|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
YAVUZ KÖK BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2023/93746)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 25/9/2025
|
|
R.G. Tarih ve Sayı: 19/1/2026 - 33142
|
|
|
|
GENEL KURUL
|
|
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Kemal ÖZEREN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Yavuz KÖK
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Duru ÖZPINAR KAYNAK
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
idari işlem tesis edilerek kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata
saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarma
kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun
sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 26/10/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne
karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.
3. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından
incelenmesine karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş,
binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel
Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına
ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri
([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (C.A.
(3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; N.E. [GK], B. No:
2022/62466, 29/5/2025, § 5; A.S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §
5).
6. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK) söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki
illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal
faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör
örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir
terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY, 2014
yılında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal
Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla
yer almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), §
11; N.E., § 6; A.S., § 6).
7. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri
kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12; N.E., § 7; A.S.,
§ 7).
8. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliği bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık
bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine
büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir
örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu
ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı; C.A. (3), § 13; N.E., § 8;A.S., § 8).
9. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı,
OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 47-66)
kararında yer almaktadır (C.A. (3), § 14; N.E., § 9; A.S.,
§ 9).
10. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
(AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya
alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin
kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A.
(3), § 18; N.E., § 10;A.S., § 10).
11. OHAL sürecinde 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı
KHK) 4. maddesinde kamu görevlilerine ilişkin tedbirlere yer verilmiştir. Buna
göre devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin belli onay süreçleri
izlenmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği
düzenlenmiştir. Bu düzenleme 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabul Edilmesine Dair Kanun'la kabul edilmiştir.
12. Bu düzenleme uyarınca haklarında kamu görevinden
çıkarma kararı verilen ilgililer, tesis edilen bu işlemlere karşı doğrudan
idare mahkemelerinde dava açmış bu yargılama safahatı istinaf ve temyiz kanun
yollarına başvurulması ya da bu kanun yollarına gidilmemesi sonucunda
kesinleşmiştir. Netice itibarıyla 667 sayılı KHK'nın mezkûr hükmü uyarınca
tesis edilen idari işlemlerle kamu görevinden çıkarılanlar hakkında doğrudan
idari yargı mercilerince işin esasına yönelik incelemeler yapılmıştır.
B. Somut Olay
Bilgisi
13. Millî İstihbarat Teşkilatında (İdare/MİT) istihbarat
uzman yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek
667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendi uyarınca
tesis edilen 26/9/2016 tarihli İdare işlemiyle kamu görevinden çıkarılmasına
karar verilmiştir. İdare tarafından düzenlenen 12/8/2016 tarihli raporda
başvurucunun kendi adına kayıtlı olmayan ve aynı zamanda İdareye de
bildirmediği gizli/operasyonel bir GSM hattı kullandığı, söz konusu
gizli/operasyonel GSM hat ile açık bilinen GSM hattının şüpheye mahal
vermeyecek şekilde birden çok yerde, aynı zaman dilimi içinde, aynı bazlardan
birlikte sinyal aldığı, başvurucunun hafta sonu ve yıllık izinleri sırasında
dahi değişik tarihlerde ve farklı şehirlerde söz konusu baz birlikteliğinin
devam ettiği belirtilmiştir. Bunun yanında raporda başvurucunun bahse konu hat
üzerinden terör örgütü mensubu kişilerle çok sayıda görüşme gerçekleştirdiği,
bu kişiler arasında FETÖ/PDY'nin istihbarat sorumlusu olan H. abinin de yer
aldığı hususlarına yer verilmiştir.
14. Başvurucu, anılan işlemin iptaline karar verilmesi
talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde savunma hakkı tanınmadan ve somut
gerekçeler gösterilmeden, suçluluğu sabit olmadığı hâlde kamu görevinden
çıkarıldığını dile getirmiştir. Darbe teşebbüsü sonrasında hakkında bir soruşturma
yürütüldüğünü ve kendisine birtakım sorular sorulduğunu ifade eden başvurucu;
İdareye beyan etmediği ve kendisi adına kayıtlı olmayan 90539...73 No.lu GSM
hattı üzerinden FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen Y.A.nın kullandığı
belirtilen 90536...76 no.lu GSM hattı ile 2012-2013 yılları arasında iletişim
kurduğu iddiasıyla karşılaştığını hâlbuki Y.A.yı tanımadığını ve adına kayıtlı
olmayan bir GSM hattını kullanmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte OHAL
dönemini aşacak şekilde kamu görevinden çıkarıldığını, kamu görevinden
çıkarılmasının terörist olarak algılanmasına, özel sektörde dahi iş bulmasının
imkânsız hâle gelmesine, dış dünyayla olan ilişkilerinin etkilenmesine sebep
olduğunu vurgulayarak diğer bazı anayasal hakları ve özel hayata saygı hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. İdare, savunmasında öncelikle istihbarat hizmetlerini
yürütenler özelinde bazı açıklamalarda bulunmuş, bu kişilerin güvenilirlik
niteliğini kaybetmemesi ve devam etmesi şeklindeki gerekliliğe vurgu yapmıştır.
Bu bağlamda başvurucu hakkında yürütülen soruşturma neticesinde İdareye
bildirmediği gizli ve operasyonel GSM hattı üzerinden ayrı bir temas ve
iletişim ağı kullandığının tespit edildiğini, FETÖ/PDY ile irtibatı veya
iltisakı olan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının hukuka ve mevzuata
uygun olduğunu belirtmiştir.
16. Rize İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 30/11/2017
tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda 667 sayılı KHK'da yer alan
yargı mensuplarına ve diğer kamu görevlilerine ilişkin olarak öngörülen
tedbirlerden bahsedilmiş, meslekten çıkarma tedbirinin uygulanması için
FETÖ/PDY ile bağlantının üyelik ve mensubiyet şeklinde olmasının zorunlu
olmadığı, iltisak veya irtibat şeklinde olmasının yeterli olduğu
vurgulanmıştır. Bu bağlamda bir kanaate varılabilmesi için belli bir delile
dayanmanın zorunlu olmadığı ifade edilerek kanaatin oluşmasının keyfîlikten
uzak durulması şartıyla her somut olayın özelliğine göre değişebileceği
belirtilmiştir. Diğer yandan FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin olarak
değerlendirme yapan İdare Mahkemesi, temin edilen bilgi ve belgeler sonucunda
başvurucu hakkında oluşan kanaatin yanında başvurucunun kendi adına kayıtlı
olmayan, aynı zamanda teşkilata da bildirmediği GSM hattı üzerinden ayrı bir
temas ve iletişim hattı kullanmak suretiyle FETÖ/PDY mensubu kişilerle
görüşmeler gerçekleştirdiği yönündeki tespite değinmiştir. Netice itibarıyla bu
tespitten ve dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden hareketle
başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibat şeklinde bağı olduğugerekçesiyle
kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık
bulunmadığı sonucuna varmıştır.
17. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde dava dilekçesindeki iddialarını tekrar ederek
İdare Mahkemesinin genel geçer ifadelerden hareketle davanın reddine karar
verdiğini, gerekçesinin yetersiz olduğunu dile getirmiştir. Bununla birlikte kullandığı
isnat edilen telefonla yapılan hiçbir görüşmede şahsi telefonunun bu numara ile
bir arada bulunmadığını, kendisine ait telefonla illegal olarak kullandığı
iddia edilen numaranın ortak baz istasyonlarından sinyal verdiği süre içinde
ise söz konusu illegal numara ile herhangi bir görüşme gerçekleştirilmediğini
belirtmiştir. İstinaf başvuru dilekçesine karşı İdare tarafından sunulan
savunmada, istihbarat görevlilerinin güvenilirlik sıfatına vurgu yapılmış; OHAL
ilan edilmesine neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla tesis edilen
ve somut gerekçelere dayanan işlemin iptali istemini reddeden İdare
Mahkemesinin kararında hukuka aykırılık olmadığı ileri sürülmüştür.
18. Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi
(Daire) 7/3/2019 tarihinde, istinaf dilekçesinde öne sürülen iddiaların İdare
Mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek mahiyette olmadığı gerekçesiyle
istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
19. Başvurucu, karara karşı temyiz başvurusunda
bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde dava ve istinaf dilekçelerinde yer alan
iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
20. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 30/5/2023
tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu,
bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun
reddine karar vermiştir. Bununla birlikte başvurucu hakkında yürütülen ceza
yargılaması sonucunda verilen kararda yer alan ''...MİT mensubu olan
sanığın, örgütün devletin kritik kurumlarına sızma faaliyeti kapsamında bu
kuruma örgüt tarafından yerleştirildiği, örgütün mahrem imamları ile
operasyonel hat üzerinden haberleştiğinin alınan bilirkişi raporuna göre sabit
olduğu, sanığın örgüt içinde öğrenci konumunda olup görevi gereği edindiği
bilgileri örgütün kullandığı çeşitli programlar üzerinden mahrem imamlarına
ilettiği hususunun dinlenen tanık beyanları ile sabit olduğu...'' şeklindeki
tespite yer vererek İdare Mahkemesi kararını, bu gerekçeyi eklemek suretiyle
onamıştır.
21. Nihai kararı başvurucu 17/10/2023 tarihinde
öğrenmiştir.
22. Öte yandan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza
Mahkemesi) tarafından 7/10/2020 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan 7 yıl 6 ay, siyasal casusluk suçundan ise 12 yıl 6 ay hapis
cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararda, yaptırılan bilirkişi
incelemesine dayanılarak başvurucunun örgüt içi haberleşmeyi sağlamak için
örgüt tarafından temin edilen, başkası adına kayıtlı olan, sadece örgüt içi
iletişim için ve bu sebeple çoğu zaman kapalı durumda olan GSM hattını
kullandığı, bu şekilde kendisinden sorumlu mahrem imam ile iletişim sağladığı
kanaati belirtilmiştir. Bununla birlikte tanık S.K.nın kendisi gibi
başvurucunun da Hazine Müsteşarlığından MİT'e geçtiğini duyduğuna, başvurucuyla
sohbet ettiğine ve başvurucunun örgüt üyesi olabileceğine dair kanaatine de
anılan kararda yer verilmiştir. Diğer taraftan tanık Ö.K.nın beyanı Ceza
Mahkemesi kararında şu şekilde yer almaktadır:
"Tanık [Ö.K.] aşamalardaki beyanında: MİT
mahrem yapılanmasında temsilci olarak görev yaptığını, 28.07.2019'da kendi
isteğiyle teslim olduğunu, 2013'te Ankara'da MİT mahrem yapılanmasında Feyyaz
Kod [A.T.nin] sanıkla [başvurucuyla] tanıştırdığını, sanığın o
dönemde Hopa'da çalıştığını, örgütte öğrenci konumunda olduğunu, kendisinin ise
örgütte Hopa'yı da kapsayacak şekilde 10-12 ili kapsar şekilde Erzurum bölge
temsilcisi olarak çalıştığını, o dönemde öğretmen olarak altında çalışan Aydın
kod [M.K.nın] sanığın takibini yaptığını, 2015 yılından sonra da Erzurum
bölge temsilciliğini Ümit kod [S.D.ye] devrettikten sonra sanığın
takibini [S.D.nin] yaptığını, sanığın takibi devrolduktan sonra da
sanığın elde ettiği bilgileri örgütün kullandığı sistem üzerinden kendilerine
aktarmaya devam ettiğini, bu bilgilerin MİT'in ilgi alanları, faaliyet
alanları, MİT içerisinde örgüt haricinde çalışan insanların bilgileri,
zaafları, bunlarla alakalı biyograkip, biyografik istihbarat denilen bilgileri,
özellikle sol örgütlerle ilgili bilgileri örgütün kullandığı program üzerinden
kendisine gönderdiğini, MİT kurumuyla hangi bilgileri edinip paylaşıyorsa, aynı
bilgileri aynı şekilde kendileriyle de paylaştığını, bunların Shu, bylock,
wiber ve Face adı verilen programlar olduğunu, MİT mahrem yapılanması
içerisinde Feyyaz ve [Y.A.nın] aynı grubun aynı birimin içerisinde
beraber çalıştıklarını, [Y.A.nın] örgüt içerisinde öğretmen konumunda
olduğunu, MİT mahrem yapılanmasında İSAKEM denilen öğrencilerin MİT'e alınma
süreciyle alakalı eğitim sürecini takip ettiğini, operasyonel hatların 2013
yılına kadar kullanıldığını, kimlerin kullandığını ya da sanığın kullanıp
kullanmadığını bilmediğini, genelde örgütteki öğrencilerle operasyonel hatla
haberleşildiğini, 2013 yılından sonra akıllı telefonlar üzerinden, internet
aracılığıyla örgütün kullandığı diğer programlar ile iletişimin sağlandığını,
belirttiği anlaşılmıştır."
23. Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yapılan istinaf
başvurusu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin 15/3/2021 tarihinde
reddedilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından ise 21/9/2023 tarihinde
temyiz başvurusunun esastan reddine ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza
Dairesinin anılan kararının onanmasına karar verilmiştir. Netice itibarıyla
başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı 21/9/2023 tarihinde kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
24. 667 sayılı KHK'nın "Kamu görevlilerine
ilişkin tedbirler" başlıklı 4. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Terör örgütlerine veya ...
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
değerlendirilen;
a) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi personel, ilgili Kuvvet Komutanının
teklifi, Genelkurmay Başkanının inhası, Milli Savunma Bakanının onayı ile kamu
görevinden çıkarılır,
b) 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı
Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununa tabi personel Jandarma Genel
Komutanının teklifi, İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır,
c) 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil
Güvenlik Komutanlığı Kanununa tabi personel Sahil Güvenlik Komutanının teklifi
ve İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır,
ç) Milli Savunma Bakanına bağlı personel
Milli Savunma Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır,
...
e) Mahalli idareler personeli, valinin
başkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerine
İçişleri Bakanının onayıyla kamu görevinden çıkarılır,
f) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinde belirtilenler
hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil)
istihdam edilen personel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi
başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun
teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır,
g) Bir bakanlığa bağlı, ilgili veya
ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi
dahil) istihdam edilen personel, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili
amirin onayıyla kamu görevinden çıkarılır.
(2) Birinci fıkra uyarınca görevine son
verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı
olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her
türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye
kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan
görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da
bu fıkra hükümleri uygulanır."
25. 667 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
6749 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile kanunlaşmıştır.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
26. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü,
paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp
mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle
çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu
kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan
sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;
böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına
almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de
kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de
bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde
ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir."
27. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu
kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
28. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158
sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine
ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her
aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine
kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz
bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı
yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş
adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye
biliyorum. …Seçim [2014
tarihli HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün
ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı
gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız
aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı
yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş.
mahkemede yanıma gelip bana te[le]fonundaki ByLock mesajını okuttu.
Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte
Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’
isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.yi]
övücü yorumlar yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada
organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır.
...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/tasnifi adı altında
grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir
tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer
alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik
kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama
özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı
gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak
suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini
gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5
şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı
simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42
bin sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha
sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve
yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda
bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli,
durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara,
kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan
açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal
medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."
b. Danıştay
Kararları
29. Danıştay Beşinci Dairesinin 19/10/2022 tarihli ve
E.2018/4233, K.2022/7392 sayılı kararı özetle şöyledir:
"...
Davalı idare bünyesinde istihbarat uzman
yardımcısı olarak görev yapan davacı, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin
4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca 26/09/2016 tarihli ve9850/315
sayılı işlem ile kamu görevinden çıkarılmıştır.
Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile
bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte
ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen davayı açmıştır.
Öte yandan, davacı hakkında yürütülen
ceza yargılaması neticesinde, Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/04/2021
tarihli ve E:2019/102, K:2021/128 sayılı kararıyla, davacının; silahlı terör
örgütü üyesi olma suçundan anılan suçu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. maddesi gereğince mahkumiyetine;
siyasal ve askeri casusluk suçundan ise anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı
gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince
beraatine karar verildiği, söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin
04/10/2022 tarihli ve E:2021/998, K:2022/648 sayılı kararıyla istinaf
başvurusunun esastan reddedildiği, bu karara karşı temyiz kanun yoluna
başvurulması üzerine Yargıtayda temyiz incelemesinin devam ettiği görülmüştür.
...
Dava dosyasının incelenmesinden; davalı
idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1.
fıkrasının (g) bendi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin
gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki tespit
ve değerlendirme gösterilmiş ise de, bu tespit ve değerlendirmenin
dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi
Mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu tespit ve
değerlendirme gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddi yönünde verilen
karara karşı yapılan istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesince reddedildiği
görülmüştür.
Bu nedenlerle, öncelikle; davalı
idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme
yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için;
"Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık
ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü
Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait
örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon
görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise
tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer
alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının
geçtiği ifade tutanaklarının istenilmesine,
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan;
davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının
bulunup bulunmadığının sorularak, var ise ilgili belge ve raporların (şahıs,
hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer
alacak şekilde) istenilmesine,
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim
Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel
öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları
vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığının
sorularak, var ise tespitine ilişkin belge ve raporların istenilmesine,
Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları
Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili
gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb)kişilere bağış ya
da para transferinin olup olmadığının sorularak, var ise ilgili belge ve
raporların (şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde)
istenilmesine,
İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla
İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu
gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda
yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığının sorularak,
var ise ilgili belge ve raporların (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer
alacak şekilde) istenilmesine,
Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının
FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya
da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığının sorularak, var ise ilgili belge ve
raporların (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde)
istenilmesine,
Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon
Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı,
aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediğinin, iptal ettirmiş
ise hangi tarihte iptal ettirdiğinin sorularak, var ise müşteri hizmetleri ile
yapılan görüşmenin çözümünün ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin
istenilmesine" yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile
yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya
tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör
örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme
yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve ceza kovuşturmasındaki
(kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi)
tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir.
Bu itibarla, belirtilen hususlarda
araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare
Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge
İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır."
30. Danıştay Beşinci Dairesinin 10/10/2022 tarihli ve
E.2018/2776, K.2022/6428 sayılı kararı özetle şöyledir:
"...
Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde
istihbarat uzmanı olarak görev yapan davacı tarafından, 667 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca kamu
görevinden çıkarılmasına ilişkin 28/07/2016 tarih ve 217 sayılı işlemin
iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Ankara 9. İdare Mahkemesinin 25/09/2017
tarih ve E:2016/3611, K:2017/2671 sayılı kararında; atamaya yetkili amire 667
sayılı KHK ile verilen kanaat edinme ve değerlendirme yapma yetkisinin, içerik
itibarıyla adli ve idari soruşturmalardan bağımsız olarak, İdare Mahkemelerince
somut bilgi ve belgeler üzerinden denetlenmesi olanağının hukuken ve fiilen
mümkün bulunmadığı belirtilerek, davacının kamu görevinden çıkarılmasına
ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının istinaf başvurusunda bulunması
üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 13/02/2018 tarih
ve E:2018/144, K:2018/217 sayılı kararıyla; davacı tarafından ileri sürülen
iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği
belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3.
fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
...
UYAP kayıtlarının incelenmesinden;
davacı hakkında yürütülen ceza yargılaması neticesinde, Ankara 34. Ağır Ceza
Mahkemesinin 13/01/2021 tarih ve E:2020/58, K:2021/3 sayılı kararıyla,
davacının; "silahlı terör örgütü üyesi olma" ve "siyasal veya
askeri casusluk" suçlarından anılan suçları işlediğinin sabit olduğu
gerekçesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2. ve 328/1. maddeleri
gereğince mahkumiyetine karar verildiği, söz konusu karara karşı istinaf kanun
yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin
30/03/2021 tarih ve E:2021/324, K:2021/485 sayılı kararıyla istinaf
başvurusunun esastan reddedildiği, Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla
UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının
kesinleşmediği görülmüştür.
...
Dava dosyasının incelenmesinden; dava
konusu kamu görevinden çıkarma işleminin gerekçesi olarak davacının Milli
İstihbarat Teşkilatına bildirmediği gizli/operasyonel GSM hattı üzerinden ayrı
bir temas ve iletişim ağı kullanmak suretiyle FETÖ/PDY mensubu kişilerle
görüşmeler gerçekleştirdiğinin tespit edildiği hususunun davalı idarece savunma
dilekçesinde dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespit
değerlendirilmeden, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen
değerlendirme yapma yetkisinin İdare Mahkemelerince somut bilgi ve belgeler
üzerinden denetlenmesi olanağının hukuken ve fiilen mümkün bulunmadığı
belirtilerek davanın reddine karar verildiği görülmektedir.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesi
tarafından davanın reddine karar[ı] verildiği tarih itibarıyla davacı hakkında FETÖ/PDY terör
örgütüne üye olduğu veya anılan terör örgütü ile irtibatlı olduğundan bahisle
yürütülen bir adli soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığı anlaşılmakta ise de;
Dairemizce temyiz incelemesinin yapıldığı tarih itibarıyla UYAP kayıtları
üzerinde yapılan incelemede, davacı hakkında "silahlı terör örgütü üyesi
olma" ve "siyasal veya askeri casusluk" suçlarından mahkumiyet
kararı verildiği görülmüştür.
Bu durumda, Mahkemece, davalı idarenin
dava dosyasına sunduğu davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik
Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen
yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme
yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle
değerlendirilmesi ve davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasındaki
tespitlerin irtibat ve iltisak noktasında değerlendirilmesi suretiyle bir karar
verilmesi gerekirken, belirtilen hususlarda araştırma ve değerlendirme
yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi
kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare
Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir."
31. Danıştay Beşinci Dairesinin 26/9/2024 tarihli ve
E.2021/1817, K.2024/13350 sayılı kararı özetle şöyledir:
"...
davacı hakkında yürütülen ceza
yargılaması neticesinde verilen Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/04/2021
tarih ve E:2020/67, K:2021/101 sayılı kararında yer alan; "...FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü üyesi olduğu Mahkememizce kabul edilen sanığın, örgüt ile
temasının 2013 yılında bünyesine katıldığı MİT'ten önceki dönemde başladığı,
münasebet içerisinde olduğu örgütün izlediği stratejik hedefler doğrultusunda
2013 yılında MİT'e katıldığı, bu kapsamda 2014-2017 yıllarında İstanbul
ünitesinde istihbarata karşı koyma konularında, 2017-2018 yılları arasında Muş
ünitesinde görev yürüttüğü, mezkur dönemde örgütün MİT mahrem yapılanması
içerisinde "öğrenci" konumunda faaliyet[t]e bulunarak, örgüt hiyerarşisinde
üstü konumunda olan mahrem abileri ile belirli periyotlar içerisinde görüşerek
paylaşımda bulunmak amacıyla teşkilata ilişkin gizli bilgileri temin ettiği,
bilahare örgüt irtibatının tespiti üzerine de Teşkilattan ihraç edildiği,
sanığın, 2013 yılında Teşkilatta eğitime başladığı, bu dönemde örgütün MİT mahrem
yapılanmasında öğretmen konumunda faaliyette bulunan Sami kod M.Y. tarafından
düzenli bir şekilde takip edildiği, adı geçen mahrem imamın mezkur
beyanlarından anlaşıldığı üzere, teşkilattaki eğitim dönemi boyunca sanığın
düzenli takibini haftalık periyotlar içerisinde gerçekleştiği, sanığın mahrem
imam tarafından Ankara'da belirlenen adreste örgüt mensubu diğer MİT
çalışanlarıyla birlikte grup yapılarak takip edildiği, Ramazan kod adını
kullanan sanıktan düzenli olarak himmet alındığı, yukarıda ayrıntılı bir
şekilde ifade edildiği üzere sanığın yapılan bu periyodik görüşmelerde, mahrem
abisine aktarmak amacıyla teşkilatın kurs, kursa katılan hocalar, verilen
dersler, kursiyerler hakkında öğrendiği, duyduğu, eriştiği bilgileri temin
ettiği, teşkilatın eğitim döneminde örgütsel irtibatının tanık H.D'nin de
beyanlarıyla teyit ettiği, kurs bittikten sonra sanığın teşkilatın İstanbul
ünitesine 2014 yılında tayin olduğu burada istihbarata karşı koyma konularında
çalıştığı, tayinle birlikte sanığın MİT mahrem temsilcisi Hakan kod [adlı]
E.I. ile tanıştırılarak bu andan itibaren düzenli takibinin E.I ve onun altında
faaliyettte bulunan Halil kod S.G tarafından icra edildiği, E.I'nın müstakar
anlatımlarından anlaşıldığı üzere sanık ile bazen Üsküdar'daki bekar evinde bazen
de S.G'nin evinde düzenli görüşüldüğü, H.D'nin sanıkla birlikte İstanbul'a
tayin olduğu, kendisiyle görüşen örgüt abisinin evine yakın olan sanığın
ikametinden çıkarken gördüğü, bu hususu[nun] E.I'nın beyanıyla da teyit
olduğu, sanığın, E.I. ile yapılan düzenli ve periyodik görüşmelerde teşkilatta
görev yaptığı istihbarata karşı koyma ünitesinde çalıştığı konular, teşkilat
personeli ve amirleri hakkındaki bildiği, öğrendiği, ulaştığı bilgileri mahrem
imamlarında aktarmak amacıyla temin ettiği ve icra edilen buluşmalarda bu
bilgileri abileriyle paylaştığı, E.I'nın, sanık hakkında ayrıntılı beyanlarda
bulunduğu, sanığın Teşkilatta çalıştığı ünite ve baktığı konular dahil olmak
üzere sanık hakkında her türlü bilgiye sahip olduğunu beyanlarıyla teyit ettiği,
nitekim mezkur beyanlarının dosyadaki diğer beyanlar ve kanıtlarla uyumlu
olduğunun anlaşıldığı..." şeklindeki tespit ve değerlendirmeler bakılmakta
olan dava dosyasında yer alan diğer tespitler ile birlikte
değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve
irtibatının bulunduğu sonucuna varılmıştır."
c. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
32. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen "…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör
örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan “…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca
ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele
sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık,
kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve
bulguyu serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız
biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin
sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza
edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek
suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı
hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki
güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme
getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden
noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği,
bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince
haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır.
Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek
yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu
yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul
dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını
sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla
anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir."
33. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun'un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun'un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan "…Milli
Güvenlik Kurulunca…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021
tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki
kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde
hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai
bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın
açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
34. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "…üyeliği, mensubiyeti
veya…" ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve
E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına
alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…'
ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren
kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına
aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama
getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü
hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen
durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü
hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık
oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
35. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun'un 1. maddesinin
(2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin "…ve bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…"
bölümünün iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı
liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları
belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen
şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler
kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural
yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör
örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen
tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve
arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar
çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan
tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde
yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da
oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz
bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik
bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin
sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına
ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu
otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını
ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda
öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin
ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği
söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir."
36. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile
hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan
terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire
muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi,
olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu
anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten
uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a
ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında
geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği
açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme
niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde
Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması
gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın
13. madde[s]inde
sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde
güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90,
K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları
Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri
kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken
ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil
müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve
derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile
irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından
tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve
farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle
ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve
ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya
çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı
listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste
usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması
amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler,
cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza
usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği
bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel
sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda
kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir
özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu
görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten
çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında
suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No:
33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."
B. Uluslararası
Hukuk
37. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
38. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde
yükümlülükleri askıya alma" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını
tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf,
durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildirir."
39. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık
getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
40. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
41. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı
bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir
başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı
sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye'deki
OHAL'e ilişkin Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa
Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
42. AİHM söz konusu kararlarında özetle derogasyon
bildiriminde bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden
tehlikenin olup olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını,
denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin
bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını,
taraf devletlerin krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği
ölçüde hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan
ve McBride/Birleşik Krallık, B. No: 14553/89, 14554/89, 25/5/1993, §
43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
43. AİHM; Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında, Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667
sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma
hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını
incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda başvurucu, Kalkınma Ajansında iş
hukukuna tabi olarak çalışmaktayken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe
karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği ya da bu oluşumlarla iltisaklı veya
irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle
açtığı davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu
gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş
ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi
hakkındaki ihtilafların Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası
kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten
çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı
olduğunu, tedbirin cezai yönü bulunmadığını vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye,
§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile
ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak
açılan yargılamaların Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında
verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek bir nedenin mevcut
olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir
olmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
44. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini, dolayısıyla başvurucunun Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını
belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını
derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini, başvurucunun
itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle
vurgulamış; netice itibarıyla Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§
150-152).
45. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile
ilgili şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
46. AİHM, öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini, böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının
nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma
koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma
usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir
fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin
öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna
varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede başvurucunun özel
hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının
bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup
olmadığını incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
47. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin
açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla
birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve
bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri
olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması
emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak
mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu,
başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye
karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh
ve Diğerleri/Ukrayna Kararı
48. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle AİHM; başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut
koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 154-159). AİHM, başvurucuların kamu hizmetinden
çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve
isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile
kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin
ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı
yönünden ele almıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
49. AİHM, birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
50. AİHM; Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklanan iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında
incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim
ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı
ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin
kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış ve bunun bir sonucu
olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
51. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6.
maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş; incelemesini adil
yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu
kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu,
yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve
hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı
incelemiş; Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
52. AİHM, ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi
yönünden incelemiştir. Öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin
uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364).
Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı
hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru
amacının bulunduğunu belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393).
Bununla birlikte müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup
olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı
reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından
ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için
yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir
bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda yaptığı
değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı
hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine
varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 394-412).
53. Öte yandan AİHM, başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. Hâkimlerin ve özellikle
de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların
devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış,
başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere
getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve
halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla
uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiş, tüm bu gerekçelerle somut olayda
Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
54. Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite
dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele
almıştır.
55. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet
memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır.
Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi
Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen
soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları
arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak
üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varmıştır. Başvurucu, geçmiş
faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz
etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla
çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir
yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004
yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak talebi
anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık
temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının
sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere
dayanılarak reddedilmiştir (Naidin/Romanya, §§ 6-17).
56. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme'nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin
kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme
haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya'nın komünist rejim sırasındaki
durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin
tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru
bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/Romanya, §§ 49-51).
57. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik
gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın
kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda
devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir.
Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve
güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını
dile getirmiştir. Yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde
incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan
fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler
tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edilmediği kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
2. Avrupa Hukuk
Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 Tarihli Görüşü
58. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe
Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
59. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte bahse
konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili
objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamış; masum,
tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice
itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif
olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren
fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini
açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
60. Anayasa Mahkemesinin 25/9/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
61. Başvurucu; kamu görevinden süresiz şekilde
çıkarılmasının Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir ceza olduğunu, hakkında
kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadan aynı nedenlerle kamu görevinden
çıkarıldığını ve kamu görevinden çıkarılmadan önce kendisine savunma imkânı
verilmediğini ifade etmiştir. Hangi nedenle kamu görevinden çıkarıldığının
kendisine bildirilmediğini vurgulayan başvurucu, gösterilen gerekçelerin kamu
görevinden çıkarılması anında mevcut olmadığını belirtmiştir. Tesis edilen işlemin
darbe teşebbüsünün bastırılmasıyla ilgisi olmadığını, geçmişteki eylem ve
ilişkilerinden kaynaklı sonuç doğuran bir işlem tesis edildiğini, sonuca etkili
iddia ve itirazların ise yargısal makamlar tarafından cevapsız bırakıldığını
dile getirmiştir. Ayrıca özel hayatına ilişkin, fişleme niteliğindeki bilgilere
dayalı olarak, geçimini sağladığı ve sosyal güvencelerinin bağlı olduğu kamu
görevinden çıkarıldığını, işleme dayanak yapılan HTS kayıtlarının yasal saklama
süresi dolmasına rağmen muhafaza edilerek dosyaya sunulduğunu belirtmiştir.
Netice itibarıyla özel hayata saygı hakkının, adil yargılanma hakkının, aynı
suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının ve kanunsuz suç ve
ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
62. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır.
Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve
demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte
yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı
olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat
hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın
kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
2. Değerlendirme
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
63. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği"
başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder.
65. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden
çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmüştür. Kişilerin
mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek
hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava
süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki
hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat
bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki
durumlara ilişkin olarak da N.E. ve A.S. kararlarında detaylı
olarak açıklanmıştır (N.E., §§ 89-99; A.S., §§ 91-101).
66. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına
yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme
imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını
koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, neticede özel
hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve etki doğuracağının
muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru
formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisakı veya irtibatı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucu
hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin
ciddi düzeye ulaştığı anlaşılmıştır.
67. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik
müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu
etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun özel
hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
b. Başvuruyu İnceleme Usulü Yönünden
68. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği
söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler.
1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve
olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve
hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde
düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL
dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle
gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu
husustaki detaylı açıklamalar için bkz. N.E., §§ 100-108; A.S.,
§§ 102-110).
69. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri,
OHAL durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve OHAL
döneminde uygulanmıştır. Tedbirle kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir
daha bu göreve getirilmesi engellenmiş, böylece başvurucuya yönelik OHAL
sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir.
OHAL döneminde hayata geçirilen ve kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak
olan söz konusu kanuni düzenlemelerin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu Anayasa Mahkemesince
saptanmıştır. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu
gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak
olan kural, OHAL dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya
da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplarla
irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme
getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi
benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara OHAL sonrası durumları da dikkate
alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma
özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir
başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını
doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün
dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli
ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususu vurgulamıştır. (aynı
kararda bkz. § 66).
70. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu OHAL döneminde değerlendirilen
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya
ilişkin incelemenin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği
değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E.,
§§ 109-114; A.S., §§ 111-116).
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
72. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden
olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin
olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre
yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı
değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir
İşat, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118).
i. Tedbirin
Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı
73. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan
güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması
gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi
varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe
yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu
sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek
haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve
başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği
sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197; N.E., §
117; A.S., § 119).
74. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü
yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl
dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (N.E.,
§ 118; A.S., § 120).
75. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya
ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu
tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016
tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden
çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak
başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını
gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.
N.E., § 119; A.S., § 121).
ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere
Aykırı Olup Olmadığı
76. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
77. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak
MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3.
ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan
bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı,
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla
birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa
da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan
ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
198-201; N.E., § 121; A.S., § 123).
78. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde
dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut
olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin
milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü
dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da
saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S.,
§ 124).
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
79. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153; N.E., § 123; A.S., § 125).
80. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi,
temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması
için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli
olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade
etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü
durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma
bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca
ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve
özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında
orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla
Demir İşat, § 154; N.E., § 124;A.S., § 126; kıyasen birçok
karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).
81. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı
dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü
dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin
ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin
benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate
alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir.
Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde
gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı
ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir
tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği
bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan
değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması
gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 205-207; Ayla Demir İşat, §
155; N.E., § 125; A.S., § 127).
82. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156; N.E., § 126; A.S., § 128).
83. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya
konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde
belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü
hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin
gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade
etmektedir (N.E., § 127; A.S., § 129).
84. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya
keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule
ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir.
Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu
oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli
ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu
tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından
öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı
bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan
tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin
görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla Demir İşat,
§ 157; N.E., § 128; A.S., § 130).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
85. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin
uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (N.E.,
§ 129; A.S., § 131).
86. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu
nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152; N.E., § 130; A.S., § 132).
87. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz
darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı
bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun
yaşamını hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N.E.,
§ 131; A.S., § 133).
88. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve
bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili
olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet,
yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri
dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri
olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami
Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında
FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve
teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi
zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi
kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 8, 26, 28). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3),
§ 133; N.E., § 132; A.S., § 134).
89. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde
egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe
teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu
yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi,
kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut
tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir
tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.E.,
§ 133; A.S., § 135).
90. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa
süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye
sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini
hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu
teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe
tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından
bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi
konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin
hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; N.E.,
§ 134; A.S., § 136).
91. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin
faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene
sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma
konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81,
K.2021/45, 24/6/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden
kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut
nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekir. Ancak kamu görevlisinin
sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa
edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle
değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların
menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N.E.,
§ 135; A.S., § 137).
92. İstihbarat hizmetinde görevli kişiler bu kamu
hizmetinin doğası gereği daha nitelikli bir sadakat beklentisi ile karşı
karşıyadır. Bu kişiler için söz konusu olan mutlak ve sürekli bağlılık, mutlak
sır saklama yükümlülüğü gibi bazı temel hususlar gözönüne alındığında sadakat
kavramı salt bir anayasal yükümlülük olarak değil aynı zamanda yürütülen kamu
hizmetinin niteliği gereği mesleğin vazgeçilmez bir unsuru olarak ortaya
çıkmaktadır. Nitekim istihbarat hizmetinin, millî güvenlikle doğrudan
bağlantılı ve gizlilik esaslı olması nedeniyle bu hizmeti yürüten kamu
görevlilerinden beklenen sadakatin daha fazla yoğunluk ve kapsam kazanması
kaçınılmazdır. Neticede istihbarat hizmetinde görevli kamu görevlilerinin
sadakatinden duyulan şüphe değerlendirilirken görevin bu niteliklerinin dikkate
alınması gerekmektedir.
93. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, MİT bünyesinde
görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun
değerlendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının
objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı
içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan
ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce
ifade etmiştir (bkz. §§ 32, 36; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30).
Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarının
neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan
kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve
demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler
alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12,
4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3), § 126).
Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik
anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren
bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik
içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip
edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da
iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (N.E.,
§ 139; A.S., § 141).
94. İstihbarat hizmetinin niteliğinden hareketle ortaya
çıkan sadakat ile ilgili beklentinin yoğunluk derecesinin ve kapsamının yüksek
olması gerekliliği gözönüne alındığında FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı
olunduğu hususunda oluşan diğer kamu görevlilerine nazaran düşük yoğunlukta bir
şüphenin dahi sadakat bağının ortadan kalkması sonucunu doğurması beklenebilir.
Bu bağlamda istihbarat hizmetinde görevli bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile
iltisak veya irtibatının olduğuna yönelik ortaya çıkan bir şüphe,
delillendirilmesi, keyfî olmaması ve ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklanması
şartıyla kamu görevinden çıkarma şeklinde bir tedbirin uygulanmasını gerekli
kılabilir.
95. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin
işlemin tesis edilmesi, devamında İdare Mahkemesinin davanın reddine karar
vermesi sürecinde başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakının ve irtibatının
bulunduğuna yönelik oluşan kanaatin yanında kendi adına kayıtlı olmayan ve aynı
zamanda İdareye bildirmesi gerekmesine rağmen bildirmediği GSM hattı üzerinden
ayrı bir temas ve iletişim hattı kullanmak suretiyle FETÖ/PDY mensubu kişilerle
görüşmeler gerçekleştirdiğine yönelik tespite yer verilmiştir. Bununla birlikte
temyiz aşamasında Danıştay; yürütülen ceza yargılamasında başvurucu hakkında
FETÖ/PDY tarafından MİT'e yerleştirildiğine, örgütün mahrem imamları ile
operasyonel hat üzerinden haberleştiğinin alınan bilirkişi raporuna göre sabit
olduğuna, sanığın FETÖ/PDY içinde öğrenci konumunda olup görevi gereği edindiği
bilgileri örgütün kullandığı çeşitli programlar üzerinden mahrem imamlarına
ilettiğine yönelik olarak tanık beyanlarının bulunduğunu belirtmiştir. Neticede
Danıştay, İdare Mahkemesi kararına ek olarak ortaya koyduğu söz konusu
gerekçelerle başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olduğu yönünde
ulaşılan sonucu hukuka uygun bulmuştur. Nitekim Danıştay kararında yer alan bu
hususların başvurucu hakkında verilmiş ve kesinleşmiş olan mahkûmiyet kararının
gerekçesinde de detaylı şekilde yer aldığı görülmektedir (bkz. § 22).
96. Devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde
harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi
ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması
demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi
açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de
somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır.
Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak
tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu
bağlamda başvurucunun istihbarat hizmetinde görevli olması ve hakkında ortaya
konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili
olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat
bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı
mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı
söylenemez.
97. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu
görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden
alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya
da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu
kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa'da farklı ülkelerde gerçekleştirilen
arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan
anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata
geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin
kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 35).
98. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi
radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet
edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu
görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği
vurgulanmalıdır. Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında
AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 50-57).
99. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden
yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin
önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Somut
olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu
görevinden ilgili ve ikna edici somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel
sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi
tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin
bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla
bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
100. Öte yandan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın
çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili
şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama sürecinde dava dosyasına
sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve
belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir
şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Özellikle başvurucunun
kamu görevinden 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g)
bendi uyarınca tesis edilen idari işlemle çıkarıldığı ve bu işleme karşı dava
açtığı vurgulanmalıdır. Yine Danıştayın aynı konuyla ilgili olarak yeterli
araştırma yapılması gerekliliğinden bahisle idare mahkemelerinin davaların
reddine yönelik bazı kararlarının bozulmasına, bazı kararlarının da gerekçe
eklenmek suretiyle onanmasına karar verdiği görülmektedir (bkz. §§ 29-31). Bu
genel hususla birlikte bakılan başvurudaki olağan yargısal safahat gözönüne
alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve
yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez.
Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada
bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan
kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı
anlaşılmaktadır.
101. Diğer taraftan yargısal safahat sonucunda tanık
beyanlarından da hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakını ve irtibatının
açıkça tespit edilmiş olması nedeniyle, bireysel başvuru formunda dile
getirilen HTS kayıtlarının yasal saklama süreleri dolmasına rağmen muhafaza
edilerek dosyaya sunulduğuna yönelik şikâyetle ilgili olarak ayrı bir
değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi daha
önce verdiği Ertan Erçıktı (3) kararında ([1. B.], B. No: 2018/14040,
30/6/2021) benzer yöndeki şikâyetlerle ilgili olarak açılacak tazminat
davalarının amaca uygun ve makul bir başarı sunma kapasitesinin bulunduğu
sonucuna varmıştır (Ertan Erçıktı (3), § 53). Neticede başvurucu, bu
yöndeki iddiasını olağan yargısal makamlar önünde dile getirmediği gibi anılan
şikâyetiyle ilgili etkili yol olarak belirlenen tazminat yolunu tükettiğine
yönelik bir bilgi veya belge de eldeki bireysel başvuru dosyasına sunmamıştır.
102. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul
edilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında
alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi
bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile
orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki
başvuruda olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu
sonucuna varılmıştır.
103. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü
hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun
olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
B. Masumiyet
Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
104. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi
kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, ceza kovuşturması devam
etmesine rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
105. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,
26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı
kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
106. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare
hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü
kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde
uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının
bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep,
konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu
davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku
ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî, ceza
hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de
sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku
anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir
yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi
aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında
başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No:
2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30).
107. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir
başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları
tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari
soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;
kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya
kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza
mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge
düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No:
2015/6075, 11/6/2018, § 47).
108. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı
mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten
çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisak ve
irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında
değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza
yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu
yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek
kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik
unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği
anlaşılmıştır.
109. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik
bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
C. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
110. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
111. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru
ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837,
27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede
Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair
Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40.
maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil)
itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı
iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru
yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun
ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda
da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için Rize İdare
Mahkemesine (E.2017/501, K.2017/950), Samsun Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari
Dava Dairesine (E.2018/332, K.2019/221), Danıştay Beşinci Dairesine
(E.2019/1846, K.2023/7084) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 25/9/2025
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.