|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
RECEP ASLAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2024/28913)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 6/5/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
İrfan FİDAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet Tevfik DİNÇER
|
|
Başvurucu
|
:
|
Recep ASLAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamenin eki listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan meslekten çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde araştırma görevlisi olarak görev yapan başvurucu 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'ye (672 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
3. Başvurucu, göreve iade talebiyle Olağanüstü Hal İşleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) başvurmuştur. OHAL Komisyonunca 24/10/2018 tarihinde başvurucunun talebi yerinde görülmeyerek anılan başvuru reddedilmiştir. Kararda başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı kurumda çalışma kaydının bulunduğu, hakkında düzenlenen idari soruşturma raporunda FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunun değerlendirildiği, hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kovuşturmanın bulunduğu ifade edilmiştir. Kovuşturma sürecinde başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait öğrenci yurdunda müdürlük yaptığı, örgüt yapılanması tarafından üniversitedeki görevine başlatıldığı ve örgütün yurt dışı gezilerine katıldığı belirtilmiştir. Kararda söz konusu tespit ve olguların başvurucunun örgütle irtibat ve iltisakına delalet ettiği değerlendirilmiştir.
4. Başvurucu, OHAL Komisyonunun anılan kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; çalışma kaydı bulunan şirketin terörle bağlantısının olduğunu bilmediğini, bu konunun aleyhine kullanılamayacağını, yurt dışı gezilerinin örgütsel amaçla olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca iptalini istediği kararın hukuka aykırı olduğunu, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiğini, somut bir delil ve gerekçenin gösterilmediğini, herhangi bir terör örgütü ile bağının bulunmadığını, hakkındaki iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu öne sürmüştür.
5. Ankara 20. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 3/12/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Kararın gerekçesinde başvurucunun FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan kurumda çalışma kaydının bulunduğu, kurumu tarafından hakkında düzenlenen personel bilgi dosyasında üniversitedeki FETÖ/PDY yapılanması tarafından işe başlatıldığı hususlarına yer verilerek FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunun değerlendirildiği belirtilmiştir.
6. Bununla birlikte İdare Mahkemesi kararında başvurucu hakkında yürütülen ceza yargılamasında yer alan birtakım tanık beyanlarına yer verilerek başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırıldığı ve davanın istinaf aşamasında olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma dosyasının incelenmesinden, başvurucunun isminin bulunduğu 345680 ID'li, rcp0909 kullanıcı adı ve rcp.09 şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
7. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle ve hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığını belirtmekle birlikte İdare Mahkemesince karar gerekçesinde belirtilen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile bu tutanakta yer alan hususlara ilişkin bir itiraz ileri sürmemiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 29/9/2023 tarihinde verdiği kararda, kesinleşmemiş mahkûmiyet kararının başvurucunun aleyhine değerlendirilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte diğer deliller dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucunda İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
8. Başvurucu; bu karara karşı dava ve istinaf başvuru dilekçelerinde yer verdiği iddiaları ileri sürerek ve ByLock programını kullanmadığını, bu kullanıma ilişkin somut delil bulunmadığını, tek sayfadan ibaret bir analiz raporunun hükme esas alındığını belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 24/1/2024 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine karar vererek Daire kararını onamıştır.
9. Nihai karar 1/4/2024 tarihinde öğrenildikten sonra 2/5/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
10. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
11. Öte yandan Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) tarafından 7/1/2021 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesi kararının başvurucu yönünden yapılan değerlendirme başlığı altında "Sanık Recep Aslan hakkında [ByLock] tespiti yapılmadığı, sanığın tüm [ByLock] içeriklerinde ismine rastlanmadığı..." tespiti ile İdare Mahkemesi karar gerekçesinde de yer alan başvurucunun aleyhine birtakım tanık beyanlarına yer verilmiştir.
12. Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yapılan istinaf başvurusu, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 2/12/2021 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir. Ayrıca Daire, kararda Ceza Mahkemesinin hükümden sonra 24/6/2021 tarihli yazısı ekinde gönderdiği 345680 ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın içeriğinin suçun sübut ve vasfı ile belirlenen ceza miktarına bir etkisinin bulunmadığını ve sonucu etkilemediğini belirtmiştir. İnceleme tarihi itibarıyla dosya temyiz aşamasındadır.
II. DEĞERLENDİRME
A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucu; kanun hükmünde kararnameye dayanılarak terör örgütü mensubu ilan edilmek suretiyle kamu görevinden ömür boyu çıkarıldığını, kamu görevinden çıkarılmadan önce savunma hakkı verilmediğini ifade etmiştir. Ayrıca bir daha kamu görevinde çalışamayacak ve özel sektörde iş bulmasını imkânsız hâle getirerek zorunlu katkı payı ödeyerek emeklilik haklarını elde etmeyi engelleyecek biçimde tesis edilen işlemle mülkiyet hakkına açıkça müdahalede bulunulduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu; hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararında "Sanık Recep Aslan hakkında [ByLock] tespiti yapılmadığı, sanığın tüm [ByLock] içeriklerinde ismine rastlanmadığı..." şeklinde değerlendirme yapıldığını, buna rağmen İdare Mahkemesince hakkında isminin bulunduğu 345680 ID'li, rcp0909 kullanıcı adlı ve rcp.09 şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı olduğunun dile getirilerek karar gerekçesine dayanak olarak alındığını, yasal bir zeminde faaliyet gösteren bir kurumda çalışmış olmasının hiçbir şekilde adı geçen terör örgütü ile bağının olduğuna dair delil olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmiştir. Bu gerekçelerle masumiyet karinesinden yararlanma, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
15. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan N. E. ([GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025), A.S. ([GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025) ve Erkan Sezgin ([1. B.], B. No: 2022/86339, 16/7/2025) kararlarında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
16. Başvurucunun çeşitli haklara müdahale edildiğine ilişkin iddiaları, temeldeki müdahalenin kamu görevinden çıkarılmasına ve bir daha kamu görevine dönememesine yönelik olduğu görülmüştür. Bu nedenle müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuna varılarak başvurucunun iddiaları, bir bütün hâlinde özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmiştir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. N. E., §§ 89-99; A. S., §§ 98-101; Erkan Sezgin, §§ 78-81).
17. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirlerin olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirlerin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve ilgililer hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (N. E., §§ 109-114; A. S., §§ 106-110; Erkan Sezgin, §§ 91-96). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvurulara konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (N. E., §§ 117-122; A. S., §§ 119-124; Erkan Sezgin, §§ 99-104).
18. Anayasa Mahkemesi, öncelikle olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirlerin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirlerin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (N. E., § 127; A. S., § 129; Erkan Sezgin, § 109).
19. Anayasa Mahkemesi; tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen kamu görevinden çıkarmaya ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (N. E., §§ 129-138; A. S., §§ 131-140; Erkan Sezgin, §§ 111-117).
20. Anayasa Mahkemesi; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan kamu görevlilerinin meslekten çıkarılmaları konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (N. E., §§ 132-139; A. S., §§ 134-141; Erkan Sezgin, §§ 114-118). Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır (N. E., § 139; A. S., § 141; Erkan Sezgin, § 118).
21. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiğini, örneğin Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19, 9/2/2021) ve Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararlarına konu olaylarda tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklamaya ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna ulaşıldığını da hatırlatmıştır (N. E., § 145; A. S., § 148; Erkan Sezgin, § 126).
22. N.E., A.S. ve Erkan Sezgin kararlarında Anayasa Mahkemesi FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde ByLock sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların ByLock verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda ByLock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının olağanüstü hâl döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiğini ifade etmiştir (N. E., § 141; A. S., § 143; Erkan Sezgin, § 121). Ayrıca kararlarda AİHM'in Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ByLock uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delili, anayasal düzene sadakat bağı bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve kamu görevinden uzaklaştırma konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul etmiştir. ByLock uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (N. E., §§ 140-144; A. S., §§ 142-147; Erkan Sezgin, §§ 119-125).
23. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereği olarak kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisinin bulunduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir. (N. E., § 147; A. S., § 150; Erkan Sezgin, § 128).
24. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasını kullandığı tespit edilen başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (N. E., §§ 129-149; A. S., §§ 131-152; Erkan Sezgin, §§ 111-130).
25. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle, müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
26. Eldeki başvuruya konu olayda başvurucunun ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin tespit yer almaktadır. Bununla birlikte başvurucu, hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararında "Sanık Recep Aslan hakkında [ByLock] tespiti yapılmadığı, sanığın tüm[ByLock] içeriklerinde ismine rastlanmadığı..." şeklinde yer verilen değerlendirmelerin olduğunu buna rağmen Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın İdare Mahkemesinin kararına gerekçe yapılmasının durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür. İdare Mahkemesinin başvurucunun ByLock kullanımına ilişkin tespitini doğrudan başvurucu hakkında yürütülen Ceza Mahkemesi kararına dayandırmadığı, ilgili tespitin başvurucu hakkında yürütülen kovuşturma dosyasından elde edildiği görülmektedir. Nitekim başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin istinaf incelemesi neticesinde verilen kararda da 345680 ID numaralı ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'nın hükümden sonra dosyaya kazandırıldığının belirtildiği ve bahse konu tutanağın kovuşturma dosyasında mevcut olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla 345680 ID'li, rcp0909 kullanıcı adlı ve rcp.09 şifreli ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı'na dayanıldığı açıktır. Bu durumda başvurucunun ByLock ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgulardan yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.
27. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen ByLock uygulamasının başvurucu tarafından kullanıldığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.
28. Neticede başvurucunun ByLock uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan mevcut başvuruda da söz konusu N.E., A.S. ve Erkan Sezgin kararlarından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun özel hayata saygı hakkı yönünden diğer kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını, idari yargı düzeninde dava süreci devam ederken Ağır Ceza Mahkemesince hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü verilmediğini, buna rağmen suçlu ilan edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
31. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Halit İnciroğlu ([GK], B. No:2023/38006, 29/5/2025) ve Resul Darama (2) ([GK], B. No:2022/14226, 23/10/2025) kararlarında, uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulduğunu vurgulamıştır. Söz konusu kararlarda başvurucuların ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığını, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Halit İnciroğlu, §§ 157-162; Resul Darama (2), §§139-144). Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
32. Öte yandan İdare Mahkemesi kararında başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırıldığı ve davanın istinaf aşamasında olduğu belirtilmiş ise de Daire kararında başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmediği, bu nedenle de aleyhinde bir değerlendirme yapılmasının masumiyet karinesi gereğince mümkün olmadığının belirtildiği görülmektedir.
33. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.