|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Sinan ARMAĞAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Erdoğan ÇİÇEK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; gözaltında kötü muameleye maruz kalınması ve bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının, gözaltı tedbirinin hukuki olmaması ve yasal süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, soruşturma sürecinde el konulan eşyaların iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bazı işlem ve eylemler nedeniyle de özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, yarbay rütbesiyle asker olarak görev yapmaktayken askerî darbe teşebbüsünün ardından darbe teşebbüsüne katıldığı şüphesine istinaden 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. 16/7/2016-20/7/2016 tarihleri arasında gözaltında tutulan başvurucu, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.
3. Başvurucu, ceza infaz kurumunda tutulmakta iken avukatı K.G. aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) 17/1/2020 tarihinde şikâyet dilekçesi sunmuştur. Başvurucunun avukatının dilekçe ekindesunduğu vekâletnamede kendisi dışındaA.S.Ü. de başvurucuyu tek başına temsil etmeye yetkili kılınmıştır. Söz konusu dilekçede başvurucu; gözaltına alınırken ve gözaltında tutulduğu süre boyunca sözlü, fiziki ve psikolojik olarak çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
4. Başsavcılık, yürüttüğü soruşturma sonunda 10/11/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/3/2021 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
5. Nihai karar, başvurucuya 26/3/2021 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 3/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
6. Başvurucu vekili K.G. bireysel başvuru formunda 26/3/2021 tarihinde nihai kararın kendisine tebliğ edildiğini fakat 19/4/2021 tarihinde COVID-19 testinin pozitif çıktığını, karantinaya girdiğini, başvuru imkânı bulamadığını, hastalıkla yatarak mücadele ettiğini, kendisinden sorumlu hemşirenin tavsiyesi nedeniyle 3/5/2021 tarihine kadar dışarı çıkmasının mümkün olmadığını iddia ederek başvuru süresine ilişkin mazeretini dile getirmiştir. Ayrıca bu iddialarına ilişkin olarak sadece COVID-19 test sonucunu ibraz etmiştir. Öte yandan başvurucu vekili, bireysel başvuruda bulunurken de soruşturma aşamasındaki vekâletnameyi sunmuştur (bkz. § 3).
7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. Kötü Muamele Yasağının ve Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucu; gözaltına alınırken ve gözaltında tutulduğu süre boyunca fiziki, sözlü ve psikolojik olarak çeşitli şekillerde kötü muamelelere maruz kaldığını, buna ilişkin Başsavcılığa şikâyet dilekçesi sunduğunu, buna ilişkin olarak açılan soruşturmanın etkili şekilde yürütülmediğini ve maddi delillerin varlığına rağmen kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca yaşam tarzı ve inancından dolayı kötü muameleye maruz kalması nedeniyle eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.
10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuru süresine ilişkin olarak yapılan açıklamada başvurunun otuz günlük yasal süresi içinde yapılmadığı bildirilmiştir. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu; Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 59. maddesine göre mazeretini belgelendirdiğini, Anayasa Mahkemesinin de mazeretini kabul ettiğini belirtmiştir.
11. Başvuru, kötü muamele yasağı ve eşitlik ilkesi kapsamında incelenmiştir.
12. Bireysel başvuruların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekir.
13. 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 64. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca mücbir sebep veya ağır hastalık gibi haklı mazeret nedeniyle otuz gün içinde başvuru yapılamadığı takdirde bu durumu delillendiren belgeler ile mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde bireysel başvuru yapma imkânı bulunmaktadır.
14. Başvurucunun vekili; COVID-19 testinin pozitif çıktığını, karantinaya girdiğini, hastalığı yatarak geçirdiğini, kendisinden sorumlu hemşirenin tavsiyesiyle bireysel başvuru yaptığı tarihe kadar dışarı çıkamadığını belirterek mazeretli sayılması ve başvurunun süresinde yapıldığının kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
15. Başvurucunun avukatı; COVID-19 testinin pozitif çıktığını, hastalıkla yatarak mücadele ettiğini ileri sürmüş ise de sunulan vekâletnamede başvurucuya iki avukat tayin edildiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun avukatı K.G.nin haklı bir mazeretinin olduğu varsayılsa dahi başvurucunun diğer avukatı aracılığıyla bireysel başvuruda bulunması mümkündür. Diğer avukatın ise herhangi bir mazeretine dosya kapsamında rastlanmamıştır. Öte yandan başvurucunun avukatının iddiasının (bkz. § 10) aksine Anayasa Mahkemesi tarafından mazeretinin kabul edildiğine dair önceki bir aşamada herhangi bir karar verilmemiştir.
16. Somut olayda nihai karar başvurucunun avukatına 26/3/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucunun avukatının bu tarihe ilişkin bir itirazı yoktur. Başvurucunun kararı öğrendiği 26/3/2021 tarihinden itibaren otuz gün içinde ve en geç 26/4/2021 tarihine kadar bireysel başvuruda bulunması gerekirken bu tarihi geçirdikten sonra 3/5/2021 tarihinde yaptığı bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.
17. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
18. Başvurucu, geçerli bir karar bulunmaksızın ve şartları oluşmaksızın nedeni ve isnat edilen suç açıklanmadan, keyfî olarak gözaltına alındığını, gözaltı süresinin kanunda belirlenen süreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
19. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt [2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
20. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya [2. B.], B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
21. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl şartları altında geçici bir süre için azami olarak otuz güne kadar uygulanan gözaltı süresinin uzunluğunun makul olup olmadığı hususunu incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal [2. B.], B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37).
22. Somut olayda ileri sürülen iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu; kolluk görevlilerinin tutanak tutmadan cep telefonuna, cüzdanına, araç anahtarına ve giysilerine el koyduklarını, başvuru tarihine kadar da bunları iade etmediklerini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
25. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğradığı maddi zararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoyma nedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazmin edebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan başvurucu, elkoyma kararına karşı itiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia ve kanıt sunmamıştır. Dolayısıyla başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı anlaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. S.Z. [2. B.], B. No: 2017/5934, 11/2/2021, § 92).
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Özel ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, oturduğu lojmandan ailesinin kısa sürede tahliye edildiğini, tedavi gören engelli bir çocuğuna ilaçlarının verilmeyerek tedavisinin aksatıldığını, diğer çocuğunun ise kreşten çıkartıldığını, eşinin kamu görevinden ihraç edildiğini, tüm mal varlığına el konularak ailesinin açlığa mahkûm edildiğini belirterek özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
29. Başvurucunun ihlal iddialarına konu işlem ve eylemlere ilişkin herhangi bir belge sunmadığı, bunlara karşı idari veya yargısal yollara başvurduğundan bahsetmediği dolayısıyla hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kötü muamele yasağı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kişi hürriyeti ve güvenliği, mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.