logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Semra Güzel (2) [1. B.], B. No: 2022/95533, 11/3/2026, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SEMRA GÜZEL BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2022/95533)

 

Karar Tarihi: 11/3/2026

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan y.

:

Recai AKYEL

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Semra GÜZEL

Vekili

:

Av. Eylem Arzu KAYAOĞLU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla gerçekleştirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 13. maddesinin, özel hayatıyla ilgili fotoğraflarının basına servis edilmesi nedeniyle de özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2022 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, hakkında Cumhuriyet Başsavcılıklarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmalar devam etmekteyken 24/6/2018 tarihli Cumhurbaşkanı Seçimi ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde Diyarbakır'dan Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili seçilmiştir.

7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle düzenlediği fezlekeler ile ekindeki soruşturma dosyaları Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına gönderilmiştir.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13/2/2019 tarihli ve 2019/63 sayılı fezlekesinde 3/7/2018 tarihinde Cumhuriyet savcısı huzurunda dinlenen Ezel kod adlı gizli tanığın ifadesinde başvurucunun PKK terör örgütünün çatı yapılanması olan KCK’nın kadın yapılanmalarından eski adı KJA, yeni adı TJA olan yapılanma içinde yer aldığını, sonrasında PKK terör örgütünün meclisi olan DTK içinde faaliyet yürütmeye başladığını, DTK’nın toplantılarına katıldığını, KCK’dan olan referansı sayesinde milletvekilliğine aday gösterildiğini iddia ettiği ve fotoğraf üzerinde başvurucuyu teşhis ettiği belirtilmiştir.

9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 10/1/2022 tarihli ve 2022/15 sayılı fezleke düzenlemiştir. Bu fezlekeye konu olayla ilgili olarak Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığınca E.2017/3975 sayılı soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturma daha sonra tefrik edilmiş, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığının E.2021/2197 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Bu soruşturma kapsamında Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine 10/3/2021 tarihinde Adıyaman 1. Sulh Ceza Hâkimliği soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle başvurucu ve müdafilerinin dosyanın incelenmesi ve dosyada mevcut belgelerden örnek alınması yetkilerinin ifade tutanakları, bilirkişi raporları, hazır bulunmaya yetkili oldukları adli işlemlere ilişkin tutanaklar hariç olmak üzere kısıtlanmasına karar vermiştir.

10. Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı 10/3/2021 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Fezlekede başvurucunun adına kayıtlı telefon numarasının ölü olarak ele geçirilen terör örgütü mensuplarının üzerinde bulunan not defterinde yazılı olduğunun tespit edildiği, ele geçirilen örgüt mensuplarının dijital materyallerinde yapılan incelemede PKK/KCK terör örgütü üyesi olan ve 29/4/2017 tarihinde Adıyaman kırsalında öldürülen Melati Zülfikar kod adlı V.B. ile başvurucunun Kuzey Irak'ta yer alan örgüt kamplarında, örgüt üyelerinin giydiği kamuflajla çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu, yine örgüt üyelerinin barındığı çadırda V.B. ile sarılarak çekildikleri fotoğrafların tespit edildiği, çadır içinde örgütün bayrağı ile AK 47 model silahların yerde ve duvarda asılı bulunduğunun görüldüğü, başvurucunun örgüt lideri A.Ö.nün fotoğrafının ve örgüt bayrağının önünde çadır içindeyken çekilmiş bir fotoğrafının olduğu, bir başka fotoğrafta başvurucunun örgüt üyeleriyle birlikte futbol oynarken görüldüğü, yine örgüt şehitliği olduğu belirtilen bir mezarlığın önünde V.B. ve kimliği tespit edilemeyen üçüncü bir kişi ile birlikte fotoğraflarının yer aldığı belirtilmiştir. Savcılık başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde olmadan örgütün kamplarına gidip barınabilmesinin, örgüte ait kıyafeti giymesinin, şehitlik olarak adlandırılan mezarlığa gitmesinin, örgüt mensuplarıyla futbol oynamasının mümkün olmadığını, aksi durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağını belirtmiş; başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde yeterli ve kanuni somut delilin mevcut olduğunu ileri sürmüştür.

11. Başsavcılık 17/1/2022 tarihinde başvurucunun 2022/15 sayılı fezlekede belirtilen eylemlerine ek olarak örgüt üyeliği bağlamında 2022/36 sayılı fezlekeyi düzenlemiştir. Bu fezlekede V.B.nin H.D.yi aracı kılarak başvurucuyla irtibata geçmiş olabileceği değerlendirilmiştir. Fezlekede, H.D.nin verdiği ifadeye, başvurucu ile H.D. arasındaki HTS kayıtlarına, baz istasyonu verilerine dayanılmıştır. H.D. ifadesinde; 2016 yılında Adıyaman merkezde buluştuktan sonra başvurucuyu Akçalı kırsalına götürerek V.B. ve F.B. isimli örgüt mensuplarına teslim ettiğini, V.B.nin "Ertesi gün yine aynı saatte gelip Semra Güzel’i buradan alarak Adıyaman'a götür." dediğini, V.B.den aldığı notu Diyarbakır'a giderek başvurucuya teslim ettiğini ileri sürmüştür. Savcılık HTS kayıtlarının ve şüpheli beyanlarının birbiriyle örtüştüğünü, yine başvurucunun telefonunun 5/6/2016 ile 6/6/2016 tarihlerinde bir günlüğüne Adıyaman merkezde baz sinyali verdiğinin görüldüğünü, H.D.nin beyanında V.B.nin kendisini şehir merkezine götürüp götüremeyeceğini sorduğu da değerlendirildiğinde V.B.nin H.D. ya da bir başka şahıs vasıtasıyla sivil kıyafetle il merkezine gelerek başvurucuyla görüştüğünü belirtmiştir. Bu fezlekede başvurucunun V.B.ye erzak gönderdiği gerekçesiyle 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan da işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir.

12. 13/2/2019 tarihli ve 2019/63 sayılı fezleke kapsamında TBMM Genel Kurulunun 1/3/2022 tarihli 59. Birleşiminde başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmiş, Başsavcılığa intikal ettirilen evrak E.2022/53226 sayılı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir.

13. 10/1/2022 tarihli ve 2022/15 sayılı fezleke kapsamında da TBMM Genel Kurulunun 1/3/2022 tarihli 59. Birleşiminde başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar verilmiş, Başsavcılığa intikal ettirilen evrak E.2022/53102 sayılı soruşturma dosyasına kaydedilmiştir.

14. Başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 1/3/2022 tarihli TBMM kararlarının Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptali talebiyle yapılan başvuru Anayasa Mahkemesinin 22/3/2022 tarihli ve E.2022/27, K.2022/23 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

15. Başsavcılık 17/1/2022 tarihli ve 2022/36 sayılı fezlekeyle gönderilen evrakın 3/3/2022 tarihli müzekkere ile iadesini talep etmiş, iade edilen evrak Başsavcılığın E.2022/70199 soruşturma sırasına kaydedilmiştir. Bu fezleke kapsamında başvurucuya isnat olunan6415 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan 24/3/2022 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

16. Başsavcılık E.2022/53102 sayılı soruşturma dosyası ile E.2022/70199 (terör örgütü üyeliği suçu yönünden) sayılı soruşturma dosyasının 19/4/2022 tarihinde E.2022/53102 sayılı soruşturma dosyası üzerinde birleştirilmesine karar vermiştir.

17. E.2022/53102 ve E.2022/53226 sayılı soruşturmalar kapsamında Sulh Ceza Mahkemesinden başvurucu hakkında adli kontrol kararı verilmesi talep edilmiş, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği 3/3/2022 tarihinde başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına karar vermiştir.

18. Başsavcılık her iki soruşturma dosyası kapsamında başvurucunun savunması alınmak üzere hazır edilmesini talep etmiş, Ankara ve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazılarında başvurucunun Ankara'da bulunabileceği adreslere yönelik tespit yapılamadığı, Diyarbakır'daki adresinde de bulunamadığı belirtilmiştir.

19. Bunun üzerine Başsavcılık 23/3/2022 tarihinde Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğinden yakalama emri çıkarılmasını talep etmiştir. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği 23/3/2022 tarihinde başvurucu hakkında yakalama emri vermiştir.

20. 2/9/2022 tarihinde İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne Türkiye aktarım faaliyetlerinden sorumlu PKK/KCK kadroları tarafından hakkında arama kararı bulunan üst düzey bir kadın örgüt mensubunun illegal yollardan Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığı, hâlihazırda İstanbul’da bulunan kadın PKK/KCK mensubunun araçla Edirne üzerinden Yunanistan sınırına aktarımının gerçekleştirileceği yönünde bilgiler gelmiştir.

21. 2/9/2022 tarihinde yapılan yol kontrolleri sırasında bahse konu araç tespit edilmiştir. Araçta iki erkek, bir kadın görülmüştür. Erkek kişilerden biri hakkında göçmen kaçakçılığı yapma ve örgüte bilerek isteyerek yardım etme suçundan açık dava dosyasının bulunduğu belirtilmiştir.

22. Kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre kadın şahsın M.Ş. olarak kimliğini beyan ettiği, M.Ş. adına yapılan sorgulamada herhangi bir kayda rastlanmadığı, M.Ş.ye ait kimlik detaylı incelendiğinde kimliğin sahte olabileceğinin değerlendirildiği, kimlikteki fotoğraf üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda M.Ş. isimli kimlik ibraz eden kişinin başvurucu olduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir.

23. Yakalanarak Başsavcılıkta hazır edilen başvurucunun 3/9/2022 tarihindeSes ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden ifadesi alınmıştır.

24. Başvurucu; Savcılık ifadesinde suçlama konusu fotoğrafların 2017 yılında soruşturma makamlarının eline geçtiğini, o dönem milletvekili olmadığını ve dokunulmazlığının bulunmadığını ancak bu konuda ifadesine başvurulmadığı gibi herhangi bir işlem de yapılmadığını, beş yıl boyunca niye beklendiğinin açıklanamadığını, o fotoğrafların çözüm sürecinde çekilmiş fotoğraflar olduğunu, o dönemde pek çok kişinin o bölgelerdeki yakınlarını görmeye gittiğini, kendisinin de sözlüsüyle görüşmesinin suç olmadığını, hakkında ifade veren H.D.yi tanımadığını, V.B.den H.D aracılığıyla gizli mesaj almadığını belirtmiştir. Başvurucunun müdafileri de H.D.nin beyanlarıyla ilgili bir soru sorulamayacağını, bu beyanın yer aldığı fezlekeyle ilgili dokunulmazlığın kaldırılmadığını, bu nedenle sadece fotoğraflarla ilgili bir suçlama yapılabileceğini belirtmişlerdir.

25. Başsavcılık E.2022/53102 soruşturma kapsamında başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasını talep etmiştir. Tutuklama talep yazısında H.D.nin beyanına, terör örgütü üyeleri üzerinde ele geçirilen materyallere, başvurucunun terör örgütü üyeleri ile terör örgütü giysileri ve örgüt silahlarıyla çektirmiş olduğu fotoğraflara, terör örgütü kamplarına gitmesine, terör örgütü üyesi V.B. tarafından gönderilen gizli mesajları örgüte iletmesine, terör örgütü referansı ve organik bağı çerçevesinde HDP listesine girip milletvekili seçildiğine ilişkin tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak terör örgütüne üye olma suçundan kuvvetli suç şüphesi bulunduğu ileri sürülmüştür.

26. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği 3/9/2022 tarihinde başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair; şüphelinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ve Hakimliğimizde alınan beyanları, şüpheli aleyhine beyanlar, dosya içerisindeki HTS kayıtları, baz bilgileri, Terör örgütü mensupları ile birlikte sözde askeri eğitim alanında çekilmiş şüpheliye ait olan fotoğrafların mevcudiyeti, mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamı birlikte ele alındığında şüphelinin atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı, atılı suçun CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, şüphelinin yakalandığı esnada üzerinde kendi fotoğrafı bulunan [M.Ş.] adına düzenlenmiş kimliğin bulunması, şüphelinin tüm aramalara rağmen bulunamaması üzerine hakkında yakalama kararının çıkartılmış olması ve bu karara istinaden ifadesinin alınmış olması ile eylemin sabit görülmesi halinde alması muhtemel ceza miktarı da dikkate alındığında kaçma şüphesinin bulunduğu anlaşılmakla tutuklamanın ölçülü olduğu, adli kontrol kararının yeterli görülmemesi kanaatine varılması nedeniyle CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince şüphelinin tutuklanmasına … [karar verildi.]"

27. Başsavcılık E.2022/53226 sayılı soruşturma kapsamında da başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan tutuklanmasını talep etmiştir. Tutuklama talep yazısında Ezel Kod isimli gizli tanığın beyanına ve bu tanığın başvurucuyu teşhis etmesine dayanılarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ileri sürülmüştür.

28. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucu hakkında tutuklama kararı verildiğini, isnat edilen suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirterek tutuklama talebinin reddine karar vermiştir.

29. Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesi 14/9/2022 tarihinde tutuklama kararına yapılan itirazı reddetmiştir.

30. Başsavcılık, her iki soruşturma dosyasının 19/9/2022 tarihinde birleştirilmesine karar vermiştir.

31. Başsavcılık 26/9/2022 tarihinde başvurucu hakkında atılı terör örgütüne üye olma suçundan iddianame tanzim ederek Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.

32. Ankara 10.Sulh Ceza Hâkimliği 30/9/2022 tarihinde tutuklama kararında gösterilen gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

33. Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi 11/10/2022 tarihindeitirazın reddine karar vermiştir.

34. Başvurucu 3/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

35. Başvurucunun 2022 yılında beşi haziran ayında olmak üzere TBMM Genel Kurulunun altı birleşimine özürsüz veya izinsiz katılmaması sebebiyle Anayasa'nın 84. ve TBMM İçtüzüğü'nün 138. maddelerine göre milletvekilliğinin düşmesine 22/12/2022 tarihinde TBMM tarafından karar verilmiştir.

36. Başvurucu, milletvekilliğinin düşürülmesi kararının iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi 10/1/2023 tarihinde Anayasa’ya ve TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olmadığı gerekçesiyle milletvekilliğinin düşmesine ilişkin TBMM kararının iptali talebinin reddine karar vermiştir.

37. 3/11/2025 tarihinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay,resmî belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tahliyesine karar verilmiştir. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kanun yolu incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

38. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için uygun olduğu ölçüde bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Anayasa Mahkemesinin 11/3/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu; dokunulmazlığı ve milletvekilliği devam ederken tutuklandığını, tutuklanmasına gerekçe olan delillerin 2017 yılından beri soruşturma makamlarının elinde olduğunu, buna rağmen milletvekili seçilmeden önceki bir yıllık sürede ifadesinin dahi alınmadığını, tutuklanmasına dayanak oluşturan fotoğraflarda suç unsurunun bulunmadığını, çözüm sürecinde nişanlısını görmek için söz konusu bölgeye gittiğini, fotoğrafların bu dönemde çekildiğini, örgüt üyeliği suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinden bahsedilemeyeceğini ileri sürmüştür.

41. Başvurucu; üzerinde başkasına ait kimlik bulunmasının kaçma şüphesini gösteren bir olgu olarak kabul edildiğini ancak resmî nitelikteki mesleki kimlik kartının da üzerinde bulunduğunu, herhangi bir sınır kapısında değil İstanbul’dayken yakalanması nedeniyle kaçma şüphesinin olmadığını, söz konusu fotoğrafların basında yer alması akabinde ölüm tehditleri alması nedeniyle güvenlik kaygısıyla hareket ettiğini beyan etmiştir.

42. Başvurucu; beş yıl önce başlatılan bir soruşturma nedeniyle hakkında beş yıl boyunca fezleke düzenlenmediğini, milletvekili seçilmeden önceki bir yıl içinde de ifadesinin dahi alınmadığını, bu kadar uzun süre sonra tutuklanmasının gerekli ve ölçülü olduğundan bahsedilemeyeceğini, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararının gerekçesiz olduğunu, adli kontrol tedbirinin yetersizliğine ilişkin somut bir olgunun gösterilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca HDP’li milletvekilleri ve siyasetçilere yönelik uzun süredir devam eden yargı baskısı, pek çok HDP'li siyasetçinin uzun süredir tutuklu olarak yargılanması, önceki dönem parti genel başkanının AİHM kararına rağmen hâlen tutuklu olarak yargılanmaya devam etmesi, dokunulmazlığının kaldırılması ve tutuklanmasında Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, çeşitli bakan ve milletvekilleri gibi üst düzey devlet görevlilerinin açıklama ve sosyal medya paylaşımlarının etkili olması, siyasi saiklerle tutuklanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 13. ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararlara ve derece mahkemelerinin gerekçelerine yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

44. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında 2022/36 sayılı fezlekenin TBMM’de görüşülmediğini, bu fezleke nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılmadığını ancak bu fezlekeye konu delillere tutuklama kararında dayanıldığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca bireysel başvurudan sonraki tutukluluğun devamı kararındaki gerekçelerin tutukluluğun hukuka uygunluğunu ve meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığını belirtmiştir. Başvurucu başvuru dilekçesindeki iddialarını da yinelemiştir.

b. Değerlendirme

45. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

46. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

47. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

48. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bireysel başvuru sonrasındaki tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçe içermediği şikâyetlerini de ileri sürmüştür.

49. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda tutukluluğun makul süreyi aştığı veya tutukluluk incelemeleri sırasında usule ilişkin güvencelerin sağlanmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun başvurucu hakkında soruşturma veya ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç [2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28). Buna göre Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılaması devam eden başvurucunun hakkında ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğunun devamına karar verilen her aşamada başvuru yollarını tükettikten sonra, başvuru süresi içinde yeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru formunu doldurmak, başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla- tutukluluğunun makul süreyi aştığı şikâyetlerini bireysel başvuru konusu etmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aşıp aşmadığı yönünde bir inceleme yapabilir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, § 119).

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü bu şikâyet yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

i. Genel İlkeler

51. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

52. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, terör örgütüne üye olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

53. Diğer taraftan başvurucu, yasama dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri uygulanamayacağını iddia etmiştir.

54. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin "Meclisin kararı olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

55. Somut olayda tutuklanmasına konu fezlekelerle ilgili olarak başvurucunun dokunulmazlığı TBMM Genel Kurulunun 1/3/2022 tarihli kararlarıyla kaldırılmıştır. Bu kararların iptali istemiyle yapılan başvurular Anayasa Mahkemesinin 22/3/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu, yasama dokunulmazlığının istisnasını düzenleyen Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlarla ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarından hareketle yasama dokunulmazlığına sahip olduğunu iddia etmiş ise de başvurucunun dokunulmazlığı Meclis kararıyla kaldırılmış olup Anayasa’nın 14. maddesi temelinde bir belirleme soruşturma makamlarınca yapılmamıştır.

56. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun yasama dokunulmazlığı nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

57. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

58. Tutuklama kararında başvurucu aleyhindeki beyanlara, dosyadaki HTS kayıtlarına, baz bilgilerine, terör örgütü mensupları ile birlikte örgüt kampında çekilmiş başvurucuya ait olan fotoğrafların mevcudiyetine dayanılarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Somut olayda başvurucu hakkında üç fezleke olduğu görülmektedir. Bu fezlekelerden birinde başvurucu ile ilgili bir gizli tanık beyanına, diğer fezlekede ölü olarak ele geçirilen teröristlerin üzerindeki materyallerden elde edilen fotoğraflara, aynı suçlama temelinde ikinci fezlekeye ek olarak düzenlenen son fezlekede ise V.B. ile başvurucu arasında irtibat kurduğu belirtilen H.D.nin ifadesine, bu kişi ile başvurucu arasındaki HTS kayıtlarına ve baz sinyali bilgilerine dayanılmıştır. Gizli tanık beyanını içeren fezleke kapsamında başvurucunun tutuklanması talebi reddedildiğinden gizli tanık beyanı kuvvetli belirti incelemesi kapsamında değerlendirme dışı bırakılmıştır.

59. Diğer fezlekelerde başvurucunun adına kayıtlı telefon numarasının ölü olarak ele geçirilen terör örgütü mensupları üzerinde bulunan not defterinde yazılı olduğunun tespit edildiği, ele geçirilen örgüt mensuplarının dijital materyalleri üzerinde yapılan incelemede PKK/KCKterör örgütü üyesi olan ve 29/4/2017 tarihinde Adıyaman kırsalında öldürülen M.Z. kod adlı V.B. ile başvurucunun Kuzey Irak'taki örgüt kamplarında, örgüt üyelerinin giydiği kamuflajla çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu, yine örgüt üyelerinin barındığı çadırda V.B. ile sarılarak çekildikleri fotoğrafların tespit edildiği, çadır içinde örgütün bayrağı ile AK 47 model silahların yerde ve duvarda asılı bulunduğunun görüldüğü, başvurucunun örgüt lideri A.Ö.nün fotoğrafının ve örgüt bayrağının önünde çadır içinde çekilmiş bir fotoğrafının olduğu, bir başka fotoğrafta başvurucunun örgüt üyeleriyle birlikte futbol oynadığının görüldüğü, yine örgüt şehitliği olduğu belirtilen bir mezarlığın önünde V.B. ve kimliği tespit edilemeyen üçüncü bir kişi ile fotoğraflarının yer aldığı belirtilmiştir. Yine; başvurucunun, tanık H.D.'nin beyanları ve bu beyanları destekleyen HTS kayıtları uyarınca Adıyaman kırsalında ve şehir merkezinde V.B. ile F.B. isimli örgüt mensuplarıyla bir araya geldiği; H.D.'nin V.B.’den aldığı notları Diyarbakır’da başvurucuyla buluşarak şifreli bir şekilde ona teslim ettiği ve başvurucunun bu suretle terör örgütüyle organik bağ kurduğu ileri sürülmüştür.

60. Savcılık başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde olmadan örgütün kamplarına gidip barınabilmesinin, örgüte ait kıyafeti giymesinin, şehitlik olarak adlandırılan mezarlığa gitmesinin, örgüt mensuplarıyla futbol oynamasının mümkün olmadığını, aksi durumun hayatın olağan akışına aykırı olacağını belirtmiş;başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde yeterli ve kanuni somut delilin mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca tanık beyanı ve HTS kayıtlarıyla da desteklendiği üzere, başvurucunun kırsalda ve şehir merkezinde örgüt mensuplarıyla bir araya gelerek kurye vasıtasıyla şifreli notlar teslim alıp örgütsel iletişim kurduğu iddia edilmiştir. Soruşturma makamlarının bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Sonuç olarak tüm bu hususların başvurucunun terörle bağlantılı bir suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemeyecektir.

61. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

62. Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan terör örgütüne üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, başvurucunun yakalandığı esnada üzerinde kendi fotoğrafının olduğu M.Ş. adına düzenlenmiş bir kimliğin bulunmasına, tüm aramalara rağmen bulunamaması üzerine hakkında yakalama kararının çıkartılmış olmasına ve bu karara istinaden ifadesinin alınmış olmasına dayanıldığı görülmektedir. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında açıklanan kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedeninin olgusal temellerinin bulunduğu açıktır.

63. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.

64. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle tutuklanmasının ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

65. Ancak yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı durumlarda milletvekillerinin tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural bulunmamaktadır. Milletvekilliği, başlı başına tutuklamaya engel teşkil etmemektedir. Ayrıca başvurucuya isnat edilen eylemler, siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında değildir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Gülser Yıldırım (2), § 156).

66. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu soruşturmanın 2017 yılında başlatılması dolayısıyla iddia edilen suçun işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olup olmadığının da incelenmesi gerekir.

67. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından yararlandığı sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı gözardı edilmemelidir. Başvurucu 24/6/2018 tarihinde milletvekili seçilmiş, 1/3/2022 tarihinde başvurucunun dokunulmazlığı kaldırılmıştır. Dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra başvurucu, tüm aramalara rağmen bulunamaması nedeniyle hakkında yakalama kararı çıkarılmış ve 2/9/2022 tarihinde yakalanmıştır. Yakalanmasının akabinde de tutuklanmasına karar verilmiştir.

68. Dokunulmazlık kazanmadan önceki süreçte başvurucu hakkında bir işlem yapılmamış ise de dokunulmazlığın kaldırılmasından sonraki süreçte başvurucunun kaçma girişiminde bulunabileceğine ilişkin çok güçlü olguların bulunduğu gözönüne alındığında bu kaçma şüphesinin giderilmesi amacıyla başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurulmasının gerekli olmadığı söylenemeyecektir.

69. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).

70. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

71. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu değildir.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, tutukluluğunun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak [2. B.], B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek [1. B.], B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan [2. B.], B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda 3/11/2025 tarihinde hakkında mahkûmiyet hükmü verilen başvurucu yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun olmadığı anlaşılmıştır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu hakkındaki suçlamaların kendisine ve müdafilerine yalnızca fezleke ile sınırlı olarak anlatıldığını, dosyadaki belgelerin gösterilmediğini, gizlilik kararıyla savunma hakkının kısıtlandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

77. 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 267. maddesi uyarınca hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı ilgililer itiraz kanun yoluna gidebilecektir. Soruşturma dosyasına şüpheli ve/veya müdafilerin erişiminin engellenmesi sonucunu doğuran ve 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2), (3) ve (4) numaralı fıkraları ile 157. maddesine dayalı olarak alınan kararların da bu yönüyle itiraz kanun yoluna tabi olduğu görülmektedir (Adnan Erol [1. B.], B. No: 2020/27934, 15/3/2022, § 69).

78. Diğer yandan itiraz kanun yolunun inceleme konusu şikâyet açısından müdahalenin ortadan kaldırılması imkânı sunmadığına dair bir durum da tespit edilememiştir. Zira şüpheli ve/veya müdafiler itiraz kanun yoluna başvurduğunda itiraz mercii 5271 sayılı Kanun'un 260. maddesine bağlı olarak itirazı yerinde görebilecek ve müdahale konusu kararı ortadan kaldıracak nitelikte yeni bir karar alabilecektir (Adnan Erol, § 70).

79. Somut olayda başvurucunun soruşturma dosyasına erişimin engellenmesine ilişkin karara itiraz ettiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmayıp durumla ilgili bilgi/belge sunmadığı görülmüştür. Buna göre başvurucunun olağan kanun yollarını tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu; yasama faaliyetlerine müdahale edilmesini önlemek amacıyla tanınmış olan yasama dokunulmazlığının kaldırıldığını, siyasi saiklerle dokunulmazlığının kaldırılması ve tutuklanması nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, soruşturma dosyasında bulunan fotoğraflar nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılmasının ve tutuklanmasının beş yıl boyunca yasama faaliyetlerinden ve siyasi faaliyette bulunma hakkından uzaklaştırılması anlamına geldiğini, seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin gözetilmediğini ileri sürmüştür.

82. Bakanlık görüşünde, başvurucunun dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra hakkında yakalama ve tutuklama tedbirleri uygulandığı, Meclisin kararı ile dokunulmazlığı kaldırılan başvurucu için dokunulmazlık hükümlerinin geçerli olmadığı belirtilmiştir.

83. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvurudaki iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

84. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/02/2016, §§ 92-100; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2) [2. B.],B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015 §§ 191-203; Mehmet Haberal [1. B.], B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay [1. B.], B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak [2. B.], B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan [2. B.], B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74).

85. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığına ilişkin iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

86. Seçilme hakkı sadece seçimlerde aday olma hakkını değil aynı zamanda seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da ihtiva etmektedir. Bu da hiç kuşkusuz, kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini gerektirir. Ancak somut olayda başvurucunun tutuklanmasından önce 1/4/2022 ila 30/6/2022 tarihlerinde beşi haziran ayında olmak üzere TBMM Genel Kurulunun altı birleşimine özürsüz ve izinsiz katılmaması sebebiyle milletvekilliği 21/12/2022 tarihinde düşürülmüştür. Dokunulmazlığının kaldırıldığı 1/3/2022 tarihinden tutuklandığı 3/9/2022 tarihine kadar da tüm aramalara rağmen bulunamamış, kaçma girişiminde bulunabileceğine ilişkin ciddi şüphelerin olduğu bir durumda yakalanmıştır. Somut olayın bu koşulları dikkate alındığında başvurucunun tutuklanması nedeniyle yasama faaliyetine katılamadığı iddiası inandırıcı görünmemektedir.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

88. Başvurucu, suçlama konusu yapılan özel fotoğraflarının hiçbir şekilde dahli olmadan gizlilik kararına aykırı olacak şekilde basına servis edilmesi ve basında yer alması nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

89. Bakanlık görüşünde, başvurucunun nişanlısı ile olan fotoğraflarının basına sızdırıldığı iddiasıyla ilgili olarak sorumlu olduğunu düşündüğü kişiler hakkında olağan başvuru yollarını kullanıp kullanmadığı hususunun araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde, esas bakımından Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararlara yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

90. Başvurucu söz konusu fotoğrafların servis edilmesi eyleminin Savcılığın sorumluluğu altında olduğunu, dolayısıyla resen soruşturma başlatılması gerektiğini, bu durumun sorumluluğunun kendisine yüklenemeyeceğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

91. Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesinde genel olarak herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde kişisel veriler bağlamında bazı özel güvenceler sayılmış, üçüncü cümlesinde kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği düzenlenmiş, dördüncü cümlesinde ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre lafzı dikkate alındığında Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işleme şeklindeki sınırlama ya da müdahalelere karşı değil kişisel verilere yönelik her türlü müdahale ve sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır (E.Ü. [GK], B. No: 2016/13010, 17/9/2020, § 63; Bestami Eroğlu, B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 101).

92. Yine Anayasa'nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın 5. maddesinde bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması, maddi ve manevi varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu düzenlemeler ışığında devletin bireyin temel hak ve özgürlüklerine keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu söylenebilir. Uyuşmazlıkların özel hukuk kişileri arasında gerçekleştiği durumlarda da temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin yerine getirilip getirilmediği denetlenirken Anayasa’nın kamusal makamlara yüklediği sorumluluklardan doğrudan özel hukuk kişileri sorumlu tutulamayacağından taşıdığı koşulların özelliklerine göre bu tür başvuruların devletin pozitif yükümlülükleri bağlamında ele alınması gerekebilir. Dolayısıyla özel hayatın korunması kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı yönünden de devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireyleri gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, §§ 45, 46; Ali Çığır [1. B.], B. No: 2015/19298, 8/5/2019, §§ 32, 33; Erol Kumcu [2. B.], B. No: 2015/18988, 9/5/2019, §§ 32, 33; U.B. [2. B.], B. No: 2015/3175, 10/10/2019, §§ 33, 34).

93. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarına göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine getirilebilir (Erol Kumcu, § 34; Ali Çığır, § 34). Hukuk sisteminde kişisel verilerin korunması bağlamında cezai ve hukuki yolların mevcut olduğu görülmektedir. Bu kapsamda ceza hukuku anlamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmesi, kaydedilmesi veya ifşa edilmesi fiillerine yine soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin gizliliğinin ihlal edilmesi fiillerine (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 134. ila 136. ve 285. maddeleri) yönelik suç duyurusunda bulunma imkânı söz konusudur. Ayrıca kişilerin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddeleri ve 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49. ve 58. maddeleri kapsamında; kişilik haklarına saldırı tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi veya saldırının hukuka aykırılığının tespiti, haksız fiilden kaynaklı tazminat talebinde bulunma hakkı da mevcuttur.

94. Sözü edilen hukuki yollara rağmen başvurucu, iddiasını doğrudan bireysel başvuruya taşımış; anılan hukuki yolların etkisiz olduğunu da iddia etmemiştir. Bu sebeple başvurucunun ihlal iddiasını hukuk sisteminde mevcut hukuki yolları tüketmeden yaptığı sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Semra Güzel (2) [1. B.], B. No: 2022/95533, 11/3/2026, § …)
   
Başvuru Adı SEMRA GÜZEL (2)
Başvuru No 2022/95533
Başvuru Tarihi 3/11/2022
Karar Tarihi 11/3/2026

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının, tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla gerçekleştirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 13. maddesinin, özel hayatıyla ilgili fotoğraflarının basına servis edilmesi nedeniyle de özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Tutukluluk (süre) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Tutulan kişinin yargı merciine başvuru hakkı (hakim önüne çıkarılma) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Kişisel verilerin korunması Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 91
100
101
109
116
141
142
153
5237 Türk Ceza Kanunu 214
314
3713 Terörle Mücadele Kanunu 1
2
3
5
KHK 668 Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 3
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi