|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin ERAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Gülcan ÇELİK
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Burhan ARSLAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve mahkûmiyet kararında esas olarak suç oluşturmayan bazı eylemlere de dayanılması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyet ve bu örgütle irtibat belirlenerek millî güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) ile kapatılan özel eğitim kurumunda öğretmen olarak çalışan başvurucunun hakkında Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.
3. Soruşturma işlemleri kapsamında; başvurucuya ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtları, Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) hesap bilgileri, HTS kayıtları, başvurucunun üyesi bulunduğu dernek ve sendikalar ile başvurucunun ByLock kullanıcısı olup olmadığı hususları araştırılmıştır.
4. Başvurucu adına ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığına dair rapor dosyaya gönderilmiştir. SGK tarafından sunulan hizmet dökümü ile de başvurucunun 20/9/2013-23/7/2016 tarihleri arasında 667 sayılı KHK ile kapatılan özel eğitim kurumunda çalışma kaydının bulunduğu bildirilmiştir. Diğer taraftan başvurucunun örgütle irtibatı nedeniyle kapatılmasına karar verilen Pak Eğitim İş Sendikasına 30/4/2016 tarihinde üye olduğuna dair üyelik bilgi formu ile Bank Asya hesap hareketleri dosyaya sunulmuştur. Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında düzenlemiş olduğu fezlekeyi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) göndermiştir.
5. Başsavcılık, başvurucu hakkında aynı suç kapsamında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen derdest soruşturma dosyasının bulunduğu gerekçesi ile birleştirme kararı verilmesi amacıyla 2/4/2018 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.
6. Başvurucu soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde; Bank Asya hesabının bulunmadığını, örgütle irtibatlı sendika ve derneğe üye olmadığını, örgütün sohbet toplantılarına katılmadığını, himmet ve yardım toplamadığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca 2013 yılında internet üzerinden yaptığı iş başvurusunun kabul edilmesi üzerine KHK ile kapatılan okulda çalışmaya başladığını ifade etmiştir.
7. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından başvurucuya ait Bank Asya hesap hareketleri doğrultusunda düzenlenen rapor dosyaya sunulmuştur. Raporda hesaba ait bakiyeler dönemsel olarak tablo hâlinde gösterilmiştir. FETÖ/PDY'nin Tokat eğitim yapılanması kapsamında yürütülen soruşturmalarda, haklarında benzer suçtan işlem yapılan bir kısım şüphelinin başvurucu hakkında verdiği beyan ve teşhisler ise şu şekildedir:
i. Şüpheliler E.T. ve M.A.; başvurucunun 2009-2010 yıllarında üniversite döneminde kaldıkları evin sorumlusu olduğunu ve sohbet düzenlediğini beyan etmiştir.
ii. Şüpheliler E.Ç., K.S. ve H.E.; 2011-2012 yıllarında başvurucunun Tokat merkezde örgüt bünyesinde bölge talebe mesulü (BTM) olarak görev yaptığını ifade etmiştir.
iii. Şüpheliler M.G., S.K., ve A.U. ise 2011-2012 yıllarında başvurucunun Tokat merkezde örgüt bünyesinde büyük bölge talebe mesulü (BBTM) olarak görev yaptığını, 2012 yılından sonra ise Tokat'tan ayrıldığını ifade etmiş ve başvurucuyu teşhis etmiştir.
8. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun örgütle irtibatlı kurumdaki çalışmasının ve eylem yoğunluğunun Ankara'da gerçekleşmesi nedeniyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Başsavcılığa göndermiştir. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 16/7/2019 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle;
i. Örgütle bağlantılı olması nedeniyle kapatılan A. Eğitim Hizmetleri Ticaret A.Ş. ve B. Özel Danışmanlık Yemek Hizmet Eğitim Ticaret A.Ş.de 2012 ile 2016 yılları arasında çalışma kayıtlarının bulunduğu,
ii. Örgüte müzahir PAK-EĞİTİM İŞ Sendikasına üye olduğu,
iii. MASAK ve Bank Asya inceleme raporuna göre hesabında önemli bir artış olmasa da 29/1/2014 tarihinde yeni hesap açtığı,
iv. Haklarında benzer suçtan yürütülen soruşturma kapsamında beyanda bulunan şüphelilerin başvurucunun, örgütün Tokat yapılanması bünyesinde 2009-2012 yılları arasında ev sorumlusu, bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü olarak görev yaptığına dair beyanda bulundukları belirtilerek başvurucunun atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
9. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada başvurucunun yerleşim yeri adresinin ve ilk ifadesinin alındığı yerin Balıkesir olması nedeniyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karşı yetkisizlik kararı doğrultusunda dosya yetki uyuşmazlığının çözümü amacıyla Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 22/10/2019 tarihinde, yetkili mahkemenin Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) olduğuna karar vermiştir.
10. Mahkemece 27/11/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun sendika üyelik bilgilerinin araştırılmasına, ByLock kullanıcı kaydının bulunup bulunmadığının sorulmasına ve yine başvurucu hakkında beyanda bulunan tanıkların dinlenmesi amacıyla işlem yapılmasına karar verilmiştir.
11. Yargılama beş celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde istinabe mahkemeleri tarafından dinlenen tanıklardan;
i. H.E., başvurucunun 2009 yılında Çarşı bölgesinde 14-15 evden sorumlu bölge talebe mesulü, 2010 yılında ise aynı bölgede büyük bölge talebe mesulü olarak görev yaptığını, bu süreçte evlerin sohbet gibi programlarını organize ettiğini, sonrasında Ankara'da bulunan kolejde çalışmaya başladığını, başvurucunun kod adı kullanmadığını,
ii. M.D., başvurucunun ev arkadaşı olduğunu ve bir dönem büyük bölge talebe mesulü olarak görev yaptığını, sonrasında Tokat'tan ayrıldığını, başkaca bilgisinin olmadığını,
iii. E.Ç., başvurucuyu 2008-2013 yılları arasındaki üniversite döneminde kalmış olduğu örgüte ait eve gelip gitmesi nedeniyle tanıdığını, başvurucuyu son olarak 2010 yılında gördüğünü,
iv. Y.A., 2008 yılında başvurucunun kendisini örgüte ait yurda yönlendirdiğini, örgüt içinde bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü olarak çalıştığını bildiğini, başvurucu ile 2008-2011 yılları arasında karşılaştığını, sonrasına ait bilgisinin bulunmadığını,
v. E.T., 2008-2012 yılları arasındaki dönemde başvurucunun bölge talebe mesulü olarak görev yaptığını, bazı zamanlarda kaldıkları eve geldiğini, sonrasında Ankara'da kolejde çalıştığını,
vi. K.S., 2008-2009 yıllarında örgüte ait evde kaldığı dönemde başvurucunun bölge talebe mesulü olarak görevli olduğunu duyduğunu,
vii. M.G.; Gülcan ismiyle tanıdığı başvurucunun 2011-2012 yıllarında örgüte evlerinden sorumlu büyük bölge talebe mesulü olduğunu, kaldıkları eve gelip sohbet verdiğini, siyasi içerikli konuşmasını hatırlamadığını beyan etmiştir.
12. Ayrıca celse öncesinde başvurucu adına ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığına ilişkin rapor, başvurucu hakkındaki güncel teşhis ve beyan listesi ile başvurucunun sendika ve dernek üyeliklerine ilişkin yazı cevapları da dosyaya gönderilmiştir.
13. Başvurucunun bulunduğu istinabe mahkemesiyle SEGBİS bağlantısı kurulamadığından başvurucu birinci celseye katılamamıştır. Başvurucu müdafiinin hazır bulunduğu birinci celsede, gelen yazı cevapları ile dinlenen tanık beyanları okunmuş; Mahkeme başvurucunun savunmasının alınması ve dinlenmeyen tanık beyanlarının dönüşünün beklenmesi amacıyla celseyi ertelemiştir.
14. İkinci celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özet olarak hakkındaki beyan ve teşhislerin iftira olduğunu, Tokat'taki eğitim döneminde örgüte ait evde kalmadığını, Polatlı'da çalıştığı kolejin örgütsel bağlantısından haberinin olmadığını, maaş ödemeleri için Bank Asya hesabı açtığını ve sendika üyeliğinin bilgisi dışında okul tarafından yapılmış olabileceğini beyan etmiştir. Cumhuriyet savcısı sunmuş olduğu esas hakkındaki mütalaasında, başvurucunun örgüte ait kurumlardaki SGK çalışma kaydı ve sendika üyeliği ile dinlenen tanık beyanları doğrultusunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu esas hakkında savunma yapmak amacıyla süre talep etmiştir. Mahkeme, tanık beyanlarının mahiyetini dikkate alarak başvurucunun tutuklanmasına karar vermiş ve başvurucuya savunmasını hazırlamak amacıyla süre verdikten sonra celseyi ertelemiştir.
15. Celse arasında R.H. ve G.Ö.nün başvurucunun 2011-2012 yılları arasında büyük bölge talebe mesulü olarak görev yaptığına, sonraki yıllara ilişkin başvurucu hakkında bilgilerinin bulunmadığına dair beyan ve teşhisi Mahkemeye gönderilmiştir. Başvurucu esasa dair savunmalarında; yasal sendikal faaliyetinin cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını, çalıştığı işyerine ait SGK kaydının mahkûmiyete gerekçe sayılmasının Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğunu, huzurda dinlenmeyen ve etkin pişmanlıktan faydalanan tanıkların iftira niteliğindeki beyanlarına itibar edilemeyeceğini beyan etmiştir. Mahkeme üçüncü ve dördüncü celsede başvurucunun savunmasını almış, dinlenmeyen tanık beyanlarının dönüşlerinin beklenmesine karar vermiştir.
16. Beşinci celse öncesinde tanık F.Ö.nün 2011 ve 2012 yılları arasında örgüte ait evde kaldığına, bölge talebe mesulü olarak görev yaptığı bu dönemde başvurucunun ise büyük bölge talebe mesulü olduğuna ve başvurucunun görevinin evlerdeki sohbetleri ve bölge talebe mesullerini takip etmek olduğuna dair beyanları Mahkemeye gönderilmiştir. Diğer taraftan tanık R.H.nin başvurucunun 2011 yılında 20-25 evden sorumlu büyük bölge talebe mesulü olduğuna dair istinabe mahkemesince alınan beyanları da dosyaya gönderilmiştir. Mahkemece beşinci celse sonunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşmak sureti ile 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme gerekçeli kararında; başvurucunun örgütün Tokat eğitim yapılanmasında sırasıyla bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü olarak faaliyet gösterdiğini, örgüte müzahir kurumlarda çalıştığını ve bu şekilde örgütün planlı faaliyetlerine katılarak örgütle sürekli bir organik bağ kurduğunu, mensubu olduğu silahlı terör örgütünün amaç ve saiklerini gerçekleştirmeye yönelik elverişli eylemlere süreklilik gösterecek şekilde katıldığını kabul etmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararda itibar edildiğini kabul ettiği tanık beyanlarına ilişkin kısmı ise şu şekildedir:
"...Sanığın [başvurucu] örgütün Tokat eğitim yapılanması içerisinde yer aldığı, 2009-2010 yıllarında Çarşı Bölgesi Talebe Mesullüğü olarak faaliyet yürüttüğü, sonrasında 2011-2012 yıllarında Büyük Bölge Talebe Mesulü olarak faaliyet yürüttüğü, bu faaliyet sırasında sorumluluğunda bulunan öğrenci evleriyle ilgilendiği, ev ablası adı verilen konumda yer alan kişileri belirlediği, öğrenci evlerine öğrenci yerleştirmek suretiyle örgüte eleman kazandırmaya çalıştığı, öğrenci evlerinde kalan öğrenciler hakkında bilgi topladığı, bu öğrenci evlerine giderek örgüt liderine ait kitapları okumak suretiyle sohbet hocalığı yaptığı, BBTM görevini Eğitim Danışmanı adı verilen örgütün Tokat ili eğitim yapılanmasında en üst düzeyde sorumlu olan örgüt üyesinden aldığı ve onun talimatlarını kendisine bağlı bulunan BTM'lere ilettiği, bu şekilde örgüt hiyerarşisine dahil olduğu tüm dosya kapsamından anlaşılmakla her ne kadar söz konusu eylemleri örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce gerçekleştirilen bu eylemlerin de niteliği gereği örgütsel faaliyet olduğunun kabulü ile birlikte süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği de anlaşıldığından sanığın gerçekleştirdiği kabul edilen bu eylemlerin örgüt üyeliği suçuna vücut verdiği Mahkememizce kabul edilmiştir..."
17. Mahkeme, dosyadaki delilleri gözeterek başvurucunun suçu inkâra yönelik savunmasına itibar edilmediğini açıklamıştır. Son olarak Mahkeme, alt sınırdan uzaklaşma gerekçesini örgütün Tokat eğitim yapılanmasında bölge talebe mesulü ve akabinde büyük bölge talebe mesulü olarak faaliyet yürütmesine dayandırmıştır.
18. Başvurucu anılan hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde -diğer itirazlarının yanı sıra- tanık beyanlarına göre kendisinin örgütle irtibatlı olduğu belirtilen tarih aralıkları içinde toplumda bu yapının terör örgütü olarak bilinmediğini, örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan kurumda çalışmış olmasının cezalandırma gerekçesi yapılmasının Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olduğunu ve kararda örgütle bağını gösteren eylemlerin mahkûmiyete yeterli kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun istinaf talebi, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince (İstinaf Dairesi) 26/11/2020 tarihinde esastan reddedilmiştir.
19. İstinaf Dairesinin kararına karşı başvurucu, sunmuş olduğu temyiz dilekçesinde de -diğerlerinin yanı sıra- işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırıldığını belirtmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi istinaf talebinin esastan reddine ilişkin İstinaf Dairesi kararını 23/11/2021 tarihinde onamıştır.
20. Başvurucu, nihai hükmü 4/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 4/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. Komisyon, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Komisyon diğer ihlal iddialarını ise kabul edilemez bulmuştur.
II. DEĞERLENDİRME
22. Başvurucu; cezalandırılmasında delil olarak kabul edilen eylemlerinin yasal faaliyetler olduğunu, bu faaliyetlerin terör örgütüne üye olma suçunun delilleri olarak kabul edilmesi ve bu kapsamda yapılan değerlendirmelerin terör örgütüne üye olma kastının ortaya konulması yönünden hiçbir şekilde yeterli olmamasının ceza kanunlarının geniş ve keyfî bir şekilde yorumlanması anlamına geleceğini ileri sürmüş, bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; ilk olarak başvurucunun şikâyetlerinin kabul edilebilirliği hakkında inceleme yapılması gerektiğini, Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucunun iddiaları ile dosya kapsamındaki tüm delillerin incelenerek ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığı, bu değerlendirmenin kanun koyucunun suç olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, müdahalenin dayanağı olan hükmün özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
24. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
26. Anayasa’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 62).
27. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; Bilal Celalettin Şaşmaz, §§ 44-64; Yahya Turgut [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).
28. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun, FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 40; Hasan Sarıcı, § 33).
29. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (Bilal Celalettin Şaşmaz, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (Yahya Turgut, § 53; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 54; Hasan Sarıcı, § 36).
30. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (Yahya Turgut, §§ 57-59).
31. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun üniversite öğrencisi olduğu dönemde FETÖ/PDY ile bağlantılı öğrenci evlerinde kalması, bu evlerde ev ablalığı yapması, 2009-2010 yıllarında bölge talebe mesulü ve yine 2011-2012 yıllarında ise büyük bölge talebe mesulü olarak faaliyette bulunması, sorumluluğundaki örgüte ait evlerin ev ablalarını belirlemesi, yine bu süreçte örgütün okuma ve istişare adı altındaki toplantılarına katılması, örgütün Tokat il eğitim yapılanmasından sorumlu kişiden aldığı talimatları kendisine bağlı bölge talebe mesullerine aktarması ve örgüte müzahir kurumlarda çalışması şeklindeki eylemlerinin anılan örgüte üye olma suçu açısından süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiğini, bu suretle başvurucunun örgüt hiyerarşisi içerisine girdiğini değerlendirmiştir (bkz. § 16). Mahkeme ayrıca başvurucunun örgüt içinde yürüttüğü bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü faaliyetlerini dikkate alarak alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle temel cezayı belirlemiştir. Diğer yandan Mahkeme, başvurucunun suçlamaları inkâra yönelik savunmasına dosya kapsamındaki tanık beyanları ile diğer delilleri gözeterek itibar etmemiştir.
32. Yargıtay uygulamasında kişilerin örgütle irtibatlı kurumlarda çalışmalarının terör örgütü üyeliği suçu açısından tek başına yeterli delil olarak kabul edilmediği görülmektedir [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı].
33. Diğer taraftan Yargıtay; örgütün kamuoyunca bilinen operasyonel eylemlerinden sonra faaliyeti bulunmayan ve örgütün operasyonel eylemlerinden önce örgüt içinde ev ablası ve bölge talebe mesulü olarak görev yapan sanığın eylem ve faaliyetlerinin sempati düzeyini aşarak silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacak çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk boyutuna ulaşmadığına [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 9/9/2024 tarihli ve E.2024/35, K.2024/10032; 27/12/2023 tarihli ve E.2022/35596, K.2023/11431 sayılı kararları] ve yine örgütün nihai amacının kamuoyunca bilinebilir hâle geldiği döneme kadar üniversite döneminde FETÖ/PDY'nin öğrenci evlerinde kalan, FETÖ/PDY öğrenci evlerinde bölge talebe mesulü, büyük bölge talebe mesulü gibi görevleri yerine getiren sanığın eylemlerinin örgüte sempati düzeyinde kaldığının gözetilerek örgütteki konumu ve yer aldığı katman ile kişisel özelliklerine göre örgütün nihai amacını öğrendikten sonra örgütsel faaliyetlerine devam ederek hiyerarşik ilişkiyi sürdürdüğüne dair bir delil tespit edilememesi karşısında sanığın hukuki durumunun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar verdiği anlaşılmaktadır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 27/5/2024 tarihli ve E.2022/2332, K.2024/6975 sayılı kararı).
34. Gerekçeli karar içeriği ve hükme esas alınan delillere ilişkin Yargıtay uygulaması gözönüne alındığında, istinabe mahkemeleri tarafından dinlenen tanıkların başvurucunun 2009-2012 yılları arasındaki dönemde örgüt bünyesinde bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü olarak görev yaptığına ilişkin beyanlarının başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğu yönündeki kanaatin oluşmasında önemli ölçüde dikkate alındığı sonucuna ulaşmak mümkündür.
35. Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37). Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında, kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları]. Başvuruya konu olayda ise mahkemelerin başvurucunun katıldığı sohbetin örgütsel özellik taşıyıp taşımadığı konusunda hiçbir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür.
36. Mahkeme başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olabileceğini gösteren delillerin süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden örgütsel tavır, eylem ve davranışlar olduğuna kanaat getirmiş; başvurucunun -örgütün kamuoyunca bilinen operasyonel eylemlerinden önce- bölge talebe mesulü ve büyük bölge talebe mesulü olarak faaliyette bulunmasını ve örgüte müzahir kurumda çalışmasını da FETÖ/PDY ile organik bağı gösterdiğini kabul ederek başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin sübuta erdiğine hükmetmiştir. Buna karşın Mahkeme, başvurucunun mahkûmiyetine esas aldığı fiillerin suç oluşturan ya da örgütsel faaliyetler bağlamında gerçekleştirilen fiiller olduğunu, örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiğini, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığını, bu fiilleri işlediği sırada başvurucunun söz konusu yapının terör örgütü niteliğinden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyamamıştır.
37. Somut olayda başvurucunun mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngördüğü gösterilememiştir. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.
38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermek gerekir.
III. GİDERİM
39. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, zararlarının karşılanması amacıyla miktar belirtmeksizin maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
41. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
42. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/515, K.2020/263) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.