logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Devrim Erdinç Efil [2. B.], B. No: 2024/35674, 4/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

DEVRİM ERDİNÇ EFİL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2024/35674)

 

Karar Tarihi: 4/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Devrim Erdinç EFİL

Vekilleri

:

Av. Muhammet Emin CÜREBAL

 

 

Av. Soydan Saygın İNCİ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, eczane işletmesi için düzenlenen vereseli ruhsatname süresinin uzatılmasına ilişkin talebin reddine dair işleme karşı açılan davada, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/6/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun murisi, Ordu ili, Akkuş ilçesinde eczane işletmekteyken 20/10/2019 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucunun mevcut eczaneyi işletebilmesi için adına 30/10/2019-30/10/2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere vereseli ruhsatname düzenlenmiştir. Daha sonra başvurucu 18/11/2021 tarihinde yurt dışında yer alan bir üniversitenin eczacılık bölümüne kayıt yaptırmıştır.

6. Başvurucu 24/11/2021 tarihinde Ordu Valiliği İl Sağlık Müdürlüğüne (Valilik) başvurarak 18/12/1953 tarihli ve 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 9. maddesi uyarınca eczacılık fakültesinde eğitime başlaması nedeniyle eczane verese süresinin eğitimi sona erene kadar uzatılmasını talep etmiştir. Valilik 29/12/2021 tarihli işlemle başvuruyu reddetmiştir. Ret gerekçesi olarak başvurucunun murisinin vefat tarihi itibarıyla reşit olduğu gösterilmiştir. Başvurucu, anılan işlemin iptali istemiyle 6/1/2022 tarihinde dava açmıştır.

7. Ordu İdare Mahkemesi (Mahkeme) 1/3/2023 tarihinde davayı oyçokluğu ile reddetmiştir. Kararda;

i. 6197 sayılı Kanun'un dava konusu olaya ilişkin hükümlerinin amacının ölen bir eczacının reşit olmayan çocuğunun eczacılık eğitimi görüyor olması hâlinde işletilmekte olan eczanenin ruhsatının iptal edilmeyerek eğitimin tamamlanmasından sonra ölenin çocuğu tarafından eczanenin faaliyetinin devam ettirilmesi olduğu belirtilmiştir. 26/7/1986 doğum tarihli başvurucunun beş yıllık sürenin hitam tarihi olan 30/10/2024 tarihinde reşit olduğu, dolayısıyla anılan kanun hükümlerinden faydalanmasına imkân olmadığı ifade edilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 14/2/2019 tarihli kararının da aynı yönde olduğu aktarılmıştır.

ii. Karşıoyda vereseli eczanenin ruhsatnamesinin düzenlenmesinden sonra beş yıl süreyle işletilebileceği belirtilmiştir. Beş yıllık işletme süresinin uzamasında ise aranan reşit olmak ve eczacılık fakültesine girmek şartlarının birlikte gerçekleşmesine gerek olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun ruhsat süresinin dolacağı 30/10/2024 tarihinden önce eczacılık bölümüne kayıt yaptırması nedeniyle eğitimini tamamlayana kadar adı geçen eczanenin faaliyetinin devamına izin verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

8. Başvurucu, karara karşı 27/4/2023 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde aynı konuya ilişkin lehine verilen Danıştay Onuncu Dairesinin (Daire) ve Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin birçok emsal kararı bulunduğundan bahsetmiştir. Reşit olmayan birinin eczacılık fakültesine girmesinin mümkün olmaması nedeniyle verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, 6197 sayılı Kanun'un hatalı olarak yorumlandığını belirtmiştir. İDDK'nın kararından sonra da Dairenin aynı yönde birçok karar verdiğini vurgulamıştır.

9. Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 5/7/2023 tarihinde istinaf başvurusunu reddetmiştir.

10. Başvurucu, karara karşı 12/7/2023 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar etmiştir.

11. Daire 21/9/2023 tarihinde temyiz istemini kabul ederek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda;

i. 6197 sayılı Kanun'un 8. ve 9. maddelerinde yer alan hükümlerin irdelenmesi neticesinde, ölen bir eczacının karısı ya da kocası veya çocukları namına mesul müdür tarafından idaresinin beş seneyi geçemeyeceği ancak ölen eczacının çocuğu bu müddetin hitamında reşit değilse reşit oluncaya, eczacı mektebine veya fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar devam edeceğinin anlaşıldığı, sürenin bitiminde reşit olmakla birlikte eğitim görmeye devam etmesi hâlinde eğitim süreci boyunca eczanenin işletilebileceği ifade edilmiştir. Beş yıllık işletme süresinin uzamasında aranan reşit olmak ve eczacılık fakültesine girmek şartlarının birlikte gerçekleşmesine gerek olmadığı, aksi yorumun maddenin düzenleniş amacı ile bağdaşmayacağı değerlendirilmiştir.

ii. Başvurucunun, murisinin vefat ettiği tarihte reşit olduğu ve başvurucunun vereseli eczane ruhsatnamesinin süresinin dolacağı 30/10/2024 tarihinden önce eczacılık fakültesine kayıt yaptırdığı belirtilmiştir. Başvurucunun eğitimine başladığı açık olduğundan başvurucunun eğitimini tamamlayana kadar eczanenin faaliyetinin devamına izin verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu nedenle aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

12. Bölge İdare Mahkemesi 12/12/2023 tarihinde bozma kararına uymayarak 5/7/2023 tarihli kararında ısrar etmiştir.

13. Başvurucu, karara karşı 8/1/2024 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde 12/7/2023 tarihli temyiz dilekçesinde belirttiği hususları yinelemiştir.

14. İDDK 2/5/2024 tarihinde temyiz istemini reddederek Bölge İdare Mahkemesinin verdiği ısrar kararını onamıştır.

15. Başvurucu, nihai hükmü 30/5/2024 tarihinde öğrendikten sonra 13/6/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

16. 6197 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:

"Bir eczacı almış olduğu müsaadeden sarfınazar eder veya iflasına yahut hacrine hükmolunur veya vefat eylerse ruhsatname sakıt olur."

17. 6197 sayılı Kanun'un 8. maddesi şöyledir:

"Vefat eden veya hacredilen veya meslek ve sanatının icrasından mütevellit devamlı malüliyete duçar olan bir eczane sahibinin karısı veya kocası veya çocukları varsa eczanenin bunlar hesabına bir mesul müdürün idaresi altında işletilmesine Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince ruhsat verilir. Bu suretle verilecek ruhsatnamelerden Harçlar Kanunununa göre harç alınır."

18. 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"A) Bir eczanenin mesul müdür tarafından mahcur namına idare edilmesi hacredilen eczacı hakkındaki hükmün ref'ine veya kendisinin vefatına;

B) Sanatın icrasından mütevellit malüliyet dolayısıyle bir eczanenin mesul müdür tarafından idaresi malül eczacının ölümüne;

Kadar devam eder.

Ölen bir eczacının karısı veya kocası veya çocukları namına mesul müdür tarafından idaresi (5) seneyi geçemez.

Şu kadar ki; ölen eczacının çocuğu bu müddetin hitamında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacı mektebine veya fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar devam eder."

19. 6197 sayılı Kanun'un görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Komisyon Tutanaklarında 9. madde ile ilgili olarak büyük bir gayretle kurulan eczanenin eczacısının ölümü ile birdenbire dağılıp ana, çocuk veya kocanın açıkta kalmaması için eczanelere yönelik bir istisnanın kabul edildiği, bu sebeple belirtilen şahıslara eczanelerini fazla sıkışmadan başkasına devretme imkânı verebilmek için beş sene gibi bir müddetin öngörüldüğü ifade edilmiştir. Ancak bu hüküm için bir istisna getirilerek iki durumun dikkate alınması gerektiği, bunlardan birinin küçük çocuğun reşit olmaması hâli, diğerinin ise çocuğun eczacı mektebinde tahsilde bulunması hâli olduğu dile getirilmiştir. Bu iki hâlde çocuk reşit olana veya eczacı mektebini bitirene kadar eczanenin mesul müdür marifetiyle idaresine karar verildiği tutanakta yer almıştır.

2. Danıştay Kararları

20. Danıştay Onuncu Dairesinin 12/6/2025 tarihli ve E.2025/1194, K.2025/2919 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (aynı yönde bkz. Danıştay Onuncu Dairesinin 21/9/2023 tarihli ve E.2023/4192, K.2023/4647; 4/4/2023 tarihli ve E.2022/3809, K.2023/1733 sayılı kararları):

"6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 8. ve 9. maddesinde yer alan hükümlerin irdelenmesinden, ölen bir eczacının karısı veya kocası veya çocukları namına mesul müdür tarafından idaresinin (5) seneyi geçemeyeceği, şu kadar ki; ölen eczacının çocuğu bu müddetin hitamında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacı mektebine veya fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar devam edeceği, sürenin bitimi tarihinde reşit olmakla birlikte eğitim görmeye devam edilmesi halinde eğitim süreci boyunca eczanenin işletilebileceği, 5 yıllık işletme süresinin uzamasında aranan 'reşit olmak' ve 'eczacılık fakültesine girmek' şartlarının birlikte gerçekleşmesine gerek olmadığı, aksi yorumun maddenin düzenleniş amacı ile bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır.

Somut olayda, davacının vereseli eczane ruhsatnamesinin süresinin dolacağı 11/8/2024 tarihinden önce 1/9/2023 tarihinde Ege Üniversitesinin Eczacılık Fakültesi Eczacılık Bölümüne kayıt yaptırdığı ve eğitimine başladığı açık olup, davacının eğitimini tamamlayana kadar eczanenin faaliyetinin devamına izin verilmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

21. Danıştay Onuncu Dairesinin 10/4/2019 tarihli ve E.2019/5383, K.2019/2740 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (aynı yönde bkz. Danıştay Onuncu Dairesinin 15/3/2021 tarihli ve E.2020/4043, K.2021/1154; 27/11/2019 tarihli ve E.2019/9126, K.2019/8860 sayılı kararları):

"İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İstanbul 11. İdare Mahkemesinin 23/11/2017 tarih ve E:2017/1203, K:2017/2124 sayılı kararıyla; davacının vereseli olarak faaliyet gösteren eczanenin, verese süresinin bitmesinden önce İstanbul Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini kazandığı ve eğitimine devam ettiği anlaşıldığından, eczacılık eğitimini tamamlamasına kadar eczane faaliyetinin devamına izin verilmesi gerektiğinden davalı idarece, aksine tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işleminiptaline karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

22. Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 23/10/2018 tarihli ve E.2018/842, K.2018/7119 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (aynı yönde bkz. Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 18/5/2017 tarihli ve E.2016/9839, K.2017/2698 sayılı kararı):

"İstemin Özeti: Dava, İstanbul ili, Fatih ilçesi, Balabanağa Mah. Harikzadeler Sok. No:17 adresinde faaliyet gösteren vereseli L. Eczanesinin, varislerden H.Y.nin Eczacılık Fakültesine girmesi sebebiyle ruhsatnamesinin süresinin uzatılması istemiyle yaptığı başvurunun reddineyönelik İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünün 11/08/2015 tarih ve 82205 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, İstanbul 12. İdare Mahkemesi'nce; davanın reddi yolunda verilen kararın Dairemizin 03/10/2017 tarihli ve E:2017/800, K:2017/5098 sayılı kararı ile (Mahkeme kararında sehven 01/12/2016 tarih ve E:2016/3511, K:2016/5811 sayılı karar olarak yazılmıştır) bozulması üzerine bozma kararına uyularak, somut olaya uygulanacak olan Kanun hükmünün ve gerekçesinin birlikte yorumlanmasından, vereseli eczanenin ruhsatnamesinin düzenlenmesinden sonra 5 yıl süreyle işletilebileceği, 5 yıllık işletme süresinin uzamasında ise, aranan 'reşit olmak' ve 'eczacılık fakültesine girmek' şartlarının birlikte gerçekleşmesine gerek olmadığı anlaşılmakta olup, davaya konu vereseli L. Eczanesi ile ilgili olarak eczacı varislerinden H.Y.nin ruhsat süresinin dolacağı 25/7/2016 tarihinden önce İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Eczacılık Fakültesine kayıt yaptırdığı ve eğitimine devam ettiği açık olduğundan, varisin eğitimini tamamlayana kadar adıgeçen eczanenin faaliyetinin devamına izin verilmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararın, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

...

Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

23. İDDK'nın 14/2/2019 tarihli ve E.2017/243, K.2019/569 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir (aynı yönde bkz. İDDK'nın 2/5/2024 tarihli ve E.2024/371, K.2024/948 sayılı kararı):

"İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Bursa 3. İdare Mahkemesi'nin 9/9/2015 tarih ve E:2014/1380, K:2015/926 sayılı kararıyla; 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 7. maddesinde, 'Bir eczacı almış olduğu müsaadeden sarfınazar eder veya iflasına yahut hacrine hükmolunur veya vefat eylerse ruhsatname sakıt olur.' hükmüne, 8. maddesinde, 'Vefat eden veya hacredilen veya meslek ve sanatının icrasından mütevellit devamlı malüliyete duçar olan bir eczane sahibinin karısı veya kocası veya çocukları varsa eczanenin bunlar hesabına bir mesul müdürün idaresi altında işletilmesine Sağlık ve Sosyal Yardım Vekaletince ruhsat verilir. Bu suretle verilecek ruhsatnamelerden Harçlar Kanunununa göre harç alınır.' hükmüne, 9. maddesinde, 'A) Bir eczanenin mesul müdür tarafından mahcur namına idare edilmesi hacredilen eczacı hakkındaki hükmün ref'ine veya kendisinin vefatına; B) Sanatın icrasından mütevellit malüliyet dolayısıyle bir eczanenin mesul müdür tarafından idaresi malül eczacının ölümüne; kadar devam eder. Ölen bir eczacının karısı veya kocası veya çocukları namına mesul müdür tarafından idaresi (5) seneyi geçemez. Şu kadar ki; ölen eczacının çocuğu bu müddetin hitamında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacı mektebine veya fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar devam eder.' hükmüne yer verildiği; 6197 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen hükümlerinin amacının, ölen bir eczacının reşit olmayan çocuğunun eczacılık eğitimi görüyor olması halinde, işletilmekte olan eczanenin ruhsatının iptal edilmeyerek eğitimin tamamlanmasından sonra ölenin çocuğu tarafından eczanenin faaliyetinin devam ettirilmesi olduğu; olayda, muris eczacı [A.D.]nin 1/11/2009 tarihinde vefat ettiği, bu tarihten itibaren eczanenin mesul müdür tarafından idare edildiği, davacının 08/10/2014 tarihinde Yalova İl Sağlık Müdürlüğü'ne başvurarak, eczacılık eğitiminin devam ettiğinden bahisle 6197 sayılı Kanun'un 9/B maddesi uyarınca, eczacılık eğitiminin bitimine kadar eczanenin ruhsatının devam etmesi konusunda talepte bulunduğu, başvurunun, vereseli eczanenin işletilmeye başlandığı sırada reşit olan çocuklar bakımından 6197 sayılı Kanun'un 9/B maddesi hükmünün uygulanamayacağı gerekçesiyle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı; bu durumda; doğum tarihi 2/5/1969 olan davacının, 5 yıllık sürenin hitam tarihi olan 1/11/2014 tarihinde reşit olduğu, dolayısıyla yukarıda anılan Kanun hükümlerinden faydalanmasına imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle, dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Onbeşinci Dairesi'nin 15/4/2016 tarih ve E:2015/10369, K:2016/2619 sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta, davacının 15/9/2014 tarihinde Makedonya'da bulunan Uluslararası Struga Üniversitesi Eczacılık Fakültesine kaydını yaptırdığı ve dava konusu işlem tarihi itibariyle anılan üniversitede eczacılık eğitiminin devam ettiği, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 8. ve 9. maddesinde yer alan hükümlerin irdelenmesinden, ölen bir eczacının karısı veya kocası veya çocukları namına mesul müdür tarafından idaresinin (5) seneyi geçemeyeceği, şu kadar ki, ölen eczacının çocuğu bu müddetin hitamında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacı mektebine veya fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar devam edeceği, sürenin bitimi tarihinde reşit olmakla birlikte eğitim görmeye devam edilmesi halinde eğitim süreci boyunca eczanenin işletilebileceği, aksi yorumun maddenin düzenleniş amacı ile bağdaşmayacağı; öte yandan, 6197 sayılı Kanun'un 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde eczacılık yapabilmek için hangi vasıflara sahip olunması gerektiğinin sayıldığı, bunlardan (B) bendinde Türkiye Eczacı Mektep veya fakültelerinden diplomalı olmak veya yabancı memleketlerdeki eczacı mektep veya fakültelerinden diplomalı olup da 3. madde gereğince ilmi hüviyetini ispat etmiş veya imtihanı kazanmış olmak şartına yer verildiği, Kanun'un 3. maddesinde, yabancı ülkeden eczacılık fakültesi diploması olan Türk vatandaşlarının Türkiye'de eczacılık yapabilmeleri için, şayet program ve tahsil bakımından yabancı ülkedeki eczacılık fakültesi Türkiye'deki eczacılık fakültelerine muadil ise eczacılık fakültelerince teşkil edilecek bir jüri önünde ilmi hüviyetlerini tespit etmeye, tahsil müddeti aynı ancak derslerinden bazıları bulunmayan veya bulunup da tahsil müddeti az olanların yine jüri önünde imtihan vermeye, şayet tahsil müddeti ve programı eksik ise kalan müddet ve programlarını tamamladıktan sonra imtihan vermeye mecbur olduklarının hüküm altına alındığı ve bu gibilerin diplomalarının ancak ilmi hüviyetin ispatından veya imtihanın kazanılmasından sonra tescil olunacağının belirtildiği; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 7/1. maddesinin (p) bendine dayanılarak hazırlanan Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Denklik Yönetmeliği'nde yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından alınmış ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarının denklik işlemlerinde uyulacak usul ve esaslar düzenlendiği; davacının 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesi hükmünce eczacılık fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitirinceye kadar vereseli eczane işletebileceği tabii olmakla birlikte Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde eczacılık yapabilmesi için yurtdışında okuyacağı Üniversitenin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınması ve alınacak diplomanın denkliği konusunda 6197 sayılı Kanun, Yükseköğretim Kanunu ve ilgili mevzuatlara uygunluğu meselesinin de bulunduğu; Mahkemece davacının adı geçen üniversitenin öncelikle faaliyet gösterdiği ülke yetkili makamlarınca diploma vermeye yetkili bir kurum olarak tanınıp tanınmadığı ve YÖK tarafından tanınıp tanınmadığı hususu ile uygulamada Makedonya'da bulunan Uluslararası Struga Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden alınacak diplomanın YÖK tarafından denklik verilip verilmediği konusunda gerekli araştırma yapıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Belirtilen gerekçelerle, Bursa 3. İdare Mahkemesi'nin 9/9/2015 tarih ve E:2014/1380, K:2015/926 sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: Bursa 3. İdare Mahkemesi'nin 22/11/2016 tarih ve E:2016/1440, K:2016/1469 sayılı kararıyla; davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

...

Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

B. Uluslararası Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma hakkının demokratik toplumda önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır (Aırey/İrlanda, B. No: 6289/73, 9/10/1979, § 24). AİHM'e göre hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirlilik Sözleşme'nin bütün maddelerinde mündemiçtir (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47). Adil yargılanma hakkı hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine uygun olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda hakkın tesliminden kaçınma (denial of justice) yasağı bu ilkelerin başında gelmektedir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 35).

26. AİHM iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevin ulusal otoritelere ait olduğunu vurgulamaktadır. AİHM'in görevi ulusal hukuk mercilerinin yorumlarının etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını tespit etmekle sınırlıdır (Waıte ve Kennedy/Almanya, B. No: 26083/94, 18/2/1999, § 54). AİHM kural olarak kendisinin ulusal mahkemelerin yerine geçerek değerlendirme yapma görevinin bulunmadığını, ulusal hukukun yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikli olarak ulusal otoritelerin, özellikle ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğunu ifade etmektedir. AİHM bu sebeple ulusal mahkemelerin iç hukukun yorumuna ilişkin tartışmalarına karışmayacağını belirtmektedir. Ancak AİHM keyfîliğin bulunduğu, diğer bir ifadeyle ulusal mahkemelerin iç hukuku açıkça hatalı veya keyfî ya da adaleti hiçe sayacak şekilde uyguladıklarını gözlemlediği hâllerde bunu sorgulayabileceğine işaret etmektedir (Anđelkovıć/Sırbistan, B. No: 1401/08, 9/4/2013, § 24).

27. AİHM Emel Boyraz/Türkiye (B. No: 61960/08, 2/12/2014) kararında başvuranın kamu sektörüne ait bir elektrik şirketindeki güvenlik görevlisi olarak atandığı görevinden askerliğini yapmış olmak şartını taşımadığı yani erkek olmadığı için alınması hakkında yaptığı başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararda, Danıştay Onikinci Dairesinin ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun benzer olduğu görülen davalarda farklı sonuçlara varması değerlendirilmiştir. AİHM, başvuranın iddiasını güçlendirmek için kendisi ile benzer durumda olan başka bir davacının lehine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından verilen bir kararın sunulduğunu ifade etmiştir. Danıştay Onikinci Dairesinin ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun benzer olduğu görülen davalarda farklı sonuçlara vardıkları doğru olmasına rağmen, Danıştay içtihadında derin ve devamlı farklılıkların olduğunun söylenemeyeceği değerlendirmesinde bulunmuştur. AİHM, benzer davalarda bile olsa ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırma yükümlülüğü olmadığını gözönünde bulundurarak Onikinci Daire ve İdari Dava Daireleri Genel Kurulu arasındaki yorum farklılığının kendi içinde Sözleşme'nin 6. maddesini ihlal etmediği sonucuna varmıştır (Emel Boyraz/Türkiye, § 73).

28. Öte yandan AİHM, kararın devamında başvuranın temyiz aşamasında İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun benzer konuda lehine olan kararını destekleyici olarak göstermesine karşın Danıştay Onikinci Dairesi başvuranın beyanlarını veya İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun kararını gözönüne almayarak temyiz istemini reddettiğini belirtmiştir. İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun Danıştay Onikinci Dairesi ile çelişen bir karar vermesi ve başvuranın İdari Dava Daireleri Genel Kurul kararına ilişkin beyanları karşısında Danıştay Onikinci Dairesinin yeterli bir gerekçe ortaya koymamasının adil yargılanma gereklilikleri ile bağdaşmadığını ifade etmiştir. Buna bağlı olarak da Danıştay Onikinci Dairesinin kararlarında yeterli gerekçe gösterme görevini yerine getirmediği sonucuna varmıştır (Emel Boyraz/Türkiye, § 75).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Anayasa Mahkemesinin 4/11/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesi ve İDDK tarafından yapılan mevzuat yorumunun hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Dairenin ve Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin aynı konuda verdiği lehe birçok kararı varken, bu nedenle eczacılık ruhsatları devam eden birçok kişi bulunurken kendi davasının haksız bir şekilde reddedildiğini ifade etmiştir. Aynı konuda oluşan içtihat farklılığından şikâyet ederek adil yargılanma hakkının, gerekçeli karar hakkının, silahların eşitliği ilkesinin ve ölçülülük ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde; yargı mercilerinin kararlarında hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu gerekçelendirdikleri, böylelikle başvurucunun dava konusu ettiği işlemle ilgili olarak karar verdikleri belirtilmiştir. İdari yargı mercilerinin teferruatlı değerlendirmeleri gözönüne alındığında başvurucunun eczane ruhsatının süresinin uzatılmamasına dayanak olan yasal düzenlemelerin detaylı bir şekilde tartışıldığı ifade edilmiştir. Bu hâliyle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti mahiyetinde olup olmadığının Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede dikkate alınmasının faydalı olacağı savunulmuştur.

B. Değerlendirme

32. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli [2. B.], B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

37. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Yargı mercileri dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açık bir keyfîlik görüntüsü olmaması ve makul bir gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (İbrahim Ataş [1. B.], B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).

38. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (İbrahim Ataş, § 24).

39. Kararların gerekçeli olması davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarını mümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

40. Öte yandan aynı nitelikteki uyuşmazlıkla ilgili olarak değişik mahkemelerin farklı kararlar vermesi tek başına adil yargılanma hakkını ihlal etmemektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin farklı mahkemelerce yapılan yorumların hukuka uygun olup olmadığını denetleme ve bu yorumları birleştirme gibi bir görevinin bulunmadığının altı çizilmelidir. Anayasa Mahkemesinin açıkça keyfî olmayan veya bariz takdir hatası da içermeyen bir yorumdan dolayı adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedebilmesi için bu yorumun yerleşik hâle gelen bir içtihattan saptığına veya derinleşmiş ve süregelen bir nitelik kazanan içtihat farklılığına dayandığına ikna olması gerekir (Selahattin Bayri [1. B.], B. No: 2018/32374, 15/9/2021, § 47).

41. Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını değerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattan ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olan güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucunda benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler tarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48).

42. Yine Anayasa Mahkemesi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur ([1. B.], B. No: 2017/29896, 25/12/2018, § 52) kararında içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazandığı, bu durumun davaların somut özelliğinden kaynaklanmadığı ve ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı birleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle varılan sonucun öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetinin zedelendiği sonucuna ulaşmıştır.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

43. Somut olayda başvurucunun murisinin eczane sahibi ve mesul müdürü olarak çalışmaktayken vefat etmesi üzerine başvurucu adına beş yıl süre ile geçerli vereseli eczane ruhsatı düzenlenmiştir. Daha sonra başvurucu, yurt dışında yer alan bir üniversitede eczacılık eğitimine başlaması üzerine verilen ruhsatın süresinin uzatılmasını talep etmiştir. Valiliğin vereseli eczane ruhsatı düzenlendiği tarihte başvurucunun reşit olduğu gerekçesiyle 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca talebi reddetmesi üzerine başvurucu, iptal davası açmıştır.

44. Mahkeme, davayı reddetmiştir. Kararda 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesinde, ölen bir eczacının reşit olmayan çocuğunun eczacılık eğitimi görüyor olması hâlinde işletilmekte olan eczanenin ruhsatının iptal edilmeyerek eğitimin tamamlanmasından sonra ölenin çocuğu tarafından eczanenin faaliyetinin devam ettirilmesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Başvurucunun ise murisinin vefat ettiği tarihte reşit olması nedeniyle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır. Bölge İdare Mahkemesi de aynı görüşü paylaşmıştır.

45. Daire ise 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan düzenlemenin vereseli eczane ruhsatnamesinin verildiği beş yıllık süre içinde eczane eğitiminin devamı hâlinde eğitim süreci boyunca eczanenin işletilebileceğini değerlendirmiştir. Beş yıllık işletme süresinin uzamasında aranan reşit olmak ve eczacılık fakültesine girmek şartlarının birlikte gerçekleşmesinin gerekmediğini ifade etmiştir. Aksi yorumun maddenin düzenleniş amacı ile bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Başvurucunun vereseli eczane ruhsatnamesinin sona erdiği sürede reşit olsa bile eczacılık eğitiminin devam etmesi nedeniyle dava konusu işlemde yasal isabet bulunmadığı sonucuna varmıştır.

46. Bölge İdare Mahkemesi tarafından Dairenin bozma kararına karşı ısrar edilmesi üzerine uyuşmazlık İDDK önüne taşınmıştır. İDDK tarafından Bölge İdare Mahkemesinin ısrar kararı onanarak karar kesinleşmiştir.

47. Somut olaydaki dava, başvurucu hakkında düzenlenen beş yıl geçerli vereseli eczane ruhsatının başvurucunun eczacılık eğitimi alması nedeniyle uzatılmamasına karşı açılmıştır. Eczane sahibinin vefatı hâlinde eş ya da çocuğa beş yıllık işletme ruhsatı hakkı tanınacağı konusunda herhangi bir tartışma yoktur. Uyuşmazlık konusu olan husus, başvurucunun reşitken başladığı eczacılık fakültesi eğitiminin beş yıllık olan eczane ruhsatı süresinin uzatılmasına bir etkisinin olup olmayacağıdır.

48. Bu husus Danıştay kararlarına konu olmuştur. Daire ve Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesi, kanunda yer alan reşit olmak ve eczacılık fakültesine girmek şartlarının birlikte gerçekleşmesine gerek olmadığını ifade etmiştir. Zira kanunun konuluş amacının bu yönde olduğunu, aksi bir yorumun kanunun getiriliş amacı ile bağdaşmayacağını belirtmiştir. Buna karşılık İDDK, ölen eczacının çocuğu ruhsat süresinin dolması esnasında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacılık fakültesine girdiği takdirde tahsili bitinceye kadar bu sürenin uzayabileceği değerlendirmesinde bulunmuş; kanunda yer alan reşit oluncaya ve eczacılık fakültesine girdiği takdirde bu tahsili bitinceye kadar düzenlemesinde her iki şartın bir arada arandığını, ruhsata başvuran kişinin reşit olması hâlinde sonradan gireceği eczacılık fakültesinin süresi sona eren ruhsata bir etkisinin bulunmayacağını değerlendirmiştir (bkz. §§ 21-23). Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesi ile Daire, görüşünü 2017 yılından beri devam ettirmesine karşılık İDDK'nın bu konuda yalnızca iki kararı vardır.

49. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Danıştayın ilgili daireleri ve kurulu tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz konusu olmadığından somut olayın yukarıda anılan Hakan Altıncan başvurusundan farklı olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca İDDK tarafından verilen sadece iki karar bulunması karşısında Daire ile İDDK arasında derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış bir içtihat farklılığı bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden somut başvuru yukarıda belirtilen Yasemin Bodur kararından da farklıdır (bkz. §§ 41, 42). Nitekim AİHM de Emel Boyraz/Türkiye kararında benzer yönde bir değerlendirme yapmış ve İDDK tarafından aynı konuda Danıştay Dairesinden farklı tek bir karara varmasını derinleşmiş ve sürekli bir farklılık olarak nitelendirmemiştir (bkz. § 27).

50. Mahkeme; davayı reddederken ölen eczacının çocuğu ruhsat süresinin sona ermesi esnasında reşit değilse reşit oluncaya ve eczacılık fakültesine girdiği takdirde tahsili bitirinceye kadar bu sürenin uzayabileceği değerlendirmesinde bulunmuştur. Kanun'da yer alan reşit oluncaya ve eczacılık fakültesine girme düzenlemesinde her iki şartın bir arada arandığı, ruhsata başvuran kişinin reşit olması hâlinde sonradan gireceği eczacılık fakültesinin süresi sona eren ruhsata bir etkisinin bulunmayacağını kabul etmiştir. Ancak Mahkeme, Daire tarafından verilen yukarıda anılan kararları herhangi bir şekilde değerlendirmemiş; Dairenin kanunun uygulanmasına ilişkin yorumu neden kabul etmediğini açıklamamıştır. Sadece kanunda yer alan düzenlemeyi yorumladığını ifade etmiş, bu konuda içtihat birimi olan Dairenin 2017 yılından beri ısrarla uyguladığı görüşün neden kabul edilmemesi gerektiğini kararında göstermemiştir.

51. Öte yandan 6197 sayılı Kanun'un 9. maddesinin tartışıldığı TBMM Komisyonunda kurulmuş bir eczanenin hemen dağılarak ailenin zor durumda kalmasının önüne geçmek için mesul müdür ile faaliyete devam etme imkânının getirildiği belirtilmiştir. Ancak bu duruma iki istisna konulduğu ve bu iki istisnanın küçük çocuğun reşit olmaması hâli veya çocuğun eczacı mektebinde tahsilde olması hâli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19). Bu nedenle Mahkemenin, Daire tarafından sürdürülen içtihadı neden kabul etmediğini kararda göstermesi ayrıca önemlidir.

52. Kural olarak mahkeme kararlarında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe olması hâlinde kanun yolu merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. Mahkeme kararlarında gerekçe bulunmadığı hâllerde ise kişilerin ileri sürdüğü esaslı itirazlar kanun yolu mercii tarafından gerekçeli şekilde karşılanmalıdır. Somut olayda Mahkeme kararının yukarıda belirtilen bağlamda bir gerekçe içermediği, Bölge İdare Mahkemesi ve İDDK tarafından ise bu karara atıf yapılarak herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır (Diren Taş [1. B.], B. No: 2019/38230, 24/1/2024, § 36).

53. Sonuç olarak yargılama mercileri Dairenin 2017 yılından beri ısrarla uyguladığı içtihadın neden kabul edilmemesi gerektiğine ilişkin gerekçe ortaya koymadığından başvurucunun eczane işletmesi için düzenlenen vereseli ruhsatname süresinin uzatılması gerektiğine dair iddiaları ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklığa kavuşturmamıştır. Bu itibarla yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiası hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasının gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

56. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar ve tür belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.

57. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ordu İdare Mahkemesine (E.2022/1291, K.2023/273) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Devrim Erdinç Efil [2. B.], B. No: 2024/35674, 4/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı DEVRİM ERDİNÇ EFİL
Başvuru No 2024/35674
Başvuru Tarihi 13/6/2024
Karar Tarihi 4/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, eczane işletmesi için düzenlenen vereseli ruhsatname süresinin uzatılmasına ilişkin talebin reddine dair işleme karşı açılan davada, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (idare) İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6197 Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun 7
8
9
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi