logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Bilgin Yelkanat [1. B.], B. No: 2022/49859, 9/4/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

BİLGİN YELKANAT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/49859)

 

Karar Tarihi: 9/4/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Bilgin YELKANAT

Vekili

:

Av. Erol BOYLAN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında, ıslah talebinin zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu 24/1/2008 tarihinde işyerinde felç geçirmiştir. 25/4/2016 tarihinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat davası açmıştır.

3. İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada kusur raporu aldırılmıştır. 22/3/2018 tarihli raporda davalı işverenler ile başvurucunun kusurlu olmadığı, felç olayının çalışma şartları veya dışarıdan gelen bir etkiyle meydana geldiği yönünde bir tespit yapılamadığı için olayda kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Başvurucu rapora itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde özetle işyerinde başkası ile tartıştığını, işten çıkarılma ve alacaklarının ödenmeyeceği korkusuyla stres nedeniyle felç geçirdiğini ileri sürmüştür.

4. 25/9/2018 tarihli duruşmada dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmesine karar verilmiştir. 22/5/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle olayın iş kazası olduğu, olayın öngörülemez ve önlenemez nitelikte olduğu, kaçınılmazlık faktörünün %100 etkili olduğu, başvurucu ve davalı işverenlerin kusurunun olmadığı tespiti yapılmıştır. Başvurucu, rapora itiraz etmiş; bu itirazında da önceki itirazlarını yinelemiştir.

5. 13/9/2019 tarihli duruşmada dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmesine karar verilmiştir. Bu kez kalp hastalıkları uzmanının da olduğu bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 5/11/2019 tarihli raporda kusura ilişkin aynı tespitler yapılmış ve ayrıca olayın başvurucuda bulunan protez kapaktan kaynaklandığı tespiti yapılmıştır. Başvurucu bu rapora itirazında da önceki itirazlarını yinelemiştir.

6. 5/2/2020 tarihli duruşmada dosyanın tazminatların hesaplanması için hesap bilirkişisine gönderilmesine karar verilmiştir. 10/8/2020 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporunda başvurucunun aldığı maaşa göre alternatifli hesaplama yapılmış ve başvurucunun 23.772,28 TL veya 38.433,08 TL tazminat alabileceği hesaplanmıştır.

7. Başvurucu, hesap raporuna itiraz etmemiş ve 31/8/2020 tarihli ıslah dilekçesi sunmuştur. Buna göre başvurucu, talep miktarını 38.433,08 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı taraf ıslaha karşı beyanında zamanaşımı itirazında bulunmuştur. 27/1/2021 tarihli duruşmada davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu lehine 10.000 TL maddi tazminata ve 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Fazlaya ilişkin talepleri ise 10 yıllık zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7/3/2019 tarihli ve E.2015/21-983, K.2019/252 sayılı kararına atıf yapılmıştır. Buna göre kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu iş kazalarında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca işverenin %60, işçinin ise %40 oranında kusurlu olduğunun kabulü ile buna göre hesaplama yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun iş kazası tarihindeki ücretinin Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ve tanık beyanları doğrultusunda aylık net 900 TL olduğunu kabul etmiş ve hesaplamaların buna göre yapıldığına değinmiştir.

8. Başvurucu, karara karşı katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi 9/2/2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu kesin olmak üzere esastan reddetmiştir.

9. Başvurucu, nihai kararı 4/3/2022 tarihinde öğrenmiş; 25/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

10. Başvurucu; iş kazasının üzerinden 10 yıl geçtiğini, dolayısıyla zamanaşımı gerekçesiyle ıslah edilen miktarların reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, zamanaşımının başlangıcının maluliyetin kesinleştiği 31/5/2013 olarak belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

12. Maddi tazminat talebinin bir kısmının zamanaşımı nedeniyle reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu görülmektedir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, meşru bir amaca dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

13. 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesinde her alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla somut olayda mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

14. Hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında olması hukuk devletinin unsurları olan hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkı ile hukuki güvenlik ve istikrar gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir (AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015). Dava açılmasının belli bir süre koşuluna bağlanmasının hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ile mahkemeye erişim hakkı arasında makul bir denge kurulması amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple dava hakkının 10 yıllık zamanaşımı koşuluyla sınırlandırılmasının meşru bir amaca yönelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

15. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

16. Öncelikle elverişlilik ve gereklilik yönünden tartışılması gereken bir husus bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken husus müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

17. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

18. Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurma için belli sürelerin öngörülmesi hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve tek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi Durmaz [2. B.], B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27). Bu nedenle usul kurallarını uygularken mahkemelerin yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten ve kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

19. Anılan uyuşmazlıkta başvurucu 24/1/2008 tarihinde işyerinde felç geçirmiş, maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargılama sırasında 22/3/2018, 22/5/2019 ve 5/11/2019 tarihlerinde kusur durumunun tespiti için üç ayrı bilirkişi raporu aldırılmıştır. 10/8/2020 tarihli bilirkişi raporuyla da başvurucunun alabileceği tazminat miktarı tespit edilmiş ve başvurucu bu rapora göre davasını 31/8/2020 tarihinde ıslah edebilmiştir. Mahkeme maddi tazminat yönünden başvurucunun fazlaya ilişkin taleplerini zamanaşımı nedeniyle reddetmiştir.

20. Anayasa Mahkemesi somut başvuruya benzer nitelikte iddiaları Çetin Akboğa ([GK], B. No: 2019/430, 23/3/2023) kararında incelemiştir. Anılan başvuruda davanın ıslah ile artırılan kısmının reddedilmesini mahkemeye erişim hakkı kapsamında inceleyen Anayasa Mahkemesi, davaya konu zararın tespit edilmesinin belli bir uzmanlık gerektirdiğine, bu nedenle zararın boyutunun belirlenebilmesi için derece mahkemelerince bilirkişi raporu alınmasına karar verildiğine dikkat çekmiş; zararının tümünün yargılamanın başlangıcında bilinmesinin beklenemeyeceği, bu sebeple tüm zararı için tazminat talep edilemediği kanaatine ulaşmıştır (Çetin Akboğa, § 68).

21. Anayasa Mahkemesi zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden dava açıldığı tarihte başvurucunun zararın miktarını bilebilmesinin mümkün olmadığı hususu dikkate alınmadan karar verilmesinin bilirkişi raporuyla belirlenen tazminat tutarının tamamını başvurucunun talep edebilme imkânını ortadan kaldırdığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak başvurucunun bilirkişi raporundan sonra artırdığı alacak talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin yorumun başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşmıştır (Çetin Akboğa, §§ 73, 74).

22. Anılan kararda ayrıca Türk hukukunda belirsiz alacak davasına ilişkin düzenlemenin kabulünden önceki döneme ilişkin olarak açılan kısmi davalarda başvurucuların zararın miktarını dava tarihi itibarıyla öğrenebilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceğine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesininihlal kararlarına da dikkat çekilmiştir (Çetin Akboğa § 69).

23. Uyuşmazlık yukarıda yer verilen ilkeler bakımından değerlendirildiğinde başvurucunun iş kazası nedeniyle maluliyet durumunun dava açıldığı tarihte belirli olmadığı, yargılama sırasında olaya ilişkin alınan bilirkişi raporları neticesinde zararın bütün boyutlarıyla öğrenilebildiği anlaşılmıştır. Nitekim başvurucu da zararı öğrenmesinden sonra ıslah talebinde bulunmuştur.

24. Bu itibarla ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfet hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında külfetin orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

26. Başvurucu, davalının kusurlu davranışları yüzünden felç geçirdiğini, bunun yargılamada irdelenmediğini, manevi tazminat tutarının düşük olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de mahkemeye erişim hakkı yönünden ulaşılan sonuç gözetildiğinde bu aşamada anılan ihlal iddiaları yönünden inceleme yapılmasına gerek bulunmadığına karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun’da değişiklik yapan 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

30. Başvurucu, ihlalin tespiti ve 50.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

32. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesine (E.2016/292, K.2021/83) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Bilgin Yelkanat [1. B.], B. No: 2022/49859, 9/4/2026, § …)
   
Başvuru Adı BİLGİN YELKANAT
Başvuru No 2022/49859
Başvuru Tarihi 25/3/2022
Karar Tarihi 9/4/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında, ıslah talebinin zamanaşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi