logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ayşe Sivri [2. B.], B. No: 2022/92475, 29/1/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYŞE SİVRİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/92475)

 

Karar Tarihi: 29/1/2026

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Mutlu ALAF

Başvurucu

:

Ayşe SİVRİ

Vekilleri

:

Av. Murat ŞAHİN

 

 

Av. Çiğdem ÇAYLI

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin yapılan yargılamada davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, Yargıtay kararının gerekçesiz olması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvurucunun eşi 1/3/2016 tarihinde aracın direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi neticesinde yoldan çıkarak kaza yapmış ve vefat etmiştir. Başvurucu, davalı M.G.S. A.Ş. aleyhine 15/3/2016 tarihinde destekten yoksun kalma tazminatı için dava açmıştır. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Mahkeme 5/4/2018 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun eşinin %100 kusurlu olduğuna, dolayısıyla destek tazminatının sigorta teminatı kapsamı dışında bulunduğuna işaret etmiştir.

3. Başvurucunun bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 28/11/2019 tarihli kararıyla başvurucunun istinaf başvurusunu kabul etmiş ve Mahkemenin kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, haksız fiillerde olay tarihinde yürürlükte bulunan hukuk kurallarının uygulanacağına vurgu yapmıştır. Gerekçenin devamında, Yargıtay uygulamasına göre zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla dava açan başvurucunun, eşinin aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebileceğine değinilmiştir. Ayrıca başvurucunun sigorta sözleşmesinin tarafı olmaması nedeniyle olay tarihi itibarıyla 1/6/2015 tarihinde yapılan Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (Genel Şartlar) ile işleten ve sürücünün kusuruyla neden olduğu kazalar sonucu meydana gelen destekten yoksun kalma zararlarının teminat kapsamında olmamasına ilişkin düzenlemenin zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla talepte bulunan başvurucu yönünden 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. ve 95. maddeleri ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1484. maddesine göre uygulanamayacağı belirtilmiştir. Netice olarak olay tarihinden sonra 2918 sayılı Kanun'un 90. ve 92. maddelerinde yapılan değişikliklerin olay tarihinde bütün hüküm ve sonuçlarını doğuran haksız fiiller yönünden uygulanma imkânı bulunmadığı değerlendirmesi yapılmıştır.

4. Davalının anılan karara karşı temyiz kanun yoluna başvurması üzerine Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesi (Daire) 10/2/2021 tarihli kararı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararının gerekçesinde; kazanın 1/3/2016 tarihinde gerçekleştiği, Genel Şartların ise 1/6/2015 tarihinde yürürlüğe girdiği, Genel Şartlar gereğince tam kusurlu olan kişinin tazminat talep edemeyeceği hususlarına değinmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 27/5/2021 tarihli kararı ile bozma kararına uymuş ve davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 22/6/2022 tarihli kararı ile kararın onanmasına hükmetmiştir.

5. Başvurucu, nihai kararı 27/9/2022 tarihinde öğrendikten sonra 20/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

6. Başvurucu; haksız fiil tarihinde yürürlükte olmayan ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş hükümlere göre değerlendirme yapıldığını, kanuna aykırı olan Genel Şartlara göre sonuca varıldığını, olay tarihinden sonra kanunda yapılan değişikliklere göre karar verilemeyeceğini, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Hukuk Genel Kurulu da olmak üzere öteden beri bu tazminat davalarının kabul edildiğini, kanuna aykırı olan Genel Şartlara göre karar verilerek dezavantajlı duruma düşürüldüğünü, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Olay tarihindeki mevzuata göre değerlendirme yapılmasının hak arama hürriyetini ve hukuki belirlilik ile öngörülebilirlik ilkelerini zedelediğini öne sürmüştür.

7. Anayasa Mahkemesinin somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği Hasret Akbulut ve Mehmet Akbulut ([2. B.], B. No: 2021/32645, 15/4/2025) kararında uygulanacak anayasal ilkeler belirlenmiştir. Anılan kararda, dava konusu süreçle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. 14/5/2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 1/6/2015 tarihinde yürürlüğe girdiğine işaret edilmiştir. Bu Genel Şartlar yürürlüğe girene kadar ise 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının uygulandığına değinilmiştir. Yargıtayın bu dönemde, destekten yoksun kalanların açtıkları davalarda, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağı; dolayısıyla tam kusurlu araç şoförünün ve onun eylemlerinden sorumlu olan işletenin kusurunun, işletenin desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği gerekçeleriyle araç şoförü tam kusurlu olsa bile destekten yoksun kalma tazminatı istenebileceği yönünde kararlar verdiği tespit edilmiştir. Daha sonra 1/6/2015 tarihinde ise yeni Genel Şartların yürürlüğe girdiğine vurgu yapılmıştır. Genel Şartların "Teminat Dışında Kalan Hâller" başlıklı A.6. numaralı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat taleplerinin teminat dışında kalmasının hüküm altına alındığı belirtilmiştir. 14/4/2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile yapılan değişiklikten sonra ise 2918 sayılı Kanun'un 90. maddesiyle, tazminatların Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan Genel Şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu düzenlemesinin yapıldığı ifade edilmiştir. Bu düzenlemelerden sonra Yargıtayın destek şahsın tam kusurlu olduğu hâllerde, destekten yoksun kalanların tazminat talep edemeyeceği yönünde içtihatlar tesis ettiği ve Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.2019/40, K.2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Kanun'un 6704 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle değiştirilen 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ve ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibarelerini iptal ettiği üzerinde durulmuştur. Devamında Anayasa Mahkemesince, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Genel Şartların kanuni dayanaklarının 6102 sayılı Kanun'un 1425. maddesi ile 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 11. maddesi ve 2918 sayılı Kanun'un 93. maddeleri olduğu değerlendirmesi yaptığı açıklamasında bulunulmuştur. Tüm bu tespitlerin sonucu olarak da başvuru konusu olay kapsamında derinleşmiş bir içtihat farklılığının başvurucular tarafından ortaya konulamadığı, Yargıtayın destekten yoksun kalma tazminatının alınması koşullarına ve hangi mevzuatın uygulanacağına ilişkin yorumunun hukuk kurallarının uygulanması ve değerlendirilmesi kapsamında olduğu, Yargıtayın söz konusu değerlendirmelerinde bariz takdir hatası ve açık keyfîlik oluşturan hususların bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

8. Açıklanan gerekçelerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

9. Başvurucu; Yargıtay kararının gerekçeden yoksun olduğunu, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

10. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

11. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciinin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

12. Somut olayda Dairenin davanın neden reddedilmesi gerektiğini bozma gerekçesinde esaslı iddiaları karşılayacak ölçüde, objektif, kabul edilebilir nedenlerle açıkladığı anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi, kararında bu bozma gerekçesine atıf yaparak davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olduğu, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle kararı onamıştır.

13. Dolayısıyla yargısal süreçte davanın reddine yönelik gerekçe sunulmadığı söylenemez. Ayrıca başvurucu, ilk derece ve istinaf aşamalarındaki yargılama sırasında mevcut olmayan, ilk kez temyiz aşamasında ortaya çıkan ve bu sebeple Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ayrı ve açık yanıt vermesini gerektiren bir durumun varlığını da iddia etmemiştir. Bu hâle göre Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından Bölge Adliye Mahkemesinin hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

14. Açıklanan gerekçelerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

15. Başvurucu, eşinin vefat ettiğini ve maddi zararının ortaya çıktığını, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve kanuni dayanağı kalmamış mevzuat hükümlerine göre karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca Genel Şartlara atıf yapan kanun maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, Genel Şartlara göre değerlendirme yapılamayacağını, kamu yararının söz konusu olmadığını, Mahkeme tarafından davanın reddedilmesine rağmen bilirkişi raporu aldırılarak yargılama gideri yapıldığını ve aleyhine vekâlet ücretine hükmedildiğini belirtmiştir.

1. Tazminata Hükmedilmemesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53).

17. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37).

18. Eldeki olayın koşulları altında başvurucunun talep ettiği tazminat tutarı Mahkemenin kesinleşen kararıyla reddedilmiştir. Anılan tazminatın başvurucu yönünden elde edilebileceği hususunda bir kanun hükmünün veya yerleşik bir yargı içtihadının varlığının da ortaya konulamadığı gözetildiğinde başvurucunun talep ettiği tazminat yönünden Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren bir ekonomik değerin veya bu değeri elde etme yönünde meşru beklentinin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

19. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılama Giderlerine Hükmedilmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında anayasal açıdan önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların esastan incelenmeksizin reddedilebileceği hüküm altına alınmıştır.

21. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun'da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, §§ 54, 55).

22. 6216 sayılı Kanun'da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür: Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır (K.V., § 57).

23. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa'nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Anayasa'nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise başvurunun Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından önem taşıdığının söylenebilmesi için kamu makamları ve yargı mercilerinin belli bir meseleye ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu farklılığın da önemli olması gerekir (K.V., §§ 63, 64).

24. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 66, 67).

25. İncelenen olayda başvurucu, Mahkemenin davanın reddi yönünde kanaati oluşmasına rağmen aktüer bilirkişi raporu aldırılarak tazminatın hesaplatılması nedeniyle hem yargılama masrafı yapıldığını hem de artırılan talep tutarı üzerinden vekâlet ücreti ödemek zorunda kaldığını, bu sebeple mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme 26/9/2016 tarihli duruşmada bilirkişiler için toplam 700 TL ücret takdir etmiştir. Yargılama sonunda da Bölge Adliye Mahkemesi tarafından başvurucu aleyhine 4.080 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Başvurucu, içinde bulunduğu kişisel koşullara göre söz konusu tutarın kendisine ciddi anlamda zarar verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususunda herhangi bir açıklama yapmamıştır. Bu tutarın nispeten düşük olduğu gözetildiğinde önemli bir zarara yol açtığı kanaatine ulaşılamamıştır. Dolayısıyla başvurunun Anayasa'nın yorumlanması ve uygulanması açısından önem taşımadığı gibi başvurucunun da önemli bir zarara uğramadığı sonucuna varılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tazminata hükmedilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılama giderlerine hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ayşe Sivri [2. B.], B. No: 2022/92475, 29/1/2026, § …)
   
Başvuru Adı AYŞE SİVRİ
Başvuru No 2022/92475
Başvuru Tarihi 20/10/2022
Karar Tarihi 29/1/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin yapılan yargılamada davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, Yargıtay kararının gerekçesiz olması nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (bariz takdir hatası, içtihat farklılığı vs.-hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Gerekçeli karar hakkı (hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Mülkiyet hakkı Tazminat (kamu kurumlarının tarafı olduğu uyuşmazlıklar) Konu Bakımından Yetkisizlik
Yargılama gideri Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi