logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Cafer Canbay [1. B.], B. No: 2022/52940, 24/12/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

CAFER CANBAY BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/52940)

 

Karar Tarihi: 24/12/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Alperen KONAK

Başvurucu

:

Cafer CANBAY

Vekili

:

Av. Oğuzhan ERGÜL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/4/2022 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyon; başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasının gerekmesi nedeniyle kabul edilebilirlik hususu karara bağlanmadan, şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Ordu İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından başvurucu ve diğer şüphelilerin uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçlarını işlediğine dair yapılan araştırma neticesinde Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) soruşturma başlatılmıştır. Başsavcılık, başvurucu hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi kapsamında iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması talebinde bulunmuştur. Bu talebe istinaden Ordu 1. Sulh Ceza Hâkimliği 19/4/2019 tarihinde iletişimin tespitine izin verilmesine karar vermiştir.

7. Yürütülen soruşturma neticesinde Başsavcılık, başvurucu ve diğer şüphelilerin üzerilerine atılı suçları işlediğine dair 1/10/2019 tarihinde iddianame tanzim etmiştir. İddianamede başvurucu ve diğer şüphelilerin işlediği iddia olunan altı olaydan bahsedilmiştir. Bu olaylardan ikinci, beşinci ve altıncı olay başvurucu ile ilişkilendirilmiştir. Anılan iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirmeler şöyledir:

i. İddianamede anlatılan ikinci olay "...28/2/2019 tarihinde [D.B.nin] Cafer Canbay'ı [başvurucu] arayarak konuştukları, akabinde buluştukları, saat 21.20 sıralarında [T.] Kafe karşısına [D.B.nin] kullanmış olduğu araç ile geldiği, araçta [D.B.] ile 2 şahsın daha olduğu, Cafer Canbay kafeden çıkarak [D.B.nin] aracına bindiği, Bucak Camii önüne geldikleri, Cafer Canbay'ın araçtan indiği, elini aracın açık olan sağ ön kapısından içeriye uzatarak araçta bulunan şahıslardan para olduğu değerlendirilen nesneyi aldığı, ardından X şahsın ıslık çalarak başvurucuyu yanına çağırdığı, 379. sokağa girdikleri, sokağın karanlık bir noktasında vücut ve el hareketlerinden şahısların uyuşturucu madde-para alışverişi yaptıklarının değerlendirildiği, devamında Cafer Canbay'ın D.B.nin aracına bindiği..." şeklinde gerçekleşmiştir. Başvurucunun olaya ilişkin olarak 29/4/2019 tarihinde alınan ifadesinde; uyuşturucu madde kullanıcısı olduğunu, "X" kişi olarak anılan ve tespit edilemeyen kişinin A.M.A. olduğunu beyan etmiştir. Başvurucu müdafii ise başvurucunun etkin pişmanlık kapsamında samimi beyanlarda bulunduğunu beyan etmiştir. Kolluk görevlileri başvurucunun beyanına istinaden yapılan araştırma ve HTS kayıtlarının incelenmesi neticesinde "X" kişi olarak anılanın A.M.A. olduğunu tespit etmiş ve hakkında soruşturma açılmıştır.

ii. İddianamede anlatılan beşinci olay "...10/4/2019 tarihinde [E.T.nin] Cafer Canbay'ı [başvurucuyu] arayarak konuştukları, akabinde buluştukları, [E.T.nin] 28..... plakalı araç ile [A.] benzinlik karşısına gelerek beklemeye başladığı, birkaç dakika sonra, Cafer Canbay'ın araçla geldiği, [E.T.nin] aracından inerek Cafer Canbay'ın bulunduğu araca bindiği, bir süre sonra [E.T.nin] araçtan inerek kendi aracına bindiği Cafer Canbay gelmiş olduğu araç ile ayrıldığı, [E.T.] 28...... plakalı aracı ile sanayi içerisinde bir müddet bloklar arasında dolandıktan sonra sanayi çıkışına geldiği, Cafer Canbay'ın bulunduğu aracın kendisine korna çaldığı, aracı takip ederek civil deresi kenarında karanlık bölgede park ettikleri, akabinde yakalanan [E.T.den] kağıt içerisinde daralı 0.35 gram esrar olduğu değerlendirilen uyuşturucu madde ele geçirilmiştir..." şeklinde belirtilmiştir.

iii. İddianamede anlatılan altıncı olay "9/4/2019, 10/4/2019 ve 11/4/2019 tarihlerinde [N.K.nın] Cafer Canbay'ı [başvurucuyu] arayarak konuştukları, akabinde 11/4/2019 tarihinde buluştukları, N.K.nın diğer şüpheliler ile birlikte 34...... plakalı araç ile A. benzinliğine geldiği, [N.K.nın] araçtan inerek ön kaputu açtığı, kısa bir süre sonra geri kapatıp araca bindiği, saat 04:45 sıralarında yanına Cafer Canbay'ın geldiği, [A.] benzinlik içerisinde 34...... plakalı aracın alındığı, Cafer Canbay, [N.K.nın] ve diğer şüphelilerin yakalandıkları, araçta yapılan aramada motor kısmında amortisör ile çamurluk arasına gizlenmiş, poşetler içerisinde daralı 93,00 gram esrar olduğu değerlendirilen uyuşturucu madde ele geçirildiği," şeklinde belirtilmiştir.

8. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ordu 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkemece 25/10/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

9. Duruşma altı celsede tamamlanmıştır. Birinci celsede başvurucu, savunmasını yapmış ve üzerine atılı suçu işlemediğini beyan etmiştir. Başvurucu müdafii ise başvurucunun etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğini belirtmiştir. Mahkeme celse sonunda diğerlerinin yanı sıra "...Başsavcılığa müzekkere yazılarak, sanıkların mahkememizde ve soruşturma aşamasındaki savunmalarında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak amacıyla aleyhlerinde bilgi verdikleri kişilerle ilgili herhangi bir soruşturma işlemi yapılıp yapılmadığının sorulmasına, soruşturmaya başlanılmış ise soruşturma sonucunun bildirilmesinin istenilmesine..." şeklinde karar vermiştir.

10. İkinci celse Mahkeme; Başsavcılığa yazılan müzekkere cevabının geldiğini, okunarak dosya arasına alındığını belirtmiştir. Anılan müzekkerede başvurucunun etkin pişmanlık kapsamında aleyhine isimlerini verdiği kişilerin bir kısmı hakkında takipsizlik kararı verildiğini, A.M.A. isimli kişi hakkında iddianame düzenlendiğini belirtmiştir. Üçüncü celse ve dördüncü celse tanıklar dinlenilmiş, beşinci celse iddia makamı esas hakkında mütalaa sunmuştur. Başvurucu ve müdafiine süre verilmiş, altıncı celse esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmıştır. Başvurucu müdafii başvurucu hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğini celselerde ve esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarında yinelemiştir. Mahkeme, başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 15 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Sanık Cafer Canbay [başvurucu] yönünden yapılan değerlendirme;Sanığın yukarıda anlatılan 2 ve 5 numaralı ara yakalama olayları nedeniyle üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği kanaatine varıldığından sanığın TCK'nın 188/3 maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiş, sanığın uyuşturucu madde ticareti suçunu TCK'nın 188/4-b maddesinde sayılan yerlere 200 metreden yakın mesafede işlemesi nedeniyle sanığa verilen cezada TCK'nın 188/4-b maddesi uyarınca ve sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla eylem gerçekleştirdiğinden suç sayısı nazara alınarak TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca artırım yapılmıştır..."

11. Anılan karara karşı başvurucu, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; ikinci olayda kimliği tespit edilemeyen kişinin yakalanmasını sağladığını, hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğini, bu konuda gerekçeli kararda herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, üzerine atılı suçu işlemediğini ileri sürmüştür. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi (Daire) 2/11/2020 tarihinde başvurucunun mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunu "...ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu saptanmış olmakla, istinaf nedenleri yerinde görülmediği..." gerekçesi ile esastan reddetmiştir.

12. Başvurucu, Daire kararına karşı istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebeplerle temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay 10. Ceza Dairesi 1/3/2022 tarihinde Daire kararını onamıştır. Yargıtayın onama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

...

ilk derece mahkemesi hükmünün sanığa ait bölümünde ikinci bentte yer alan '... TCK'nın 188/4-a maddesi gereğince...' kısmı çıkarılarak yerine '... TCK'nın 188/4-b maddesi gereğince...' yazılması suretiyle hukuka aykırılıkların DÜZELTİLEREK diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi hükmüne yönelik TEMYİZ İSTEKLERİNİN ESASTAN REDDİNE..."

13. Başvurucu, nihai hükmü 6/4/2022 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

14. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 192. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Etkin pişmanlık

Madde 192- "(1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

 (2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.

 (3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

 (4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz."

2. Yargıtay Kararları

15. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21/10/2025 tarihli ve E.2024/3883K.2025/7906sayılı ilamı şöyledir:

"...Sanığın eylemlerinin iki ayrı suç ya da zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra, zincirleme suç oluşturduğunun kabul edilmesi durumunda; ağır sonuç doğuran suç esas alınarak belirlenecek cezanın, zincirleme suç nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesi gereğince artırılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,

Kabule göre ise sanık [F.nin] mahkeme huzurunda sanık [S.nin] araçta bulunduğu ve Hatay ilinde maddenin temin edilmesi aşamasında sanık [M.] ile birlikte hareket ettiği yönündeki beyanları ile sanık [S.nin] eyleminin ortaya çıkmasına katkı sunması nedeniyle hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur..."

16. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 25/11/2025 tarihli ve E.2024/4571 K.2025/9217sayılı ilamı şöyledir:

"... Sanıkların bulundukları aracın haklarında herhangi bir ihbar ya da bilgi olmadan şüphe üzerine durdurulduğunda, kolluk görevlileri tarafından yapılan kontrolde sanığın kendiliğinden üzerindeki uyuşturucu maddeleri aleyhinde yeterli delil bulunmadığı aşamada güvenlik görevlilerine teslim ederek kullanmak için aldıkları yönündeki ikrarı ile kendi suçunun ve diğer sanık [B.nin] suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardımda bulunduğu anlaşıldığından, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı görülmüştür..."

17. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 22/4/2024 tarihli ve E.2024/1605K.2024/3356sayılı ilamı şöyledir:

"...Sanığın savunmasındaki 'uyuşturucu maddeyi Arnavutköy İlçesinde bulunan Şirindere Mahallesinde ismini [S.A.] olarak bildiğim şahıstan alırım. Bu şahıs [-s...-] isimli instagram hesabını kullanır. Uyuşturucu alacağım zaman bu şahsın instagram adresinden kendisi ile iletişime geçerim. Kendisi beni Şirindere Mahallesinde bulunan Tandır olarak tabir edilen parkın içerisine çağırır, Burada alışveriş yaparız' şeklindeki beyanı dikkate alınarak; [S.A.] isimli şahsın eşgalinin sanığa sorulması,aynı isimde farklı bir çok kişinin bulunması ihtimaline göre yaşı, boyu, vs. belirgin özellikleri hakkında bilgi alınması, ifadesinde belirttiği instagram hesabının araştırılması, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği'ne sorularak bu şahısla ilgili herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının araştırılması ve sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 192 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükmü

18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6. maddesi hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasını güvence altına almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin herhangi bir kural koymayıp bu husus ulusal kanun koyucuların takdirindedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006, § 94).

20. AİHM; bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili şekilde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM, mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).

21. AİHM, bariz şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün -iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere- kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade etmiştir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme'deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya, § 95; Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008, § 52; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM, ulusal mahkemelerin delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu birçok kararında belirtmiştir (Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68; Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50). Bu bağlamda AİHM, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına ve değerlendirme şekline karar vermenin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).

22. Öte yandan AİHM; hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesinin kişilerin mahkemelere güvenine katkıda bulunmakla ilgili yargılamalarda belirli bir istikrarı temin etmeyi gerektirdiğini, birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesinin yargı sistemine güveni azaltarak yargısal bir belirsizliğe yol açabileceğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Yargı mercilerinin yorumlarında dinamik ve evrilen bir yaklaşım sürdürülmediği takdirde hukuki gelişimin engelleneceğine dikkat çeken AİHM, hukuki güvenlik ilkesinin içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmediğini vurgulamaktadır (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58; Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). Bununla birlikte AİHM, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49). Ayrıca AİHM, derece mahkemelerinin ileri sürülen tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmadıklarını belirterek somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunu açık ya da zımni olarak anlaşılabilir şekilde gerekçeli kararında göstermesine önem vermektedir (Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27; Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Anayasa Mahkemesinin 24/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

24. Başvurucu, dosya kapsamında suç işlediği anlaşılan ve kolluk görevlilerince tespit edilemeyen şüphelinin yakalanmasına yardım etmesine rağmen etkin pişmanlık hükümleri uyarınca cezasında indirim yapılmamasına yönelik esasa etkili itirazlarının yargılama makamları tarafından dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; yargılama makamlarının muhakeme sürecinde elde edilen ve başvurucuya etkili itiraz imkânı da sağlanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verildiği, ihlal iddiaları incelenirken konuya ilişkin değinilen mevzuat hükümleri ve yargısal içtihatların yanı sıra somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

26. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında aşamalarda ve bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

27. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

30. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

31. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

32. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde yorumlanabilmesi normal karşılanabilir. Bununla birlikte derece mahkemeleri ve Yargıtayın aynı somut olay ve hukuksal durumdaki farklı kişiler hakkında açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşması hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargı mercilerinin anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan güveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlaması beklenir. Bu nedenle aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemeler, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirmelidir. Yargı merciinin bu gibi durumlarda gerekçe gösterme yükümlülüğü, kişilerin hukuka olan güvenlerinin sarsılmaması için hayati öneme sahiptir. Derece mahkemeleri ve Yargıtayın istikrarlı biçimde benimsediği yaklaşımın gerekçesini açıklamadan aksine karar vermesi adil yargılama hakkını zedeleyebilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Ziya Metehan Arısoy [2. B.], B. No: 2019/22055, 15/11/2023, §§ 28-30; Adem Bektaş [1. B.], B. No: 2018/35591, 21/9/2023, §§ 24, 25; Mehmet Okyar [2. B.], B. No: 2017/38342, 13/2/2020, § 29; Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48; Engin Selek [2. B.], B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 59; Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 59; Mehmet Arif Madenci [2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, §§ 83,84; Mehmet Çelik (2) [2. B.], B. No: 2015/889, 17/11/2016, § 62; Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 55).

33. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkı bağlamındaki görevi, uyuşmazlığın esası yönünden önem taşıyan meselelere ilişkin derece mahkemelerinin ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyup koymadıklarını incelemekten ibarettir. Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olup olmadığını denetleme görevi olmadığı gibi derece mahkemesi kararlarındaki hukuka aykırılıkları gidermek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Halit Kabadağ [1. B.], B. No: 2019/3589, 23/11/2021, § 30).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

34. Somut olayda Mahkeme, iddianamede anlatılan ikinci ve beşinci olaya istinaden başvurucunun üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçunu işlediğinin sabit olması nedeniyle mahkûmiyetine karar vermiştir (bkz. § 10). Başvurucu, soruşturma ve yargılamanın tüm aşamalarında etkin pişmanlık kapsamında ifade vererek A.M.A. isimli kişinin yakalanmasını sağladığını belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucu, atılı suçu işlemediğine dair itirazlarının yanı sıra suçu işlediğinin sabit görülmesi hâlinde de hükmolunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 192. maddesinde öngörülen oranda indirim yapılması gerektiğini savunmuştur (bkz. §§ 7, 9-10).

35. Mahkeme birinci celse, başvurucunun savunmasına istinaden Başsavcılıktan etkin pişmanlık kapsamında bilgi verdiği kişiler hakkında yapılan işlemleri istemiştir. Başsavcılıktan gelen cevabi yazıyı ikinci celse duruşmada okumuş ve dosya arasına almıştır. Anılan yazıda A.M.A. hakkında iddianame düzenlendiği belirtilmiştir. Buna karşın Mahkeme gerekçeli kararında söz konusu hususları değerlendirmemiştir (bkz. §§ 9, 10). Dolayısıyla Mahkemenin, 5237 sayılı Kanun'un 192. maddesinin (3) numaralı fıkrasında diğer suç ortaklarının yakalanmasına yardım eden kişi hakkında verilecek cezada indirim yapılmasına dair amir hüküm olmasına rağmen gerekçeli kararında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması şartlarının oluşup oluşmadığını tartışmadığı anlaşılmaktadır.

36. Öte yandan kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Ancak mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda gerek mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, gerekse Daire kararı ve Yargıtay onama ilamında ayrıca herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür (bkz. §§ 11, 12).

37. Sonuç olarak başvurucunun etkin pişmanlıktan faydalandırılıp faydalandırılmayacağı hususu Mahkeme kararının gerekçesinde yer almadığı gibi başvurucu hakkındaki mevcut deliller Mahkeme tarafından değerlendirilmemiştir. Diğer bir ifadeyle başvurucunun iddiaları yeterli bir şekilde açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu nedenle, yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

39. Başvurucu tarafından hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığı değerlendirilmiştir.

VI. GİDERİM

40. Başvurucu; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.

41. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

42. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ordu 1. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/349, K.2020/155) GÖNDERİLMESİNE,

E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Cafer Canbay [1. B.], B. No: 2022/52940, 24/12/2025, § …)
   
Başvuru Adı CAFER CANBAY
Başvuru No 2022/52940
Başvuru Tarihi 29/4/2022
Karar Tarihi 24/12/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Gerekçeli karar hakkı (ceza) İhlal Yeniden yargılama
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi