|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
SERKAN ZORLU BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/42654)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 3/3/2026
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Hikmet Murat AKKAYA
|
|
Başvurucu
|
:
|
Serkan ZORLU
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Mehmet KARTAL
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir grup eşliğinde dağıtılan bildirilere el konulması esnasında kolluk güçlerinin müdahalesiyle meydana gelen yaralanma ile gözaltı sırasında darbedilme olaylarına ilişkin yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/3/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
A. Olayların Arka Planı
5. Başvurucu ve beraberindeki kişiler 13/4/2018 tarihinde İstanbul Kadıköy'de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için Ezilenlerin Sosyalist Partisinin (ESP) çağrı bildirilerini dağıtmaktadırlar. Bu dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye'de Zeytin Dalı Harekâtını gerçekleştirmektedir. Başvurucunun içinde bulunduğu grubun "Faşizme ve Sömürgeye Karşı 1 Mayıs'a" başlıklı tek yaprak iki nüsha şeklindeki el bildirisi dağıttıkları tespit edilmiştir. Söz konusu bildirinin bir kısmında büyük harflerle “...Kürt halkına 2015'te başlattığı savaş politikalarını Afrine, Suriyeye taşıyarak ayakta kalmaya çalışıyor. Şovenizmle işçi sınıfını aldatıyor. Kürt kardeşlerine düşman ediyor...” ibaresinin de olduğunun görüldüğü, bunun üzerine konu ile ilgili olarak nöbetçi Cumhuriyet savcısına haber verildiği anlaşılmaktadır. Bildiri içeriğinde geçen ibarenin suç unsuru oluşturduğu belirtilerek kendilerine müsaade edilmemesi gerektiği, bildirilerin şahıslardan rızaen teslim alınması ve vermemeleri hâlinde el konulması ile şahısların polis merkezine götürülerek kimlik tespitinin yapılması kolluk kuvvetinden istenilmiştir.
6. Bu süreçte grubun belli bir mesafe yürüyerek ilerlediği, polis memurları tarafından grubun takip edildiği yakalama tutanağından anlaşılmaktadır. Bu bağlamda grup Khalkedon Meydanı'ndan Kilise Meydanı'na geldiği anda durdurulmuştur. Alınan talimata istinaden polis memurları tarafından gruptaki şahısların kimlikleri ile el bildirilerinin teslim alındığı ve bunların kendi rızalarıyla görevlilere teslim edildiği görülmektedir. Ancak söz konusu kişilerin polis merkezine gelmeyeceklerini beyan etmesi, birbirlerine elle kenetlenmek suretiyle yakalanmalarına mani olacak şekilde görevlilere direnç göstermeye başlamaları ve slogan atmaları üzerine dirençlerini kıracak şekilde kademeli olarak artan oranda güç kullanılmış ve bu şekilde başvurucu da dâhil olmak üzere 24 kişi polis merkezine götürülmüştür.
7. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ve terör örgütü propagandası suçları kapsamında başvurucu ve beraberindekiler hakkında gözaltı kararı verilmiştir. Başvurucunun bulunduğu grup, Bayrampaşa Devlet Hastanesine götürülmüş ve burada aynı gün darp cebir raporu alınmıştır. Başvurucunun muayeneden imtina ettiği doktor raporunda yer almaktadır. Gözaltına alınan diğer şüphelilerin doktor raporlarına bakıldığında ise şikâyetlerini dile getirdiği görülmüştür.
8. Arşiv kayıtlarına bakılması üzerine İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Cumhuriyet savcısına tekrar telefonla bilgi sunulmuş, daha sonra şüphelilerin yedi gün süreyle gözaltına alınmaları ve işlemlerinin tamamlanmasının ardından düzenlenen tahkikat evrakı ile birlikte mevcutlu olarak hazır edilmeleri talimatı verilmiştir. Aralarında başvurucunun da olduğu 21 kişinin nezarethanede bulunduğu süre zarfında yemek almak istemediğini, açlık grevi yaptığını beyan etmesi üzerine bu kişilere su ve şeker verildiğine dair tutanak düzenlenmiştir. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve aralarında başvurucunun da olduğu 23 kişi müdafi eşliğinde alınan savunmalarında susma haklarını kullanmıştır. Başvurucu müdafii ise müvekkilinin haksız bir şekilde gözaltına alındığını, gözaltına alındığında darbedildiğini, boynunda, sırtında ve kollarında darp izleri olduğunu, polis memuru ile muayeneye girdiğinden bu durumun rapora geçirilmediğini söz konusu ifadede belirtmiştir.
9. Başvurucu ve gözaltına alınan diğer kişiler 17/4/2018 tarihinde tutuklanma istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edilmiştir. Gözaltı çıkış işlemleri kapsamında başvurucu bu tarihte sağlık muayenesinden geçirilmiştir. 17/4/2018 tarihli bu raporda "sol el sırtı tarak kemiği üzerinde kişinin gözaltına alınırken oluştuğunu ifade ettiği 5 cm'lik kabuklu yara" hususu belirtilmektedir.
10. Başvurucu; sulh ceza hâkimliği nezdinde yapılan sorgulamada arkadaşlarının gözaltı süreci hakkındaki anlattıklarına katıldığını, bildirideki bir cümlenin çekilerek örgüt propagandası yapıldığının iddia edildiğini ileri sürmüş ve hakkaniyetsiz bir şekilde tutuklamaya sevk edildiğini belirtmiştir. Başvurucu ile birlikte 10 kişi hâkimlik kararıyla 17/4/2018 tarihinde tutuklanmıştır.
11. Tutuklanması sonrası başvurucunun Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüğü, ertesi gün nakledilerek Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun 12/6/2018 tarihinde tahliye edilerek serbest kaldığı görülmüştür.
12. Başvurucu hakkında Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kurum hekimi tarafından 18/4/2018 tarihinde düzenlenen raporda "sol göz çevresinde yaygın ekimoz sol kostada hassasiyet 1 gün önce olduğu" ibareleri yer almaktadır. Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda ilk kabul muayene formunda başvurucunun "darp cebir görmedim" şeklinde yazı yazdıktan sonra bu yazının altında parantez içerisinde "sol gözlük morluk" ve "burun ve elmacık kemiği morluk" şeklinde ibarelerin olduğu görülmüştür. Başvurucu hakkında İstanbul Silivri 43 No.lu Aile Hekimliğinde görevli bir doktor tarafından hazırlanmış 18/4/2018 tarihli adli sağlık raporunda "şahsın yapılan muayenesinde sol periorbital ve perinazal hematom ve ödem sırtta yüzeyel cilt sıyrıkları mevcuttur. Haricen başka bulgusu olmayan hastanın adli kanaat raporudur" şeklinde tanımlama yapılmıştır.
B. 13/4/2018 Tarihinde Dağıtılan El Bildirisi Kapsamında Açılan Kamu Davası
13. Başvurucunun da aralarında bulunduğu 24 şüphelinin terör örgütü propagandası yaptıkları ve 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 16/5/2018 tarihli iddianamesinin kabul edilmesi üzerine kamu davası açılmıştır.
14. Dosyası tefrik edilen bir sanık haricinde İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında hüküm verilen tüm sanıkların üzerlerine atılı suçlardan 7/4/2022 tarihinde beraatine karar verilmiştir. Hüküm 2/11/2023 tarihinde istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Bu şekilde başvurucunun dağıtılan el bildirileri nedeniyle beraat ettiği anlaşılmıştır.
C. 17/4/2018 Tarihinde Meydana Gelen Olay Nedeniyle Başvurucu Hakkında Açılan Kamu Davası
15. 17/4/2018 tarihinde saat 18.00'de üç polis memuru tarafından düzenlenen bir tutanakta; gözaltındaki şüpheli şahısların hâkimlik sorgusundan önce lavabo ihtiyaçlarını peyderpey kolluk kuvvetlerine iletmeleri üzerine yeterli personel ile birlikte ihtiyaçların sorunsuz bir şekilde giderildiği ifade edilmektedir. Bu sırada başvurucunun da aynı şekilde talebi üzerine bir polis memuru eşliğinde lavaboya gidişi esnasında kendisine nezaret eden memurun koluna girmesi sonucu "Koluma giremezsin kolumu bırak" demesi sebebiyle görevli memura zorluk çıkardığı belirtilmektedir. Polis memurunun kolunu bırakmaması üzerine başvurucunun boştaki sol eli ile kendisine eşlik eden polis memurunun boğazına sarılarak boğazını sıktığı ve "Şerefsizsiniz" diyerek polis memuruna hakaret ettiği tutanakta yer almaktadır. Başvurucunun zorluk çıkartması üzerine direncini kıracak ölçüde artan nispette kademeli olarak zor kullanılarak yere yatırıldığı ve kaçma şüphesi bulunan başvurucuya kelepçe takılarak kontrol altına alındığı anlaşılmıştır. Görevli polis memurunun darp cebir raporu aldığı da belirtilmektedir.
16. Müşteki polis memuru, sağ boyun bölgesinde çizilme olduğunu 20/4/2018 tarihli ifadesinde dile getirmiştir. Alınan doktor raporunda da "sağ boyun bölgesinde 6x6 cmlik ekimoz ve ödemin mevcut olduğu" belirtilmektedir. Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğünün 16/5/2018 tarihinde düzenlediği raporda müşteki polis memurunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı tespit edilmiştir.
17. Söz konusu soruşturma kapsamında düzenlenen CD izleme tutanağında olay yerinin kamera açısından uzak ve kalabalık olması ile kamera kaydının ses kayıt özelliği olmaması sebebiyle yaşanılanların tespit edilemediği anlaşılmıştır. Başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi 10/3/2021 tarihinde alınmıştır. Başvurucu üzerine atılı suçlamaları reddetmiştir. Başvurucu müdafii ise müvekkilinin polislerin saldırısına ve hakaretine uğradığını, bu konuda polisler hakkında şikâyette bulunduğunu ifade etmiştir.
18. Başvurucu hakkında 19/10/2022 tarihinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçları kapsamında iddianame düzenlenmiştir.
19. Yürütülen yargılama sonucunda İstanbul 42. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından başvurucunun 19/6/2025 tarihinde görevi yaptırmamak için direnme suçundan beraatine, üzerine atılı diğer suç kapsamında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiştir. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret yönünden verilen bu karar kesin niteliktedir.
20. Başvurucu, söz konusu karara ilişkin olarak 15/8/2025 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır. Bireysel başvuru incelemesi devam etmektedir.
D. Başvurucunun Şikâyeti Üzerine Yürütülen Soruşturmalar
21. Başvurucu, tutulduğu ceza infaz kurumu aracılığıyla Başsavcılığa 24/4/2018 tarihinde sunduğu dilekçede yaşadığı olayları tek sayfa hâlinde anlatarak kendisini darbeden polis memurlarından şikâyetçi olmuştur. Ayrıca gözaltına alınırken 24 kişinin hakarete, tacize ve tehdide maruz kaldığını belirtmiştir. Başvurucu dilekçesinde gözaltına alındıktan sonra araç içinde elleri arkasından kelepçeli bir şekilde bekletildiklerini dile getirmiştir.
22. Başvurucu tarafından el yazısıyla yazılan dilekçenin devamında 17/4/2018 tarihinde sulh ceza hâkimliği sorgusundan önce polis eşliğinde tuvalet ihtiyacı için lavaboya giderken kolluk kuvvetinin kolunu sıkmamasını söylediği hâlde kolluk kuvveti tarafından duvara itilerek 10 kişiyi aşkın polis memuru tarafından darbedildiğini ifade etmiştir. Tutuklanması sonrası adliyeden çıkarılmak üzere polis aracına bindirildiğinde tehdit edilmeye başlanıldığını, polis aracında kendisiyle birlikte altı arkadaşının da aynı şiddet ve hakarete uğradığını, ceza infaz kurumuna gidene kadar güvenlik büro çalışanı sivil polisler tarafından ağır şekilde darbedildiklerini belirtmiştir. Teslim edilecekleri Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu girişine kadar jandarmanın da eşliğinde yol boyunca darbedildiğini ve tehdite maruz kaldığını daha sonra kamera olmayan boş bir odada bir süre bekletilerek darbedilmeye devam edildiğini ileri sürmüştür.
23. Yine aynı dilekçenin devamında ceza infaz kurumuna teslim edildikten sonra vücudunda bulunan darp izlerinden dolayı darp raporu alınması için kendilerini darbeden polisler ile hastaneye gönderilmek istenildiğini, kabul etmemeleri üzerine kendi istekleri doğrultusunda ceza infaz kurumu personeli tarafından darbedilmediklerine dair dilekçe imzaladıklarını ifade etmiştir. Başvurucu 18/4/2018 tarihli sağlık raporlarından da bahsederek darp izlerinin olduğunu dile getirmiştir. Sonuç olarak başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü güvenlik bürosuna bağlı çevik kuvvet aracında ve Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu içinde kendisini ve arkadaşlarını darbeden kolluk kuvvetleri ile uğradıkları darp, taciz ve tehditlerden dolayı aynı güvenlik büroda çalışan polis memurlarından şikâyetçi olmuştur.
24. Başvurucunun dilekçesi 25/4/2018 tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun dilekçesinde yer alan ifadelere yer vererek olayın meydana geldiği yerin yargı yetkisi dâhilinde olmaması nedeniyle yetkisizlik kararıyla dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine 15/5/2018 tarihinde karar vermiştir.
25. Başsavcılık Memur Suçları Soruşturma Bürosu, idari soruşturma için başvurucunun dilekçesini İstanbul Emniyet Müdürlüğüne 12/6/2018 tarihinde göndermiştir. İlgili polis memurları hakkında bir disiplin soruşturması yürütülüp yürütülmediği anlaşılamamaktadır.
26. Başsavcılık, başvurucu hakkında İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen dava dosyasının bir suretini temin etmiştir. Ayrıca İstanbul Emniyet Müdürlüğünden gözaltı süresi içinde alınan doktor raporları ile başvurucunun tutulduğu ceza infaz kurumlarından ceza infaz kurumuna giriş yaptığı sırada alınan doktor raporlarını 19/9/2018 tarihinde talep etmiştir.
27. Daha sonra Başsavcılık, Kadıköy ilçesinde meydana gelen olayların İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının görev ve yetki alanında olması nedeniyle Kadıköy'de meydana geldiği iddia edilen olaylar açısından dosyanın tefrikine karar vermiştir. Tefrik edilen soruşturma kapsamında 7/3/2019 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek dosyanın bir örneği İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
28. Başsavcılık nezdinde devam eden soruşturmada Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğünden başvurucu hakkında kati rapor düzenlenmesi istenilmiştir. Evrak üzerinden yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 12/3/2019 tarihli adli raporda; Bayrampaşa Devlet Hastanesinin 14/4/2018 tarihli raporu, Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğinin 18/4/2018 tarihli raporu ile İstanbul Silivri 43 No.lu Aile Hekimliği Biriminin 18/4/2018 tarihli raporunda yer alan hususlar bire bir aktarılmak suretiyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı belirtilmiştir.
29. Gelen bu belgeden sonra Başsavcılık tarafından 25/3/2019 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararda başvurucunun şikâyet dilekçesinde yer alan hususlar belirtilmiş ve 13/4/2018 tarihli yakalama tutanağı özetlenmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen adli rapordan bahsedilmiştir. Daha sonra 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesine aynen verilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın "şüpheli polis memurlarının müştekiye yönelik basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan eylemlerinin, yasa ile verilmiş zor kullanma yetkisinin kullanılması şeklinde geliştiği, bu nedenle atılı suçun unsurları ile oluşmadığı" gerekçesi ile verildiği anlaşılmıştır.
30. Diğer taraftan tefrik edilen dosya yönünden İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda da 23/12/2019 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Bu kararın başvurucuya tebliğ edilip edilmediği anlaşılamamıştır. Başvurucu vekilinin 18/2/2022 tarihinde dosyayı inceleme talebinde bulunduğu ve talebinin kabul edildiği görülmüştür. Söz konusu karara itiraz edilmemiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...
Müştekinin gözaltı çıkış raporuna ilişkin olarak alınan 11/11/2019 tarihli adli tıp raporunda 'kişinin vücudunda haricen travmatik yaralanma bulgusu tanımlanmadığının' belirtildiği, bahse konu adli tıp raporunun müştekinin iddialarını desteklemediği, müştekinin gözaltında iken darp edildiğine ve müştekiye hakaret edildiğine dair soyut iddialar dışında herhangi bir delil bulunmadığı anlaşılmaktadır.
..."
31. Başvurucuya, Başsavcılığın 25/3/2019 tarihli kararının tebliğ edilmesi için en son tutulduğu ceza infaz kurumuna 24/12/2019 tarihinde müzekkere yazılmıştır ancak başvurucunun tahliye edilmesi nedeniyle söz konusu belgenin tebliğinin yapılamadığı bilgisi Başsavcılığa verilmiştir.
32. Başvurucu vekili söz konusu kararın tebliğ edilmediğini, Başsavcılığın kararını 14/2/2022 tarihinde öğrendiğini ifade etmiş ve itiraz isteminde bulunmuştur.
33. İtiraz dilekçesinde belirtilen hususların kararı kaldırmak için yeterli ve geçerli hukuki sebepleri içermediği gerekçesiyle İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 16/2/2022 tarihinde itirazın reddine dair karar verilmiştir.
34. Başvurucu nihai kararı 18/3/2022 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Anayasa Mahkemesinin 3/3/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu, soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmediğini iddia etmiştir. Bu kapsamda ilk olarak sürece etkili katılma imkânı sağlanmadığından şikâyetçi olan başvurucu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan yaklaşık iki yıl sonra haberdar olduğunu ve mağdurların ifadelerinin alınmadığını belirtmiştir. Bunun yanında Başsavcılığın şüphelilerin tespitine yönelik herhangi bir araştırma yapmadığından yakınmıştır. Ayrıca delilleri toplamak için iddiaların niteliğine uygun bir özen gösterilmediğini, başvurucuyla birlikte tutuklanan kişiler ve ceza infaz kurumunda görevli olan infaz koruma memurlarının beyanlarına başvurulmadığını, kamera görüntülerinin olup olmadığının araştırılmadığını beyan etmiştir. Sulh ceza hâkimliği önünde sorgu yapılmasını beklerken darp ve tehdit edildiğine ilişkin şikâyeti yönünden de araştırma yapılmadığını dile getirmiştir. Başvurucu, Başsavcılığın yetkisizlikle sonuçlandırdığı olayı esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini ancak şikâyet dilekçesinde belirtilen iddiaların bir bütün olarak değerlendirme konusu yapılmadığını ifade etmiştir. İtiraz incelemesi sırasında da ileri sürülen iddiaların gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Diğer taraftan başvurucu; Başsavcılığın meydana gelen yaralanmayı inceleme dışı bıraktığını, gözaltından çıkışında alınan raporda bulunmayan ancak nakledildiği ceza infaz kurumlarından edinilen raporlarda tespit edilen yaralanmaların nasıl oluştuğu hususunda da makul bir açıklama getirme yükümlülüğünün devlete ait olduğunu belirtmiştir. Soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle şikâyete konu olayları çevreleyen şartların tam olarak ortaya konulamadığının bilincinde olmakla beraber iddia edilen olayın makul şüphenin ötesinde ortaya konulduğunun kabul edilmesi gerektiğini, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda nezarethanede, araçta, sorgu öncesinde darbedildiğini iddia etmiş ve başvuruya konu yargısal süreçteki iddialarına atıf yapmıştır.
38. Bakanlık görüşünde öncelikle olay ve olgulara dair bilgiler verilmiştir. Başvuruya konu soruşturmanın başvurucuya açık olarak yürütüldüğü, şikâyete konu olayla ilgili objektif deliller temelinde bir karar verildiği, başvurucunun usuli garantilerden yararlandığı ve itirazlarını yargısal merciler önünde sunabildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda İçişleri Bakanlığından temin edilen bilgiler yazının ekinde sunulmuştur. Başvurucunun, Bakanlığın görüşüne karşı cevabında şikâyet dilekçesinin sadece gözaltına alınma sırasında yaşananlara ilişkin olmadığını hatırlatarak önceki iddialarını yinelediği görülmüştür.
B. Değerlendirme
39. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
40. Anayasa'nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
42. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
43. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).
44. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).
45. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).
46. Sözü edilen açıklama yükümlülüğü, mağdurun anlatımına şüphe düşüren delillerin ortaya konulması suretiyle yerine getirilebilir. İspat külfetinin yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesinde sadece yaralama olayı hakkında yürütülen soruşturma sonunda verilen karar değil, tüm soruşturma evrakı dikkate alınır (tüm soruşturma evrakı nazara alınarak kötü muamele yasağının maddi boyutunun değerlendirildiği karar için bkz. anılan K.K. kararı). Yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda Anayasa Mahkemesi, yaralanmanın devlet görevlilerinin güç kullanmasından ileri geldiği sonucuna varabilir (Tahsin Aycan [1. B.], B. No: 2021/51576, 2/10/2025, § 27).
47. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103; S.D., §§ 111-114; Veli Saçılık (2) [1. B.], B. No: 2018/24614, 18/10/2022, § 16).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
48. Somut olayda Başsavcılık, gözaltına alınan kişilerle birlikte başvurucunun kötü muameleye uğradığını belirtmesine (bkz. §§ 8-10) ve yaralanmasına ilişkin birtakım raporlar düzenlenmesine (bkz. §§ 9, 12) rağmen soruşturmaya başvurucunun şikâyeti üzerine başlamıştır. Başsavcılık, başvurucunun yaşadığı olayları ikiye ayırmış ve Kadıköy'de yaşanan olaylara ilişkin olarak ayrı bir dosya oluşturarak yetkisizlik kararı vermiştir. Tefrik kararı verilen bu dosyada yetkisizlik kararı verilmesine karşın başvurucuda meydana gelen yaralanmalara ilişkin olarak 13/4/2018 tarihli tutanağa atıf yapılmakla yetinilerek kolluğun müdahalesinin zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığı sonucuna varılmıştır. Ancak başvurucunun şikâyetlerinin sadece yakalama ve gözaltına alınma sırasındaki olaylara hasredilmesi mümkün değildir. Kaldı ki söz konusu olayla ilgili olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir değerlendirme yapılmıştır (bkz. § 30).
49. Diğer taraftan sulh ceza hâkimliği sorgusundan kısa bir süre önce başvurucunun polis memurlarıyla yaşadığı olayların (bkz. §§ 15-16) değerlendirilmesi gerekmektedir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda; gözaltı çıkış raporunda bulunmayan ve ilgili ceza infaz kurumunda kurum hekimi tarafından tespit edilen göz çevresindeki yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda bir değerlendirme yapılmamıştır. Başvurucunun adliyedeki tutumu ve eylemleri nedeniyle kendisine karşı güç kullanılmasına neden olup olmadığı, neden olmuşsa müdahalenin başvurucunun tutumuna göre orantılı olup olmadığı konusunda bir değerlendirme kararda yer almamaktadır. İleri sürülen hususlara bir bütün olarak bakıldığında Başsavcılık, başvurucunun ceza infaz kurumuna götürülmesi sırasında kendisine eşlik eden ve adliyede kendisine nezaret eden kolluk görevlilerinin kimliklerini de tespit etmemiştir. Dolayısıyla ilgili kolluk görevlilerinin ve başvurucuyu kabul eden ceza infaz kurumu görevlilerinin beyanlarına başvurulmamıştır. Başvurucuyla aynı anda aynı olay nedeniyle adliyede bulunan kişilerin tespiti ve beyanlarının alınması yoluna gidilmemiştir. Dahası somut olayda iddia edilen muamelelerin ve tespit edilen yaraların nasıl oluştuğu konusunda başvurucunun beyanı alınmamıştır. Bu nedenle başvurucunun şikâyeti hakkında Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varılmıştır.
50. Başvurucu hakkında düzenlenen 17/4/2018 tarihli tarihli raporda yalnızca "sol el sırtı tarak kemiği üzerinde kişinin gözaltına alınırken oluştuğunu ifade ettiği 5 cm'lik kabuklu yara"dan söz edilmiştir. Yaranın oluşum süresi belli değildir ancak öyle olsa bile yakalama işlemine karşı direnmenin bertaraf edilmesi için kullanılması gerekli olanın ötesinde bir güç kullanımına işaret etmemektedir. Gözaltı sürecinde, nezarethanedeki kötü muameleye uğranıldığı iddiasını destekleyen bir bilgi de yoktur. Öte yandan başvurucu hakkında Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kurum hekimi tarafından 18/4/2018 tarihinde düzenlenen raporda "sol göz çevresinde yaygın ekimoz sol kostada hassasiyet 1 gün önce olduğu" ibareleri yer almaktadır. Başvurucu hakkında İstanbul Silivri 43 No.lu Aile Hekimliğinde görevli bir doktor tarafından hazırlanmış 18/4/2018 tarihli adli sağlık raporunda da "şahsın yapılan muayenesinde sol periorbital ve perinazal hematom ve ödem sırtta yüzeyel cilt sıyrıkları mevcuttur. Haricen başka bulgusu olmayan hastanın adli kanaat raporudur" şeklinde tanımlama yapılmıştır.
51. 17/4/2018 tarihinde saat 18.00'de üç polis memuru tarafından düzenlenen bir tutanakta; başvurucunun bir polis memuru eşliğinde lavaboya gidişi esnasında kendisine nezaret eden memurun koluna girmesi sonucu "Koluma giremezsin kolumu bırak" demesi sebebiyle görevli memura zorluk çıkardığı, polis memurunun kolunu bırakmaması üzerine başvurucunun boştaki sol eli ile kendisine eşlik eden polis memurunun boğazına sarılarak boğazını sıktığı ve "Şerefsizsiniz" diyerek polis memuruna hakaret ettiği, başvurucunun zorluk çıkartması üzerine direncini kıracak ölçüde artan nispette kademeli olarak zor kullanılarak yere yatırıldığı belirtilmiştir. Ne var ki bu tutanak veya Başsavcılıkça verilen karar, özellikle başvurucunun sol göz çevresindeki yaygın ekimozu açıklamaya yetmemektedir. Başvurucunun tutumu nedeniyle kendisine güç kullanılması gerekli hâle gelmiş ise de kullanılan güçte aşırıya kaçıldığı görülmektedir. Bu nedenle kötü muamele yasağının maddi boyutu da ihlal edilmiştir.
52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul ve maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
V. GİDERİM
53. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı cevabında ise bir açıklama yapmaksızın manevi tazminat olarak 500.000 TL talep etmiştir.
54. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
55. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin soruşturmanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı, varılan sonuçtan bağımsız olup soruşturmanın şüpheli kişi veya kişiler hakkında kamu davası açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak soruşturmanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak soruşturma sonunda da delillerin soruşturmayla ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili soruşturma makamına aittir.
56. Mevcut olayda tespit edilen ihlalin süregelen bir ihlal niteliğinde olmaması karşısında Bakanlığın görüşüne karşı verilen cevap sırasında, diğer bir deyişle nihai kararın öğrenilme tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra manevi tazminat yönünden talep edilen sonraki istemin dikkate alınması mümkün değildir. Bu nedenle Bakanlığın görüşüne karşı verilen cevapla talep edilen manevi tazminat isteminin otuz günlük başvuru süresinden sonra dile getirildiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında ayrıca şunu belirtmek gerekir ki bir başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmesi veya başvurunun düşmesi ya da reddedilmesi yahut başvuruda bir ihlalin tespit edilmemesi hâllerinde başvurucu aleyhine herhangi bir karşı vekâlet ücretine hükmedilmemektedir. Dolayısıyla bireysel başvurunun yapılması sırasında talep edilen manevi tazminat yönünden başvurucuyu fiili ya da hukuki olarak engelleyen bir durum bulunmamaktadır. Bu bağlamda başvurucuya manevi zararları karşılığında -ilk talep dikkate alınarak- net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul ve maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2018/95924) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.