|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
FİKRET KARA VE İBRAHİM ALGAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/96383)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 23/12/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Yusuf KARABULAK
|
|
Başvurucular
|
:
|
1. Fikret KARA
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Seda ŞARALDI
|
|
|
|
2. İbrahim ALGAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atılması nedeniyle disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü, duruşmada hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımın sağlanmaya çalışılmasının duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvuruculardan Fikret Kara; başvuru tarihinde tutukevine yasak eşya sokma, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, diğer başvurucu İbrahim Algan ise görevi yaptırmamak için direnme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından hükümlü olarak Adana F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.
3. 13/4/2022 tarihli olay tutanağı ve 26/4/2022 tarihli soruşturma raporuna göre 13/4/2022 tarihinde hastaneye sevki bulunan başvurucular nakil için jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Başvurucuların jandarma görevlilerince yapılacak ağız içi aramayı kabul etmemesi üzerine hastaneye sevki yapılmamış ve başvurucular bekleme odasına alınmıştır. Bekleme odasına alındıkları esnada başvurucuların "tedavi hakkımız engellenemez" diyerek slogan attıkları tespit edilmiştir.
4. Yapılan tespit sonrasında başvurucular hakkında Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığınca (Disiplin Kurulu) disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda başvuruculara 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde düzenlenen gereksiz olarak marş söyleme veya slogan atma eyleminden -iyi hâlli olmadıkları da gözönünde tutularak- 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmiştir.
5. Disiplin Kurulu kararında başvurucuların slogan atma eyleminin sabit olduğu ve başvurucuların söz konusu eylemi ikrar ettiği belirtilmiştir. Aynı zamanda olay anına ilişkin kamera görüntüsünün deşifresine kararda yer verilmiştir. Anılan görüntü incelemeye dair belirlemeler şöyledir:
"13/04/2022 tarihinde saat 08:51:53 de hükümlü Fikret KARA'nın mahkûm kabul bölümünde jandarma tarafından üst aramasının yapılması için görevlilerin önüne geldiği, görevlilerle konuşmaya başladığı, el kol hareketlerinin bulunduğu, arama işlemine başlanılmadığı, karşılıklı konuşmanın devam ettiği, 08:54:35 de araması yapılmadan görevlilerin önünden alındığı ve duyarlı kapının olduğu bölüme götürüldüğü, 08:56:05 de hükümlü İbrahim ALGAN'ın mahkûm kabul bölümünde jandarma tarafından üst aramasının yapılması için görevlilerin önüne geldiği, görevlilerle konuşmaya başladığı, el kol hareketlerinin bulunduğu, arama işlemine başlanılmadığı, karşılıklı konuşmanın devam ettiği, 08:56:58 de araması yapılmadan görevlilerin önünden alındığı ve duyarlı kapının olduğu bölüme götürüldüğü..."
6. Başvurucular, Disiplin Kurulu kararına karşı Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Başvuru dilekçesinde soruşturmanın usulüne uygun yürütülmediğini ve savunmalarının yasal sürede alınmadığını, hukuka aykırı şekilde ağız içi araması yapılarak kasıtlı olarak tedavi haklarının engellendiğini, bu süreçte sağlık sorunlarının ağırlaştığını, yaşanan hukuksuzluğu protesto etmek ve ilgililere seslerini duyurmak için slogan attıklarını belirtmiştir. İfade özgürlüğünü kullandıkları için disiplin cezası aldıklarını, slogan atmanın suç olmadığını, eylemin ceza infaz kurumunun düzenini ve güvenliğini bozduğunun somut olarak ortaya konulamadığını, olay anındaki kamera görüntülerinin incelenmesi gerektiğini ileri sürerek şikâyetin inceleneceği sözlü yargılamaya doğrudan katılmak istediklerini ifade etmişlerdir.
7. Şikâyet başvurusunu inceleyen Hâkimlik, başvurucuların hâkim huzurunda fiziken dinlenilme talebi hakkında 26/5/2022 tarihli tensip kararında, savunmalarını yapabilmeleri için başvurucuların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) salonunda hazır edilmelerine, aynı zamanda hazır bulunması hâlinde avukatlarıyla birlikte savunma yapabileceklerine karar vermiştir.
8. Başvuruculardan Fikret Kara, SEGBİS aracılığıyla yapılan sözlü yargılamada yüz yüze ifade vermek istediğini, avukatıyla görüşmek için makul süre bulunmadığını beyan etmiştir. Hâkimlik açılan duruşmanın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında bir duruşma niteliği taşımadığını, alınan savunmanın disiplin cezası kararlarının şikâyet yoluyla dinlenmesinden ibaret olduğunu, başvurucuya avukatıyla görüşmesi için makul süre verildiğini belirterek başvurucunun savunma hakkından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir. Başvurucu İbrahim Algan da duruşma salonunda savunma yapmak istediğini, avukatıyla savunma yapmak için ek süre verilmemesi sebebiyle savunmada bulunmak istemediğini beyan etmiştir. İnfaz Hâkimliği aynı gerekçeyle başvurucu İbrahim Algan'ın da savunma hakkından vazgeçtiğine karar vermiştir.
9. İnfaz Hâkimliği yaptığı değerlendirme sonucunda başvurucuların slogan attığını kabul eden beyanları doğrultusunda gereksiz marş söylemek veya slogan atmak disiplin suçunu işlediklerinin sabit olduğu gerekçesiyle verilen disiplin cezasının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir.
10. Başvurucular, İnfaz Hâkimliğinin kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçelerinde başvurucular, önceki iddialarına ek olarak İnfaz Hâkimliğinin SEGBİS ile duruşma yapmasının ve bu yolla savunma yapmaya zorlanmalarının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. İtirazı inceleyen Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi/Mahkeme) ise İnfaz Hâkimliği kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.
11. Başvurucular, nihai kararı 5/10/2022 tarihinde öğrendikten sonra 3/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Komisyonca adli yardım taleplerinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucular; ceza infaz kurumunda slogan atmanın tek başına disiplin suçu oluşturmayacağını, bu eylemin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ceza infaz kurumu koşulları ve başka nedenlerden dolayı sağlık sorunları yaşadıklarını, hastaneye sevk sırasında yapılan aramanın usulsüz olması nedeniyle itiraz ettiklerini, bunun üzerine hastaneye götürülmediklerini ve bu haksızlığı protesto etmek için "tedavi hakkımız engellenemez" sloganını attıklarını, bu sebeple disiplin cezası verildiğini belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa Mahkemesinin somut olaya benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu Fikret Kara, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü şikâyetlerini genel olarak yinelemiştir. Başvurucu İbrahim Algan ise Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
15. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu/hükümlülerin kurumda attığı slogan nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. Cihat Özdemir [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 19; Ömer Haran [1. B.], B. No: 2017/33744, 1/7/2020, § 21; Barış İnan (2) [1. B.], B. No: 2018/38006, 17/11/2021, § 17). Söz konusu kararlar çerçevesinde başvurucuların iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
16. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
18. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).
19. Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlandırılabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29).
20. Kurum içinde attıkları slogan nedeniyle haklarında disiplin cezası uygulanan başvurucuların ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.
21. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanun'un 37. maddesine göre, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).
22. Somut olayda attıkları bir slogan nedeniyle başvurucular hakkında disiplin cezası uygulanmıştır. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; Murat Karayel (5), §§ 43, 44; Cihat Özdemir, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (Murat Karayel (5), § 46; Cihat Özdemir, § 22). Dolayısıyla somut olayda başvurucuların gerçekleştirdiği slogan atma eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı ile bu hususta idare ve yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.
23. Olay günü başvurucuların hastaneye sevki bulunması nedeniyle başvurucular hastaneye götürülmek üzere jandarma görevlilerine teslim edilmiştir. Jandarma görevlileri tarafından yapılan ağız içi aramasına karşı başvurucuların yaptığı itiraz üzerine jandarma görevlileri başvurucuları hastaneye götürmeyip bekleme odasına almıştır. Başvurucular, bekleme odasına götürülürken "tedavi hakkımız engellenemez" şeklinde slogan atmıştır. Yapılan soruşturma sonucunda başvuruculara disiplin cezası uygulanmıştır.
24. Disiplin Kurulu kararında başvurucuların yaptığı slogan atma eyleminin kurum düzeni ve güvenliği üzerindeki etkisi yönünden bir değerlendirmeye yer verilmemiştir (bkz. § 5). Bununla birlikte kararda yer verilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinin tutanağa geçirilmesine yönelik açıklamalarda başvurucuların jandarma görevlilerinin talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarının da başvurucuların kabul ettiği slogan atma eyleminin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirildiğine dair bir belirlemesi bulunmamaktadır.
25. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir. Bu bağlamda mahpusların toplu olarak gerçekleştirdikleri özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya yönelik toplu ve sistematik bir eylem niteliğindeki protesto eylemlerinin kurumun güvenliğini veya disiplinini bozacağı ya da kurumda düzenli yaşamı sürdürmeyi olumsuz etkileyeceği açıktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Karayel (5), § 46; Cihat Özdemir, § 24; Şükrü Yıldız [2. B.], B. No: 2015/18720, 9/5/2018, § 27; Rıza Şahin [1. B.], B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § 44). Ancak eldeki olayda başvurucuların yapılan ağız içi aramasına itirazları sonrasında bekleme odasına alınırken yaptıkları eylemin kurumun güvenliği veya disiplini ya da kurumdaki düzenli yaşamı olumsuz etkilediği somut olgulara dayalı olarak ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde başvurucuların attıklarını kabul ettikleri sloganın disiplin cezasına konu edilebilmesi için 5275 sayılı Kanun'daki düzenlenme şekline göre neden "gereksiz" olduğu da anlaşılamayacaktır.
26. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. Eşref Arslan [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; Abdulhamit Babat (3) [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Somut olayda idare ve yargılama makamları, başvurucuların eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvurucuların ifade özgürlüğüne bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir.
27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
28. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılması ve buna dair hükmedilen giderim dikkate alındığında başvurucuların disiplin soruşturması sürecindeki usulü eksikliklerle bağlantılı olarak ileri sürdüğü iddiaların ayrıca incelenmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir.
B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucular, Hâkimlik ve Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları itirazlarda SEGBİS ile sözlü yargılama yapılmasının yüz yüzelik ilkesine aykırı olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının bulunduğunu, Hâkimliğin gerekçelerinin müdahaleyi haklı kılabilecek nitelik taşımadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Bakanlık görüşünde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin somut olaya benzer olaylarda verdiği bazı kararlara yer verilmiştir. Daha sonra Bakanlık, başvurucuların adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılırken görüşte değinilen Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu Fikret Kara, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü şikâyetlerini genel olarak yinelemiştir. Başvurucu İbrahim Algan ise Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
31. Anayasa Mahkemesi somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği Emrah Yayla ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve Emrah Yayla (2) ([2. B.], B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin söz konusu müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı değerlendirmelerine yer verilen kararda, ölçülülük yönünden yapılan incelemede infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulandıktan sonra başvurucunun hâkim huzurunda fiziken dinlenilme talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi gereklilik unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.
32. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Emrah Yayla kararında belirtilen medeni hak yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği değerlendirmesine (anılan kararda bkz. § 70) Ercan Yıldız ve diğerleri (2) ([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklık getirmiştir. Buna göre ilk olarak ceza infaz kurumunda verilen disiplin cezalarına karşı şikâyette bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. § 59). Kararda, duruşmada hazır bulunma konusunda; başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışlarının, başvurucuların davanın karşı tarafınca sözlü olarak sunulan görüş ve kanıtlar, bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olup olamadıkları ile bunlara karşı kendi delillerini sunma hususunda dezavantajlı konuma düşüp düşmediklerinin, yargılamanın niteliği, şeklî ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığının, ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmedeki zorlukların, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik ileri sürdükleri gerekçelerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirip gerektirmediğinin, davanın konusunun, karşı tarafın konumu ve tanık sorgulama veya bu türden duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek kabul edilebilir gerekliliklerin yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (aynı kararda bkz. § 60).
33. Somut olayda sözlü yargılama hazırlığı işlemleri kapsamında Hâkimlikçe düzenlenen tensip tutanağında başvurucuların SEGBİS aracılığıyla hazır edilmesine karar verilmiştir. Hâkimlik, sözlü yargılamanın SEGBİS aracılığıyla yapılacağı hususunu da içeren tensip tutanağını başvuruculara tebliğ etmiştir. Başvurucular SEGBİS yoluyla yapılan dinlenmede duruşma salonunda yüz yüze savunma yapma hakkı verilmesini talep etmişse de Hâkimlik alınan savunmanın klasik bir ceza yargılaması duruşması niteliği taşımadığını, burada açılan duruşmanın disiplin cezası kararlarının şikâyet yoluyla dinlenmesinden ibaret olduğunu belirterek başvurucuların savunma haklarından vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir (bkz. § 8).
34. İncelenen başvuruda, başvurucuların hâkim huzurunda bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik herhangi bir gerekçe öne sürmediği görülmekle birlikte davanın konusuna, tanık sorgulamaya veya bu türden hâkim önünde bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek bir hususa ilişkin resen dikkate alınabilecek başvuru kapsamında bir bilgi de bulunmamaktadır. Öte yandan İnfaz Hâkimliğinin gerekçeli kararında başvurucuların hâkim huzurunda fiziken dinlenilme talebinin davanın konusu bağlamında değerlendirilerek ilgili ve yeterli bir gerekçeyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda Ercan Yıldız ve diğerleri (2) kararında belirtilen ilkeler uyarınca başvurucuların duruşmada hazır bulunma haklarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan gerekçelerle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
36. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
38. Ayrıca ihlalin niteliği dikkate alınarak başvuruculara ayrı ayrı net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 4. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/2321, K.2022/2865) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara ayrı ayrı net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucu Fikret Kara'ya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.