logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Sinem Mollahasanoğlu [1. B.], B. No: 2022/87957, 30/7/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SİNEM MOLLAHASANOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/87957)

 

Karar Tarihi: 30/7/2025

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Muhterem İNCE

 

 

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Muzaffer KORKMAZ

Başvurucu

:

Sinem MOLLAHASANOĞLU

Vekili

:

Av. Kamil Uğur YARALI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen bir soruşturma kapsamında 28/3/2022 tarihinde gözaltına alınmıştır.

3. Başsavcılık, başvurucuyu suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir. Başvurucu sorgusunda avukatlık faaliyeti kapsamındaki eylemlerinin suçlamaya konu edildiğini ifade etmiştir.

4. Hâkimlik 1/4/2022 tarihinde başvurucunun anılan suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...sanıklar ve müştekilerin beyanları, örgüt yöneticisi [U.D.Ü] ile [A.P.] arasında yapılan şüphelinin fotoğrafının geçtiği yazışmalar, örgüt yöneticisi [T.Y.] nin 11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan operasyonda yapılan dijital materyallerin incelenmesinde, şüpheli ile ilgili ortaya çıkan veriler, hts kayıtları, ifadesi alınan [ M.Ö.] şüphelinin kendisine 2 Şubat 2020 tarihinde sesli mesaj yolladığını, A.O.'nun yazdığı notu ve ondan aldığı talimatı kendisine okuyan şüpheli ile ilgili ses kaydını sunduğu yönünde üst yazıdaki tespit, şüpheli ile ilgili aramada ele geçirilen materyaller, bağış makbuzları, kaşeler, ele geçirilen yazılar, şüpheli savunmaları, dosya içerisinde mevcut diğer tutanak, delil ve belgeler hep birlikte incelendiğinde, şüphelinin atılı suçu işlediğine ilişkin olarak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı ile şüphelinin üzerine atılı suçun 5271 sayılı CMK 100/3 ve devamı maddelerinde belirtilen katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenlerinin varsayıldığı, atılı suçun cezasının üst sınırı gözetildiğinde bundan hasıl olan kaçma şüphesinin bulunduğu, şüphelinin davranışlarının delilleri yok etme, gizleme, mağdur tanık ve diğer kişiler üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma konusunda kuvvetli şüphe oluşturması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olduğu, elde edilen dijital materyaller ve diğer deliller ile ilgili incelemenin devam ettiği,bu meyanda atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu, atılı suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst sınırı ölçülülük ilkesi nazara alınarak değerlendirildiğinde, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından CMK' nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin kabulü ile şüphelinin TUTUKLANMASINA... [karar verildi.]"

5. Devam eden süreçte başvurucu, tutukluluğunun devamına yönelik kararlara müteaddit defa itiraz etmiş; son olarak İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutukluluğun devamına ilişkin verdiği karara itirazı İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin 7/9/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

6. Başvurucu 22/9/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

7. Başsavcılık 24/1/2024 tarihli iddianame ile başvurucunun hakkında tutuklama kararına konu olan suçtan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede, A.O. tarafından suç işlemek amacıyla kurulduğu belirtilen suç örgütünün güncel hukuk yapılanmasına ilişkin bilgi verilmiş ve başvurucunun bu yapılanmada görev alarak örgüt lideriyle örgüt üyeleri arasındaki iletişimi sağladığı ileri sürülmüştür. İddianamede, suçlamalara esas alınan temel olgular ve değerlendirmeler şöyledir:

i. Başsavcılık, başvurucunun örgütün hukuk yapılanmasında görev aldığı ve örgüt lideriyle diğer örgüt üyeleri arasında iletişimi sağladığı iddiasına ilişkin olarak tanık beyanlarına dayanmıştır. Buna göre;

- Tanık M.Ö. "A.O. cemaatten ayrıldığımı bildirmeden önce, 2 Şubat 2020 tarihinde yine örgüt üyesi olan Avukat Sinem Mollahasanoğlu aracılığıyla bana sesli bir mesaj yollamıştı. Bu mesaj A.O.nun benim gibi bayan örgüt üyelerini motive etmek, cemaatte tutmak için yazılmış, sözde bizi sevdiğine, değer verdiğine dair bir mesajdı. Yine avukata dikte ettirmiş, Avukat Sinem Mollahasanoğlu da whatsApp’dan sesli mesaj olarak yollamıştı ... A.O.nun cezaevinde yazdığı bu notu whatsapp üzerinden ses kaydı atarak bana okuyan Avukat Sinem MOLLAHASANOĞLU idi. Sinem MOLLAHASANOĞLU’nun kullanımında olan ... numaralı telefondan whatsapp isimli uygulama üzerinden bana ses kaydı olarak bu not gönderildi. Bu notun bu numaradan geldiğine ilişkin video kaydını ve ses içeriğini videoya alarak tarafınıza daha sonra sunacağım.” şeklinde beyanda bulunmuştur. Başsavcılık, M.Ö. tarafından kolluk görevlilerine teslim edilen dijital materyal içeriğinin incelendiğini ve başvurucunun M.Ö.ye gönderdiği ses kaydına ulaşıldığını vurgulayarak dijital materyal içeriğinin M.Ö.nün beyanıyla uyumlu olduğunu belirtmiştir.

- Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği ifade edilen M.A. "…Adliyede avukatlar ile tanışıp örgüte getirmesi için A.O. tarafından M.I. görevlendirilmişti. Av. P.D. ve Av. Sinem MOLLAHASANOĞLU’nun bu şekilde örgüte getirildiğini biliyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur.

- Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği ifade edilen A.P. "Cezaevinde iki çeşit avukat vardı. Bir kısmı vekalet verip davayı takip edecek olan avukatlardı. Bir kısmı da A.O. ve diğer örgüt üyelerinden haber getiren, örgütü diri tutmaya çalışan avukatlardı. Bu avukatların eline not verilir ve bu notları gelip okurlardı. Örgüt avukatları vekalet verilen avukatlardı ve bunlardan bildiklerim A.G., E.K. dır. Kocaeli için ise Z.A., Sinem MOLLAHASANOĞLU, R.Ç. dir. İlk etapta bize H.N.Y. geldi ve bize A.O. ve P.D. den selam getirdi ve A.O. nun notlarını getirdi. Nezarethane de bunu koğuştan koğuşa söyleme yöntemiyle iletiliyordu. Daha sonra A.O. başka kata çıkınca bu söylemleri görüşe gelen avukatlara söylemiş avukatlarda D.Ü. ye söyleyerek bize iletmişti. … Bu avukatlar bana davanın boş olduğunu dosya içeriğinde bir şey olmadığını, suç isnat ettiklerini ancak bu suçların altını dolduramadıklarını bana söylediler ayrıca herkese ihtiyaçlarımızı sordular bana da 500TL para yatırdılar bu parayı R.E. isimli kişi aracılığıyla yatırdılar, ben bu kişiyi tanımıyorum, bu parayı almadım dilekçe ile iptal ettim. Bundan dolayı bana bir daha para yatırmadılar ancak benimle birlikte cezaevinde bulunan diğer bayanlara düzenli para yatırıldığını biliyorum. Bu paranın miktarı ihtiyaçlara göre değişiyordu. Ayrıca cezaevine 4-5 kere gözlüklü bir noter geldi ve A.G., Sinem MOLLAHASANOĞLU, R.Ç. ve Z.A. isimli avukatlara vekalet vermemi istediler ancak ben vermedim. N.Y. isimli avukat benimle görüşmeye geldiğinde annemin örgütten ayrılanlar ile görüştüğünü annemin görüşme yapmamasını söyledi. Avukat Leman bana geldiği gün diğer örgüt üyelerine de E.Ç. isimli bir avukat aynı kişiler tarafından aynı şeyleri söylemek üzere gönderildi. N.Y. ilk geldiğinde bana 'yurt dışından destekleniyoruz, bol bol paramız var hiç merak etmeyin' dedi." şeklinde beyanda bulunmuştur.

- Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği ifade edilen G.K. “M.I.nın avukatları ve hukuk fakültesinde okuyan öğrencileri bu örgüte kazandırdığını biliyorum. Av. N.T., Av. P.D., Av. Sinem MOLLAHASANOĞLU, Av. B.K. ... gibi." şeklinde beyanda bulunmuştur.

- Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği ifade edilen B.K. “04.01.2019 günü İstanbul Mali Şube Müdürlüğü tarafından Bursa cezaevine bizim tekrardan itirafçı olarak ifademizi almak üzere polis memurları geldiğinde, bana örgüt tarafından tutulan A.T. ve Sinem MOLLAHASANOĞLU isimli avukatlar itirafçı olmamam konusunda baskı yapmak üzere geldiler. Bu esnada ben polislerle beraber cezaevinden çıkış yapmak üzereydik. Avukatların bana çok endişeli ve tedirgin bir şekilde baktıklarını gördüm. …Avukat A.G., avukat A.T. ve avukat Sinem MOLLAHASANOĞLU isimli avukatlar bir nevi örgüt üyesi gibi davranıp örgüt lideri olan A.O.dan bize talimat getiriyorlar ve örgütün diri kalması adına çalışmalar yapıyorlardı.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

- Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği ifade edilen F.K. "A.O.nun talimatlarını ve mesajlarını örgüte iletme konusunda aracılık yapan avukatlar; P.D., T.B., N.T., E.N.Y. ve B.T.’dir. Ayrıca Av.Sinem MOLLAHASANOĞLU da tutuklanana kadar aynı görevi yapmaktaydı. Bu avukatlar ilk günden bu yana aralıksız bir şekilde haftasonu veya bayram tatili olmaksızın her gün vardiyalı bir şekilde A.O. nun ziyaretine giderler. … Örgütün halen mutlak ve tek lideri A.O.dur ... A.O.nun emir ve talimatlarını kendisi ile düzenli olarak her gün vardiyalı bir şekilde görüşen avukatlar P.D., T.B., N.T., E.N.Y. ve B.T. ve tutuklanana kadar da Avukat Sinem MOLLAHASANOĞLU örgüt üyelerine iletir. Benim bildiğim kadarıyla avukatlardan gelen notlar; M.D., E.B. ve Feraye kod adlı kişide toplanır...Örgütün şu an ki mevcut yapılanması ve bazı örgütsel eylemler hakkında bildiklerimi anlatmak istiyorum. Sinem MOLLAHASANOĞLU’nun başında olduğu ... Hukuk Bürosu tam zamanlı olarak örgüt adına faaliyet gösteren ve A.O.dan alınan talimatların yerine getirildiği örgüte ait bir hukuk bürosudur. Bu hukuk bürosunda Ukrayna Mehmet (M.A.) isimli şahsın kız arkadaşı olarak bildiğim D. isimli kişi çalışmaktadır. Soyadını şuan hatırlamıyorum ancak tespiti mümkündür. D. örgütle bağlantılı olup örgütün talimatlarını ofisteki mevcut avukatlara iletmekte olup, ofisteki işleyişi sağlamaktadır. Sinem MOLLAHASANOĞLU’ nun tutuklanmasından sonra ofisteki mevcut avukatların genç ve tecrübesiz olmasından faydalanarak her türlü dilekçeyi ve yapılacak işi D. üzerinden avukatlara yaptırmaktadırlar.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

ii. Başsavcılık örgüt kapsamında hakkında adli takibat bulunan birden fazla kişinin yazdığı çok sayıda mektubun başvurucunun işyerinde yapılan aramada ele geçirildiğini, bu mektupların örgüt üyeleri arasındaki iletişimin kopmaması amacına binaen örgüt liderinin talimatı doğrultusunda yazıldığını ve bu durumun tanık beyanlarını doğrular nitelikte olduğunu ifade etmiştir.

iii. Başsavcılık, başvurucuya ilişkin tanzim edilen mali analiz raporuna göre haklarında başvurucunun da iltisaklı olduğu iddia edilen suç örgütüyle bağlantılı adli takibat olan kişilerle başvurucunun arasında para transferleri gerçekleştirildiğini, bu kişilerden -yurt dışında kaçak statüsündeki- H.İ.A. ile başvurucu arasında herhangi bir vekâlet ilişkisinin mevcut olmadığını ve transferlerin örgütsel saiklerle yapıldığını ileri sürmüştür.

8. Başvurucu, İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararıyla her haftanın belirli günü kolluk görevlilerine imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleri uygulanmak suretiyle 27/1/2023 tarihinde tahliye edilmiştir.

9. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi 26/1/2024 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve kovuşturma aşaması başlamıştır.

10. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla yargılama ilk derece mahkemesinde derdesttir.

11. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

12. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin somut olayda bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki açıklamalarını yinelemiştir.

14. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

15. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

16. Diğer taraftan başvurucu, bir avukat olarak mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

17. 13/9/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 58. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma yapılmasının Bakanlığın iznine bağlı olduğu ve soruşturmanın suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılacağı düzenlenmiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise duruşmanın inzibatına ilişkin hükümlerin saklı olduğu ve bu hükümlere göre avukatların tutuklanamayacağı gibi haklarında disiplin hapsi ve para cezası da verilemeyeceği belirtilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un 61. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suç dolayısıyla suçüstü durumunda soruşturmanın, bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından genel hükümlere göre yapılacağı ifade edilmiştir. Aynı Kanun'un 62. maddesinde ise bu Kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin ya da baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi kötüye kullanan avukatın 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesi hükümlerine göre cezalandırılacağı düzenlenmiştir.

18. Buna göre 1136 sayılı Kanun'da avukatlar yönünden özel soruşturma prosedürlerinin yalnızca avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı öngörüldüğü ve bu hâllerde soruşturmanın Bakanlığın iznine bağlı olduğu, bunun dışında kişisel suçları bakımından özel soruşturma usulünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında yer alan tespit ve değerlendirmeler karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 123; Şerzan Sümer [2. B.], B. No: 2018/16001, 9/7/2020, §§ 43-47; Ahmet Mandacı ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/37933, 30/9/2020, §§ 83-89). Bu kapsamda avukat olan başvurucu yönünden anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığı iddiası yerinde değildir.

19. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

20. Soruşturma mercileri; başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede esasen başvurucunun iltisaklı olduğu ileri sürülen suç örgütünün güncel hukuk yapılanmasına dair genel nitelikteki tespitler ile başvurucunun hakkındaki tanık beyanlarına, işyerinde bulunan dokümanlara ve para transferlerine dayanmıştır (bkz. §§ 4, 7).

21. İddianamede örgütün hukuk yapılanmasına ve başvurucuya yönelik yer verilen -soyut bir şekilde kanaat ve değerlendirmelerin dile getirilmesi niteliğinde değil aksine belirli olaylarla ilgili gözlem ve bilgilerin aktarılması mahiyetinde olan ve birbirleriyle uyumluluk arz eden- çok sayıda beyan (bkz. § 7), başvurucunun para transferlerini gösteren mali analiz raporu (bkz. § 7) ile işyerinde bulunan doküman içerikleri bir bütün olarak gözetildiğinde belirtilen tüm bu hususların tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 75; Metin Evecen [2. B.], B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Recep Uygun[2. B.], B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43; Zeynep Kaplan [1. B.],B. No: 2015/7311, 22/1/2019, § 52).

22. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

23. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesine ve delillerin karartılması ihtimaline dayanılmıştır.

24. Dolayısıyla somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yıldırım Ataş[1. B.], B. No: 2014/4459, 26/10/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

25. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri gözetilmelidir. Somut olayda Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214).

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.

B. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

27. Başvurucu, tutukluluğunun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (İrfan Gerçek [1. B.], B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan [2. B.], B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda27/1/2023 tarihinde tahliye edilen başvurucu yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun olmadığı anlaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

30. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları ve bu suçlamaların delillerini öğrenemediğini, bu nedenle tutuklamaya etkin bir şekilde itirazda bulunamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.

32. 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 267. maddesi uyarınca hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı ilgililer itiraz kanun yoluna gidebilecektir. Soruşturma dosyasına şüpheli ve/veya müdafilerin erişiminin engellenmesi sonucunu doğuran ve 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 157. maddesine dayalı olarak alınan kararların da bu yönüyle itiraz kanun yoluna tabi olduğu görülmektedir (Adnan Erol [1. B.] B. No: 2020/27934, 15/3/2022, § 69).

33. Diğer yandan itiraz kanun yolunun inceleme konusu şikâyet açısından müdahalenin ortadan kaldırılması imkânı sunmadığına dair bir durum da tespit edilememiştir. Zira şüpheli ve/veya müdafiler itiraz kanun yoluna başvurduğunda itiraz mercii 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesine bağlı olarak itirazı yerinde görebilecek ve müdahale konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir karar alabilecektir (Adnan Erol, § 70).

34. Somut olayda başvurucunun, soruşturma dosyasına erişimin engellenmesine ilişkin karara itiraz ettiğine yönelik herhangi bir açıklamada bulunmadığı ve itiraz ettiğini gösterir belge sunmadığı görülmüştür. Buna göre başvurucunun olağan kanun yolunu tüketmeden bireysel başvuru yaptığı sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

 2. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

 3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/7/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Kanun koyucu gerek Anayasa’dan kaynaklanan nedenlerle gerekse bazı kamu görevlileri hakkında görevleriyle ilgili suçların soruşturulması ve/veya kovuşturulmasında özel düzenlemeler yapmış ya da milletvekillerinde olduğu gibi yargı dokunulmazlığı getirmiştir. Örneğin memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında 4483 sayılı Kanunda soruşturma için izin sistemi getirilmiş, hakimler ve C. Savcıları ile avukatlar yönünden ise soruşturma izniyle birlikte kovuşturma izni de aranmıştır. Buna karşın 1512 sayılı Noterler Kanununun 153. maddesinde ise noterlerin, görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlarından dolayı kovuşturma yapılabilmesi Adalet Bakanlığının iznine bağlanmıştır. Başka deyişle noterler yönünden soruşturma engeli olmadığı halde kovuşturma şartı getirilmiştir. Özel kanun hükmü uyarınca örneğin soruşturma için izin şartı aranması ceza muhakemesi bakımından muhakeme engeli teşkil etmekte, bu iznin kalkması ise muhakeme şartı olarak nitelenmektedir (bkz. Cumhur Şahin-Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. B. Ankara 2024, s. 67; Öztürk/Tezcan/Erdem/Alan/Gezer/Saygılar/Özaydın /Tütüncü/Tok, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18.B. 2024, s. 52).

2. Avukatlık mesleğine özgü yargı dokunulmazlığı ilk olarak 1939 tarihli 3499 sayılı Avukatlık Kanununda yer almıştır. Kanunun 59. maddesinde avukata karşı işlenecek suçlarda aynı suçun hakimlere karşı işlenmesinde uygulanacak hükümler gibi cezayı artırıcı sebeplerin uygulanacağı belirtilmekteydi. Kanunun 60. maddesinde de görevlerinden doğan veya görevleri sırasında suç işlediklerine yönelik şikayet ve ihbarlara C. Savcısı tarafından el konularak (tespit edilerek) dosyanın soruşturma için avukatın bağlı olduğu baroya gönderileceği, baronun soruşturma yaparak düşüncesiyle birlikte dosyayı C. Savcılığına göndereceği, kovuşturma açılabilmesinin Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlı olduğu belirtilmekteydi. Yürürlükte olan 19.3.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 58 ila 61. maddeleri arasında ise avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması özel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin sebebi hakimler gibi avukatların da yargı görevinin bir parçası olması ve gerek idareye gerekse kamuoyuna karşı bağımsızlıklarının korunabilmesi için özel soruşturma-kovuşturma kurallarına ihtiyaç duyulmasıdır. Esasen 5237 sayılı Kanunun 6. 6addesinde yer alan “yargı görevi yapan” kavramı kapsamına avukatlar da girmektedir. Kanun koyucu avukatlık mesleğine verdiği önemi 1136 sayılı Kanunun 57. maddesinde de göstermiş ve göreviyle bağlantılı olarak avukata karşı işlenen suçların hakimlere karşı işlenmiş gibi değerlendirilmesi gerektiğini düzenlemiştir.

3. Avukatlık Kanununun 58. maddesine göre gerek görevden doğan gerekse görev sırasında işledikleri iddia edilen suçlar hakkında Adalet Bakanlığı’nın vereceği izinden önce soruşturma başlatılması mümkün olmadığı gibi avukatın ifade için çağrılması da söz konusu değildir. Başka deyişle avukatların görevleri sırasındaki kişisel suçları da bu özel soruşturma usulünün uygulanmasını gerektirmektedir. Nitekim Yargıtay bir kararında “Soruşturma izni verilmeden şüpheli avukatın yüklenen suçtan dolayı savunması alınamaz, hakim tarafından sorguya çekilemez, üzeri, konutu ve işyeri aranamaz.” demek suretiyle izin öncesi soruşturma işlemlerinin yapılamayacağına işaret etmiştir (Y.4.CD. 31.05.2006, 2006/3595 – 2006/11718).Bu aşamada avukat hakkındaki suç iddialarıyla ilgili ihbar ve şikayetler suç yeri C. Başsavcılığı tarafından kaydedilip, sunulan veya kaybolması muhtemel deliller tespit edildikten sonra ortada makul bir suç şüphesi varsa hazırlanan fezleke yazısını içeren dosya soruşturma izni için Adalet Bakanlığına gönderilmelidir. Anılan yazıda soruşturma izni verilmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili görüşün de belirtilmesi gerekir. İhbar ve şikayetin suç teşkil etmediğinin anlaşılması durumunda C. Savcısının işlem yapılmasına yer olmadığı kararı vermesi gerekir.

4. İncelenen dosyada başvuranın ceza ve tutukevinde avukat sıfatıyla tutuklularla görüşme yaptığı sırada örgütün ve liderinin talimatlarını ilettiği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Dolayısıyla başvurana isnat edilen suçlamanın avukatlık göreviyle bağlantılı olmadığı ve en azından görev sırasında bulunmadığı söylenemez. Buna karşın C. Savcılığı yasa gereği soruşturma izni almaksızın soruşturma başlatmış ve talebi üzerine sulh ceza hakimliği tarafından da tutuklama kararı verilmiştir. Avukatlık Kanununun anılan hükümleri karşısında tutuklamanın kanuni temelinin bulunmaması nedeniyle ihlal kararı verilmesi gerektiği görüşündeyim.

 

 

 

 

Başkan

Hasan Tahsin GÖKCAN

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Sinem Mollahasanoğlu [1. B.], B. No: 2022/87957, 30/7/2025, § …)
   
Başvuru Adı SİNEM MOLLAHASANOĞLU
Başvuru No 2022/87957
Başvuru Tarihi 22/9/2022
Karar Tarihi 30/7/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Tutukluluk (süre) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkı (hakim önüne çıkarılma) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi