logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mehmet Vehbi Düz [2. B.], B. No: 2022/40005, 3/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MEHMET VEHBİ DÜZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/40005)

 

Karar Tarihi: 3/12/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Metin KIRATLI

Raportörler

:

Duygu BAKAY

 

 

Ali KOZAN

Başvurucu

:

Mehmet Vehbi DÜZ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan alacak davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, alacak davasına ilişkin yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, ceza yargılaması neticesinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı kanun yolunun kapalı olması nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu; sosyal yardım ve inceleme görevlisi olarak Çınar Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (Kurum) bünyesinde 2004 yılında çalışmaya başlamış, en son Kurum müdürü olarak görev yapmaktayken hakkında başlatılan soruşturma kapsamında 16/11/2009 tarihinde gözaltına alınmış, 17/11/2009 tarihinde ise hem tutukluluğuna karar verilmiş hem de iş akdi sona erdirilmiştir.

A. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

3. Çınar Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından yürütülen soruşturmada 9/3/2010 tarihinde tahliye edilen başvurucu ile kurum personeli olarak çalışan İ.B. ve A.Ö. hakkında resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan iddianame hazırlanmıştır.

4. Başsavcılığın iddianame kapsamında ileri sürdüğü iddialar şu şekildedir:

- Para yardımı yapılan kişiler hakkında tutulan çizelgelerde yardım alan toplamda yetmiş kişinin isimlerinin karşısında aldıkları yardım miktarı ile imza ya da parmak izleri bulunduğu, yapılan kriminal incelemelerde parmak izleri ve imzaların büyük çoğunluğunun bu kişilere ait olmadığı, imzaların bir kısmının başvurucu ile İ.B. ve A.Ö. tarafından atıldığı, parmak izlerinin de yine İ.B. ve A.Ö.ye ait olduğu,

- Çizelgede adı olan kişilerin bir kısmının tanıklığı sırasında verdiği beyanlarında imzaların ya da parmak izlerinin kendilerine ait olmadığını, böyle bir yardım almadıklarını belirttikleri,

 - Kayıtlarda inşaat yardımı yapıldığı gösterilen bir kısım kişilerin beyanlarında böyle bir yardım almadıklarını belirttikleri ayrıca mütevelli heyeti kararı olmadığı hâlde bir kısım kişilere yardım yapıldığının tespit edildiği.

5. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde görülen yargılamada 18/12/2013 tarihli karar ile başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ayrıca başvurucunun dolandırıcılık suçundan da 2 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 20.820 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucu, HAGB kararına karşı itiraz etmiş ise de 13/10/2017 tarihli kararla itirazın reddine hükmedilmiştir. Başvurucu, dolandırıcılık suçu yönünden kurulan hükme karşı da temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay (kapatılan) 15. Ceza Dairesi tarafından yapılan incelemede sanıkların suç kastı ile hareket ettiklerine yönelik mahkûmiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı delil bulunmadığı kanaatine varılmış; bu kapsamda beraat yerine mahkûmiyet kararı verilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

7. Söz konusu kararın gerekçesinde mütevelli heyeti tarafından çeşitli tarihlerde alınan kararlar doğrultusunda çizelgelerde ismi yer alan ihtiyaç sahipleriyle ilgili yapılan incelemede bu kişilerin fakir ve yardıma muhtaç oldukları, Kaymakamlık tarafından bu şahıslara ev ziyareti yapılarak kişi başına 250 TL nakdi yardımda bulunulmasına ve nakdi yardımın da bu kişilere verilmek üzere mutemet olarak vakıf memuru sanık A.Ö.ye ödenmesine karar verildiği belirtilmiştir. Bu kapsamda dosya içinde bulunan fotoğraflar incelendiğinde bir kısım ihtiyaç sahiplerine hane ziyaretleri yapıldığı ve kapalı zarf içinde para verilirken fotoğraflar çekildiği, bu kişilerin bir kısmının nakdi yardımı aldığını, bir kısmının ise hatırlayamadığını beyan ettiği tespit edilmiştir. İnşaat yardımıyla ilgili olarak yapılan değerlendirmede ise mütevelli heyeti tarafından belirlenen kişilere evlerinin bakım ve onarımı için inşaat malzemelerinin alınması yönünde karar alındığı, bu kapsamda alınan malzemelerin fatura karşılığı bedellerinin gönderilmesi için bankaya talimat verildiği ve şirket yetkilileri tarafından paranın çekildiği, listede adı geçen kişilerin de ifadelerinde bahsi geçen şekilde yardım aldıklarını beyan ettikleri belirtilmiştir.

8. Ceza Mahkemesi bozmaya uymak suretiyle dolandırıcılık suçu yönünden başvurucunun beraatine karar vermiş ve bu karar temyiz incelemesinden geçerek 2/4/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

9. Başvurucu, dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının sahtecilik suçu yönünden kurulan hükmün de bozulmasını gerektirdiğini zira her iki isnadın aynı maddi olaya dayandığını iddia ederek HAGB kararına karşı kanun yararına bozma talebinde bulunduğunu ancak talebinin reddedildiğini belirtmiştir.

B. İşçilik Alacakları Davasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu, beraat kararının kesinleşmesinin akabinde Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla) (Hukuk Mahkemesi) nezdinde işçilik alacaklarına ilişkin dava açmıştır. Dava dilekçesinde ceza yargılaması neticesinde beraat ettiğini belirten başvurucu, feshin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı ile ihbar tazminatının yanı sıra diğer alacak kalemlerinin tarafına ödenmesini talep etmiştir. Kurum ise cevap dilekçesinde başvurucunun Kuruma karşı dolandırıcılık suçunu işlediği şüphesiyle tutuklandığını, bunun üzerine iş akdinin 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereği feshedildiğini ifade etmiştir. Ayrıca tüm suçlar açısından beraat kararı verilmiş olması hâlinde bile bu durumun Hukuk Mahkemesini bağlamayacağı, başvurucunun gerçekleştirdiği eylemin işveren açısından güven sarsıcı nitelikte olduğu ileri sürülmüştür.

11. Hukuk Mahkemesi 26/2/2021 tarihli kararıyla davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecine değinen Mahkeme; başvurucunun söz konusu eyleminin işverene karşı doğruluk ve bağlılık kurallarına aykırı bir davranış olduğunu, bu koşullar altında işverenden iş akdini objektif olarak sürdürmesinin beklenemeyeceğini belirterek haklı sebeple fesih yapıldığı kanaatine varmıştır.

12. Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet kararının hatalı olduğunu zira dolandırıcılıktan verilen beraat kararının esasen sahtecilik iddialarını da doğrudan ilgilendirdiğini ancak HAGB kararı verilmesi nedeniyle kanun yolu kapalı olduğu için bu şekliyle kesinleştiğini ileri sürmüştür.

13. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 3/3/2022 tarihli kararı ile istinaf talebinin esastan reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde bir kısmı ceza mahkemesi kararıyla sübut bulan başvurucunun hukuka aykırı eylemlerinin taraflar arasındaki güven ilişkisini temelinden çökertecek ağırlıkta olduğu, iş akdinin bu sebeple ve haklı nedenle feshedildiği kanaatine varmıştır.

14. Başvurucu, nihai kararı 10/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 8/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu; resmî belgede sahtecilik suçu ile dolandırıcılık suçlamalarının aynı eyleme dayandığını, bu kapsamda dolandırıcılıktan verilen beraat kararının esasen sahtecilik suçlamasına da tesir ettiğini fakat HAGB kararına karşı itiraz dışında gidilebilecek bir kanun yolu olmadığı için kararın kesinleştiğini ayrıca HAGB kararının hukuki bir sonucunun bulunmadığını ve hükme esas alınamayacağını belirtmiştir. Tutukluluk tedbiri ancak belli bir süreyi geçtikten sonra feshe konu olabilecekken somut olayda tutuklandığının ertesi günü işten çıkarıldığını ifade eden başvurucu, suç kastı ile hareket etmediğinin Yargıtay kararları ile ortaya konulduğu hâlde HAGB kararının feshe dayanak yapılmasının haksız ve keyfî olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

16. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü şartlarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

17. Başvuru gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

19. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

20. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

21. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanması, bunun da ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekir (birçok sayıda karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararları). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).

22. Bu itibarla şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir (Delil Metin, § 35).

23. Ceza yargılamasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Mahkeme tarafından ceza soruşturmasında yer alan verilerin sözleşmenin feshedilmesine olan etkisinin ortaya konulması gerekmektedir (Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 35).

24. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda Hukuk Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır (Diren Taş, § 36).

25. Başvuruya konu olayda başvurucu hakkında müdür statüsünde çalıştığı Kuruma karşı resmî belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediğinden bahisle ceza soruşturması başlatıldığı, akabinde bu duruma istinaden iş akdinin feshedildiği görülmektedir. Yürütülen ceza yargılaması neticesinde dolandırıcılık suçundan beraatine hükmedilen başvurucunun sahtecilik suçundan HAGB'ye karar verildiği anlaşılmıştır. Yargı makamlarının kararlarında ise ceza yargılaması süreci anlatılarak işçi ile işveren arasındaki güvenin bozulmasında eylemin niteliğinin dikkate alındığı görülmüştür. Ayrıca ceza yargılamasında yer alan olguların başvurucunun yapacağı göreve olumsuz etkisi irdelenmemiştir. Ancak eylemin niteliğine atıfta bulunulması yeterli olmayıp ceza yargılamasına konu olay ve olgular da yargı makamlarınca irdelenmelidir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli, fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni masumiyet karinesi de gözetilmek suretiyle ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır.

26. Netice itibarıyla yargı makamlarının gerekçeli kararlarında, işveren yönünden başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, başvurucunun yargılamanın esasına tesir eder nitelikteki iddia ve itirazlarının incelenmediği ve bu iddiaların karşılanmadığı görülmüştür.

27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının sahtecilik suçlamasına da tesir ettiğini, HAGB kararına karşı itiraz dışında gidilebilecek bir kanun yolu olmadığı için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kanun yararına bozma talebinde bulunduğunu ancak talebinin reddedildiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

33. Başvurucunun şikâyetlerinin 13/10/2017 tarihli itirazın reddi kararı ile kesinleşen HAGB kararına ilişkin olduğu, itirazın reddine dair nihai kararın ise 24/10/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda başvurucunun tespit edilen öğrenme tarihinden itibaren otuz günlük bireysel başvuru süresi geçtikten sonra 8/4/2022 tarihinde başvuru yaptığı anlaşılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

35. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 250.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

36. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

37. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

38. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Çınar Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/259, K.2021/57) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Mehmet Vehbi Düz [2. B.], B. No: 2022/40005, 3/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı MEHMET VEHBİ DÜZ
Başvuru No 2022/40005
Başvuru Tarihi 8/4/2022
Karar Tarihi 3/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan alacak davasında sonuca etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, alacak davasına ilişkin yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, ceza yargılaması neticesinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı kanun yolunun kapalı olması nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) Süre Aşımı
Gerekçeli karar hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi