|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Hasan HÜZMELİ
|
|
Başvurucu
|
:
|
HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ GENEL MERKEZİ
|
|
Vekilleri
|
:
|
Av. Maviş AYDIN ŞİMŞEK,
|
|
|
|
Av. Günizi SATAR
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, etkinliklerin ertelenmesine ilişkin idari karar olduğu gerekçesiyle yapılmak istenen yürüyüşün uygun görülmemesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İpekyolu İlçe Başkanı, 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında bir yürüyüş düzenlemek amacıyla 28/8/2020 tarihinde Van Valiliğine (Valilik) bildirimde bulunmuştur. Söz konusu dilekçede, yürüyüşün 1/9/2020 tarihinde saat 13.00’te HDP’ye mensup bazı milletvekillerinin katılımıyla Van Kalesi’nden Semaver Kavşağı’na kadar gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Valilik, Van İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun 11/6/2020 tarihli ve 2020/62 sayılı kararının (d) bendi uyarınca etkinliğin gerçekleştirilmesinin uygun olmadığı yönünde görüş bildirmiştir.
3. Van İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun müdahaleye dayanak kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de insan hayatı açısından son derece tehlikeli olan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle tüm Dünya’da can kaybı ve vaka sayısı artmaya devam etmektedir. Covid-19 salgınında en temel risk unsuru virüsün bulaştırıcılığının yüksek/hızlı olması nedeniyle vatandaşlarımızın toplu olarak bulunduğu mekanlar/alanlardır.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” ilan edilen Koronavirüs (Covid-19) salgınından kaynaklanan olumsuzlukların İlimiz için bir tehdit unsuru olmasının önlenmesine yönelik olarak alınan emniyet tedbirleri ek olarak bazı ilave kararların alınmasına gerek görülmüştür.
...
d. İl sınırlarımız içinde vatandaşlarımızın bir araya gelebileceği her türlü toplu faaliyet, hareket, gösteri, organizasyon vb. etkinliklerin yasaklanmasına,
...
Oybirliği ile karar verilmiştir ".
4. Başvurucu, müdahaleye dayanak alınan idari işlemin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare Mahkemesi (Mahkeme), dava konusu işlemin10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (C) fıkrasına dayandığını, işlemin idarenin takdir yetkisi kapsamında kaldığını ve kamu sağlığının korunması amacına hizmet ettiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, söz konusu müdahalenin bu meşru amaca ulaşmak için ölçülü olduğunu değerlendirerek dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
5. Başvurucu, davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 7/4/2022 tarihinde istinaf talebinin reddine karar vermiştir.
6. Başvurucu nihai hükmü 27/5/2022 tarihinde öğrendikten sonra 24/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu, Valiliğin başvuruya konu kararı ile daha önce verilen uygun bulmama kararlarının HDP tarafından gerçekleştirilmek istenen etkinliklere ilişkin olduğunu, anılan kararların kamu sağlığı gerekçesiyle değil, siyasi saiklerle alındığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, alternatif sınırlama yolları değerlendirilmeden verilen yasaklama kararıyla başvurucu siyasi partinin seçmenleriyle buluşmasının engellendiğini bu nedenle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini savunmuştur.Son olarak başvurucu, istinaf başvurusunun gerekçesiz biçimde reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; toplantı özgürlüğünün kamu düzenine yönelik tehdit oluşturması hâlinde, yetkili makamların bu tehditleri bertaraf edebilmek amacıyla müdahalede bulunabileceği, bu kapsamda alınan tedbirlerin olayın özellikleri ve gereklilikleri doğrultusunda değişiklik gösterebileceği ifade edilmiştir. Bakanlık; somut olayda yapılan müdahalenin yalnızca kamu düzenini sağlama amacıyla değil, aynı zamanda COVID-19 pandemisi sürecinde toplum sağlığının korunması amacıyla da gerçekleştirildiğini vurgulamış ve Türkiye’deki salgın sürecine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmuştur. Ayrıca Bakanlık, yargı mercilerinin başvuruya konu olayları ilgili ve yeterli gerekçelerle değerlendirdiğini, bu nedenle müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığının olayın koşulları gözönüne alınarak incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
10. İdarenin yasaklama kararı bulunduğu gerekçesiyle başvurucunun gerçekleştirmeyi planladığı yürüyüşün engellenmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bu nedenle başvuru, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında incelenmiştir.
11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
12. Somut olayda Valilik, İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun kişilerin bir araya gelmesini gerektirecek her türlü eylem ve etkinliğin yasaklanmasına dair kararına atıfla, başvurucu siyasi partinin ilçe örgütü tarafından düzenlenmek istenen yürüyüşe izin vermemiştir. Bu yönüyle, müdahalenin temel gerekçesinin genel sağlığın korunması olduğu görülmektedir (bkz. § 3). Müdahalenin hukuka uygunluğunu değerlendiren İdare Mahkemesi ise, 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) fıkrasının müdahalenin kanunilik şartını sağladığı sonucuna varmıştır(bkz. § 4).
13. Belirtmek gerekir ki temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalede, bu müdahalenin dayanağını oluşturan kanun hükmünün ve gerekçesinin ne olduğunun belirlenmesi, kural olarak müdahalede bulunan idari makamlar ile bu müdahaleyi denetleyen derece mahkemelerinin görev ve yetkisindedir. Bununla birlikte, özellikle müdahaleye esas alınan gerekçeyle uyumlu olmadığı açık olan bir kanun hükmüne dayanıldığının bariz şekilde anlaşılabildiği durumlarda bu konudaki belirlemeyi yapma ve önündeki bireysel başvuruyu buna göre inceleme konusunda nihai yetki Anayasa Mahkemesine aittir.
14. Yukarıda da açıklandığı üzere somut olayda idarenin, yürüyüşe izin verilmemesine ilişkin kararını, kamu düzeni veya güvenliği gerekçesine değil; kamu sağlığının korunması meşru amacıyla İl Hıfzıssıhha Kurulu kararına dayandırdığı görülmektedir. Her ne kadar İdare Mahkemesi, müdahalenin 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) fıkrasına dayandığını ve bu kapsamda kanunilik şartını sağladığını belirtmişse de anılan hüküm idareye yalnızca kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu veya bozulacağına dair ciddi belirtilerin bulunması hâlinde toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale yetkisi tanımaktadır. Bu itibarla, kamu sağlığının korunması meşru amacıyla, müdahaleye esas alınan kuralın 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu olduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre somut olayda toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına 1593 sayılı Kanun'a dayanılarak yapılan müdahalenin dayanağı olan kuralın kanunilik ölçütüne uygun olup olmadığı incelenecektir.
15. Hak ya da özgürlüklere bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığıdır. Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabul edilebilmesi için müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade eden belirliliğini garanti altına almaktadır (kanuniliğe ilişkin ayrıntılı açıklamalar için bkz. Çağla Yolaşan Kurul [GK], B. No: 2021/29184, 27/9/2023, §§ 35-41; kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35).
16. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Selma Atabey ([GK], B. No: 2021/38893, 27/9/2023) kararında 1593 sayılı Kanun'un 27., 72. ve 77. maddelerinin umumi hıfzıssıhha kuruluna il genelinde yapılacak tüm toplantı ve gösterileri erteleme şeklindeki müdahale yetkisi vermediğini değerlendirerek müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi kapsamında emredilen kanunilik ölçütünü karşılamaması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Kararda, il umumi hıfzıssıhha kurulunun -bulaşıcı ve salgın hastalığın mevcut olduğu dönemlerde- sadece 1593 sayılı Kanun'da yazılı tedbirlerin uygulanmasına yardımcı olabileceği açıklanmıştır. Ayrıca kanuni düzenlemede sınırlı olarak sayılan tedbirler arasında toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını sınırlandırmaya imkân tanıyan bir yetki olmadığı ve müdahale yetkisinin kullanımının sıhhat ve içtimai muavenet vekaletinin tasvibi şartına bağlı tutulduğunu belirtmiştir (ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Selma Atabey, §§ 43-53; farklı bağlamda benzer değerlendirmeler için bkz. Çağla Yolaşan Kurul ([GK], B. No:2021/29184, 27/9/2023,§§ 44-56).
17. Somut olayda da anılan karardaki değerlendirmeler ile ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulunun kararı uyarınca yapılan müdahalenin öngörülebilir olmadığı, dolayısıyla müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde açıkça emredilen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilmiştir.
18. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Yılmaz AKÇİL bu görüşe katılmamıştır.
III. GİDERİM
19. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
20. Yasaklama kararıyla engellenen yürüyüşün, olay tarihi itibarıyla başvurucu bakımından özel bir anlam taşıdığı açıktır. Ancak olay tarihi sonrasında da söz konusu etkinliğin gerçekleştirilmesinin güncel ve özel bir anlam ifade ettiği başvurucu tarafından ileri sürülmediği gibi bu husus olayın niteliğinden de anlaşılmamaktadır. Dolayısıyla, başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
21. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için taleple bağlı kalınarak başvurucuya manevi zararları karşılığında net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Yılmaz AKÇİL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Van 3. İdare Mahkemesine (E.2020/1011, K.2020/3179) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE6/1/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuru, bir siyasi partinin düzenlemek istediği yürüyüşün yasaklanması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Kararda, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İpekyolu İlçe Başkanlığınca 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında yapılmak istenen yürüyüşe yönelik müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilerek başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 salgınının tüm dünyada yaygın bir şekilde insan sağlığını tehdit eder boyutlarda görülmesi üzerine pandemi ilan edilmiş; 13/3/2020 tarihinden itibaren de ülkemizde salgın hastalık olarak kabul edilmiştir. Hastalığın insanlar arasında solunum yoluyla ve kısa süreli temaslarda dahi bulaşımının hızlı olması nedeniyle, insanların bir arada bulunduğu kapalı veya açık ortamlarda, hastalığın azaltılması veya ortadan kaldırılması amacıyla pek çok değişik önlem ve tedbirler alınmıştır. Sokağa çıkma yasağı kararları, toplantı yapılmasının ertelenmesi ve yasaklanması, izin verilen toplantılarda uyulması gereken kurallar, maske takma zorunluluğu ve bu yasakları ihlal edenler hakkında 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282. maddesi gereğince idari para cezası uygulanması da belirtilen tedbirlerden birisi olmuştur.
Koronavirüs (Covid-19) olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığının yayılmasını önleme gayesiyle tüm ülke çapında olduğu gibi Van ilinde de birtakım tedbirler alınmıştır. Van Valiliği İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu'nun (Kurul) 11/6/2020 tarihli kararıyla da Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” ilan edilen Covid-19 salgınından kaynaklanan olumsuzlukların şehir için bir tehdit unsuru olmasının önlenmesine yönelik olarak emniyet tedbirlerine ek olarak bazı ilave kararlar alınmıştır.
Başvuruya konu olayda; Kurul, Covid-19 salgını sebebiyle il sınırları içerisinde vatandaşların bir araya gelebileceği her türlü toplu faaliyeti, gösteriyi ve organizasyonu yasaklamıştır. HDP İpekyolu İlçe Başkanlığının 1/9/2020 tarihinde yapmayı planladığı yürüyüş için Van Valiliğine yaptığı başvuru yukarıda belirtilen Kurul kararı sebebiyle reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiğini ve anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlemesini öngördüğü konularda yasama organının temel kurallarını saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasının yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir (AYM, E.2014/133, K.2014/165, 30/10/2014; Mustafa Karakuş [GK], B. No: 2020/34781, 17/1/2023, § 63; Odeon Park Otel Turizm Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2021/3598, 27/2/2024, § 18). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemlerle belirlenebileceği kabul edilmiştir (Mehmet Koray Eryaşa [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 78; Odeon Park Otel Turizm Ticaret Ltd. Şti., § 19).
1593 sayılı Kanun’un 23. maddesinde, “Her vilayet merkezinde bir umumi hıfzıssıhha meclisi toplanır…”; 27. maddesinde “Umumi hıfzıssıhha meclisleri mahallin sıhhi ahvalini daima nazarı dikkat önünde bulundurarak şehir ve kasaba ve köyler sıhhi vaziyetinin ıslahına ve mevcut mahzurların izalesine yarayan tedbirleri alırlar. Sari ve salgın hastalıklar hakkında istihbaratı tanzim, sari ve içtimai hastalıklardan korunmak çareleri ve sıhhi hayatın faideleri hakkında halkı tenvir ve bir sari hastalık zuhurunda hastalığın izalesi için alınan tedbirlerin ifasına muavenet eylerler.”; 77. maddesinde ise “Sari ve salgın hastalıklardan birinin hüküm sürdüğü veya tehdit ettiği mahallerde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin tasvibiyle bütün umumi mahallerde vuku bulacak içtimalar tahdit veya menolunabilir...” kurallarına yer verilmiştir. Öte yandan; 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdare Kanununun 11. maddesinin (C) fıkrasında, "İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Başvuruda, siyasi parti üyeleri de dahil olmak üzere vatandaşlar tarafından düzenlenecek faaliyetlerin yasaklanmasına ilişkin idari tedbirin kanuni dayanağını 5442 sayılı Kanun’un belirtilen hükmünün oluşturduğu ilk derece mahkemesi kararından anlaşılmaktadır. Bununla birlikte dava konusu edilen Kurul kararında belirtilen tedbirlere aykırılık durumunda müeyyide olarak 1593 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı göz önünde bulundurulduğunda, tedbirin dayanağını 1593 sayılı Kanun'un oluşturduğu da söylenebilecektir. Her iki Kanun’un şeklî yönden kanun olduğunda ve Resmî Gazete'de yayımlanan anılan Kanunların ilgili maddelerinin erişilebilir olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Salgın hastalıkların tür ve özellikleri ile hastalığın görüldüğü her bir mahallin kendine özgü ihtiyaçları karşısında alınacak tedbirlerin de farklılık göstereceği kanun koyucu tarafından gözetilerek bunları durumun gereklerine göre belirleme yetkisi 1593 sayılı Kanun'la il/ilçe umumi hıfzıssıhha meclislerine bırakılmıştır. Başka bir ifadeyle 1593 sayılı Kanun’un 27. maddesinin salgın hastalıklara ilişkin alınacak tedbirleri belirleme konusunda idareye genel ve düzenleyici işlem yapma yetkisi veren bir çerçeve hüküm olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca anılan Kanun’un 77. maddesinde salgın hastalığın hüküm sürdüğü veya tehdit ettiği yerlerde gerçekleştirilecek toplantıların sınırlandırılabileceğine veya yasaklanabileceğine ilişkin açık bir hükme yer verilmiştir. Başka bir anlatımla salgın hastalıkla mücadele kapsamında başvurulacak idari tedbir türlerinden birisinin de toplu etkinliklerin kısıtlanması veya yasaklanması olduğu kanunda herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açık ve net olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte 5442 sayılı Kanun'un da il sınırları içinde huzur ve güvenlikle birlikte kamu esenliğinin sağlanması açısından valiye gereken karar ve tedbirleri alma yetkisi verdiği açıktır. Dava konusu işlemde de 5193 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirlerin alındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, başvuruya konu olayda Kurul tarafından 1593 sayılı Kanun'un uygulanması açısından 5442 sayılı Kanun uyarınca alınan kararla başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaklanması şeklinde gerçekleşen müdahalenin kanuni temelini oluşturma açısından 5442 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün belirlilik ve öngörülebilirlik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, müdahalenin salgın hastalığın önlenmesi gibi zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmesi nedeniyle demokratik toplum düzeninin korunmasında gerekli, alınan tedbirlerin salgının seyri ile orantılı olduğu ve keyfîlik oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle, aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.