|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Nur Hilal MERMER
|
|
Başvurucu
|
:
|
İbrahim BAKSAL
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Halit EKİNCİ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu; Siirt'in Merkez ilçesi, Yokuşbağlar köyünde bulunan 135 ada 6 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ/İdare) tarafından başvurucuya ait taşınmazın Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi kapsamında baraj gölü alanında kalması dolayısıyla kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Taraflar arasında kıymet takdiri sonucunda belirlenen bedele ilişkin uzlaşma sağlanamaması üzerine İdare tarafından kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili talebiyle Siirt Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.
3. Mahkemece 5/2/2014 tarihinde taşınmaz mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi heyetince hazırlanan 27/2/2014 tarihli raporda taşınmazın bahçe vasfında olduğu belirtilmiş ve bölgenin gelişmişlik durumu dikkate alınarak taşınmazın yer aldığı bölgede uygulanması gereken kapitalizasyon faiz oranı %5 olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda kamulaştırılacak alanın toplam değeri 71.460,89 TL olarak hesaplanmıştır. Öte yandan taşınmazın üzerinde yeni yapılmış iki katlı betonarme bir binanın bulunduğu tespit edilmiş, söz konusu binanın 24/4/2013 tarihli ve 28627 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak 2013 Yılı Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ (Tebliğ) kapsamında III. sınıf A grubu yapılardan olduğu belirtilerek 490 TL/m² birim fiyatından binadaki eksik imalatlar %30 oranında düşürülmek suretiyle 357,70 TL/m² birim fiyatı üzerinden binanın değeri toplam 160.707,46 TL olarak belirlenmiştir.
4. Mahkeme dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan iki katlı binanın kamulaştırma işleminden sonra kötü niyetli olarak inşa edildiği kanaatine varmış ve bina bedelini kamulaştırma bedeline dâhil etmeyerek dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelini 71.430,89 TL olarak belirlemiştir.
5. Karara karşı taraflarca yapılan temyiz başvurusu neticesinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) karar bozulmuş ve kararda dava konusu taşınmazın bulunduğu köyde kamu yararı kararının ilan edilip edilmediği ve ilan edilmiş ise binanın ilan tarihinden önce mi, sonra mı yapıldığının somut olarak (uydu görüntüleri, hava fotoğrafları, tanık anlatımları vs.) tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. Mahkemece bozma kararı üzerine taşınmaz mahallinde 2/5/2016 tarihinde inşaat teknik bilirkişisi ile yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 18/5/2016 tarihli teknik raporda, Tebliğ kapsamında binanın birinci katının değeri III. sınıf A grubu yapıların birim fiyatı olan 490 TL/m² birim fiyatından binadaki eksik imalatlar %34 oranında düşürülmek suretiyle 323,40 TL/m² birim fiyatı üzerinden 72.648,57 TL olarak, ikinci katının değeri de yine III. sınıf A grubu yapıların birim fiyatı olan 490 TL/m² birim fiyatından binadaki eksik imalatlar %30 oranında düşürülmek suretiyle 333,20 TL/m² birim fiyatı üzerinden 74.850,04 TL olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak binanın toplam değerinin 147.498,61 TL olduğu yönünde görüş belirtilmiştir.
7. Mahkeme dosyada mevcut bulunan deliller üzerinden dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın çok yeni nitelikte (5 yıl ve altı yaşlarda) olduğu ve kötü niyetle inşa edildiği kabulünden hareketle söz konusu binanın değerini kamulaştırma bedelinin hesabında dikkate almayarak Mahkemenin ilk kararında direnilmesine karar vermiştir. Bu kapsamda 71.430,89 TL kamulaştırma bedeline hükmedilmiştir.
8. Yargıtay Dairesince karar ikinci kez bozulmuş ve dava konusu taşınmazın bulunduğu köyde 6/2/2013 tarihli olur ile kamulaştırma kararı verildiği gözetilerek bu tarihten sonra kamu yararı kararının ilan edilip edilmediği araştırılıp ilan edilmişse kamulaştırılan taşınmazın hava fotoğraflarından ve uydu görüntülerinden yararlanılmak suretiyle teknik analiz yaptırılıp duruma göre bedele hükmedilip hükmedilmeyeceğine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Öte yandan kararda taşınmaz üzerinde bulunan yapının İdarenin kıymet takdiri raporunda harabe briket ev olarak değerlendirildiği hâlde Mahkemece son alınan bilirkişi raporunda III. sınıf A grubu yapılardan olduğunun değerlendirildiği, bu kapsamda yapının grubu ve niteliği bakımından kıymet takdir raporu ile bilirkişi raporu arasında çelişki olduğu açıklanmıştır. Bu kapsamda söz konusu yapının iç ve dış özellikleri yeniden yapılacak keşifte incelenerek elektrik, içme suyu, kanalizasyon tesisatlarının, su ve elektrik aboneliklerinin, ıslak ve kuru zemin kaplamaları, mutfak dolabı, banyo, tuvalet, çatı kaplaması vs. gibi bir meskende olması gereken tüm unsurların bulunup bulunmadığının araştırılması ve bina bedelinin bu hususlar dikkate alınarak yeniden belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
9. Mahkemece bozma kararı doğrultusunda 28/2/2020 tarihinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış; 16/3/2020 tarihli raporda yapıda elektrik, içme suyu, kanalizasyon tesisatının olmadığı, ıslak ve kuru zemin kaplamalarının bulunmadığı, mutfak dolabı, banyo, tuvalet gibi meskenlerde olması gereken hacimleri olmadığı ve keşif sırasında yapılan gözlemlerde yapının iki katının da ahır olarak kullanıldığı tespit edildiğinden yapının ahır sınıfında değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş belirtilmiştir. Bu itibarla söz konusu yapı, Tebliğ kapsamında I. sınıf B grubu yapıların birim fiyatı olan 145,00 TL/m² birim fiyatı üzerinden değerlendirilmiş ve toplam değeri 63.788,40 TL olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak raporda taşınmazın zirai değerinin 71.430,89 TL olduğu, inşaat yönünden değerinin ise 63.788,40 TL olduğu belirtilerek toplam kamulaştırma bedeli 135.218,79 TL olarak hesaplanmıştır.
10. Mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın kamulaştırma bedelinin 135.218,79 TL olarak tespitine karar verilmiştir. Karar Yargıtay Dairesi nezdinde temyiz (düzeltilerek onanma) ve karar düzeltme incelemelerinden geçerek kesinleşmiştir.
11. Başvurucu, nihai kararı 14/1/2022 tarihinde öğrendikten sonra 17/1/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Birinci Bölüm İkinci Komisyon 23/1/2024 tarihinde başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden ise kabul edilebilirlik hususunun karara bağlanmasının Bölüm kararını gerektirmesi nedeniyle Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
13. Başvurucu; taşınmazı üzerinde bulunan binanın en son verilen bozma kararına dek III. sınıf A grubuna dâhil yapılardan olduğunun kabul edilmesine karşın son bozma kararından sonra I. sınıf B grubu yapı olarak kabul edilmesi nedeniyle yapı bedelinin çelişkili ve eksik belirlendiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Öte yandan taşınmazın bahçe vasfı dikkate alınarak kapitalizasyon faizinin %4 oranında veya sulu tarım arazileri için Yargıtay tarafından belirlenen %5 oranında belirlenmesi gerekirken %6 oranında belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden de yakınmıştır.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvuruya konu davaya ilişkin olarak Devlet Su İşlerinden temin edilen bilgi ve belgelerin dikkate alınması, ayrıca Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği görüşünü bildirmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda ileri sürdüğü iddialara ek olarak lehine hükmedilen kamulaştırma bedeline %9 oranında yasal faiz uygulanması dolayısıyla bedelin enflasyon karşısında değer kaybettiğini de ileri sürmüştür.
15. Başvuru mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
A. Kamulaştırma Bedelinin Düşük Belirlendiğine İlişkin İddia
16. Anayasa Mahkemesi kamulaştırma bedelinin/kamulaştırmasız el atma tazminatının taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığı yönündeki şikâyetleri daha önce çeşitli kararlarında mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi Mehmet Akdoğan ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013), Mukadder Sağlam ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2013/2511, 22/1/2015), Abdülkerim Çakmak ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2014/1964, 23/2/2017), Ali Taşgeldi ([2. B.], B. No: 2018/30814, 16/11/2021) ve Hilmi Kocabey ([1. B.], B. No: 2019/21192, 21/5/2024) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu kararlarda taşınmaz bedelinin tespitinin teknik ve uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bedel tespitinin uzman mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevinde olduğunu, Anayasa Mahkemesinin görevinin taşınmazın bedelinin tespiti yönteminin gerçek bedelin ödenmesini temin edip etmediğini incelemekten ibaret bulunduğunu vurgulamıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bir temyiz mercii olmadığına, inceleme yetkisinin sınırlı olduğuna ve bir temyiz mercii gibi hareket ederek mahkeme kararlarını her yönüyle hukuka uygunluk denetimine tabi tutmayacağına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma bedeli olarak gerçek değerin ödenmesi mülkiyetten yoksun bırakılan malikler için anayasal bir güvencedir. Bu madde ışığında Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre müdahalenin ölçülü olabilmesi için gerçek değerin ödenmesini sağlayabilmek amacıyla gerekli usule ilişkin güvencelerin etkili bir biçimde uygulanması, mahkemelerin ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gerçek değeri belirlemeleri gerekir.
17. Başvurucu, dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan yapının Mahkemece bozma kararlarından önce alınan bilirkişi raporlarında III. sınıf A grubu yapı sınıfında olduğu tespit edilmiş iken Yargıtay Dairesince verilen son bozma kararı sonrasında I. sınıf B grubu yapı sınıfında olduğunun tespit edilmesinden ve bu çelişkinin Mahkemece giderilmediğinden yakınmaktadır. Başvuruya konu olayda Mahkemece bozma kararlarından önce alınan bilirkişi raporlarında yapının bina niteliğinde olduğu, yapıda eksik imalatların bulunduğu yolunda görüşlere yer verildiği görülmüştür. Yargıtay Dairesince verilen ikinci bozma kararında, yapının grubu ve niteliği bakımından İdarece alınan kıymet takdir raporu ile Mahkemece alınan bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu belirtilmiş; dava konusu taşınmaza ilişkin yeniden yapılacak keşifte, yapının iç ve dış özelliklerinin bir meskende olması gereken tüm unsurlar bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 8).
18. Bu kapsamda Mahkemece yeniden yapılan keşif neticesinde düzenlenen ve hükme esas alınan raporda, söz konusu yapıda elektrik, içme suyu, kanalizasyon tesisatının, ıslak ve kuru zemin kaplamalarının bulunmadığı, mutfak dolabı, banyo, tuvalet gibi meskenlerde olması gereken hacimlerin olmadığı, yapının iki katının da ahır olarak kullanıldığı tespit edildiğinden yapının ahır sınıfında değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş belirtilmiştir (bkz. § 9). Mahkemece hükme esas alınan raporda, taşınmazın yalnızca bina niteliğinde olduğu ve eksik imalatlar bulunduğu yönünde görüşlere yer verilen önceki raporlardan ayrışmanın gerekçesinin detaylı olarak açıklandığı görülmüştür. Başvurucu tarafından tespit edilen hususların aksini ortaya koyan bir veri de sunulmamıştır. Bu itibarla yargılama makamlarınca ulaşılan sonucun delillere dayandırıldığı ve kamulaştırılan taşınmazdaki yapı bedelinin ve bu kapsamdaki tespitlerin ilgili ve yeterli gerekçe ile açıklandığı değerlendirilmiştir.
19. Başvurucu ayrıca dava konusu taşınmazın bahçe vasfı dikkate alınarak kapitalizasyon faizi oranının %4 oranı veya sulu tarım arazileri için Yargıtay tarafından kabul edilen %5 oranı üzerinden belirlenmesi gerekirken %6 olarak belirlenmesinden yakınmıştır. Ancak başvurucunun dava konusu taşınmaz bakımından kapitalizasyon faizi oranının %4 veya %5 oranında belirlenmesini gerektiren somut verileri açıklamadığı ve anılan hususta başvuru formu ve eklerinde bilgi ve belge sunmadığı gözetildiğinde bu aşamada daha öte bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
20. Sonuç olarak başvurucunun bedelin belirlenmesine ilişkin sürece katılarak savunma ve itirazlarını ortaya koyma imkânına sahip olduğu,taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesi gerekliliğine ilişkin ilkeler de dikkate alındığında mülkiyet hakkının usuli güvencelerinin sağlandığı, ödenen bedelin gerçek bedel olmadığına ilişkin şikâyetlerin ilgili ve yeterli gerekçelerle karşılandığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kamulaştırma Bedelinin Değer Kaybına Uğradığına İlişkin İddia
22. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir (Yasin Yaman [1. B.], B. No: 2012/1075, 12/2/2013, §§ 18, 19). Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen nazara alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban [2. B.], B. No: 2013/1582, 7/11/2013, § 19). Bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süre geçtikten sonra yapılan eksiklik giderimlerinde daha önce öz olarak dahi ileri sürülmemiş hak ihlaline dair yeni iddialarda bulunulması mümkün değildir (Ferhat Yildeniz [1. B.], B. No: 2017/20129, 15/12/2020, § 29).
23. Somut olayda başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 7/3/2024 tarihinde sunduğu beyanında 135.218,79 TL olarak belirlenen kamulaştırma bedelinin 71.430,89 TL'lik kısmının 10/6/2014 tarihinde ve 60.787,90 TL'lik kısmının ise nihai kararın kesinleştiği 11/1/2022 tarihinde ödendiğini belirterek bedelin değer kaybına uğratıldığını belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formunda işbu iddiayı ileri sürmemiş; son ödemenin yapıldığı 11/1/2022 tarihinden itibaren otuz gün içinde de bu iddiaya ilişkin başvuruda bulunmamıştır. Dolayısıyla söz konusu şikâyetin kamulaştırma bedelinin ödeme tarihi de dikkate alındığında süresinde başvuruya konu edilmediği sonucuna varılmıştır. Aksinin kabulü hâlinde Bakanlık görüşüne karşı beyan veya ek beyanları içerir dilekçelerle farklı ve bağımsız ihlal iddialarının her zaman dile getirilmesi mümkün olacaktır. Bu da bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük süre kuralını anlamsız hâle getirecektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Ümüt Demir [2. B.], B. No: 2012/1000, 18/9/2014, § 31; Sinan Oğan [2. B.], B. No: 2017/32685, 2/6/2020, § 29; Ferhat Yildeniz, § 33).
24. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kamulaştırma bedelinin düşük belirlendiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratıldığına ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.