logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Sebiha Çelik [1. B.], B. No: 2022/18719, 28/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SEBİHA ÇELİK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/18719)

 

Karar Tarihi: 28/1/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

İsmail ŞAHİN

Başvurucu

:

Sebiha ÇELİK

Vekili

:

Av. Ahmet ODABAŞI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu; çarpıntı, sinirlilik, boğazda tıkanma hissi şikâyetleri ile Ergani Devlet Hastanesine (Hastane) başvurmuştur. Başvurucu 7/3/2008 tarihinde nodüler guatr (tiroid bezinde bir veya daha fazla nodül oluşması) ön tanısı ile Hastaneye yatırılmış ve 10/3/2008 tarihinde Hastanede guatr ameliyatı olmuştur.

3. Ameliyat sonrası başvurucuda hipokalsemi (kalsiyum eksikliği) gelişmiş, bu durum yaklaşık on sekiz ay sonra yaptırdığı muayenede anlaşılmıştır.

4. Başvurucu 9/12/2010 tarihinde Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde; ameliyatın tıp kurallarına aykırı yapıldığını, ameliyatta gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, bu nedenle kalıcı rahatsızlık oluştuğunu, ameliyat öncesi ameliyata bağlı olarak kalıcı zararın olabileceği konusunda bilgilendirilmediğini belirten başvurucu fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

5. Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) 3. İhtisas Kurulunun 30/12/2013 tarihli raporunda; başvurucuya konulan tanı ve uygulanan operasyon endikasyonunun tıp kurallarına uygun olduğu, başvurucuya multinodüler guatr nedeniyle bilateral total tiroidektomi operasyonu uygulandığı belirtilmiştir. Bununla birlikte operasyon sırasında paratroid bezlerin korunduğu ancak operasyondan yaklaşık on sekiz ay sonra hipokalsemi ve hipotiroidi bulgularının sağlık kurumuna başvurması ile tespit edildiği, başvurucunun tiroid cerrahisi gibi bir operasyondan sonra kontrollerini yaptırması gerektiği ancak yaptırdığına ve herhangi bir sağlık kurumuna durumla ilgili olarak gittiğine dair bir belge bulunmadığı vurgulanmıştır. Netice itibarıyla bu tip operasyonlar sonrasında laringeal sinir hasarı kanama, hipokalsemik tetanilerin (kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan istemsiz kasılmalar) görülebileceği, durumun komplikasyon olarak kabul edilmesi gerektiği, dolayısıyla olayda idareye kusur atfedilemeyeceği şeklinde görüş ve kanaate varılmıştır.

6. Başvurucu, anılan rapora itiraz ederek ameliyat tarihinden sonra da Hastaneye tedavi kapsamında düzenli olarak gittiğini, Hastanedeki hizmetlerin bir kısmının yetersiz olması nedeniyle başka sağlık kuruluşlarında tedavi gördüğünü, ATK raporunun yetersiz olduğunu belirtmiş; üniversite öğretim görevlilerinden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmasını istemiştir.

7. Mahkeme 28/5/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; ATK raporuna atıfla davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, diğer bir ifadeyle olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmaması nedeniyle başvurucunun maddi ve manevi tazminat isteminin karşılanmasına hukuken imkân olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu anılan karara karşı temyiz başvurusunda; ATK raporunda ameliyat sonrası kontrollerini yaptırdığına dair belge bulunmadığı belirtilse de ameliyat sonrası tedavisine kamu hastaneleri ve özel hastanelerde devam ettiğini, aksi hâlin kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olacağını, raporun çelişkili ve yetersiz olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınmayacağını ileri sürmüştür.

8. Danıştay 10. Dairesince (Daire) 5/12/2019 tarihinde Mahkeme kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulmasına karar verilmiştir. Daire kararında; başvurucudan alınmış bir onam belgesinin olmadığı, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda başvurucuda endişe ve üzüntüye yol açacağı ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi gözetilerek başvurucuya manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

9. Başvurucunun ve davalı idarenin bu karara karşı yaptığı karar düzeltme istemi Dairenin 8/12/2021 tarihli kararıyla reddedilerek karar kesinleşmiştir.

10. Başvurucu vekili, nihai kararı 26/1/2022 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 11/2/2022 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

11. Bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 28/2/2022 tarihli kararıyla 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Anılan karar, temyiz ve karar düzeltme kanun yolu aşamalarından geçerek 17/4/2024 tarihinde kesinleşmiştir.

12. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

13. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucu; guatr ameliyatı sonrası rahatsızlıklarının devam ettiğini, tıbbi ihmal nedeniyle bu durumun oluştuğunu, ameliyatın onam formu imzalatılmadan ve rızası alınmadan yapıldığını ileri sürmüştür. Mahkemenin denetime elverişli olmayan yetersiz ve çelişkiler içeren bilirkişi raporuna dayanarak davasını reddettiğini iddia etmiştir. Başvurucu; riskler konusunda bilgilendirmenin ameliyat olacak kişiye yapılarak onay alınması gerektiğini ancak kendisine bilgi verilmediği gibi kendisinden bir onam da alınmadığını belirtmiştir. Ameliyat öncesi aydınlatılmış onamının alınmadığına ilişkin yargı merciinin tespiti bulunmasına karşın maddi tazminat isteminin reddedildiğini vurgulayarak maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; tıbbi ihmal dosyalarına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına yer verildikten sonra mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

16. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma, maddi ve manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk [2. B.], B. No: 2013/2084, 15/10/2015, § 49). Anayasa’nın 56. maddesinde belirtildiği üzere anılan pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

19. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail Artuç [2. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35; Ahmet Acartürk, § 51). Bununla birlikte sağlık personeli, mesleğini de yerine getirirken özen yükümlülüğü kapsamında risklerin gerçekleşmesini önlemeye ilişkin olarak elindeki tüm imkânları kullanmak mecburiyetindedir. Buna göre riskleri mümkünse önleyici, değilse asgariye indirici şekilde davranmaları, buna rağmen riskler doğduğunda yapacakları müdahaleyle zarar veya tehlike neticesini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaları gerekmektedir (Eliçe Aydın ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/5228, 20/3/2019, § 54). Anayasa Mahkemesi ise Anayasa'nın anılan maddeleri kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli [2. B.], B. No: 2014/18266,25/1/2018, § 36).

20. Bu bağlamda maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, § 32). Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet Çolakoğlu [1. B.], B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır (Murat Atılgan [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 45).

21. Ayrıca tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde rızasının alınmaması maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına bir müdahale oluşturabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale, müdahaleye maruz kalacak kişinin bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Ancak yaş küçüklüğü veya ayırt etme gücüne sahip olmayanlar ile hastanın bilincinin kapalı olması veya acil müdahale gerektirmesi gibi zorunlu hâllerde yasal temsilcisinin izni alınabilir. Rızanın geçerliliği bakımından kişinin öncelikle neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekir ki bu da ancak hastanın somut olaya uygun yeterli bilgilendirilmesi ile mümkün olabilir. Ayrıca hukuka uygun rızanın varlığından söz edilebilmesi için kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi hâlinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları, hastalığın seyri ve neticeleri gibi kararını etkileyen konularda hastanın bilgilendirilmiş olması gerekir. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır. Bu bağlamda hasta veya temsilcisinin (veli-vasi) somut olaya uygun şekilde bilgilendirilerek rızalarının alındığını ispat yükümlülüğünün de hastane ve tıbbi müdahaleyi yapan doktorda olduğu vurgulanmalıdır (Ahmet Acartürk, § 56, Fındık Kılıçaslan [1. B.], B. No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 49, 50; Sultan Bulut ve diğerleri [1. B.], B. No: 2017/37430, 20/10/2021 §§ 55, 56).

22. Ayrıca hastanın ya da temsilcisinin sözlü ya da yazılı rıza göstermesinin tek başına tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmeyeceği, bu rızanın kararı belirleyici hususlarda aydınlatılmış iradeye dayanması gerektiği vurgulanmalıdır. Bu bağlamda yargı makamlarının öncelikle hastanın veya istisnai durumların varlığı hâlinde veli ya da vasinin olayın koşullarına göre yazılı veya sözlü olarak yeterli bir şekilde bilgilendirilerek rızalarının alınıp alınmadığını tespit etmesi devletin pozitif yükümlülüğünün gereği olduğu söylenebilir (Benzer yönde değerlendirme için bkz. Sultan Bulut ve diğerleri § 57).

23. Başvurucunun olaya dair şikâyetlerinin özü, hatalı yapılan guatr ameliyatı nedeniyle vücut bütünlüğünün bozulduğu ve zarar gördüğü iddiasıyla açtığı tazminat davasının eksik inceleme yapılarak reddedilmesine ve ameliyat öncesinde aydınlatılmış onamının alınmamasına rağmen maddi tazminat talebinin reddedilmesine ilişkindir. Öte yandan belirtmek gerekir ki bireysel başvuru formunda başvurucunun aydınlatılmış şekilde onamının alınmamasından kaynaklanan nedenlerle manevi tazminat ile ilgili bir şikâyeti bulunmamaktadır. Nitekim yargılama sürecinde temyiz incelemesi sonucu Daire tarafından manevi tazminat istemi yönünden aydınlatılmış onam yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda başvurucuda endişe ve üzüntüye yol açacağı gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı sonrası Mahkeme tarafından da başvurucuya bu kapsamda 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

24. Mahkeme, olayda ATK raporuna atıfla davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı yönünde görüş bildiren bu rapor doğrultusunda maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine karar vermiştir. Hükme esas alınan raporda; başvurucunun tiroid cerrahisi gibi bir operasyondan sonra kontrollerini yaptırması gerektiği ancak kontrol yaptırdığına ve herhangi bir sağlık kurumuna durumla ilgili olarak gittiğine dair bir belge bulunmadığı şeklindeki tespitle ilgili başvurucu ameliyattan sonra sağlık kuruluşlarına giderek süreci takip ettiğine ilişkin yargılama sürecinde iddiada bulunmuştur. Başvurucunun bu kapsamda ATK raporuna itirazıyla ilgili yargısal makamlarca yeniden bir inceleme yaptırılmadığı görülmektedir. Aynı şekilde yargısal kararlarda da başvurucunun bu olgusal iddiası ile ilgili olarak bir incelemenin ve bu yönde bir gerekçenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Oysa başvurucunun bu yöndeki iddialarının yargısal makamlar tarafından makul ve yeterli bir gerekçeyle karşılanması gerekmektedir.

25. Öte yandan başvurucu, ameliyat öncesinde usulüne uygun aydınlatılmış onam formunun düzenlenmediğinden yakınmıştır. Danıştay kararında ise aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu tespit edilmesine karşın maddi tazminat talebinin reddine dair Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Kusur tespiti yapılmasına rağmen maddi tazminata hükmedilmemesi, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ihlal nedeni olarak kabul edilmiştir (Bilal Güvendi ve Şevket Güvendi [2. B.], B. No: 2018/1571, 4/7/2022; aydınlatma yükümlülüğüyle ilgili bkz. Sevcan Malkoç ve Mustafa Malkoç [2. B.], B. No: 2022/5468, 11/6/2025).

26. Bu bağlamda yargılama makamlarınca aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde alınmamasının tıbbi girişimin hukuka uygun rızaya dayanması şartını ve dolayısıyla girişimin hukuka uygunluğunu ne şekilde etkilediği hususlarında yeterli düzeyde bir araştırma yapılmamış ve bu konu açıklığa kavuşturulmamıştır. Bu kapsamda ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyulmaksızın maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi başvurucunun zararlarının yeterli şekilde tazmin edilememesine neden olmuştur. Bu nedenle maddi tazminat talebinin reddedilmesi kararının ihlalin giderilmesi bakımından yetersiz olduğu değerlendirildiğinden başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirildiği söylenemeyecektir.

27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

31. Başvurucu, ihlalin tespitine, yeniden yargılama yapılmasına ve 200.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

32. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

33. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

34. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2010/3276, K.2014/725) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/1/2026tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Sebiha Çelik [1. B.], B. No: 2022/18719, 28/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı SEBİHA ÇELİK
Başvuru No 2022/18719
Başvuru Tarihi 11/2/2022
Karar Tarihi 28/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı Tıbbi ihmal-Tıbbi uygulamalar İhlal Yeniden yargılama
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi