logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Emre Halil [1. B.], B. No: 2022/61575, 18/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

EMRE HALİL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/61575)

 

Karar Tarihi: 18/11/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Mehmet Yavuz YAŞAR

Başvurucu

:

Emre HALİL

Vekili

:

Av. Alparslan ŞİMŞEK

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, olay tarihinde Artvin/ Arhavi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde (Okul) öğrenim görmektedir. Başvurucu, Okulun mobilya bölümünde uygulamalı eğitim gördüğü 20/11/2017 tarihinde mobilyacılıkta kullanılan tahtaları tıraşlama işlemine tabi tutarken sağ elinin işaret parmağı ve orta parmağı makinenin içerisinde bulunan jilet tarafından kesilmiştir.

3. Başvurucunun olay üzerine aynı gün kaldırıldığı Artvin Arhavi Devlet Hastanesi (Hastane) Acil Polikliniğinde ilk müdahalesi yapılmış ve yumuşak doku bozukluğu tanısı konulmuştur. Başvurucu, sevk edildiği Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde 1/12/2017 tarihinde ameliyat edilmiştir.

4. Başvurucu 26/4/2019 tarihinde Arhavi İlçe Polis Merkezine müracaat ederek olayın yaşanmasında sorumluluğu bulunan Okul yönetimi ve adli rapor düzenlemeyen Hastane personelinden şikâyetçi olmuştur. Şikâyet üzerine başvurucu, Hastaneye sevk edilmiş ve alınan 26/4/2019 tarihli genel adli muayene raporuna göre başvurucunun sağ el 2. ve 3. parmaktan ameliyat olduğu, tırnak kaybının ve ameliyata bağlı izlerinin olduğu tespiti yapılmıştır.

5. Yine aynı şikâyet kapsamında Karadeniz Teknik Üniversitesi Adli Tıp Kurumundan alınan 20/5/2019 tarihli raporda (Rapor) başvurucunun yaşamını tehlikeye sokan bir durumun olmadığı ancak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte de olmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrıca vücuttaki kemik kırıklarının hayati fonksiyonlara etkisi bakımından olay tarihinde saptanan sağ el 2. parmak orta falanks distalinde oblik açık kırığının ve 3. parmak distal falanks oblik açık kırığının hayati fonksiyonlarını müştereken orta (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğu, duyularından veya organlarından herhangi birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi mahiyetinde olmadığı tespiti de yapılmıştır.

6. Şikâyet üzerine başlatılan soruşturma neticesinde Arhavi Cumhuriyet Başsavcılığının 4/11/2019 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun okuduğu okuldaki ders esnasında yaralandığı, yaralamaya neden olan okuldaki makinelerin nasıl kullanılması gerektiğine ilişkin eğitimlerin verildiği, gerekli uyarıların yapıldığı, başvurucunun yaralanmasına kendi kusurlu davranışının neden olduğu belirtilmiştir. Kararda ayrıca öğretmenlerin herhangi bir kusurunun olmadığı, hastanede görevli personelin yaşanan durumla ilgili olarak başvurucuya yaralanmasının ne şekilde olduğuna dair gerekli soruları sordukları ancak herhangi bir adli vakıa olduğu yönünde bir şüphelerinin olmaması nedeniyle durumu adli makamlara bildirmedikleri belirtilmiştir.

7. Başvurucu, 19/8/2020 tarihinde uğrandığını ileri sürdüğü maluliyet sebebiyle zararların tazmin edilmesi talebiyle Millî Eğitim Bakanlığına (İdare) başvuruda bulunmuştur. Yapılan başvuru İdare tarafından 21/9/2020 tarihinde reddedilmiştir.

8. Başvurucu, yaşanan kaza neticesinde yaralanmasına bağlı olarak oluştuğu ileri sürülen maluliyet nedeniyle 17/12/2020 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde idarenin gerekli tedbirleri almamasından dolayı hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürmüş ve olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafına tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

9. Rize İdare Mahkemesi (Mahkeme) 14/1/2022 tarihli kararıyla davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun 20/11/2017 tarihinde okulda iken geçirmiş olduğu kaza neticesinde yaralandığı, zararın veya tedavilerin daha sonraki süreçte devam ettiğine dair bilgi ve belgelerin dosya muhteviyatında mevcut olmadığı, dolayısıyla zararın 20/11/2017 tarihinde gerçekleştiği ve öğrenildiğinin kabulü gerektiği vurgulanmıştır. Mahkeme bu kabulden yola çıkarak başvurucu tarafından kaza tarihi olan 20/11/2017 tarihinden itibaren İdarenin kusuru nedeniyle meydana geldiği belirtilen zararların giderilmesi istemiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında bir yıl içinde İdareye başvurulması gerekirken bu tarihten çok sonra 19/08/2020 tarihinde İdareye başvuruda bulunulduğunu belirtmiştir. Mahkeme, sonuç olarak belirtilen süreler geçirildikten çok sonra yapılan başvuru üzerine başvurunun reddi neticesinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceğinin altını çizmiştir.

10. Bu karara karşı başvurucu, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf talebini inceleyen Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) başvurucunun istinaf talebinin reddine 17/3/2022 tarihinde kesin olarak karar vermiştir.

11. Başvurucu, nihai hükmü 25/4/2022 tarihinde öğrendikten sonra 24/5/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Başvurucu; yaralanma nedeniyle kalıcı maluliyetinin oluştuğunu, kesin maluliyete ilişkin sağlık kurulu raporunun alınmadığını, buna göre Danıştay uygulamaları gereği kesin maluliyete ilişkin sağlık kurulu raporunun öğrenildiği tarihin bu sürenin başlangıcı olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu; ayrıca başvuru ve dava tarihi itibarıyla beş yıllık sürenin dolmadığını, Mahkemenin tedavi evraklarını toplayarak müvekkili Adli Tıp Kurumuna sevk etmesi ve kesin maluliyete ilişkin rapor aldırması gerekirken yorumun katı ve şekilci olduğunu, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu ayrıca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

13. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Bakanlığın görüş yazısında İdareden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin başvurucunun iddialarına yönelik olarak yapılacak incelemede değerlendirilmek üzere gönderildiği bildirilmiştir. Başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü şartlarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

14. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

15. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

16. Mahkemeye erişim hakkı; mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 38).

17. Vurgulamak gerekir ki dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen yargı mercilerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili yargı mercilerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın şartları ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46).

18. Başvurucunun açtığı davanın süresinde olmadığı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

19. Somut olayda mahkemeye erişim hakkına davanın süre yönünden reddi suretiyle yapılan müdahalenin kanuni dayanağa sahip olduğu ve sınırlamanın meşru amacının bulunduğu (idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre şartı öngörülmesinin en genel ifadeyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amaca hizmet ettiği yönünde ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54,55; Fatma Altuner [2. B.], B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48,49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi [1. B.], B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52) anlaşılmıştır.

20. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale, ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.] , B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

21. Hak arama özgürlüğünün bağlandığı usul kurallarına uyulmaması nedeniyle uyuşmazlıkların esası hakkında karar verilmemesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin idari istikrarın sağlanması amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli ve gerekli olduğu söylenebilir. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl üzerinde durulması gereken husus ise müdahalenin orantılı olup olmadığıdır.

22. Somut başvuruya konu yargılama sürecinde Mahkeme; meydana gelen yaralanma ile buna neden olan eylemin yaralanmanın gerçekleştiği 20/11/2017 tarihinde öğrenildiğini, zararın veya tedavilerin daha sonraki süreçte devam ettiğine dair bilgi ve belgelerin dosya muhteviyatında mevcut olmadığını belirlemiştir. Mahkeme, bu tespitten hareket ederek mevzuatta belirtilen süreler aşıldıktan sonra yapılan idari başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı gerekçesine yer vererek davayı reddetmiştir.

23. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir (Şeyma Kayaoğlu [2. B.], B. No: 2014/5491, 5/7/2017, §§ 55,56).

24. İdariliğin veya meydana gelen zararın ya da aralarındaki illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut şartlar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılıp ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Bu nedenle eylemin idariliğinin, yol açtığı zararın ya da illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Şeyma Kayaoğlu, § 55).

25. Başvurucu; kesin maluliyete ilişkin sağlık kurulu raporunun alınmadığını, buna göre Danıştay uygulamaları gereği kesin maluliyete ilişkin sağlık kurulu raporunun öğrenildiği tarihin süreninbaşlangıcı olarak kabul edilmesi gerektiği belirtmiştir.

26. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca idari eylemden dolayı hakları ihlal edilen ilgililerin idari dava açmadan önce, idari eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekmektedir. Anılan fıkradaki ön karar başvurusunun idarenin eyleminden kaynaklanan hak ihlallerinin ortadan kaldırılması ve meydana gelen zararların tazminine ilişkin olduğu görülmektedir. İdari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilen ilgililerin ön karar başvuru yolunu tükettikten sonra idari yargıda dava açabilecekleri anlaşılmaktadır.

27. Danıştayın yerleşik uygulamaları da eylemin idariliği ile uğranılan zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık süre içinde idareye başvuruda bulunulmaması durumunda açılan tam yargı davalarının süre aşımı yönünden reddinin gerektiği şeklindedir (Danıştay 15. Dairesinin 7/5/2018 tarihli ve E.2018/454, K.2018/4513 sayılı; Danıştay 6. Dairesinin 12/4/2023 tarihli ve E.2022/9241, K.2023/3730 sayılı; Danıştay 10. Dairesinin 2/4/2024 tarihli ve E.2020/952, K.2024/1258 sayılı kararları).

28. Olayda başvurucunun 20/11/2017 tarihinde okulda iken geçirmiş olduğu kaza neticesinde yaralanması üzerine zararın veya tedavilerin daha sonraki süreçte devam ettiğine veya zararın arttığına veyahut sorumluların yeni öğrenildiğine ilişkin bir iddiada bulunmadığı görülmüştür. Bir diğer anlatımla yaralanmanın gerçekleştiği tarihte zararın dava edilebilir ölçüde belirlenebilir olduğu anlaşılmıştır. Nitekim şikâyet üzerine başlatılan soruşturma neticesinde Arhavi Cumhuriyet Başsavcılığınca 4/11/2019 tarihli kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve bu husus başvurucunun bilgisi dâhilindedir.

29. Bu durumda başvurucu 19/8/2020 tarihinde İdareye idari başvuruda bulunmuş, bu başvurunun 21/9/2020 tarihinde reddedilmesi üzerine 17/12/2020 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ön karar elde etmek için idareye bir yıllık süre içinde başvuruda bulunması zorunlu olduğu hâlde bu süre geçirildikten çok sonra yaptığı başvurunun reddi üzerine açılan davanın Mahkemece süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği görülmektedir. Bu bağlamda Mahkeme tarafından davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin başvurucuya orantısız bir külfet yüklediği söylenemez.

30. Tüm bu değerlendirmeler çerçevesinde Mahkemenin yorumunun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olmadığı ve bu yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını güçleştirmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucunun ihlal iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

31. Öte yandan, başvurucunun Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiası kapsamında, Mahkemenin kararında tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılmak suretiyle hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Bölge İdare Mahkemesi; dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından hareketle Mahkemenin ulaştığı kanaatin aksi yönünde bir neticeye varmamıştır.

32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 18/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Emre Halil [1. B.], B. No: 2022/61575, 18/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı EMRE HALİL
Başvuru No 2022/61575
Başvuru Tarihi 24/5/2022
Karar Tarihi 18/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Mahkemeye erişim hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi