logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Aklime Aybek [1. B.], B. No: 2022/66731, 30/7/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AKLİME AYBEK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/66731)

 

Karar Tarihi: 30/7/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Aklime AYBEK

Vekili

:

Av. İbrahim ÇELİKER

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, masumiyet karinesinin, çalışma hakkının ve uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucu, Batman Belediyesine (Belediye) hizmet veren özel şirkette (Şirket) 29/4/2005 tarihinden itibaren çalışmaktayken, Batman Valiliği Olağanüstü Hal İşlemleri Bürosunun başvurucunun terör örgütü ile iltisaklı olduğunu Belediyeye bildirmesi üzerine Belediye iş akdinin feshedilmesini Şirketten istemiştir. Şirket bu talep üzerine başvurucunun iş akdini 22/12/2016 tarihinde feshetmiştir.

3. Başvurucu 20/1/2017 tarihinde feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Batman 2. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/6/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda, başvurucunun PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'ye (667 sayılı KHK) dayalı olarak iş akdinin feshedildiği, aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da başvurucunun bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer verilmiştir.

4. Başvurucu karara karşı 29/6/2017 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 4/11/2017 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Kararda, İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından hazırlanan tevdi raporunda başvurucunun PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatının olduğunun bildirildiği, bu nedenle Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 12/2/2018 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır.

5. Nihai kararın başvurucuya tebliğ edilmesi üzerine başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anılan başvurunun 2019/8306 bireysel başvuru numaralı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi Fidan Kaytar ve diğerleri [1. B.] (B.No: 2019/8306, 18/11/2020) kararında adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararda, Mahkemenin adil yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkeme hakkı gereği asıl işverenin başvurucu hakkındaki değerlendirmesinin objektif ve makul dayanakları olup olmadığını, dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden asıl işverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca vardığı belirtilmiştir. Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından başvurucuya tanınan feshe karşı yargı yolunun açık olmasının teorik olmaktan öteye geçemediği ifade edilmiştir. Bu durumda başvurucunun mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Kararın bir örneği mahkeme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmiştir.

6. Mahkeme Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca yeniden yargılama yapılmasına karar vermiş ve 12/3/2021 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"Şüphe feshi için, bu şüpheyi haklı kılan ciddi, önemli ve somut vakıaların varlığının ispatı gerekmektedir. Ancak burada ispatı gereken şey vakıanın kendisi değil, şüpheyi haklı kılan vakıadır. Şüphe feshinin tayininde, sırf işverenin sübjektif değerlendirmesi yeterli değildir. Buna göre, şüpheye ait unsurların mevcut olup olmadığı, söz konusu şüphenin işverenin işçiye duyduğu güveni ağır biçimde zedeleyip zedelemediği ve son olarak bu şüphe sebebiyle işverenin işçiyi çalıştırmaya devam edip edemeyeceği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda mahkememizce İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve Batman Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmış, davacı hakkında UYAP sisteminde kayıtlı dosya listesi çıkarılmış ve ilgili dosyalarda düzenlenen iddianame, takipsizlik kararları ve gerekçeli kararlar temin edilmiştir.

Somut olayda davacının iş akdine İçişleri Bakanlığı tevdi raporu uyarınca son verildiği, ilgili raporda davacı hakkında; 13/5/1996 tarihinde PKK Silahlı Terör Örgütü'ne yapılan planlı operasyonda yakalandığı ve sorgusunda örgüt sempatizanı olmak, örgüt adına kuryelik yapmak, örgüt mensupları ile ilişkiye geçmek eylemlerinden adli işlem gördüğü, 25/5/1999 günü Batman TÜPRAŞ dolum tesislerine PKK Silahlı Terör Örgütü mensupları tarafından yapılan roketatarlı saldırı sonucunda saldırıyı gerçekleştiren kişilerin yakalanması yönelik operasyonda saldırıya katılan örgüt mensupları ile ilişkide olduğu ve onları ikametinde barındırdığı ve lojistik malzeme temin ettiği tespit edilerek 27/5/1999 günü yakalandığı ve gözaltına alındığı, adli makamlarca tutuklandığı, 2/4/2002 günü HADEP organizesinde cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı vs. hitaben "Kürtçe Eğitim Kampanyası" içerikli olduğu değerlendirilen mektupları Batman Merkez PTT Müdürlüğü'nden göndermek isterken mektuplar içerisinde suç unsuru olup olmadığının tespiti için Batman 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce el konulduğu, şahıs hakkında adli işlem yapıldığı belirtilmektedir.

Tüm dosya kapsamı ve celp edilen kayıtlar uyarınca davacı hakkında Batman İl Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısında belirtildiği üzere Batman Cumhuriyet Başsavcılığının 1996/1544 ve 1999/1249 numaralı dosyaları üzerinden soruşturma yürütüldüğü, söz konusu soruşturma dosyaları, feshe dayanak tevdi raporu ve İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı cevabi yazıları nazara alındığında işveren ile davacı arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve taraflar arasında sözleşmenin devamına engel teşkil edecek nitelikte şüphe oluştuğu, bu nedenle asıl işverenin fesih yönündeki talebinin; ileride açılması muhtemel alacak davasında haklılığı tartışılmak üzere alt işveren yönünden fesih tarihi itibarıyla en azından geçerli sebep oluşturduğu, alt işveren şirket açısından fesihin zorunlu hale geldiği anlaşılmakla açıklanan nedenlerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."

7. Başvurucu anılan karara karşı 22/4/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 18/5/2022 tarihinde istinaf başvurusunu kesin olarak esastan reddetmiştir. Kararda, Batman İl Emniyet Müdürlüğünün ve Batman İl Jandarma Komutanlığının cevabi yazılarındaki araştırma tutanak içerikleri dikkate alındığında işverenin işçisine karşı duyduğu şüphenin aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı belirtilmiştir. Güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphenin işçinin kişiliğinde bulunan bir sebep olduğu ifade edilmiştir. İşçinin uygunluğunu ortadan kaldıran şüphenin güvenlik endişesi doğurduğu ve işverenin bir kamu kuruluşu olduğu dikkate alındığında iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli bir şüphenin söz konusu olduğu sonucuna varılmıştır.

8. Nihai karar olan Bölge Adliye Mahkemesinin 18/5/2022 tarihli kararı başvurucuya 11/6/2022 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 13/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

9. Diğer yandan Batman Cumhuriyet Başsavcılığından 27/3/2025 tarihinde müzekkere ile 1996/1544 soruşturma numaralı ve 1999/1249 soruşturma numaralı dosyalarının akıbeti istenilmiş olup 9/4/2025 tarihli cevapta istenilen dosyaların Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği bildirilmiştir. Bunun üzerine söz konusu dosyaların akıbeti 10/4/2025 tarihli müzekkere ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından istenilmiş olup 5/5/2025 tarihinde cevap verilmiştir. Cevapta, başvurucu hakkında Diyarbakır 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin (Devlet Güvenlik Mahkemesi) 17/12/1997 tarihinde karar verdiği bildirilmiştir.

10. Devlet Güvenlik Mahkemesi 17/12/1997 tarihinde başvurucu hakkında PKK terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan beraat kararı vermiştir. Kararda, başvurucunun suçlamaları kabul etmediği ve suçu işlediğini ortaya koyan yan deliller ve tanık beyanlarının elde edilemediği belirtilmiştir. Bu nedenle ortada kesin ve inandırıcı delil olmadığı ifade edilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

11. Başvurucu, hakkında devam eden soruşturma olduğu gerekçesi ile verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Çalıştığı süre boyunca hiçbir örgüt ile bağlantısının olmadığını, herhangi bir suç işlemediğini ifade etmiştir. Mahkemelerce herhangi bir araştırma yapılmaksızın sadece iş akdinin feshedilmesinden sonra oluşturulan emniyet evrakı gerekçe gösterilerek davasının reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, gerekçeli karar hakkının ve silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mahkemelerin uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiğini ve bu suretle hükmün kesinleştiğini ifade etmiştir. Bu itibarla, somut olayda mahkemelerin ilgili hukuk kurallarını yorumlayarak vardığı sonuç ve bu sonuca ilişkin gerekçelerinin açıkça keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiğinin söylenemeyeceğini belirtmiştir. Bu nedenle başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğunu savunmuştur. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

13. Başvuru gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

16. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1.B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

17. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinde bulunan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir (çok sayıda karar arasında bkz. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956 sayılı; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararı). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2.B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).

18. Bu itibarla, şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda, özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi, keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması, hem işçi hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir (Delil Metin, § 35).

19. Mahkeme yapılan feshin geçerli nedene dayandığını kabul ederken başvurucu hakkında çok eski tarihli soruşturmaların bulunduğu bilgisine yer vermiştir. Ancak Mahkeme, başvurucu hakkındaki soruşturmaları aktarmakla yetinmiş, herhangi bir şekilde değerlendirmemiştir. Kararda sadece soruşturma numaralarından bahsedilmiş, bu soruşturmaların akıbetleri konusunda ise herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir. Ancak soruşturmalara atıfta bulunulması yeterli olmayıp ceza soruşturmasına konu olay ve olguların da Mahkeme tarafından irdelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda olayın meydana geliş şekli,fiilin özelliği, ağırlığı gibi olaya özgü durumlar değerlendirilerek karar sonucuna ulaşılma nedeni ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmalıdır (Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 34).

20. Ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgelere ulaşılarak söz konusu verilerin başvurucunun sözleşmesinin feshedilmesine olan etkisinin değerlendirilmesinin önünde -masumiyet karinesine uygun olmak koşuluyla- herhangi bir engel bulunmamaktadır. Mahkeme tarafından ceza soruşturmasında yer alan verilerin sözleşmenin feshedilmesine olan etkisinin ortaya konulması gerekmektedir. Olaya bakıldığında ise Mahkeme tarafından ceza soruşturması esas alınmakla birlikte soruşturmada yer alan olgular irdelenmemiştir. Mahkeme ceza soruşturmasında yer alan bilgi ve belgeleri değerlendirmemiştir (Diren Taş § 35).

21. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe bulunması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazların kanun yolu mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Somut olayda Mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır (Diren Taş § 36).

22. Sonuç olarak gerekçeli kararda, işveren yönünden başvurucu ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsılmasına neden olan olay ve olgulara dair yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığı, başvurucunun yargılamanın esasına tesir eder nitelikteki iddia ve itirazlarının incelenmediği ve bu iddiaların karşılanmadığı görülmüştür. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

23. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL bu görüşe katılmamıştır.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu uzun süren yargılanma nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun’da değişiklik yapan 7499 sayılı Kanun uyarınca üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine makul süre şikâyetlerinin Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ahmet Kartalkuş [2. B.] (B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü bulunmaksızın sırf soruşturmaya dayanılarak davasının reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

28. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018,§ 47).

29. Başvuru konusu olayda mahkemeler başvurucu hakkında bulunan soruşturmalara dayanarak işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının gerekçeli bir nedeni bulunduğunu belirterek fesih işlemini hukuka uygun kabul etmiştir. Mahkemeler fesih işlemini olgusal olarak ele almıştır. Kararda başvurucu hakkında herhangi bir suça ilişkin saptamada bulunulmadığı görülmüştür. Mahkemeler olgusal olarak olayı değerlendirmiş ve mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak sonuca ulaşmıştır. Buna göre mevzuat ve somut olayın koşulları değerlendirilmek suretiyle fesih işleminin hukuka uygun olduğu tespit edildiğinden masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Çalışma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu, haksız bir şekilde iş akdinin feshedilmesi nedeniyle çalışma hürriyetinin elinden alınmasından şikayet etmiştir.

32. Anayasa Mahkemesinin Onurhan Solmaz [1. B.] (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) ve Serkan Acar [1. B.] (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 24) kararlarında yer alan tespit ve değerlendirmelerine göre özetle ihlal edildiği ileri sürülen çalışma hürriyeti ve hakkının Anayasa ve Sözleşme ile Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin ortak koruma alanına girmediği anlaşılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

34. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 100.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

35. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir(Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

36. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

37. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Çalışma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Yılmaz AKÇİL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 2. İş Mahkemesine (E.2021/28, K.2021/73) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 664,10 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam30.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/7/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu, Batman Belediyesine (Belediye) hizmet veren özel şirkette (Şirket) 29/4/2005 tarihinden itibaren çalışmaktayken, Batman Valiliği OHAL Bürosunca başvurucunun terör örgütü ile iltisaklı olduğu Belediyeye bildirilmiştir. Belediye tarafından iş akdinin feshedilmesi Şirketten istenilmiş ve bunun üzerine başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu bu feshin geçersizliğinin tespit edilmesi ve işe iadesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkeme davayı reddetmiş ve gerekçe olarak başvurucunun PKK terör örgütü yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olması nedeniyle 667 sayılı KHK uyarınca iş akdinin feshedildiğini ve başvurucunun bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmasının mümkün olmadığını göstermiştir. Karar istinaf ve temyiz aşamalarından geçerek kesinleştikten sonra başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.

2. Anayasa Mahkemesi, geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığını incelemeden asıl işverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca varılması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. Mahkeme yeniden yaptığı yargılama sonucunda davayı reddetmiş ve gerekçe olarak başvurucu hakkında yürütülen soruşturma, feshe dayanak tevdi raporu ve İl Emniyet Müdürlüğü ile İl Jandarma Komutanlığı cevabi yazıları dikkate alındığında taraflar arasında sözleşmenin devamına engel teşkil edecek nitelikte şüphe oluştuğunu göstermiştir. Bu nedenle asıl işverenin fesih yönündeki talebinin, alt işveren yönünden fesih tarihi itibarıyla en azından geçerli sebep oluşturduğu belirtilmiştir. Karar istinaf aşamasından geçerek kesinleşmiştir.

3. Çoğunluk kararında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararı sonrasında mahkemelerce yapılan yargılama sonucunda verilen kararda yeterli ilgili gerekçe bulunmadığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

4. Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının yorumlanmasında öncelikli yetkinin mahkemelere ait olduğunun altı çizilmelidir. Anayasa Mahkemesi kendi yorumunu mahkemelerin yerine kaim etmesi söz konusu olamaz. Bununla birlikte mahkemelerin yorumlarının etkilerinin adil yargılanma hakkıyla çelişip çelişmediğini incelemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamındadır.

5. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de şüphenin işçinin kişiliğinde bulunan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Aksi halde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı bir şekilde keyfi uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir.

6. Yargıtay, şüphe feshi kapsamında açılacak davalarda taraflarca hazırlama ilkesine üstünlük tanınamayacağını kabul etmektedir. Bu itibarla, şüphe feshi kapsamında açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Yani mahkemelerin, tarafların ileri sürdüğü yahut ortaya koyduğu tespitlerden bağımsız olarak ayrıca araştırma yapması ve yine tarafların iddia ve itirazlarını bu kapsamda değerlendirerek bir sonuca varması gerekmektedir. Bu doğrultuda mahkemelerden beklenen, öncelikle işveren kurumun niteliği ile sözleşmesi feshedilen işçinin burada hangi pozisyonda çalıştığı, işinin mahiyeti ve öneminin ne olduğu hususlarının belirlenmesidir. Zira şüpheyi doğuran olay yahut durum, farklı pozisyonlarda çalışan kişiler yönünden farklı değerlendirme yapmayı gerektirebilmektedir. Bunun yanı sıra şüphe feshini doğuran durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması; milli güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi, keyfiliğin önüne geçebilmek için önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle milli güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulmasını icap etmektedir.

7. Mahkeme başvurucunun iş akdinin haklı olarak feshedildiğini kabul ederken başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında başlatılan soruşturma bulunmasına dayanmıştır. Söz konusu soruşturmalara ilişkin olarak verilen bilgilerde başvurucunun PKK Silahlı Terör Örgütü'ne yapılan planlı operasyonda yakalandığı ve sorgusunda örgüt sempatizanı olmak, örgüt adına kuryelik yapmak, örgüt mensupları ile ilişkiye geçmek eylemlerinden adli işlem gördüğü belirtilmiştir. Yine Batman TÜPRAŞ dolum tesislerine PKK Silahlı Terör Örgütü mensupları tarafından yapılan roketatarlı saldırı sonucunda saldırıyı gerçekleştiren kişilerin yakalanmasına yönelik operasyonda, saldırıya katılan örgüt mensupları ile ilişkide olduğu, onları ikametinde barındırdığı ve lojistik malzeme temin ettiği tespit edilerek 27/05/1999 günü yakalandığı ve tutuklandığı ifade edilmiştir. Son olarak 2/4/2002 tarihinde HADEP organizesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanına hitaben "Kürtçe Eğitim Kampanyası" içerikli olduğu değerlendirilen mektupları Batman Merkez PTT Müdürlüğü'nden göndermek isterken hakkında adli işlem gerçekleştirildiği kararda yer almıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de yapılan bu tespitlerin başvurucunun şahsından kaynaklandığını ve güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphenin mevcut olması nedeniyle yapılan fesih işleminin yasal ve yerinde olduğunu ifade etmiştir.

8. Mahkemelerce yapılan bu yorumların keyfi olmadığı vurgulanmalıdır. Silahlı terör örgütü ile bağlantılı olduğunu gösterecek ölçüde nedenlerin varlığı hâlinde şüphenin makul bir sebebe dayandığı söylenebilir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine neden olan olaylar ve olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerin amacı gözetildiğinde bir kimsenin terör örgütleriyle bağlantısının bulunduğunun tespit edilmesi durumunda iş akdinin feshedilmesine neden olacak haklı nedenlerin var olduğu sonucuna ulaşılması keyfî bir yargı olmaz.

9. Başvurucunun iş akdinin haklı olarak feshedilmesi mahkemelerce başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturma bulunması olgusuna dayanmıştır. Terör örgütüne üye olma suçundan hakkında soruşturma bulunan bir kişinin iş akdinin şüphe nedeniyle feshedilmesi kabul edilebilir bir durumdur. Bu hâle uyan bir kimsenin iş akdinin feshedileceğini öngöremeyeceği söylenemez. Soruşturma sırasında tespit edilen hususların sahip olduğu ağırlık ve nitelikleri de göz önünde tutulduğunda mahkemelerin başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle yürütülen soruşturmayı haklı fesih nedeni olarak yorumlamasında herhangi bir keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmamaktadır.

10. Tüm bu hususlar gözetildiğinde başvurucunun iş akdinin feshedilmesinin haklı nedene dayandığının kabul edilmesinin keyfî ve temelsiz olmadığı, bu nedenle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ayrıca söz konusu kararda makul, yeterli gerekçe bulunduğu kanaatine vardığımızdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

 

Üye

Muhterem İNCE

 

Üye

Yılmaz AKÇİL

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Aklime Aybek [1. B.], B. No: 2022/66731, 30/7/2025, § …)
   
Başvuru Adı AKLİME AYBEK
Başvuru No 2022/66731
Başvuru Tarihi 13/6/2022
Karar Tarihi 30/7/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, masumiyet karinesinin, çalışma hakkının ve uzun süren yargılama nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Masumiyet karinesi (Hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kapsam dışı haklar Kapsam dışı (hak) Konu Bakımından Yetkisizlik
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi