|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ÜNAL KORKEM BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2023/44471)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 11/3/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan y.
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Ömer Faruk NURSAÇAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ünal KORKEM
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Hüseyin ÇEKEN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamaların uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
3. Darbe girişimi sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
4. Bu kapsamda olay tarihinde Erzincan 59. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığında yarbayrütbesiyle personel şube müdürü ve aynı zamanda tugay erkan başkan vekili olarak görev yapmakta olan başvurucunun darbe teşebbüsüne katıldığı iddiasıyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından soruşturma başlatılmış, başvurucu 22/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
5. Erzincan Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Başsavcılık 20/6/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun hakkında tutuklama kararına konu olan suçtan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede, 15 Temmuz günü darbe girişiminin yaşandığı gece boyunca darbe girişimine katıldığını ve bunu desteklediğini bilmesine rağmen darbe girişimini gerçekleştirmek amacıyla emirler veren Y.G.nin emirlerini yerine getirdiği, bu yönde faaliyette bulunduğu iddia edilmiştir. İddianamenin deliller kısmında tanık beyanlarının, savunmaların, Erzincan 3. Ordu Komutanlığınca gönderilen disiplin soruşturma dosyasının, telefon görüşme dökümlerinin ve bunlara ilişkin analiz raporlarının, Erzincan 59. Topçu Tugayına bağlı birliklere ait kamera görüntülerine ilişkin raporların olduğuna yer verilmiştir.
7. Erzincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) yargılamanın sonucunda 30/3/2018 tarihinde diğer sanıkların da yanında başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
8. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 11/4/2019 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin reddine, temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.
9. 24/7/2019 tarihinde başvurucu, adil yargılanma hakkının ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine 2019/24903 bireysel başvuru numarası ile bireysel başvuruda bulunmuştur. 16/7/2020 tarihinde Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Birinci Komisyon adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
10. 22/4/2022 tarihinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararda amirin emri çerçevesinde gerçekleştirilen, birlik dışına taşan icra hareket niteliğinde olmayan eylemlerin amaç suça iştirak niteliğinde değerlendirilemeyeceği, bu nedenle mahkûmiyet hükmü kurulan suçu oluşturmayacağına dikkat çekilmiştir. Öte yandan kararda FETÖ/PDY'ye üyeliklerinin tespiti bakımından ardışık aranma yöntemi ile aranıp aranmadığı yönünden araştırma yapılmasına vurgu yapılmıştır.
11. 13/1/2023 ve 16/3/2020 tarihlerinde başvurucu vekili Ağır Ceza Mahkemesine tahliye talepli dilekçe sunmuştur. 5/4/2023 tarihinde bozma sonrası düzenlenen tensip zaptı ile Ağır Ceza Mahkemesi tüm tutukluluk yönünden tahliye taleplerinin reddi ile tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararda ayrıca sanıkların kullandığı telefon hatlarının tespiti, örgüt mensuplarınca sabit hattan aranıp aranmadıklarının belirlenmesi, baz istasyonu, arama ve mesajlaşma kayıtlarının çıkarılması, yurt genelinde yapılan soruşturmalarda ifade, bilgi ve belge bulunup bulunmadığının belirlenmesi, tanık C.H. ile ilgili tüm soruşturma ve kovuşturma evraklarının getirtilmesi yönünde müzekkereler yazılmasına karar vermiştir.
12. Başvurucu vekili, tutukluluk hâlinin devamı kararına 12/4/2023 tarihinde itiraz etmiştir. 17/4/2023 tarihinde Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi diğer kişilerin yanında başvurucu vekilinin itirazının reddine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi itirazın reddi kararını tebliğ edilmesi için aynı gün Erzincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna göndermiştir. Bu karar başvurucuya 18/4/2023 tarihinde ceza infaz kurumu aracılığıyla tebliğ edilmiştir.
13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/5/2023 tarihli duruşmada, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulmasına ve başvurucunun da dâhil olduğu tüm tutukluların yurt dışına çıkış yasağı ve ayın belirli günleri ikametine en yakın kolluk birimine başvurarak imza atma şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle tahliyesine karar vermiştir.
14. Başvurucu vekili, tahliye kararını 5/5/2023 tarihinde öğrenmiş; 25/5/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. 6/11/2023 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi yargılama sonucunda başvurucunun cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, FETÖ/PDY'ye üye olmasuçlarını işlediğinin sabit olmadığı gerekçesi ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine, Cumhuriyet savcısının mahkûmiyet yönündeki mütalaasına aykırı olarak karar vermiştir. Karar, Cumhuriyet savcısının mahkûmiyet yönünde hüküm kurulması gerektiği hususundaki aleyhe temyizi üzerine Yargıtay 3. Dairesi önünde temyiz incelemesi aşamasındadır.
16. Komisyon, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 72. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre "Başvuru, kabul edilebilirliği ya da edilemezliği konusunda Komisyonlarca oybirliği sağlanamayan durumlarda karar verilmek üzere Bölüme havale edilir." Hükmü gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
17. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, bozma kararında da belirtildiği üzere tutuklama kararına gerekçe yapılan eylemlerin suç oluşturmayan, amirin emri ile yapılan hazırlık hareketi boyutunu aşmayan faaliyetler olduğunu, ardışık aranma yöntemi ile aranmadığının Yargıtay bozma kararından sonraki aşamaya kadar bilinen durum olduğunu, tutuklama kararının ve bu karara itirazı üzerine verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın gerekçe içermediğini belirterek ölçülü olmayan tedbir nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
19. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamada dikkate alınması gereken usule ilişkin ön şartlardan biridir (Yasin Yaman [1. B.], B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).
20. Öte yandan başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı hususu incelendiğinde 19/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinde yer alan kural uyarınca vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat, vekile yapılır ve tebliğ edilen evrakın içeriğine göre bir kanun yoluna başvurulması söz konusu ise kanunda öngörülen süreler bu tarih itibarıyla işlemeye başlar (Yasin Yaman, § 24). Ancak tebligatlar için geçerli olan bu düzenlemenin bireysel başvurularda sürenin hesaplanması açısından başvurucunun vekilinden önce nihai kararı öğrenmesi durumunda kabul edilebilir olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim bireysel başvuru, başvuru konusu yargısal sürecin devamında bir kanun yolu değildir (Kadir Turgut[1. B.], B. No: 2014/4985, 6/7/2017, § 24).
21. Bireysel başvuruda süre, yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi tebligatla değil başvuru yolları tüketildikten sonra veya başvuru yolu öngörülmemişse ne şekilde olduğu gözetilmeksizin ihlalin öğrenilmesiyle başlamaktadır. Vekille takip edilen işlerde de öğrenmenin asıl veya vekil tarafından gerçekleşmesinde sürenin başlangıcı açısından herhangi bir fark söz konusu değildir. Bu bağlamda başvuru süresinin başlangıcı hak ihlaline maruz kaldığını iddia eden kişinin bu durumu bizzat veya vekili tarafından öğrenme tarihi kabul edilmektedir. Başka bir ifade ile bireysel başvuruda başvuru süresinin başlangıcı, başvurucu ve/veya vekili olması fark etmeksizin hangisi tarafından öğrenilirse öğrenilsin ilk öğrenilme tarihinden itibaren başlamaktadır (Kadir Turgut, § 25).
22. Somut olayda başvurucu vekilinin tensip zaptı ile verilen tutukluluk hâlinin devamı kararına yaptığı itiraz 17/4/2023 tarihinde incelenerek reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya ceza infaz kurumu aracılığıyla 18/4/2023 tarihinde tebliğ edilmiştir (bkz. § 12). Buna göre 18/4/2023 tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde bireysel başvuruda bulunulması gerekirken 25/5/2023 tarihinde yapılan başvuruda inceleme konusu iddia yönünden süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır.
23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
24. Başvurucu, tutukluluğunun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak [2. B.], B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek [1. B.], B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan [2. B.], B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26). Somut olayda 5/5/2023 tarihinde tahliye edilen başvurucu yönünden anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun olmadığı anlaşılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu ayrıca yargılama süresinin uzun sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Ahmet Kartalkuş ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 12/3/2024 tarihinde yürürlüğe giren 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen 5/A maddesi ve ayrıca anılan Kanun'un geçici 3. maddesinde yapılan değişiklik gereği 12/3/2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.