilgili konularda kamusal beyanda bulunmaları hâlinde, bu tartışmalara katılan tüm siyasiler ve her birey gibi, aksi görüş ve düşünce içerebilecek yorumlarla karşı karşıya kalabileceklerini belirtmiştir. AİHM ayrıca başvurucu tarafından kullanılan ifadelerin silahlı kuvvetler mensuplarına yönelik haksız saldırı teşkil etmediğini, şiddete veya nefrete teşvik etmediğini veya aşağılayıcı sözler içermediğini belirtmiştir. AİHM son olarak, başvurucu hakkında soruşturma açılıp ceza davası yürütülmesini, rahatsız ya da şok edici olarak değerlendirilen düşünce ya da görüşlerin, ceza yoluyla önlemeye yönelik yetkili makamların bir tepkisi olarak nitelemiş ve başvurucu üzerinde caydırıcı etkiye neden olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

23. AİHM Fatih Taş/Türkiye (B. No. 6810/09, 4/9/2018) kararında, başvurucunun sahibi olduğu yayınevinden çıkan bir kitapta Türkiye'nin terörle mücadele ile ilgili koşullarının anlatıldığı olaylara ilişkin olarak yargı mercileri tarafından 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesi kapsamında yürütülen ceza davası sonucunda başvurucunun adli para cezasına mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM özellikle mahkûmiyete konu olan "Devlet-mafya-çete ilişkisinin; ulusal diriliş ve kurtuluş mücadelesi karşısında eski cennetleri yitirmenin telaş ve öfkesi ile Kürt halkının üstüne vahşet kusan; (...) kanlı faşist diktatörlüklerde yapıldığı gibi küçük çaplı katliamlar; Kürt halkı ayağa kalmış tarihi haksızlıkların ve katliamların hesabını sormada" şeklindeki ifadelerin devlet otoritelerine yönelik sert ve ölçüsüz eleştiriler olduğu kanaatine ulaşmıştır. AİHM ayrıca söz konusu ifadelerin haksız saldırı ya da hakaret niteliği taşımadığını; şiddet ve nefrete teşvik etmediğini ve bunun ulusal mahkemeler tarafından dikkate alınması gereken temel unsurlar olduğunu belirtmiştir. AİHM son olarak başvurucunun hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin kendi düşüncelerini ifade etme özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkiye neden olacağını belirtmiştir.

24. AİHM Özlü/Türkiye (B. No: 45204/20, 8/10/2024) kararında da başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yapmış olduğu "(...)S.nin verdiği rüşvetler yüzünden polisi, yargıyı tasfiye edip Anayasayı rafa kaldırdınız (...); Bu adamın Bakanlarınıza dağıttığı rüşvetler yüzünden Anayasayı askıya alıp; Emniyeti ve Yargıyı sıfırladınız; yerli ve milli polis teşkilatı kuruluyormuş. Yani cezaevlerine tıktıkları polisler Burkina-Fasodandı! İhraç ettikleri Güneydeki ülkeden gelmişlerdi! Emekli ettikleri sanırım Avustralya-Yeni Zelanda karışımı olabilir. Çünkü bazılarını aborjinlere benzettim! Emekli edemeyip her gün ayrı bir mobing şekli uyguladıkları da muhtemelen içimizdeki İrlandalılardır! Bu durumda 'yerli ve millinin' tanımını bulalım. Seçmiş oldukları; acem oğlanlarının önüne yatan, [Kuranın] ayetleriyle bakara makara diye dalga geçen, evlerinde beş tane para sayma makinası, çelik kasalar bulunduran ve paraları ayakkabı kutularında saklayanlar öz be öz 'yerli ve milli' oluyor! Üstüne örtmeye çalıştıkları çocuklara tecavüz olaylarını gerçekleştirenler de has milli! İhale alan ve milleti [soyan] işadamları da has yerli." vb. şeklindeki paylaşımların güncel siyasi ve yargısal haberler ve tartışmalara ilişkin fikir ve görüşleri olduğunu tespit etmiştir. AİHM ayrıca başvurucunun kullanmış olduğu bazı ifadelerin ciddiyetine rağmen söz konusu paylaşımların devlet organları ve yetkililere yönelik keskin ve abartılı bir eleştiri olarak değerlendirilebileceği ancak gereksiz yere saldırgan veya aşağılayıcı nitelikten yoksun olmadığını veya şiddete veya nefrete teşvik etmediğini belirterek başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Anayasa Mahkemesinin 23/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımları o tarihlerde yaşanan ağır hak ihlallerine -kamuoyu tarafından hendek olayları olarak bilinen olaylara- yönelik sendikacı kimliği ile sorumlu bir vatandaş olarak tepki göstermek istediğini ve herhangi bir kurumu aşağılama kastıyla hareket etmediğini, bu nedenle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca hakkında tatbik edilen 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesinin AİHM içtihatları kapsamında kanunilik unsurunu taşımadığını da iddia etmiştir.

27. Bakanlık görüşünde öncelikle başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerekliliğine dikkat çekildiği, kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığının değerlendirilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesince daha önce verilen kararlarda da belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetinin esası bakımından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında, kamu görevlileri sendikalarının faaliyet alanlarına ilişkin oldukça geniş açıklamalarda bulunmuştur (Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 50, 62; Ayfer Altuntaş ve İkbal Ünzile Gürsoy [1. B.], B. No: 2018/24874, 31/3/2022, §§ 26, 36). Anayasa'da da sendikaların, üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için kurulacağı belirtilmiş olup sendikaların sosyal ve ekonomik faaliyetlerinin de doğrudan sendikaların amaçları doğrultusunda çekirdek faaliyet alanında yer aldığı konusunda şüphe bulunmamaktadır (Ahmet Parmaksız, § 60). Somut olayda başvurucu o tarihte yaşanan olaylarla ilgili tepkisini sendikacı kimliği ve sorumlu bir vatandaş olarak göstermek amacıyla paylaşımlarda bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu her ne kadar söz konusu paylaşımları sendikacı kimliğini kullanarak gerçekleştirdiğini iddia etmişse de anılan paylaşımların sendikaların çekirdek faaliyet alanı ile ilgili olmadığı ve bu yönde bir talep içermediği anlaşıldığından eldeki olaya konu müdahalenin ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

29. Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının,... veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir..."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

31. Sosyal medya hesabında yapmış olduğu paylaşımlar nedeniyle cezalandırılan başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

32. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

33. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

34. Başvurucu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım nedeniyle hakkında yapılan yargılama sonucunda 5237 sayılı Kanun'un 301. maddesi uyarınca mahkûm edilmiştir. Bu doğrultuda ifade özgürlüğüne gerçekleştirilen müdahalenin dayanağı olan söz konusu kanun hükmünün kanunilik ölçütünü karşılayıp karşılamadığı incelenecektir.

35. Yukarıda da belirtildiği üzere, AİHM Altuğ Taner Akçam/Türkiye kararında söz konusu kanun hükmünün öngörülebilirlik şartlarını sağlamadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Bununla birlikte AİHM, özellikle 2008 yılında söz konusu hükmün belirliliğini artırmaya yönelik yapılan kanuni değişikliklere dikkat çekmiş ancak anılan değişikliğin hükmün uygulayıcısı konumunda olan Yargıtayın içtihadında bir değişikliğe neden olmayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur (bkz. § 20). Başka bir deyişle, AİHM ulaştığı sonuçla söz konusu hükmün lafzından öte hükmün yorumuyla ilgili bir öngörülebilirlik sorunu olduğunu tespit etmiştir. Kaldı ki AİHM sonraki tarihlerde benzer niteliğe sahip başvurularda yapmış olduğu değerlendirmelerde de söz konusu hüküm yönünden kanunilik incelemesi yapma gereği duymamış, başvuruya konu müdahalelerin demokratik toplumda gerekli olup olmadığını inceleyerek bir sonuca ulaşmayı tercih etmiştir (bkz. §§ 21-24).

36. Bu durumda mevcut başvurunun koşullarında ilgili normun kanunla sınırlama ölçütünü karşılayıp karşılamadığına ilişkin nihai bir değerlendirme yapmaya değil müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesine ihtiyaç olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanunilik ölçütü bakımından kesin bir sonuca varmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

37. Başvurucunun kullandığı birtakım ifadeler nedeniyle cezalandırılmasının kamu düzeninin korunması ve suçluların cezalandırılması meşru amaçlarına dayandığı değerlendirilmiştir.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (1) Genel İlkeler

38. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

39. Demokrasiyle yakın ilişkisi nedeniyle ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2017/162, K.2018/100, 17/10/2018, § 96). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51). İfade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir (Emin Aydın (2) [2. B.], B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35).

40. Kamu otoritelerine veya kamu politikalarına yönelik eleştirilerde, sarf edilen bazı görüş ve ifadeler kamu gücünü kullanan organlar nazarında kabul edilemez görülse bile hukukun üstünlüğüne dayanılarak oluşturulan demokratik bir toplumda kurulu düzene, politikalara ve uygulamalara karşı çıkan veya kamu gücünü kullanan organların eylemlerini eleştiren, onları kabul edilemez bulan fikirler serbestçe açıklanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 69; Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 53).

41. Kamu otoritelerinin -kamu gücünü kullandıkları için- kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere nazaran çok daha geniş olduğu unutulmamalıdır. Demokratik bir sistemde, kamu otoritelerinin eylemlerinin ve ihmallerinin yalnızca yasama ve yargı organlarının değil aynı zamanda kamuoyunun da sıkı denetimi altında olduğu her zaman gözönünde bulundurulmalıdır (Ayşe Çelik, § 54; Bekir Coşkun, § 66; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 69).

42. Kamu otoriteleri, kendilerine yönelik saldırı ve eleştirilere farklı araçlarla cevap ve tepki verme imkânına sahiptir. Bu imkânların varlığı nedeniyle kamu gücünü kullanan otoriteler haksız sözel saldırılar karşısında -şiddete teşvik içermedikçe- ceza soruşturma ve kovuşturmasına başvurma hususunda kendilerini sınırlandırmalıdır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 107).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

43. Somut olayda başvurucu kamuoyunda "Hendek Olayları" olarak bilinen terör saldırılarının yaşandığı dönem içinde sosyal medya hesabı üzerinden bazı paylaşımlarda bulunmuştur. Başvurucunun yaptığı bu paylaşımlar nedeniyle Başsavcılık tarafından soruşturma başlatılmış ve yapılan ceza yargılaması sonucunda da başvurucu Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçundan adli para cezasına mahkûm edilmiştir.

44. Başvuruda incelenmesi gereken başvurucunun ifade özgürlüğü ile kamu düzeninin tesisi meşru amacı arasında adil bir dengelemenin yapılıp yapılmadığıdır. Anayasa Mahkemesi söz konusu dengelemenin anayasallığını incelerken yargı mercilerinin bu konudaki gerekçeleri üzerinden hareket edecektir. Bu kapsamda yukarıda yer verilen genel ilkelerde belirtilen ölçütlerden (bkz. §§ 38-40) hareketle yargı makamlarının başvurucunun mahkûmiyetine hükmederken ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıkları belirleyici olacaktır.

45. Başvurucu kamuoyu tarafından "Hendek Olayları" olarak bilinen ve aylarca devam eden terör saldırılarının yaşandığı dönem içerisinde kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlara yönelik tepkisini dile getirmek için sosyal medya hesabı üzerinden bazı paylaşımlarda bulunmuştur. Her ne kadar başvurucunun yaptığı paylaşımlarla kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda yapıldığı iddia olunan hak ihlallerine yönelik tepkisini dile getirmeye çalıştığı anlaşılabilse de kullandığı ifadelerin eleştiri sınırlarını aşıp aşmadığı değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Şüphesiz ki Anayasa Mahkemesi kamusal yetki kullananların gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Ayşe Çelik, § 54; Bekir Coşkun, § 66; Ergün Poyraz (2), § 69). Ancak unutulmamalıdır ki kullanılan sözlerin şiddete teşvik mahiyetinde olması veya sırf saldırı mahiyetinde olduğu durumda kamu otoritelerinin ifade özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir (Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 56). Dolayısıyla başvurucunun paylaşımlarında kullanmış olduğu "Ciğeri beş para etmez Köpek!", "panzerin ardından sürükleyen o köpeklerin ve köpek sahiplerinin şerefidir" şeklindeki ifadelerin sebepsiz kişisel bir saldırı niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Zira başvurucunun ifadelerinin bütününe bakıldığında genel olarak kamu makamlarının eylemlerinin eleştirilmesi kastı bulunduğu anlaşılabilse de anılan ifadelerin eleştiri kastının ötesine geçerek aşağılama maksadıyla kullanıldığı aşikârdır.

46. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), § 35). Ancak tek amacının hakaret etmek olduğu saldırgan bir söylem ifade özgürlüğü korumasının dışında kalacaktır (Ceyhun Tunç [2. B.], B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § 43). Başvurucu her ne kadar operasyonlar sırasında yaşandığı ileri sürülen hak ihlallerine, öldürülen teröristin cenazesine yapıldığı iddia olunan saygısızlığa ve yürütülen bir operasyon sırasında kolluk görevlilerinin hamile bir kadını vurduğuna yönelik iddialara eleştiri getirme bağlamında bazı paylaşımlarda bulunsa da başvurucunun hedefindeki kişileri "aşağılık köpek" olmakla itham etmesinin eleştirel fikri dile getirme amacını aşan açık bir hakaret ve net bir saldırgan söylem olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim yargı makamlarının kararlarına bakıldığında da benzer tespitlerin yapıldığı, diğer bir ifadeyle başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulduğu görülmektedir.

47. Başvurucu hakkında verilen cezanın 3.000 TL adli para cezasından ibaret olması ve yargı makamlarının farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde müdahalenin orantısız olduğunun da söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun müsnet suçtan 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılması şeklindeki müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiği gibi orantılı da olduğu, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Adem Tufan [2. B.], B. No: 2022/22365, 23/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı ADEM TUFAN
Başvuru No 2022/22365
Başvuru Tarihi 3/2/2022
Karar Tarihi 23/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden sarf edilen sözler nedeniyle adli para cezasına hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi