|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Aydın DEMİREL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ahmet Faik ÖZVER
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Güray DAĞ
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza davasında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesini müteakip 9/4/1984-10/8/1985 tarihleri arasında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinden kaynaklanan zararlara ilişkin açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Ceza Davasına İlişkin Süreç
5. Başvurucu, yasa dışı Dev-Sol örgütü üyesi olduğu ve örgüt amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğu iddiasıyla 9/4/1984 tarihinde gözaltına alınmış; 4/5/1984 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucunun 8/8/1985 tarihinde tahliyesine karar verilmiş olmakla birlikte 10/8/1985 tarihinde salıverildiği anlaşılmaktadır.
6. (Kapatılan) Üsküdar1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılama sonunda başvurucu hakkındaki kamu davasının zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşürülmesine 15/12/2009 tarihinde karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Sanığın yasadışı Dev-Sol örgütü üyesi olduğu, örgütün Dev-Genç birimi Beyazıt bölgesinde faaliyette bulunduğu, örgüt içinde FUAT kod adını kullandığı, öğrencisi bulunduğu Fen Fakültesinde okuduğu dönemlerde sanıklar [M.N.A., F.I. ve N.Ö.nün] sorumluluğunda örgüt görüşünü benimseyip örgütsel eğitim çalışmalarına katıldığı, okul çevresinde duvarlara örgüt adına yazı yazdığı, Süleymaniye bölgesinde [Ş.Ş.nin] talimatı ile işçileri örgütlemekle görevlendirildiği, Site talebe yurduna örgüt adına pankart asılması eylemine katıldığı, örgüte gelir temini maksadı ile bir kısım ticari faaliyetlerde bulunarak elde ettiği geliri sorumluluğunu yapmış olan ölü [R.S.a] verdiği;
Eylemlerine asli fail olarak katıldığı iddiasıyla hakkında cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de;
Üzerine atılı suçlardan öngörülen cezanın yukarı haddi itibar[ıyla] tabii olduğu zamanaşımı süresinin TCK.nun 102/3-4 ve 104/2 maddeleri uyarınca dolduğu anlaşılmakla, hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK.nun 223/8 maddesi uyarınca Düşürülmesine,
...
Sanık AHMET FAİK ÖZVER’in,
Üzerine atılı suçlardan TCK.nun 146/3, 536/2 ve 536/2 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de maddelerde öngörülen cezanın yukarı haddi itibar[ıyla] tabii olduğu zamanaşımı süresinin TCK.nun 102/3-4 ve 104/2 maddeleri uyarınca dolduğu anlaşılmakla, hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK.nun 223/8 maddesi uyarınca düşürülmesine... [karar verildi.]"
7. UYAP kayıtlarına göre başvurucu hakkındaki kararın 24/11/2020 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiğine ilişkin kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.
B. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
8. Başvurucu 13/12/2019 tarihinde tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, mülga 7/5/1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca tazminat isteminin bulunduğunu belirtmekte, 9/4/1984-10/8/1985 tarihleri arasında haksız olarak uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirleri yanında 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasından kaynaklanan zararlarının karşılanmasını talep etmektedir.
9.Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından 22/12/2020 tarihinde davanın 466 sayılı Kanun uyarınca açıldığı kabul edilerek kısmen kabulüne karar verilmiştir.
10. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) tarafından 25/11/2021 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararda, zamanaşımından dolayı düşme kararı verilmesi nedenine dayanan tazminat istemlerinin 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde tahdidî şekilde belirtilen tazminat istenebilecek hâller içinde bulunmadığı ifade edilmiş; başvurucunun tutuklama ve tahliye tarihleri ile infaz edilen sürenin tereddüde mahal vermeyecek şekilde tespit edilmesi ve tazminat isteme koşullarının değerlendirilmesi sonrası bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
11. 3/3/2022 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmiştir. Kararda; örgüt üyesi olma ve pankart asma eylemlerinden dolayı 15/12/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, iddia makamı tarafından mütalaada cezalandırma talep edilmesine rağmen hükmün sanık aleyhine temyiz edilmediğine de işaret edilerek zamanaşımının dolmasından dolayı kamu davasının düşürülmesi hâlinin 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinde tahdidî şekilde sayılan tazminat istenebilecek hâller içinde bulunmaması nedeniyle dava konusu olay bakımından 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin birinci ilâ altıncı fıkralarındaki tazminat nedenlerinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararının ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Davacının Dev-Sol Örgütü üyesi olduğu (iddianame başlığı 13. sayfa ve iddianamede 170. Sayfada ismi geçmektedir), cezalandırılması maksadıyla kamu davası açıldığı, bu kapsamda 09.04.1984 tarihinde gözaltına alındığı, 04.05.1984 tarihinde tutuklandığı (04.05.1984 tarihli tutuklama müzekkeresine göre, isnat olunan suçların 765 sayılı TCK 168, 536, 264, 497, 159, 312. maddeleri olduğu), 10.08.1985 tarihinde tahliye olduğu, 1. Ordu Komutanlığı 2 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nin 1981/654 Esas 1991/12 Karar sayılı ilamının 10066. Sayfasında sanık ile ilgili örgüt üyesi olma ve pankart asma suçlarından cezalandırılmasına karar verildiği (gerekçeli kararın 10069-10070 sayfaları), verilen bu kararın Yargıtay tarafından bozulduğunun Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/393 esas, 2009/390 karar sayılı ilamının içeriğinden anlaşıldığı, dosyanın tekrar esas aldığı, Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2004/393 esas, 2009/390 karar sayılı ilamında örgüt üyesi olma ve pankart asma eylemlerinden dolayı 15.12.2009 tarihinde zamanaşımı nedeni ile düşme kararı verildiği, iddia makamı tarafından mütala[a]da cezalandırma talep edilmesine rağmen aleyhe temyiz de edilmediği, verilen kararın 24.11.2020 tarihinde temyiz edilmeden kesinleştiği, her ne kadar davacı tarafından 5271 sayılı kanunun 141. Maddesi gereğince maddi ve manevi tazminat davası aç[ıl]mış ise de; izinsiz pankart açma ve örgüt üyesi olmak suçundan zamanaşımı ile kamu davasının düşürülmesi halinin, 466 sayılı Kanunun 1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmaması nedeni ile dava konusu olay bakımından 466 sayılı Kanunun 1. maddesinin 1-6. fıkralarındaki hallerinin oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek yoluna gidilmiş ve bu suretle aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan ve kabul edilen gerekçeye göre;
1-) Her ne kadar davacı tarafından 5271 sayılı kanunun 141. Maddesi gereğince maddi ve manevi tazminat davası aç[ıl]mış ise de; izinsiz pankart açma ve örgüt üyesi olma suçlarından zamanaşımı ile kamu davasının düşürülmesi halinin, 466 sayılı Kanunun 1. maddesinde tahdidi şekilde sayılan tazminat istenebilecek haller içinde bulunmaması nedeni ile dava konusu olay bakımından 466 sayılı Kanunun 1. maddesinin 1-6. fıkralarındaki hallerinin oluşmadığı anlaşılmakla DAVANIN REDDİNE... [karar verildi.]"
12. Başvurucu 16/3/2022 tarihinde karara yönelik istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf talebini içerir dilekçede gözaltında ve tutuklulukta geçen süreler ile yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
13. Bölge Adliye Mahkemesi 2/6/2022 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kararının vekâlet ücretine ilişkin kısmını düzelterek istinaf talebinin esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.
14. Başvurucu, nihai hükmü 16/12/2022 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
15. 466 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;
2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmiyen;
3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hâkim önüne çıkarılmıyan;
4. Hâkim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;
5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmiyen;
6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;
7. Mahkûm olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkûm edilen kimselerin uğrıyacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir."
16. 466 sayılı Kanun'un 2. maddesi şöyledir:
"1 inci maddede yazılı sebeplerle zarara uğrıyanlar, kendilerine zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde, ikametgâhlarının bulunduğu mahal ağır ceza mahkemesine bir dilekçeyle başvurarak uğradıkları her türlü zararın tazminini istiyebilirler.
Dilekçede, zarar isteminde bulunan kimsenin açık adresinin, zarara sebebiyet verdiği ileri sürülen işlemlerin özetinin, zararın dayandığı sebepler ile sübut delillerinin ve tazmini istenen zararın neden ibaret olduğunun yazılı olması ve sübut delillerinin dilekçeye bağlı olarak verilmesi gereklidir. Dilekçeye delillerini bağlı olarak ibraz etmeyenlere Mahkeme, delillerini ibraz için 1 aylık süre verir.
Yukardaki fıkrada yazılı hususlar: kapsamıyan dilekçe, mahkeme karariyle reddolunur.
Tazminat istemine esas olan işlem işi hükme bağlıyan ağır ceza mahkemesince yapılmışsa, bu istemi incelemeye yetkili mahkeme, en yakın yer ağır ceza mahkemesidir."
17. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Amaç" başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Kanunun amacı, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin esas ve usûlleri belirlemektir."
18. 5320 sayılı Kanun'un "Kapsam" başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"(1) Bu Kanun, diğer kanunlarda, yürürlükten kaldırılan 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa yapılan yollamaları, Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümleri ve bu Kanunun uygulanması için diğer kanunlarda yapılan değişiklikleri belirtir ve yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne şekilde uygulama yapılacağına ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin bazı usul hükümlerini kapsar."
19. 5320 sayılı Kanun'un "Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat" başlıklı 6. maddesi şöyledir:
"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.
(2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur."
20. 5320 sayılı Kanun'un "Yürürlükten kaldırılan kanunlar" başlıklı 18. maddesi şöyledir:
"(1) 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla;
a) 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,
b) 8.6.1936 tarihli ve 3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Kanunu,
c) 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun,
d) 30.7.1999 tarihli ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu,
Bütün ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.
(2) Bu Kanunun 6, 8 ve 12 nci maddelerinde öngörülen yürürlük ve uygulamaya ilişkin hükümler saklıdır."
21. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.
...
Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.
..."
2. Yargıtay Kararları
22. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 12/12/2022 tarihli ve E.2021/5845, K.2022/9820 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:
"...5320 sayılı Kanunun 6. maddesindeki Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ila 144. madde hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı, bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağının belirtilmiş olması karşısında; davacının 26.05.2005-31.05.2005 tarihleri arasındaki süre için uygulanan gözaltı ve tutukluluk tedbiri için uygulanması gereken 466 sayılı Kanunda zamanaşımı nedeniyle tazminat hakkı düzenlenmediği için tazminat talebinin reddinde bir isabetsizlik görülmemiş..."
23. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28/2/2023 tarihli ve E.2021/6814, K.2023/604 sayılı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:
"... Davacının talebine konu 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrasının(c), (i), (j) bentlerinde düzenlenen tazminat istenebilecek hallerin tedbir tarihinde yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanunun birinci maddesinin (1)-(6) fıkralarında düzenlenmemiş olması, davacının tutuklandığı suç nedeniyle yapılan yargılama sonucu davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi, yine 466 sayılı Kanunda kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra yalnızca hakkında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veya beraatlerine veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenlerin tazminat isteyebileceklerinin hüküm altına alınması nedeniyle tazminat isteme koşullarının gerçekleşmediğinin kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu konudaki temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir..."
B. Uluslararası Hukuk
24. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (Komisyon) Usanmaz/Türkiye (B. No: 31859/96, 9/12/1997) kararında yargı yetkisinin kabul edildiği 28/1/1987 tarihinden önce gerçekleşen tutmalar yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkına ilişkin tespitlerde bulunmuştur. Komisyon, Sözleşme'nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrası kapsamında tazminat talep edilebilmesi için aynı maddedeki diğer fıkralara aykırılık taşıyan bir tutmanın tespitinin gerektiğini ve bu tespitin tazminat hakkının ön koşulu olduğunu ifade etmiştir (Wassınk/Hollanda, B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38). Komisyonun zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce gerçekleşen ve Sözleşme'nin 5. maddesine aykırılık taşıdığı iddia edilen müdahalelerin incelenmesinin mümkün olmadığına dikkat çekilerek ihlal tespiti yapılamayan durumlarda bunlara dayanılarak ileri sürülen tazminat hakkının da incelenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu başvuruda tazminat hakkının dayandığı tutmanın 5. madde yönünden incelenmesinin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle mümkün olmadığına ve başvurucunun tazminat hakkı yönünden ilettiği şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (benzer yöndeki kararlar için bkz. C.T.U./Türkiye, B. No: 26396/95, 16/4/1998; Yalman ve diğerleri/Türkiye, B. No: 36110/97, 30/3/2000).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Anayasa Mahkemesinin 1/10/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
26. Başvurucu, ceza davasında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesini müteakip 9/4/1984-10/8/1985 tarihleri arasında uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinden kaynaklanan zararlarının tazmini için açtığı tazminat davasının reddine karar verilmesinden yakınmakta, karar nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
27. Bakanlık görüşünde, başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını taşıması hâlinde gerçekleştirilecek incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir.
B. Değerlendirme
28. Başvurucu 9/4/1984-10/8/1985 tarihleri arasındaki gözaltı ve tutuklama tedbiri yönünden açtığı tazminat davasının reddedilmesinden şikâyet etmiştir.
29. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.
30. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, yargılama sonunda düşme kararı verilmesine müteakip haksız olarak uygulandığını iddia ettiği gözaltı ve tutuklama tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasının reddedilmesine dayanmaktadır.
31. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43).
32. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler" tabiri ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir (Safkan Aydoğdu, § 44).
33. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu olabilecektir (Safkan Aydoğdu, § 45).
34. Başvurucu 9/4/1984-10/8/1985 tarihleri arasındaki tutmanın hukuka aykırılığından şikâyetçidir. Konuya ilişkin mevzuat yanında Yargıtayın konuya dair kararları gereğince başvurucunun tazminat davasının 466 sayılı Kanun uyarınca ele alınması gerektiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 15-23). Başvurucunun uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerine ilişkin tazminat istemi 466 sayılı Kanun uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi hâlinde tazminat isteminin öngörülmediği gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir (bkz. § 11). Ağır Ceza Mahkemesinin ilgili ve yeterli gerekçeyle verdiği davanın reddine ilişkin kararda açık bir keyfîlik de tespit edilememiştir.
35. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 1/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.