|
Başkan
|
:
|
İrfan FİDAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Alperen KONAK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ahmet ÖZET
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, yargılandığı mahkemede basit yargılama usulüne karşı mahkemenin hatasından dolayı karara itiraz etmesi üzerine yasal indirimden faydalanamaması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamında başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
2. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucunun trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediği iddiası ile hakkında soruşturma başlatmıştır. Soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucunun anılan suçtan cezalandırılması talebiyle 28/5/2014 tarihinde iddianame düzenlemiştir.
3. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Elazığ 4. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Duruşma bir celsede bitirilmiştir. Duruşmada başvurucu; alınan savunmasında suç işleme kastı ile hareket etmediğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) rızasının olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 14/10/2014 tarihli kararıyla başvurucunun trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve HAGB kararı vermiştir. Bu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
4. Başvurucu hakkında HAGB'ye dair kararın kesinleşme tarihinden sonra işlediği iddia edilen suç nedeniyle başka bir kamu davası açılmış, yapılan yargılama neticesinde başvurucunun cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Mahkeme, başvurucu hakkında HAGB'ye dair verilen kararın beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işleyerek bu suçtan mahkûm olması nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin (11) numaralı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasına karar vermiştir.
5. Mahkeme hükmü açıklarken 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesinde düzenlenen basit yargılama usulü uygulanarak yargılama yapılmasına, bu usul uygulandığından dolayı 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği cezasından 1/4 oranında indirim yapılmasına karar vermiştir. Bu karar başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu anılan karara karşı kolluk tutanaklarının hukuka aykırı tanzim edildiğini, alkol ölçüm cihazının kalibrasyonunun yapılıp yapılmadığına dair belge olmadığını, üzerine atılı suçu işlemediğini belirterek itiraz etmiştir.
6. Mahkeme, başvurucunun itirazı üzerine 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği genel hükümlere göre yargılamaya devam olunmasına karar vermiş ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlamıştır. Duruşma bir celsede bitirilmiştir. Başvurucu, üzerine atılı suçu işlemediğine dair önceki savunmalarını tekrarlamıştır. Mahkeme; başvurucu hakkında verilen ilk hükmün açıklanmasına, 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
7. Başvurucu, verilen mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucu; gerekçeli istinaf dilekçesinde önceki itirazlarını tekrarlamış ve bunun yanı sıra basit yargılama usulünün uygulanması ile verilen karardaki "iddia" kısmında kendisi ile alakası olmayan L.G. isimli bir kişinin eyleminin anlatıldığını, bu nedenle basit yargılama usulüne itiraz etmek zorunda kaldığını ileri sürerek bozma talebinde bulunmuştur.
8. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi (Daire) 22/4/2022 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin Mahkemece verilen kararda isabetsizlik bulunmaması nedeniyle esastan reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu, nihai hükmü 28/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 26/5/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
11. Başvurucu; basit yargılama usulü uygulanarak hazırlanan gerekçeli kararın "iddia" kısmında başka bir kişinin eylemlerinden bahsedildiğini, bu nedenle itiraz etmek durumunda kaldığını ve basit yargılama usulünün 1/4 oranında indiriminden faydalanamadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun yargılama aşamasında lehine olan hususları ileri sürebildiği, aleyhine olan delillere karşı çıkabildiği ve Mahkemede yargılamaya konu olayı kendi açısından anlatabildiği, Mahkemece dosya kapsamındaki delillere göre karar verildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının özünün adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).
16. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam [2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013).
17. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci, Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).
18. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde aslında yargılamanın sonucuyla ilgiliolan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).
19. 5271 sayılı Kanun’un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 5271 sayılı Kanun’un 251. maddesine göre verilen kararlara itiraz hâlinde hükmü veren mahkemece duruşma açılacağı ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı öngörülmüştür (AYM, E.2020/79, K.2023/113, 22/06/2023, § 167).
20. Somut olayda başvurucunun trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediğinden bahisle adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir (bkz. § 3). Daha sonrasında başvurucunun denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmıştır. Bu hüküm açıklanırken Mahkeme basit yargılama usulünü uygulamıştır. Ancak başvurucu bu usulde verilen karara karşı üzerine atılı suçu işlemediğine dair esasa ilişkin savunmalar ile itiraz etmiştir (bkz. § 5).
21. Mahkeme, başvurucunun itirazı üzerine 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği genel hükümlere göre yargılamaya devam olunmasına karar vermiş ve ilk verilen hükmü aynen açıklamıştır (bkz. § 6). Açıklanan bu hükme karşı başvurucu esasa ilişkin itirazlarını tekrarlamış ve ayrıca gerekçeli kararın "iddia" kısmında başka bir kişinin eylemlerinden bahsedildiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. Daire ise kararda bir isabetsizlik olmadığını belirterek istinaf talebini reddetmiştir (bkz. § 8).
22. Anayasa Mahkemesinin norm denetimi kapsamında 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin (2) numaralı fıkrasında basit yargılama usulünde itiraz üzerine aynı mahkeme tarafından yargılama yapılmasına dair düzenlemeye ilişkin iptal davasında, kuralın tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğundan iptaline karar vermiştir (bkz. § 21). Burada tartışılan konu basit yargılama usulünde verilmiş karara itiraz üzerine hükmü veren mahkemece yargılamaya devam edilerek karar verilmesidir (AYM, E.2020/79, K.2023/113, 22/06/2023).
23. Somut olayda ise başvurucu Mahkemenin basit yargılama usulünde verilmiş kararın "iddia" kısmındaki L.G. isimli başka bir kişinin eyleminden bahsedilmesi nedeniyle itiraz etmek durumunda kaldığını ve basit yargılama usulünün 1/4 oranında indiriminden faydalanamadığını dile getirmiştir. Anılan kararın "iddia" kısmındaki maddi hata haricinde kararın sanık savunması, deliller ve gerekçe kısımları başvurucunun eylemleri ve yargılama konusu olay ile ilgilidir. Ayrıca başvurucu; bu karara karşı itirazında bahsedilen maddi hata sebebiyle itiraz ettiğine değinmemiş, yargılama konusu olayın esasına ilişkin itirazlarını sunmuştur. Başvurucu, maddi hataya ilişkin itirazlarını genel hükümlere göre yapılan yargılama sonrası verilen karara karşı yaptığı istinaf başvuru dilekçesinde dile getirmiştir.
24. Bu nedenle maddi hata nedeniyle itiraz etmek zorunda kaldığına dair şikâyetin başvurucuyu usule ilişkin imkânlardan yararlanma noktasında önemli ölçüde dezavantajlı konuma düşürmediği açıktır. Bu itibarla başvuru konusu olayda, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların yargı mercilerince delillerin değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu, mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
25. Sonuç olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
26. Başvurucunun;
i. Yetersiz gerekçe ile karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaların kararda karşılanmış olması dikkate alınarak Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
ii. Delillerin toplanmaması ve bir kısım talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının başvurucunun yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu saptanmadığı dikkate alınarak Yüksel Hançer ([1. B.], B. No: 2013/2116, 23/1/2014, §§ 14-21) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle,
iii. Kısa kararın kendisine tebliğ edilememesi nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası ile yargılamanın yenilenmesi talebi hakkında cevap verilmemesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının Cemal Günsel ([GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.