|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Mutlu ALAF
|
|
Başvurucu
|
:
|
Derya ARI AKÇA
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Venüs KIRANĞ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; yıllık izin alacağına ilişkin talebin zamanaşımı gerekçe gösterilerek reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, kararın gerekçesinin yetersiz olduğu nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Bireysel Başvuruya Konu Davadan Önceki Süreç
2. Başvurucu, işçi olarak çalışmaktayken iş akdini 15/12/2014 tarihinde feshetmiştir. Başvurucu, işverenler aleyhine aralarında muvazaalı ilişki olduğu iddiasıyla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi gereğince 7/4/2016 tarihinde Zonguldak 2. İş Mahkemesinde (Mahkeme) belirsiz alacak davası açmıştır. Başvurucu; kıdem tazminatı, ücretli izin alacağı, ücret ve fark ücret alacağı talep etmiştir. Her bir alacak kalemi bakımından ayrı ayrı 1 TL'lik talepte bulunmuştur.
3. 20/9/2016 tarihli duruşmada davalılardan C.G. Şirketine tebliğ yapılamadığı gerekçesiyle ticaret sicil müdürlüğüne bu şirketin adresinin tespiti için müzekkere yazılmasına, ön inceleme duruşmasının taraf teşkilinin sağlanmasından sonra yapılmasına karar verilmiştir. 13/12/2016 tarihli duruşmada ticaret sicil müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabına göre davalı C.G. Şirketine kayyım atandığı tespit edilmiş ve tebligatların kayyıma yapılmasına karar verilmiştir.
4. 14/3/2017 tarihli duruşmada kayyımların adresinin tespit edilememesi nedeniyle tebligat çıkartılamadığı belirtilmiş ve kayyım adreslerinin Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliğinden sorulmasına, ticaret sicil müdürlüğüne de şirketin aktif olup olmadığı ve ortaklarının kim olduğu hususunda müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. Ayrıca diğer davalı üniversite hastanesinin cevap dilekçesinde bildirdiği ihbar olunan O. Şirketine de tebligat çıkartılmasına karar verilmiştir.
5. Zonguldak Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/3/2017 tarihli yazı cevabında kayyım atanmasına ilişkin dosyalarda gizlilik kararı olduğu ve sadece isimden sorgulama yapılamadığı, Zonguldak Başsavcılığından bilgi sorulması gerektiğine işaret edilmiştir. 16/5/2017 tarihli duruşmada kayyımlarla ilgili olarak bu kez önceki ara karar gereğince Zonguldak Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, başvurucuya da elden takip yetkisi verilmesine karar verilmiştir.
6. Başvurucu 25/5/2017 tarihli beyan dilekçesinde araştırmaları neticesinde savcılıkta kayyım atamasına ilişkin böyle bir kararın olmadığını bildirmiştir. Anılan dilekçede davalı C.G. Şirketinin ünvan değiştirdiği, yeni ünvanının C.E. olduğu, asliye ticaret mahkemesi kararı ile şirkete kayyım atandığı belirtilmiştir. 19/7/2017 tarihli duruşmada başvurucunun beyan dilekçesi uyarınca kayyımların adres ve bilgileri için ilgili asliye ticaret mahkemesine müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
7. 14/11/2017 tarihli duruşmada kayyımlara ayrı ayrı dava dilekçesi ve ekleri ile duruşma gününün tebliğ edilmesine ve ön inceleme duruşmasının bir sonraki celse yapılmasına karar verilmiştir. 19/12/2017 tarihli duruşmada kayyımlara çıkarılan tebligatların dönmediği tespit edilmiş ve müstemir yetkili hâkimin izinli olması nedeniyle dosyanın incelemeye alınmasına karar verilmiştir.
8. 28/12/2017 tarihinde davalı müflis C.E. Şirketi adına iflas idare memurluğu tarafından cevap dilekçesi sunulmuştur. 16/1/2018 tarihli duruşmada taraf teşkili sağlanmış ve ön inceleme duruşması yapılmıştır. 4/4/2018 tarihli duruşmada tanıklar dinlenmiş ve emsal işçi olup olmadığı ile ilgili diğer davalı Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğüne müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
9. 13/6/2018 tarihli duruşmada dosyanın hesap bilirkişisine gönderilmesine karar verilmiştir. 5/9/2018 tarihinde bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Bu rapora göre başvurucunun 13.504,32 TL kıdem tazminatı, 6.130,80 TL yıllık izin ücreti alacağı olduğu tespit edilmiştir. Ücret fark alacağının olmadığı belirlenmiştir.
10. 12/9/2018 tarihli duruşmada bilirkişi raporunun C.E. Şirketine tebliğine, başvurucu ve diğer davalı rektörlüğe ise bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak üzere süre verilmesine karar verilmiştir. Başvurucu 13/9/2018 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporunu kabul etmediğini beyan etmiştir. 6/11/2018 tarihli duruşmada tarafların rapora itirazlarının reddine ve davalı C.E.nin mazeretinin son kez kabulüne karar verilmiştir.
11. 26/12/2018 tarihli duruşmada başvurucu; talebimiz gibi karar verilsin şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkeme, taleple bağlı kalarak 1 TL kıdem tazminatına, 1 TL yıllık izin ücretine hükmetmiş; fark ücret ve ücret talebi alacağının ise reddine karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde, dava belirsiz alacak davası olarak açılmış ise de başvurucunun muvazaa iddiaları dikkate alınarak dava konusu alacakların davadan önce hesaplanması ve tespiti mümkün olmadığından başvurucunun hukuki yararı olduğu, bu nedenle davanın usulden reddedilmediği tespiti yapılmıştır.
12. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 4/12/2019 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bu karar başvurucuya 20/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci
13. Başvurucu bilirkişi raporunda tespit edilen kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı için 27/12/2019 tarihinde arabulucuya başvurmuş ancak anlaşma sağlanamamıştır. Başvurucu 5/6/2020 tarihinde hüküm altına alınmayan 13.503,32 TL kıdem tazminatı, 6.129,80 TL yıllık izin ücreti alacağı için dava açmıştır.
14. 15/10/2020 tarihli duruşmada Mahkeme, davalı şirket yönünden dava dilekçesi ve eklerinin ve duruşma gününün tebliğine karar vermiştir.
15. 24/12/2020 tarihli ön inceleme duruşmasında Mahkeme 13.503,32 TL kıdem tazminatına hükmetmiş, yıllık izin ücreti alacağının ise zamanaşımından reddine karar vermiştir. Mahkemenin yıllık izin ücreti alacağı ile ilgili olarak gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Davacının yıllık izin talebine ilişkin olarak; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin eski bir çok kararında yıllık izin ücreti alacaklarının 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde doğmuş olması halinde 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, iş sözleşmesinin feshi ile muaccel olup dönemsel bir nitelik taşımadığından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulaması yönünden ise 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Ancak Yargıtay 22. Hukuk ve 9. Hukuk Dairelerinin birleşmesinden sonra Eylül 2020 tarihinde yayımlanan görüşlerde ise eski ve yeni Borçlar Kanunu ayrımı yapılmaksızın ücret niteliği ağır basan yıllık izin alacaklarının 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olacağı açıklanmış, bu şekilde Daireler arasında oluşan görüş ayrılığı giderilmiştir. Somut olayda davacının iş akdinin 15/12/2014 tarihinde sona erdiği, iş bu davanın ise 05/06/2020 tarihinde açıldığı, feshin üzerinden 5 yıllık zamanaşımı süresi geçtiği, davalının cevap dilekçesine karşı süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı defi dikkate alındığında dava konusu yıllık izin alacaklarının zamanaşımına uğradığı anlaşılmakla bu talebin reddine karar verilmiştir."
16. Başvurucu, karara karşı istinaf kanın yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 8/3/2022 tarihli kararı ile istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; yıllık izin alacağı ile ilgili olarak iş akdinin fesih tarihi olan 15/12/2014 ile daha önce dava konusu edilmeyen kısım yönünden ek davanın açıldığı 5/6/2020 tarihi arasında izin ücreti yönünden beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, arabuluculuğa başvuru tarihi olan 27/12/2019'da da zamanaşımı süresinin geçtiği, duran sürenin etkisinin bulunmadığı değerlendirmesi yapılmıştır.
17. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesine 28/4/2023 tarihinde kararın maddi hata ile verildiğine dair dilekçe sunmuştur. Bu dilekçede 25/10/2017 tarihinden önce işten ayrılanlar için yıllık izin ücreti ve tazminatlar bakımından zamanaşımı süresinin on yıl olduğunun kanunlarda açık olduğu ileri sürülmüştür. Bölge Adliye Mahkemesi 3/5/2023 tarihli ek kararla talebi reddetmiştir.
18. Başvurucu, nihai kararı 29/3/2022 tarihinde öğrendikten sonra 27/4/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu 7/4/2016 tarihinde açtığı ilk dava yönünden alacak kalemleri ihtilaflı olduğu için bu davanın sonucunu beklemek zorunda kaldığını, bu davanın üç yıl sekiz ay sonra Bölge Adliye Mahkemesinden döndüğünü, dava açılırken zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu ileri sürmüştür. Kararların dayanağının ilke kararları değil kanun olması gerektiğini, zamanaşımının on yıl yerine beş yıl uygulanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu; istinafta geçen süreler dikkate alındığında beş yıllık zamanaşımı süresinin zaten geçtiğini, davasını ilke kararının alınmasından önce açtığını, davanın açıldığı tarihte on yıllık zamanaşımı süresinin yürürlükte olduğunu, hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
21. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
22. Başvuru konusu olayda yıllık izin alacağı yönünden davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilerek esasının incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır. Hak arama özgürlüğüne yapılan bu müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara (kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama) uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Mahkeme gerekçesinde yıllık izin alacağının beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu değerlendirmesini yapmıştır. Bu değerlendirmenin kanuni dayanağı ise 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147. maddesinin birinci fıkrasıdır. Dolayısıyla anılan kanun hükmü gözetildiğinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmüştür. Dava açılmasının belli bir süre koşuluna bağlanmasının hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ile mahkemeye erişim hakkı arasında makul bir denge kurulması amacına yönelik olduğu dolayısıyla müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu da açıktır. Bununla birlikte mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya ağır bir yük getirip getirmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle elverişlilik ve gereklilik yönünden tartışılması gereken bir husus bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken husus müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.
23. Eldeki olayda başvurucu ilk olarak kıdem tazminatı, ücretli izin alacağı, ücret ve fark ücret alacağı için her bir alacak kalemi bakımından ayrı ayrı 1 TL olmak üzere belirsiz alacak davası açmıştır. Bu davada alınan ve dosyaya 5/9/2018 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda başvurucunun 13.504,32 TL kıdem tazminatı, 6.130,80 TL yıllık izin ücreti alacağı olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme taleple bağlı kalarak 1 TL kıdem tazminatına, 1 TL yıllık izin ücretine hükmetmiştir. Bu kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu bakiye alacakları için bireysel başvuruya konu davayı açmıştır. Mahkeme 13.503,32 TL kıdem tazminatına hükmetmiş, yıllık izin ücreti alacağının ise zamanaşımından reddine karar vermiştir.
24. Başvurucu ilk dava yönünden alacak kalemleri ihtilaflı olduğu için bu davanın sonucunu beklemek zorunda kaldığını, bu davanın üç yıl sekiz ay sonra Bölge Adliye Mahkemesinden döndüğünü, zamanaşımı süresinin bu aşamada dolduğunu, dava açılırken zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu ileri sürmüştür.
25. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 126. maddesinin üçüncü bendinde işçilerin ücretleri hakkındaki davalarda beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kanun yerine 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'da ise 818 sayılı mülga Kanun'un 126. maddesinin üçüncü bendine yer verilmemiştir. Bu sebeple Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bir dönem içtihatlarında yıllık izin ücreti alacağının 6098 sayılı Kanun'un 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresine tabi olacağı değerlendirmesini yapmıştır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2010/22816, K.2012/32961 sayılı kararı). Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi ise ücret niteliği ağır basan işçilik alacaklarında, 6098 sayılı Kanun'un 147. maddesinin birinci fıkrası uyarınca beş yıllık zamanaşımının uygulanabileceği değerlendirmesinde bulunmuştur (Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 19/2/2020 tarihli ve E.2020/538, K.2020/2873 sayılı kararı). 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 15. maddesi ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na eklenen ek 3. madde ile yıllık izin ücretinin beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu kesin bir biçimde hüküm altına alınmıştır. Bu madde ise 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
26. Bireysel başvuruya konu uyuşmazlık ise 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun ile 4857 sayılı Kanun'un 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddesi arasındaki dönemde feshedilen iş sözleşmelerinde, yıllık izin ücreti alacağı yönünden zamanaşımı süresinin beş yıl ya da on yıl olup olmayacağı hususunda toplanmaktadır.
27. Önceki paragrafta (bkz. § 25) işaret edildiği üzere Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu dönemde feshedilen iş sözleşmelerinde yıllık izin ücretleri yönünden on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı değerlendirmesini yapmaktaydı. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi ise beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği değerlendirmesini yapmıştır. Her iki dairenin birleşmesinden sonra ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 6098 sayılı Kanun'un 147. maddesinin gerekçesinde hizmet sözleşmesi hükümlerine göre çalışanların dönemsel edimler niteliğindeki ücret alacaklarının aynı maddenin birinci fıkrası kapsamına girmesi nedeniyle 818 sayılı mülga Kanun'un 126. maddesinin üçüncü bendindeki hükmün ayrıca düzenlenmesine gerek görülmediğine işaret etmiştir. Daha sonra 6098 sayılı Kanun'un 147. maddesinin birinci fıkrasına göre “Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler”in beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu tespitini yapmıştır. Buna göre yıllık izin ücreti alacağının dönemsel edim niteliğinde olduğu, söz konusu alacağa ait ücret hakkında da anılan hükmün uygulanması gerektiği sonucuna varmıştır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16/2/2022 tarihli ve E.2022/887, K.2022/1856 sayılı kararı).
28. Yukarıda yapılan tespitler ışığında somut olaya bakıldığında başvurucunun iş akdini 15/12/2014 tarihinde feshettiği ve bireysel başvuruya konu dava kapsamındaki alacaklar için beş yıllık süre geçtikten sonra 27/12/2019 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu görülmüştür. Başvurucunun alacak kalemlerinin 5/9/2018 tarihinde dosyaya sunulan bilirkişi raporu ile belirlenebilir hâle geldiği, başvurucunun ise bu rapora göre değer artırım dilekçesi ile alacak kalemlerini artırabilecekken bunu yapmadığı da gözetildiğinde yapılan uygulamanın başvurucunun mahkemeye erişim hakkını zedelemediği anlaşılmıştır. Mahkemece ulaşılan sonucun hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında öngörülebilirlik sınırları içinde gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak açısından orantılı olduğu değerlendirilmiştir.
29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu; Mahkemenin gerekçesinde Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasındaki görüş aykırılığına ve sonradan bu aykırılığın giderildiğine işaret ettiğini ancak bu konudaki ilkelerden bahsedilmediğini, bu nedenle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
32. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
33. Başvurucunun yıllık izin ücreti alacağına ilişkin talebi beş yıllık zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu, bu kararın gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
34. Mahkeme gerekçesinde yıllık izin ücreti alacağının kaç yıllık zamanaşımına tabi olduğu hususunda Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasındaki görüş farklılıklarına işaret etmiş ve bu dairelerin birleşmesinden sonra 2020 yılında yayımlanan karar ile eski ve yeni Borçlar Kanunu ayrımı yapılmaksızın ücret niteliği ağır basan yıllık izin alacaklarının beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olacağına, bu şekilde daireler arasında oluşan görüş ayrılığının giderildiğine değinilmiştir. Bu itibarla yapılan yargılama sonunda başvurucunun davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı dikkate alınarak verilen kararda hükme ulaşılması için ilgili ve yeterli gerekçe bulunduğu görüldüğünden gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığı anlaşılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesinden şikâyet etmiştir.
37. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.