|
Başkan
|
:
|
İrfan FİDAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Aydın DEMİREL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Abdi CENGİZ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararı sonrası yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilerek infazın devamına karar verilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
2. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 21/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 22/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır.
3. 25/2/2019 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi (ilk derece) başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
4. 14/1/2020 tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiştir.
5. Başvurucu, nihai kararı 19/6/2020 tarihinde öğrenmiştir.
B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Nezdindeki Süreç
6. Başvurucu, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 25/10/2018 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. AİHM 23/11/2021 tarihinde başvurucu hakkında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) 5. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Turan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 75805/16 ve diğer 426 başvuru, 23/11/2021).Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"...
53. Başvuranlar, esas olarak, yargı mensuplarının yakalanmalarını ve tutuklanmalarını düzenleyen iç hukuk kurallarına aykırı olarak tutuklandıklarından şikâyet etmiş ve 2802 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesi kapsamında bir suçüstü hâlinin varlığına itiraz etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca Sulh Ceza Hâkimliklerinin tutukluluklarına karar verme konusunda görevli ve yetkili olmadığını ileri sürmüşlerdir.
...
93. Mahkeme, Yargıtay üyelerine ilişkin hükümleri düzenleyen ve aynı zamanda Danıştay üyeleri için de uygulanabilir olan 2797 sayılı Kanun’un 46. maddesine göre; genel hükümlerin uygulanmasını gerektiren ve ağır ceza mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren suçüstü halinin bulunmaması durumunda, söz konusu yüksek mahkeme hâkimlerine karşı soruşturma başlatılmasının Başkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğunu not eder. (bk. yukarıda 30-31. paragraflar).
94. Mahkeme, yukarıda anılan yasal çerçevenin, Alparslan Altan (yukarıda anılan § 49) davasında belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi üyelerine uygulanabilir olan yasal çerçeve ile benzer olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, anılan davada olduğu gibi, yargı makamlarının başvuranların suçüstü halde yakalandıklarına ilişkin tespitleri nedeniyle tutukluluklarının genel hükümlere göre gerçekleştirildiğini de gözlemler.
95. Mahkeme, “suçüstü hali” kavramının kapsamlı olarak uygulanmasının yukarıda belirtilen Alparslan Altan (aynı kararda, §§ 104-115) davasında 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesiyle sonuçlandığını kaydetmektedir. Mahkeme, elinde bulunan bilgi ve belgeler ışığında ve yukarıdaki 85. ve 89-90. paragraflarında yer verilen görüşlerin ilgili kısımlarını göz önünde bulundurarak, Alparslan Altan davasındaki (yukarıda anılan) tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir. Mahkeme, bu doğrultuda, tutuklulukları sırasında Yargıtay ve Danıştay üyeleri olan başvuranların benzer şekilde 5 § 1 maddesi uyarınca hukukta öngörülen usule uygun olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmamış oldukları kanaatindedir. Ayrıca söz konusu tedbirin durumun gerektirdiği bir zorunluluk olduğunun söylenemez (aynı kararda, §§ 116-119).
96. Bu nedenle, tutuklandıkları dönemde 2797 veya 2575 sayılı Kanun’a tabi olan Danıştay ve Yargıtay üyesi olan başvuranların tutukluluklarının hukuka uygun olmaması gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
...
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,
...
2. Oy birliğiyle, başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğuna;
...
4. Oy birliğiyle, tutuklandıklarında Yargıtay ve Danıştay üyesi olan başvuranların tutukluluklarının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. Bire karşı altı oyla, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında yapmış oldukları diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliğinin ve esasının incelenmesine gerek olmadığına;
6. Oy birliğiyle,
(a) davalı Devlet tarafından, her bir başvurana, kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, söz konusu miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi zarar ile masraf ve giderler karşılığında 5.000 (beş bin) avro ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
7. Oy birliğiyle, başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir..."
C. Yargılamanın Yenilenmesine İlişkin Süreç
8. Başvurucu 25/4/2022 tarihinde AİHM'in ihlal kararı uyarınca yargılamanın yenilenmesine, mahkûmiyet kararının ortadan kaldırılmasına, infazının durdurularak tahliyesine ve beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
9. Yargıtay 3. Ceza Dairesi (ilk derece) tarafından 24/1/2023 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ve infazın aynen devamına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Her ne kadar hükümlü yargılamanın yenilenmesi talebinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2. Dairesinin 23/11/2021 tarih ve 75805/16 ve diğer 426 başvuru sayılı Turan ve diğerleri/Türkiye kararında tespit olunan sözleşme ihlalini gerekçe göstermiş ise de, dosya kapsamı ve talep dilekçeleri içeriğinde yargılamanın yenilenmesi talebinin gerekçesi olarak öne sürdüğü olgu, olay ve nedenlerin, CMK'nın 311. maddesinde sınırlı olarak sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden hiçbirine uymadığı, öte yandan yeni olay veya delil niteliğinde herhangi bir bilgi veya belgenin ortaya konulmadığı, ileri sürülen sebeplerin daha önce verilmiş hükme herhangi bir etkisinin bulunmadığı, 25/04/2022 tarihli ve bu doğrultuda gönderilen dilekçelerdeki talebin dayanağı olarak gösterilen AİHM 2.Dairesinin 23/11/2021 tarih ve 75805/16 ve diğer 426 başvuru sayılı Turan ve diğerleri / Türkiye kararında tespit olunan sözleşme ihlalinin sanığın yargılama sürecine ilişkin olmayıp, soruşturmanın başlangıç aşamasına ve tutuklanma şekline ilişkin olduğu, bu nedenlerle de hükümlünün yargılamanın yenilenmesi vesair talepleri ile ilgili CMK.nın 311 ve 321 maddeleri gereğince reddine karar vermek gerektiği hususunda Dairemizce vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçe uyarınca;
Hükümlü Abdi Cengiz'in yargılamanın yenilenmesi ve sair taleplerinin CMK'nın 321/1 maddesi uyarınca REDDİNE, infazın AYNEN DEVAMINA,... [karar verildi.]"
10. Başvurucunun karara yönelik 14/2/2023 tarihli itirazı Yargıtay 4. Ceza Dairesi (ilk derece) tarafından 6/7/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava dosyası ve itiraz dilekçesi incelenip değerlendirildiğinde;
Hükümlünün yargılamanın yenilenmesi dilekçelerinde ileri sürdüğü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin soruşturma aşamasına ilişkin ihlal kararının kesin hükmün dokunulmazlığına müdahaleyi gerektiren yönünün bulunmadığı, AİHM'nin talebe dayanak yapılan kararının hükümlü hakkında verilen ceza hükmüne ilişkin olmayıp, soruşturmanın başlangıç aşamasına ve tutuklama şekline ilişkin olduğu, bunun dışında yasada sınırlı olarak yer verilen yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden hiçbirinin somut olayda gerçekleşmediği, dolayısıyla yargılamanın yenilenmesinin reddine dair, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 24/01/2023 tarih, 2017/103 Esas ve 2019/155 Karar sayılı ek kararında herhangi bir isabetsizlik usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, itirazın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
KARAR:
1-Hükümlü Abdi Cengiz'in yargılanmanın yenilenmesine dair talebinde ileri sürüdüğü hususların CMK'nın 311. Maddesinde sınırlı olarak sayılan sebeplerden hiçbirisini oluşturmadığı anlaşıldığından, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 24/01/2023 tarih, 2017/103 Esas ve 2019/155 Karar sayılı ek kararına yönelik adı geçen hükümlünün itirazının CMK'nın 321/3. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Verilen kararın bir suretinin itiraz edene Dairesince tebliğine... [karar verildi.]"
11. Başvurucu yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair nihai hükmü 12/7/2023 tarihinde öğrendikten sonra 31/7/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Adli yardım talebinin kabulüne Komisyonca karar verilmiştir. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Yargılamanın Yenilenmesi Talebinin Reddi Sonrası İnfazın Devamına Karar Verilmesi Nedeniyle Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucu, AİHM tarafından verilen ihlal kararına rağmen yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilerek tahliye edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
14. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.
15. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirtilmiştir. Bu nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2) [1. B.], B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33). Buna göre ilk derece mahkemesinin suç isnadı altındaki kişinin mahkûmiyetine karar vermesi ile kişinin suç isnadına bağlı tutulması sona erer ve kişinin tutulması "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" amacıyla tutmaya yani mahkûmiyete bağlı tutmaya dönüşür.
16. Somut başvuruda başvurucu hakkında 25/2/2019 tarihinde verilen mahkûmiyet kararı ile başvurucunun suç isnadına bağlı tutulması sona ermiştir. Başvurucunun bu tarihten sonraki tutulması mahkûmiyete bağlı tutma niteliğindedir (bkz. § 3).
17. Anayasa Mahkemesinin pek çok kez ifade ettiği üzere mahkûmiyet hükmüne bağlı tutmanın hukukiliğini etkileyen bir durum söz konusu olduğunda tutulma hâli "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında olsa bile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline sebebiyet verebilir. Özellikle tutmanın önünde doğrudan Anayasa'dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğu (mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun değişikliği yapılması gibi) ya da tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir kararın mevcut olduğu durumlarda özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağ ortadan kalkar. Bu hâllerde tutmaya devam edilmesi hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur (Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 127; Şerafettin Can Atalay (2) [GK], B. No: 2023/53898, 25/10/2023, § 104).
18. Somut olayda başvurucu, AİHM tarafından verilen tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkin ihlal kararına atıfla yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından yapılan değerlendirme sonrası yargılamanın yenilenmesi, infazın durdurulması ve başvurucunun tahliyesi istemleri reddedilmiştir. Başvurucunun bu karara yönelik itirazı ise 6/7/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir (bkz. §§ 8-10).
19. Söz konusu ihlal kararının başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutulmasının önünde doğrudan Anayasa'dan veya kanunlardan kaynaklanan bir engelin bulunduğuna ilişkin bir tespit barındırmadığı, ayrıca tutmayı sona erdirmeyi zorunlu kılan yargısal bir karar niteliği de taşımadığı ortadadır. Salt başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin tespitin mahkûmiyete bağlı tutma ya da özgürlükten yoksun bırakma ile mahkûmiyet kararı arasındaki bağı ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yargılamanın yenilenmesi talebinin dayanağını teşkil eden ihlal kararının yargılama sürecine ilişkin olmayıp, soruşturma aşamasına ve tutuklanma tedbirine ilişkin olduğuna, başvurucu tarafından ileri sürülen hususların yargılamanın yenilenmesini gerektirmediğine, yargılamanın yenilenmesini gerektiren başkaca neden bulunmadığına ilişkin gerekçesinin bariz takdir hatası ya da keyfîlik barındırdığı söylenemeyecektir.
20. Diğer yandan Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır (Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, § 38). Başvurucunun mahkûmiyete bağlı tutma kararını veren mercinin bir mahkeme olmadığına yönelik itirazlarının Mustafa Başer ve Metin Özçelik ([1. B.], B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133), Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 183-197) ve Adnan Şen ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, §§ 91-99) kararlarında belirtilen ilkeler uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucunun mahkûmiyet kararına ve kararın hürriyeti kısıtlayıcı bir niteliğinin bulunmadığına veya hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya tedbirin kapsamını aştığına ilişkin bir iddiasının bulunmadığı görülmektedir.
21. Açıklanan gerekçelerle hukuka uygun şekilde mahkûmiyete bağlı tutulduğu anlaşılan başvurucunun yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi sonrası tutulmaya devam edilmesinin hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
22. Başvurucunun;
i. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin Nihat Akbulak ([GK], B. No: 2015/10131, 7/6/2018) kararı doğrultusunda konu bakımından yetkisizlik nedeniyle,
ii. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi yönünden eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin Mesut Gerez ([2. B.], B. No: 2014/3998, 21/6/2017, §§ 12-16) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
A. 1. Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi sonrası tutulmaya devam edilmesinin hukuki olmaması sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.