logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hüseyin Akgül [2. B.], B. No: 2022/37410, 1/10/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HÜSEYİN AKGÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/37410)

 

Karar Tarihi: 1/10/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Hüseyin ERAL

Başvurucu

:

Hüseyin AKGÜL

Vekili

:

Av. Mahsuni KARAMAN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu (sanık) tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) PKK terör örgütünün sair efradı olma suçunu işlediği şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatmış ve başvurucu 25/11/1995 tarihinde gözaltına alınmıştır.

3. Başvurucu; müdafi hazır bulunmaksızın kolluk tarafından 25/11/1995 tarihinde alınan beyanlarında, örgüt içinde Civan kod ismini kullandığını, birkaç defa İstanbul'dan aldığı bir grup örgüt üyesini Diyarbakır'a götürdüğünü ve kırsalda R.K.ya teslim ettiğini, örgüte kuryelik yaptığını, kırsalda Pir kod isimli kişiden aldığı yüklü miktardaki para ile İstanbul'dan telsiz temin edip Diyarbakır'a getirdiğini ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısı huzurunda müdafi hazır bulunmaksızın 28/11/1995 tarihinde alınan beyanlarında da örgütsel faaliyetleri hakkında kollukta vermiş olduğu beyanlarını tekrar etmiştir.

4. Soruşturma kapsamında başvurucunun adresinde yapılan aramada çok sayıda telsiz ile silah, mermi ve başkası adına düzenlenmiş kimlik ele geçirilmiştir. Başvurucu, Başsavcılık beyanından sonra çıkarıldığı Diyarbakır 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı Yedek Üyeliği tarafından terör örgütünün sair efradı olma şüphesiyle 28/11/1995 tarihinde tutuklanmıştır.

5. Başsavcılıkça, başvurucunun anılan suçtan cezalandırılması talebiyle 8/12/1995 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede özetle başvurucunun 1993 yılında örgüt üyeliği şüphesiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığı, çalışmak için İstanbul'a gittiği dönemde Veysi kod isimli kişiyle irtibat kurduğu, 1994 yılında ilk olarak Veysi kod isimli örgüt mensubunun talimatı üzerine beş kişilik bir grubu kırsala gidebilmeleri amacıyla Diyarbakır'a götürdüğü ve grubu M.B. vasıtasıyla şüpheli R.K.ya teslim ettiği belirtilmiştir. İddianamede ayrıca başvurucunun örgüte yardım amacıyla İstanbul'dan gelen malzemeleri kargo aracılığıyla M.B.ye gönderdiği, başvurucunun İstanbul ve Diyarbakır arasında malzeme ve eleman nakli konusunda kuryelik yaptığı, örgüt içinde kod ismi kullandığı, soruşturma aşamasında verdiği beyanlar doğrultusunda üç örgüt mensubunun yakalandığı ve yapılan aramada başvurucuya ait çok sayıda telsiz ile sahte kimlik, tabanca ele geçirildiği belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir. Aynı iddianame kapsamında aralarında R.K.nın da bulunduğu dokuz şüphelinin atılı suçtan cezalandırılmaları talep edilmiştir.

6. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Diyarbakır 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır. Mahkeme, Tensip Tutanağı'nda başvurucu ve sanıkların savunmalarının alınması amacıyla ilk duruşmanın 29/2/1996 tarihinde yapılmasına karar vermiştir.

7. Birinci celsede başvurucunun müdafi huzurunda savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında örgütle hiçbir alakasının olmadığını, suç işlemediğini, psikolojik baskı altında olması nedeniyle kolluk ve savcılık aşamasındaki beyanlarını kabul etmediğini ifade etmiştir. Birinci celse, diğer sanıklarla ilgili tanıkların dinlenmesi amacıyla ertelenmiştir. Başvurucu hakkında tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumundan duruşmaya katılmak istemediğine dair tutanak düzenlendiği kurum tarafından bildirilmiş ve başvurucu sonraki altı celseye katılmamıştır.

8. Başvurucu ve müdafiinin hazır bulunmadığı 5/12/1996 tarihli celsede ise başvurucu ile birlikte yargılanan sanık R.K., 1994 yılında gerçekleştirilen Şehitlik Mahallesi'ndeki kahvehanenin taranması ve polis memurlarının yaralanması eyleminde başvurucunun da bizzat bulunduğu yönünde etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunmuştur. Bir kısım sanığa ait ekspertiz raporlarının tamamlanması ve eylem araştırmalarının dönüşlerinin beklenmesi amacıyla celse ertelenmiştir.

9. Sanık R.K.nın başvurucu aleyhine verdiği beyanlarından sonraki 4/2/1997 tarihli celsede başvurucu hazır edilmiş ise de bu defa sanık R.K.nın hazır edilemediği anlaşılmaktadır. 22/5/1997 tarihli celsede ise başvurucu ile sanık R.K. hazır bulunmuştur. Mahkeme heyet değişikliği nedeniyle önceki tutanakları okumuştur. Bu celsede başvurucu müdafi, yeterli delil bulunmaması nedeniyle tahliyeye yönelik beyanlarda bulunmuştur.

10. 9/10/1997 tarihli celsede, sanık R.K.nın önceki celselerdeki kahvehanenin taranması olayına ilişkin beyanları doğrultusunda başvurucu hakkında yeni iddianame düzenlenmesi için dosya Başsavcılığa tevdi edilmiştir. Devam eden dört celsede yeni iddianamenin düzenlenmesi beklenmiştir. 22/1/1998, 12/3/1998 ve 7/5/1998 tarihli celselerde de başvurucu ile sanık R.K.nın Mahkeme huzurunda bizzat hazır bulundukları anlaşılmaktadır. Anılan celselerde başvurucu veya müdafiinin sanık R.K.nın başvurucu hakkındaki önceki beyanlarına karşı ayrıca ve açıkça itirazda bulunmadıkları görülmektedir.

11. 8/10/1998 tarihli celse öncesinde başvurucunun devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçundan cezalandırılması talebini içeren 2/6/1998 tarihli iddianame dosyaya ibraz edilmiştir. İddianamede özetle başvurucunun 25/3/1994 tarihinde gerçekleşen Ç. Kıraathanesinin silahla taranmasıyla ilgili olay kapsamında iki kişinin ölümüne, dört kişinin ise yaralanmasına neden olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı 18/2/1999 tarihli celsede, başvurucunun İstanbul ve Diyarbakır arasında kuryelik yaptığı ve örgüte malzeme temin ettiği gerekçesiyle terör örgütünün sair efradı olma suçundan cezalandırılmasına yönelik esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Celse, başvurucunun yeni iddianame kapsamında savunmasının alınmasına yönelik işlem yapılması amacıyla ertelenmiştir.

12. Devam eden dört celsede başvurucunun mazeretsiz olarak duruşmalara katılmak istemediğini beyan etmesine bağlı olarak duruşmada hazır bulunmasının sağlanamadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan başvurucu ve sanıklara savunmalarını hazırlamaları için süre verilmiştir. Sanık R.K.nın da hazır bulunduğu 21/10/1999 tarihli celseye katılan başvurucu, avukatı olmadığından sadece eski savunmalarını tekrar ettiğini beyan etmiştir. Başvurucu ve sanık R.K.nın 20/4/2000 tarihli celsede suç vasfının değişme ihtimali ve delillerin toplandığı gerekçesiyle tahliyelerine karar verilmiştir. Sonraki celselerde ise diğer sanıklara isnat edilen suçların farklılık arz ettiği gerekçesiyle başvurucu, sanık R.K. ve başka bir sanık yönünden ayırma kararı verilmiştir.

13. Dosya hakkında verilen ayırma kararı sonrasında yargılamaya Diyarbakır 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yeni esasında devam edilmiştir. Yargılama, başvurucu hakkında Diyarbakır 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde derdest olan diğer dosyanın akıbetinin beklenmesine yönelik ara kararı doğrultusunda 6/9/2001 tarihine ertelenmiştir. Devam eden celselerde de söz konusu ara kararı doğrultusunda erteleme kararları verilmiştir.

14. 7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesi uyarınca devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması sonrasında yargılamaya 5170 sayılı Kanun'un 1. maddesi gereğince görevli Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından devam edilmiştir.

15. 23/9/2004 tarihli celsede daha önceden beklenmesine karar verilen dosyanın başvurucuyla hukuki irtibatının bulunmaması nedeniyle beklenmesinden vazgeçilmesine karar verilmiş ve Cumhuriyet savcısı tarafından önceki tarihte verilen mütalaa tekrar edilmiştir (bkz. § 11). Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu ve diğer sanıkların hazır bulunmadığı aynı celsede başvurucunun silahlı terör örgütünün sair efradı olma suçunu işlediğini sabit kabul ederek alt sınırdan 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararda; başvurucunun soruşturmadaki ikrar içeren beyanları, birlikte yargılandığı sanık R.K.nın anlatımları ile aramada ele geçirilen malzemeler doğrultusunda başvurucunun Civan kod ismini kullandığı, örgüte yardım malzemeleri temin ederek İstanbul'dan Diyarbakır'a getirdiği, kırsal alanda Pir kod isimli örgüt mensubu ile görüşme gerçekleştirdiği, bir kısım parayı alarak İstanbul'a getirmek suretiyle kuryelik yaptığı hususlarına dayanılmıştır.

16. Başvurucu, mahkûmiyet hükmüne karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararın sair yönlerini incelemeksizin "...Diyarbakır 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1995/690 esas sayılı dava dosyasının 26.7.2000 tarihli duruşma tutanağının dosyada bulunmadığı" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

17. Bozma kararı sonrasında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili Duruşma Tutanağı'nın araştırılması ile başvurucu ve sanık R.K. hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar vermiştir. Araştırılmasına karar verilen Duruşma Tutanağı'nın bulunamadığına dair tespit sonrasında başvurucu hakkındaki yakalamanın infazı amacıyla celse ertelenmiştir. 17/9/2009 tarihli celsede ise başvurucu ve sanık R.K. hakkındaki yakalama kararlarının infaz edilememesi nedeniyle dosyanın başvurucu ve sanık R.K. yönünden ayrılmasına karar verilmiştir. Ayırma kararı sonrasında aynı Mahkemenin farklı esasına kaydedilen dosya kapsamında yapılan celselerde başvurucu ve sanık R.K. hakkındaki yakalamaların infaz edilmesi beklenmiştir.

18. Sanık R.K.nın 27/4/2012 tarihinde yakalanması üzerine Mahkeme tarafından resen celse açılmıştır. Başvurucu ve müdafiinin hazır olmadığı celsede sanık R.K. önceki aşamalarda samimi beyanlarda bulunduğunu ve örgütle irtibatının kalmadığını belirtmiştir. Bir sonraki celsede başvurucu müdafiine, sanık R.K.nın beyanları okunmuş ve başvurucu hakkındaki yakalamanın infazının beklenmesine karar verilmiştir.

19. Başvurucu hakkındaki yakalamanın infazının beklendiği aşamada 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'na eklenen geçici 14. madde uyarınca özel yetkili mahkemeler kaldırılmıştır. Aynı Kanun uyarınca bu mahkemelerde bulunan derdest dosyaların yetkili ve görevli mahkemelere devredilmesine karar verilmiş olması nedeniyle yargılama, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye devam etmiştir.

20. Mahkemedeki yargılama yirmi bir celsede tamamlanmıştır. Mahkeme, dokuz celse başvurucu hakkındaki yakalamanın infaz edilmesini beklemiştir. 23/3/2017 tarihinde başvurucunun yakalanması sonucu resen açılan celsede başvurucu, müdafi huzurunda savunmasını yapmıştır. Başvurucu; iddianame ve bozma kararına karşı yapmış olduğu savunmasında sanık R.K.nın aleyhe beyanlarını kabul etmediğini, suçlamaları reddettiğini ifade etmiştir. 15/2/2018 tarihli celsede ise başvurucu müdafi tarafından başvurucu aleyhine beyanda bulunan sanık R.K.nın başvurucu huzurunda dinlenmediği belirtilerek tanığı sorgulayabilmek amacıyla Mahkemece yeniden dinlenmesi talep edilmiştir. Mahkeme tanığın yeniden dinlenmesi talebinin reddine karar vermiştir.

21. Mahkeme esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması amacıyla dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi etmiştir. Müdafiler huzurunda verilen mütalaada; başvurucunun örgütün milisi olarak faaliyette bulunduğu, İstanbul'dan Diyarbakır'a örgüt mensuplarını ve malzemeleri taşıdığı, kuryelik yaptığı ve 1994 yılında gerçekleşen kahvehane baskınına katıldığı belirtilerek bu defa devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Başvurucu, cezalandırma talebinin dayanağının sanık R.K.nın beyanları olması nedeniyle tanığın sorgulanabilmesi amacıyla huzurda dinlenmesini yeniden talep etmiştir. Mahkeme, tanığın yeniden dinlenmesine yönelik talebin reddine karar vermiştir. Başvurucu müdafi; esasa ilişkin savunmalarında başvurucunun kahvehane baskını ile ilgisinin olmadığını, daha önceden verilen örgüt üyeliği cezası nedeniyle yeniden ceza verilemeyeceğini vurgulamıştır.

22. Mahkeme başvurucunun devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik silahlı eylemlerde bulunma suçunu işlediğini kabul ederek müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... Sanık Hüseyin'in [başvurucu] 25/11/1995 tarihli kolluk beyanında, 28/11/1995 tarihli savcılık ve sorgu beyanlarında; 1994 yılında beş kişilik bir grubu[n] kırsala gönderilmesi için [M.B.] ile [S.ye] Diyarbakır ilinde teslim ettiği, kırsala gönderilecek ikinci grup ile ilgili olarak [M.B.] ile telefon görüşmesi yaptığını, kırsala gönderilecek malzemeleri [M.B.ye] gönderdiği[ni], örgüte malzeme temini konusunda İstanbul'da bulunun [M.R.A.] ile anlaştığı[nı], bu kişiden bir kısım malzemeleri aldığını, malzeme parası olarak Cadi Kod [R.K.] [sanık] ile görüşerek ondan para aldığını ifade ederek atılı suçlamaları kısmen kabul ettiği, ayrıca 25/03/1994 tarihinde Şehitlik mahallesinde kahvehanenin taranması eyleminin gerçekleştiği ve bu eylemde, bir vatandaş hayatını kaybederken polis memuru ile birçok vatandaşın da yaralandığı, sanık [R.K.nın] 05/12/1996 tarihli mahkeme huzurunda vermiş olduğu beyanında sanık Hüseyin'in 25/03/1994 tarihinde Şehitlik mahallesinde kahvehanenin taranması eylemine bizzat katıldığını beyan ettiği, sanık Hüseyin'in sanık [R.K.nın] bu beyanlarını kabul etmediği ancak sanıkların aralarında dosyaya yansıyan bir husumetin ve dolayısıyla sanık [R.K.nın] sanık Hüseyin'e iftira atmasını gerektirir bir durumun bulunmadığı görülmekle sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştiren şahıslar arasında yer aldığı anlaşılmıştır..."

23. Başvurucu müdafi, temyiz dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra başvurucunun hazır bulunmadığı duruşmada dinlendiği için sorgulama imkânı verilmeyen ve tek delil olarak kabul edilen sanık R.K.nın beyanlarına dayanılarak ceza verilemeyeceğini belirtmiştir.

24. Yargıtay 3. Ceza Dairesi suç tarihini düzeltmek suretiyle Mahkeme kararını 8/12/2021 tarihinde onamıştır.

25. Başvurucu, nihai hükmü 31/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 25/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

26. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, beyanları mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde esas alınan tanık R.K.nın kendisinin de hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiği, ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanması gerektiği, ikinci olarak ise okunmasıyla yetinilen ifadenin karara götüren tek ya da belirleyici kanıt olması hâlinde savunma haklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak ölçüde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki şikâyetlerini tekrar ettiğini ifade etmiştir.

29. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkı yönünden incelenmiştir.

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

31. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında tanık kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

32. Başvuru konusu olayda incelenmesi gereken ilk sorun, beyanı delil olarak kabul edilen tanık R.K.nın başvurucunun da hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Mahkeme, tanığın başvurucu aleyhine beyanda bulunduğu duruşmada başvurucunun da hazır edilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili bir değerlendirme yapmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun tanık sorgulama imkânından yararlandırılmamasının gerekçelendirilmesi yükümlülüğü somut olayda kamu makamları tarafından yerine getirilmemiştir. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama ya da sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.

33. Duruşmada sorgulanmayan tanığın ifadesinin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan mahkemenin sorgulanmamış tanığın ifadesinin ağırlık derecesini gerekçeli kararda tartışmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır.

34. Mahkeme, başvurucu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını iki farklı olguya dayandırmıştır. Gerekçeli kararda ilk olarak başvurucunun kolluk, savcılık ve sorgu hâkimliğinde örgüt mensuplarını Diyarbakır'a götürdüğüne, örgüte malzeme ve telsiz temin ettiğine ve örgüt adına kuryelik yaptığına dair birbirleriyle uyumlu ikrar içeren beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemece başvurucunun bu yöndeki beyanlarıyla atılı suçlamaları kısmen kabul ettiği vurgulanmıştır. İkinci olarak ise başvurucunun birlikte yargılandığı tanık R.K.nın iki kişinin öldüğü, dört kişinin ise yaralandığı kahvehane baskını olayına başvurucunun bizzat katıldığına ilişkin olarak etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla yargılama esnasında verdiği beyanlarına dayanılmıştır.

35. Somut olayda gerekçeli karar içeriği gözönüne alındığında başvurucunun hazır bulunmadığı duruşmada etkin pişmanlık hükümleri kapsamında beyanları alınan tanık R.K.nın başvurucunun kahvehane baskınına bizzat katıldığına yönelik anlatımının devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik silahlı eylemlerde bulunmak suçunun işlendiği yönündeki kanaatin oluşmasında önemli ölçüde dikkate alındığı sonucuna ulaşmak mümkündür. Diğer bir ifadeyle, başvurucunun suçlamaları kısmen kabule yönelik beyanları dışında sorgulama imkânı tanınmayan R.K.nın beyanlarının mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa da belirleyici nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.

36. Yargılama sürecinde başvurucuya olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve delillerini sunma imkânı tanınmıştır. Buna ek olarak hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanı dışında başka delillere de dayanılmıştır. Ancak gerekçeli kararda başvurucunun kahvehane baskınına bizzat katıldığı yönündeki sorgulanamayan tanığın beyanlarını doğrulayan başkaca delile dayanıldığına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ayrıca Mahkemenin tanığın başvurucunun da ona soru sormasına imkân sağlayacak şekilde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla neden dinlemediğine ya da tanığın Mahkemede dinlenirken başvurucunun haberdar edilip edilmediğine ilişkin bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Tanığın başvurucunun yokluğunda alınan beyanları diğer duruşmada başvurucuya okunmuşsa da başvurucu, tanığın beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığından ses ve görüntü nakli yoluyla da olsa tanığı sorgulayamamış; sorulan sorulara verdiği cevaplar hakkında izlenim edinme fırsatı elde edememiştir. Bu yüzden tanığın tepkileri konusunda Mahkemenin dikkati çekilememiş, tanığın beyanlarının doğruluğu ve güvenilirliği test edilememiştir.

37. Bu noktada, başvurucunun kendisinin hazır bulunmadığı duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmek amacıyla aleyhine beyanda bulunan tanık R.K.nın sorgulanabilmesine imkân verecek şekilde yeniden dinlenmesine yönelik birçok talepte bulunduğu (bkz. §§ 20-23) fakat Mahkemenin bu talepleri reddettiği gözden kaçırılmamalıdır (Mahkûmiyete esas alınan tek veya belirleyici delilin aynı örgüte üye olduğu iddiası ile yargılanan kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla soruşturma ve kovuşturma evrelerinde tanık sıfatıyla verdikleri ifadelerin sınanmamasının başvurucuyu iddia makamı karşısında usule ilişkin imkânlardan yararlanma noktasında önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürdüğüne ilişkin olarak bkz. Ahmet Bağcı [2. B.], B. No: 2020/38549, 14/1/2025, § 56). Öte yandan hükme ulaşılırken sorgulanmamış tanığın beyanı dışında başka delillere de dayanılmış olmasının beyanları belirleyici ölçüde mahkûmiyete temel alınan tanığı sorgulama imkânı tanınmaması nedeniyle savunma makamının maruz kaldığı sınırlamayı telafi ettiğini söylemek de mümkün gözükmemektedir. Sonuç olarak doğruluğu ve güvenilirliği test edilmemiş tanık beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alındığı hâlde savunmanın karşılaştığı zorlukları telafi edecek karşı dengeleyici güvenceler sağlanmamıştır. Bu bağlamda tanığın başvurucunun da hazır bulunduğu duruşmada veya SEGBİS yoluyla dinlenmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu sonuca katılmamıştır.

39. Başvuruda tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı dışında kalan adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucunun yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

41. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 500.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

42. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

43. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

44. Tanık sorgulama hakkı tanığın yargılama evrelerindeki beyanlarının delil değeriyle ilgili bir derecelendirme yapılmasını güvence altına almamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu hak, tanığın duruşmadaki beyanlarına üstünlük tanınması gerektiği yönünde bir güvence içermemektedir. Savunmaya duruşmada tanığı sorgulama fırsatı tanındığı ve sanığın diğer haklarına saygı gösterildiği sürece tanığın yargılama evresindeki beyanlarının hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin takdirindedir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Musa Yılmaz Acar [1. B.], B. No: 2013/1664, 16/7/2014, § 53).

45. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2014/151, K.2018/663) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 664,10 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 30.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Başvurucu, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın duruşmada sorgulanmasına izin verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda belirtilen gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Şöyle ki;

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, PKK terör örgütünün sair efradı olma suçunu işlediği şüphesiyle başvurucu hakkında soruşturma başlatılması üzerine, ilgili 25/11/1995 tarihinde gözaltına alınmış, bilahare cezalandırılması talebiyle 8/12/1995 tarihinde hakkında iddianame düzenlenmiştir.

İddianamede özetle; başvurucunun 1993 yılında örgüt üyeliği şüphesiyle gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığı, çalışmak için İstanbul'a gittiği dönemde Veysi kod isimli kişiyle irtibat kurduğu, 1994 yılında ilk olarak Veysi kod isimli örgüt mensubunun talimatı üzerine beş kişilik bir grubu kırsala gidebilmeleri amacıyla Diyarbakır'a götürdüğü ve grubu M.B. vasıtasıyla şüpheli R.K’.ya teslim ettiği belirtilmiştir. İddianamede ayrıca başvurucunun örgüte yardım amacıyla İstanbul'dan gelen malzemeleri kargo aracılığıyla M.B.ye gönderdiği, başvurucunun İstanbul ve Diyarbakır arasında malzeme ve eleman nakli konusunda kuryelik yaptığı, örgüt içinde kod ismi kullandığı, soruşturma aşamasında verdiği beyanlar doğrultusunda üç örgüt mensubunun yakalandığı ve yapılan aramada başvurucuya ait çok sayıda telsiz ile sahte kimlik ve tabanca ele geçirildiği belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir. Aynı iddianame kapsamında, aralarında şüpheli R.K’.nın da bulunduğu dokuz şüphelinin de atılı suçtan cezalandırmaları talep edilmiştir.

Yargılama esnasında müdafi huzurunda savunması alınan başvurucu; örgütle hiçbir alakasının olmadığını, suç işlemediğini, psikolojik baskı altında olması nedeniyle kolluk ve savcılık aşamasındaki beyanlarını kabul etmediğini beyan etmiştir. 5/12/1996 tarihli celsede başvurucu ile birlikte yargılanan sanık R.K., 1994 yılında gerçekleştirilen Şehitlik Mahallesi'ndeki kahvehanenin taranması ve polis memurlarının yaralanması eyleminde başvurucunun da bizzat bulunduğu yönünde etkin pişmanlık kapsamında beyanlarda bulunmuş, bu beyanlardan sonraki 4/2/1997 tarihli duruşmada başvurucu hazır edilmiş ise de bu defa sanık R.K. hazır edilememiştir. 22/5/1997 tarihli duruşmada ise başvurucu ile sanık R.K. hazır bulunmuş, Mahkeme heyet değişikliği nedeniyle önceki tutanakları okumuş, celse esnasında başvurucu müdafii yeterli delil bulunmaması nedeniyle tahliyeye yönelik beyanlarda bulunmuştur.

9/10/1997 tarihli celsede, sanık R.K.’nın önceki celselerdeki kahvehanenin taranması olayına ilişkin beyanları doğrultusunda başvurucu hakkında yeni iddianame düzenlenmesi için dosya Başsavcılığa tevdi edilmiş, devam eden dört celsede yeni iddianamenin düzenlenmesi beklenmiştir. 22/1/1998, 12/3/1998 ve 7/5/1998 tarihli celselerde de başvurucu ile sanık R.K.’nın Mahkeme huzurunda bizzat hazır bulundukları anlaşılmaktadır. Anılan celselerde başvurucu veya müdafii sanık R.K.nın başvurucu hakkındaki önceki beyanlarına karşı ayrıca ve açıkça itirazda bulunmamışlardır.

Başvurucu ve sanık R.K.nın 20/4/2000 tarihli celsede suç vasfının değişme ihtimali ve delillerin toplandığı gerekçesiyle tahliyelerine karar verilmiştir. Sonraki celselerde ise diğer sanıklara isnat edilen suçların farklılık arz ettiği gerekçesiyle başvurucu, sanık R.K. ve başka bir sanık yönünden ayırma kararı verilmiştir.

Ayırma kararı sonrasında yargılamaya Diyarbakır 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin yeni esasında devam edilmiş, bilahare 7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un 9. maddesi uyarınca Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması sonrasında da yargılama 5170 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca görevli Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülmüştür.

23/9/2004 tarihli celsede Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucu ve diğer sanıkların yokluğunda, başvurucunun silahlı terör örgütünün sair efradı olma suçunu işlediğini sabit kabul ederek 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararda; başvurucunun soruşturmadaki ikrar içeren beyanları, birlikte yargılandığı sanık R.K.nın anlatımları ile aramada ele geçirilen malzemeler doğrultusunda; başvurucunun ‘Civan’ kod ismini kullandığı, örgüte yardım malzemeleri temin ederek İstanbul'dan Diyarbakır'a getirdiği, kırsal alanda ‘Pir’ kod isimli örgüt mensubu ile görüşme yaptığı ve bir kısım parayı alarak İstanbul'a getirmek suretiyle kuryelik yaptığı hususlarına dayanılmıştır.

Başvurucu tarafından mahkûmiyet hükmüne karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararın sair yönlerini incelemeksizin "...Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1995/690 esas sayılı dava dosyasının 26.7.2000 tarihli duruşma tutanağının dosyada bulunmadığı" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş, bozma kararı sonrasında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili duruşma tutanağının araştırılması ile başvurucu ve sanık R.K. hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar vermiştir. Araştırılmasına karar verilen duruşma tutanağının bulunamadığına dair tespit sonrasında, başvurucu hakkındaki yakalamanın infazı amacıyla celse ertelenmiştir.

Başvurucu hakkındaki yakalamanın infazının beklendiği aşamada, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen geçici 14. madde uyarınca özel yetkili mahkemeler kaldırılmış bu mahkemelerde bulunan derdest dosyaların yetkili ve görevli mahkemelere devredilmesine karar verilmiş olması nedeniyle yargılamaya, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam edilmiştir.

Mahkeme, yargılama sonucu başvurucunun devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik silahlı eylemlerde bulunma suçunu işlediğini kabul ederek müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi suç tarihini düzeltmek suretiyle mahkeme kararını 8/12/2021 tarihinde onamıştır.

Anayasa Mahkemesi, birçok kararında ‘tanık’ kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve tanık sorgulama hakkı ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40).

Başvuru konusu olayda incelenmesi gereken ilk sorun, beyanı delil olarak kabul edilen tanık R.K.nın başvurucunun da hazır bulunduğu duruşmada dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığıdır. Mahkeme, tanığın başvurucu aleyhine beyanda bulunduğu duruşmada başvurucunun hazır edilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili bir değerlendirme yapmamış ise de; buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak hükmün tek başına veya belirleyici ölçüde başvurucunun sorgulama ya da sorgulatma imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadeye dayalı olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.

Mahkeme, başvurucu yönünden vermiş olduğu mahkûmiyet kararını iki farklı olguya dayandırmıştır. Gerekçeli kararda ilk olarak başvurucunun kolluk, savcılık ve sorgu hâkimliğinde örgüt mensuplarını Diyarbakır'a götürdüğüne, örgüte malzeme ve telsiz temin ettiğine ve örgüt adına kuryelik yaptığına dair birbirleriyle uyumlu ikrar içeren beyanlarda bulunduğu belirtilmiştir. İkinci olarak ise başvurucunun birlikte yargılandığı tanık R.K.nın iki kişinin öldüğü, dört kişinin ise yaralandığı kahvehane baskını olayına başvurucunun bizzat katıldığına ilişkin olarak yargılama esnasında verdiği beyanlarına dayanılmıştır.

Somut olayda başvurucu ile birlikte yargılanan sanık R.K.nın, başvurucunun kahvehane baskınına bizzat katıldığına yönelik beyanlarını başvurucunun hazır bulunmadığı celsede verdiği anlaşılmakta ise de: sanık R.K.nın bu yöndeki beyanlarından sonra gerçekleşen 22/5/1997 tarihli celse ile başvurucu ile sanık R.K. hazır bulundukları sonradan gerçekleştirilen çok sayıda celseye birlikte katıldıkları da anlaşılmaktadır.

Böylelikle yargılama sürecinde başvurucuya, aleyhine beyanda bulunan tanık R.K.nın beyanlarına karşı tanık ile birlikte katıldıkları diğer celselerde tanığın beyanlarının güvenilirliği test edilebilme, olayları kendi bakış açısına göre anlatma ve delillerini sunma imkânı tanınmıştır. Mahkeme, tanık ifadesi dışında başvurucunun (alınma şekline itiraz etmediği) soruşturma aşamasındaki ikrarına da dayanmıştır. Dolayısıyla tanığın başvurucu tarafından salt beyanda bulunduğu celsede sorgulanamamasının yargılamayı bir bütün olarak adil olmaktan çıkarmadığı sonucuna ulaşılması gerekir.

Belirtmiş olduğumuz nedenlerle, başvurucunun, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın duruşmada sorgulanmasına izin verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiası ile ilgili olarak, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

 

Üye

Ömer ÇINAR

Üye

Metin KIRATLI

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hüseyin Akgül [2. B.], B. No: 2022/37410, 1/10/2025, § …)
   
Başvuru Adı HÜSEYİN AKGÜL
Başvuru No 2022/37410
Başvuru Tarihi 25/2/2022
Karar Tarihi 1/10/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu (sanık) tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) İhlal Yeniden yargılama
Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi