|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
YUSUF İNAN BAŞVURUSU (2)
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/48631)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 9/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Abdurrahman Remzi AKPINAR
|
|
Başvurucu
|
:
|
Yusuf İNAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbiri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında, yurt dışında yaşayan başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmıştır. Başvurucu 15/7/2018 tarihinde İstanbul Havalimanı'nda hakkındaki yakalama kararına istinaden gözaltına alınmıştır. 19/7/2018 tarihinde sevk edildiği İzmir 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucu, atılı suçtan tutuklanmıştır. Soruşturma sonucunda düzenlenen iddianame İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilerek başvurucunun yargılanmasına başlanmıştır.
3. Yargılama devam ederken 31/5/2019 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Mahkeme aynı zamanda başvurucuya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (b) bendi gereğince imza vermek şeklinde adli kontrol tedbiri uygulamıştır. Yargılama sonucunda Mahkeme 3/7/2019 tarihinde başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiştir. Hüküm ile birlikte Mahkeme, başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi gereğince yurt dışına çıkmamak şeklinde adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
4. Başvurucu, anılan adli kontrol tedbirine itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde 2014 yılından beri ailesiyle birlikte Ukrayna'da yaşadığını ve bu ülkede ticaretle uğraştığını belirtmiştir. Ayrıca bir tanesi henüz iki yaşında olan iki çocuğu bulunduğunu, eşinin göz rahatsızlığı olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini ifade ederek kendisinden başka onlara bakacak kimsenin bulunmadığını vurgulamıştır. Mahkeme söz konusu itirazı, kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Ret kararına başvurucu tarafından yapılan itiraz ise İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aynı gerekçe ile reddedilmiştir.
5. Başvurucu, mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, verilen kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek bozulması gerektiğini ifade etmiş; adli kontrol tedbirine yönelik herhangi bir hususu dile getirmemiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 9/3/2021 tarihinde mahkeme kararını kaldırarak başvurucunun terör örgütüne yardım etme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesi, yurt dışına çıkmamak şeklindeki adli kontrol tedbirinin hükmün infazının başlamasına kadar devamına karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, bu konudaki gerekçesinde başvurucuya verilen cezanın miktarına ve yargılamaya konu olayın niteliğine vurgu yapmıştır. Ayrıca ailesinin Türkiye'ye gelme imkânlarının olması nedeniyle başvurucunun ailesiyle ilgili mazeretinin yerinde olmadığı ifade edilmiştir. Son olarak verilen tedbirin anılan gerekçelerle orantılı ve ölçülü olduğu, tedbirin kaldırılması için zorunlu sebeplerin bulunmadığı belirtilmiştir.
6. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Bununla birlikte adli kontrol tedbirine de itiraz etmiştir. İtiraz, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından reddedilmiştir. Kararda; başvurucunun aldığı ceza miktarı ve yurt dışında yakınlarının olması nedeniyle kaçma ihtimalinin bulunduğu, bu sebeple anılan tedbirin orantılı ve ölçülü olduğu ifade edilmiştir.
7. Öte yandan Yargıtay önünde davanın esasına yönelik inceleme devam ederken başvurucu, adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını tekrar talep etmiştir. Talep dilekçesinde yukarıdaki hususlara ek olarak (bkz. § 4), Ukrayna ile Rusya arasında savaşın başladığını, ailesinin yaşam koşullarının daha da zorlaştığını ve kendisine muhtaç olduklarını ifade etmiştir. Bununla birlikte hakkında devam eden yurt dışı yasağının da makul süreyi aştığını belirtmiştir.
8. Mahkemece 9/3/2022 tarihinde başvurucunun talebi reddedilmiştir. Kararda başvurucuya yüklenen suçun vasfı, itiraza konu kararın niteliği, kararda belirtilen gerekçe ve itiraz nedenlerine vurgu yapılarak kararın yerinde olduğu ve itirazın haklı olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu, bu karara aynı gerekçelerle (bkz. § 7) itiraz etmiştir. İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı 29/3/2022 tarihinde reddetmiştir. Gerekçe olarak, atılı suçun katalog suçlar arasında olması ve kararda usul ve kanuna aykırı bir hususun bulunmadığı belirtilmiştir.
9. Başvurucu 29/3/2022 tarihli nihai kararı öğrendikten sonra 15/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Öte yandan bireysel başvurudan sonra Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkındaki yargılamanın Yargıtay önünde derdest olduğu ve adli kontrol tedbirinin devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun anılan tedbir kararına farklı tarihlerde itiraz ettiği ve bu itirazlarının da benzer gerekçelerle reddedildiği anlaşılmaktadır.
11. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucu; başvuru tarihi itibarıyla üç yılı aşkın süredir hakkındaki yurt dışı yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmadığını ve bu yöndeki itirazlarının gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini iddia etmiştir. Bununla birlikte uzun yıllardır Ukrayna'da yaşadığını, ailesinin hâlen orada olduğunu, hasta olan eşini ve küçük çocuklarını tedbir kararı nedeniyle göremediğini belirtmiştir. Başvurucu, ayrıca ülkesinde devam eden savaş nedeniyle ailesinin zor durumda kaldığını ve kendisinden başka onlara bakacak kimsenin bulunmadığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, gerekçeli karar hakkının ve seyahat özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı görüşünde; mevcut başvuru incelenirken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu, görüşe karşı beyanında genel hatlarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.
14. Başvuruya konu yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbirinin esas olarak yerleşme ve seyahat hürriyeti kapsamında kaldığı açıktır. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (4) No.lu Protokol’e Türkiye'nin taraf olmadığı hatırlatılarak anılan protokolde yer alan "Serbest dolaşım özgürlüğü"nün ortak koruma alanına girmediği açıklanmıştır (birçok karar arasından bkz. Mehmet Takımsu [2. B.], B. No: 2016/63712, 7/11/2013, §§ 78-80; Sebahat Tuncel [1. B.], B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 53; Fevzi Doğaner [1. B.], B. No: 2014/6453, 20/12/2017, § 14; Onur Can Taştan [GK], B. No: 2018/32475, 27/10/2021, § 48). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında olmayan bazı hakların ortak koruma alanı içinde yer alan temel haklarla esaslı şekilde ilişkili olması durumunda ilgili haklarla bağlantı kurularak inceleme yapılmasının mümkün olduğunu da açıklamıştır (ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Özgür Sevgi Göral Birinci [2. B.], B. No: 2014/12112, 4/10/2017; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında bkz. Şengül Tükel [2. B.], B. No: 2018/12456, 12/1/2022, § 40).
15. Nitekim Anayasa Mahkemesi Yağmur Erşan ([GK], B. No: 2018/36451, 27/10/2021) ve Onur Can Taştan kararlarında esasen seyahat özgürlüğü kapsamında kalan pasaport iptalinin, Latife Akyüz ([1. B.], B. No: 2016/50822, 7/9/2021) ve Hakkı Gök ([1. B.], B. No: 2017/33469, 3/11/2022) kararlarında ise yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbirinin belirli şartların varlığı hâlinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenebileceğini kabul etmiştir (ayrıntılı açıklamalar için bkz. Yağmur Erşan, §§ 39, 40, 47-51; Onur Can Taştan, §§ 39, 40,47-51; Latife Akyüz, §§ 36-38; Hakkı Gök, §§ 31-33). Bu bağlamda söz konusu tedbirin de başvurucunun gelişimi ve sosyal, mesleki, ekonomik ve ailevi ilişkileri yönünden olumsuz etkilerinin ortaya konulması hâlinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
16. Somut olayda başvurucunun ailesiyle birlikte Ukrayna'da ikamet ettiği ve ailesinin hâlen orada yaşadığı gözetildiğinde bilhassa başvurucu hakkında uygulanan yurt dışına çıkamama şeklindeki tedbirin başvurucunun ailevi, sosyal ve mesleki ilişkilerine olumsuz etkisinin olduğunu kabul etmek gerekir. Anılan müdahalenin başvurucunun özel ve aile hayatını ciddi şekilde etkilemesi ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması nedeniyle başvurunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Latife Akyüz, § 38; Hakkı Gök, § 33; Hasan Hüseyin Güney [1. B.], B. No: 2019/32372, 23/5/2023, § 14).
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Ailesiyle başka bir ülkede yerleşik olan başvurucu hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanması, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır. Söz konusu müdahalenin 5271 sayılı Kanun'un 109. ve 110. maddelerine istinaden gerçekleştirildiği görülmekle birlikte, bu düzenlemelerde adli kontrol altında geçecek sürenin ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde en çok üç yıl olacağı, ayrıca bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ve uzatma süresinin ise terör suçlarında dört yılı geçemeyeceği belirtilmektedir. Anılan normların başvurucu yönünden uygulanması kanunilik ölçütünün karşılanması açısından yeterli güvenceleri karşılamamakla birlikte bu konu "Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük" kriteri açısından daha ayrıntılı olarak değerlendirilecektir.
19. Genel olarak adli kontrol, işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde belirli yükümlülükler yüklenerek adli makam ve mercilerin denetimi ve kontrolü altına sokulmasıdır. Adli kontrol koruma tedbiri, tutuklamaya göre kişi özgürlüğünü daha az kısıtladığı ve sanık tutuklanmaksızın muhakemenin yapılabilmesini sağladığı için tutuklama yerine geçmek üzere ihdas edilmiştir. Böylelikle ilgili, bütünüyle özgürlüğünden yoksun bırakılmaksızın denetim altında tutulabilmektedir. Tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olan adli kontrol, bu özelliğiyle tutuklamaya ancak istisnai hâllerde başvurulması kuralının işlerlik kazanmasına katkıda bulunmakta; tutuklamanın son çare olma özelliğini ortaya koymaktadır (Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019, §§ 18, 50; ayrıca bkz. Latife Akyüz, § 46; Hakkı Gök, § 42).
20. Anayasa Mahkemesi; mahkemelerin koruma tedbiri kararlarında lehte ve aleyhte ileri sürülen bütün delilleri incelemek ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahaleye katlanmayı gerektirecek nitelikte kamu yararını haklı kılan gerçek bir ihtiyacın varlığını göstermek zorunda olduklarını, süregelen koruma tedbirlerinin devamına ilişkin olarak verilen kararlarda da tedbirin devamını haklı kılan gerekçelerin gösterilmesi ve çatışan menfaatler arasında adil dengenin korunması gerektiğini ifade etmiştir (Hülya Kar, §§ 29, 30, 35; ayrıca bkz. Latife Akyüz, §§ 49-52, 56; Hakkı Gök, §§ 51, 52).
21. Anayasa Mahkemesi, Hülya Kar ve Latife Akyüz başvurularında ayrıca başvuruya konu adli kontrol koruma tedbirinde olduğu gibi tüm koruma tedbirlerinin geçici olduğunu, herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanmasının mümkün olmadığını vurgulamış; süregelen bir koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğünün anlaşıldığı durumlarda tedbir nedeniyle müdahale edilen anayasal hakların ihlalinin söz konusu olabileceğini belirtmiştir. Anılan kararda tedbirin türü ve kapsamı konusunda derece mahkemelerinin geniş takdir hakkının bulunduğunu ancak yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında alınan koruma tedbiri ile hedeflenen amaca ulaşmak için hakların daha az sınırlanmasını sağlayacak alternatif yolların bulunup bulunmadığının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir (Hülya Kar, §§ 25-28, 44; Latife Akyüz, §§ 48-51, 58; Hakkı Gök, §§ 44-47, 54; Hasan Hüseyin Güney, § 17).
22. Yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine ve devamına karar verilirken kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağları ile kişiye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı birlikte değerlendirilerek adli kontrol tedbirinden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması ve bu durumun yeterli gerekçeyle açıklanması gerektiği söylenebilir. Ayrıca yurt dışına çıkış yasağının belirsiz bir süre uzaması ve uzun süre uygulanması hâlinde öngörülen sınırlandırmanın özel hayata ve aile hayatına etkilerinin zamanla ağırlaşacağı ve her hâlde gözetilmesi gereken kamusal yarar ile bireyin kişisel yararı arasındaki dengenin bozulacağı da unutulmamalıdır (Hakkı Gök, §§ 50, 51; Yiğit Aksakoğlu (2) [2. B.], B. No: 2021/18350, 17/7/2025, § 19).
23. Somut olayda başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan mahkûmiyetiyle birlikte yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri altına alınmasına karar verilmiştir. Devam eden yargılama sürecinde başvurucunun yurt dışında ikamet ettiğini ve ailesinin hâlen orada yaşadığını belirterek tedbirin kaldırılmasını talep ettiği sabittir. Üstelik başvurucu bu taleplerinde, Ukrayna'da bulunan eşi ve çocuklarının bakıma muhtaç derecede hasta olduklarını, devam eden savaş ortamında kendisinden başka onlarla ilgilenecek kimsenin bulunmadığını özellikle belirttiği görülmektedir (bkz. § 7).
24. Yargı mercileri ise başvurucunun bu taleplerini reddetmiştir. Ancak bu ret kararlarında başvurucunun aşamalarda beyanlarının da alındığı gözetildiğinde başka hangi delillerin toplanması gerektiği, tedbirin kovuşturmaya ne gibi bir faydası olacağı açıklanmamıştır. Bunun yanı sıra tedbir kararı ile tedbirin devamına ilişkin kararlarda başvurucunun Ukrayna'daki kişisel ve ailevi bağlarına yönelik itirazlarının gerektiği gibi tartışılmayarak ailesinin Türkiye'ye gelme imkânlarının mevcut olduğuna dair genel, soyut ve tekrar içeren gerekçelerle taleplerin reddedildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 5, 8).
25. Bu bağlamda tatbik edilen yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki koruma tedbiri ile başvurucunun özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına müdahale edilmiş olduğu aşikârdır. Başvurucu, itirazlarını yargı makamlarına taşımış; buna karşın yargı makamları başvurucunun özel ve aile hayatına ilişkin iddialarına ve tedbirin gerekliliğine ilişkin ilgili ve yeterli değerlendirmeler yapmaksızın başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Tüm süreç birlikte değerlendirildiğinde yargı makamları tarafından başvurucunun ve bakıma muhtaç ailesinin yaşadığı ülkedeki bağları ile isnat edilen suçun vasfı, delil durumu ve muhtemel sonuç cezanın ağırlığı gözetilerek muhakemenin sağlıklı yürütülmesi ve başvurucunun yargılamaya katılarak savunma hakkını kullanması amaçlarıyla uygulanan tedbirden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun menfaatleri arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez. Ayrıca müdahale konusu tedbire alternatif olabilecek tedbirlerin hiçbir şekilde tartışılmadığı vurgulanmalıdır. Sonuç olarak altı yıla yakın süren yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Hasan Hüseyin Güney, § 21).
26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
27. Başvurucu, bazı internet sitelerinde yazmış olduğu köşe yazıları nedeniyle hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasının ifade özgürlüğü ile suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğinden de yakınmıştır. Somut olayda bireysel başvurunun sadece adli kontrol tedbirine ilişkin kanun yolu tüketildikten sonra yapılması ve anılan müdahalenin başvurucunun özel hayat ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılması nedeniyle ifade özgürlüğü yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek olmadığı değerlendirilmiştir.
III. GİDERİM
28. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
29. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
30. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İfade özgürlüğü yönünden inceleme yapılmasına GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak ve Yargıtayın ilgili dairesine gönderilmek üzere İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2018/90, K.2019/223) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 664,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.