|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MESUT TOKDEMİR BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2024/6640)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 6/1/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin ERAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mesut TOKDEMİR
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Ayşe Rabia YÜREKLİTÜRK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel hakların ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de içermektedir.
2. Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) Manisa il yapılanmasına yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, il yapılanmasında üst düzeyde görev yaptıkları belirlenen şüphelilerle irtibatı tespit edilen başvurucu hakkında Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından FETÖ/PDY üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.
3. Soruşturma işlemleri kapsamında başvurucuya ait Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtları, Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) hesap bilgileri, HTS kayıtları, başvurucunun üyesi olduğu dernek ve sendika kayıtları ile ByLock kullanıcısı olup olmadığı hususları araştırılmıştır.
4. Başvurucu adına ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığına dair rapor dosyaya gönderilmiştir. Başvurucunun örgütle irtibatı nedeniyle kapatılmasına karar verilen Manisa Sanayici ve İşadamları Derneği (MASİAD) üyesi olduğuna dair üyelik bilgi formu dosyaya sunulmuştur. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY'nin medya yapılanması hakkında yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan E.D. ve H.K.nın gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla Manisa Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen eyleme başvurucunun da katıldığına ilişkin Açık Kaynak Araştırma Tutanağı ile başvurucunun, hakkında benzer suçtan soruşturma bulunan birtakım şüphelilerle irtibatını gösteren HTS analiz raporu soruşturma dosyasına gönderilmiştir. Bank Asya hesap hareketlerini gösteren yazı cevabında ise başvurucunun 23/7/2015 tarihinde hesabını kapattığı bildirilmiştir.
5. Başvurucu; soruşturma aşamasında müdafi huzurunda vermiş olduğu ifadesinde MASİAD'a işiyle ilgili faaliyet alanını genişletmek için üye olduğunu, MASİAD toplantılarında örgütsel konuların konuşulmadığını, 17/25 Aralık döneminden önce birkaç defa evlerde gerçekleşen sohbetlere katıldığını, burada öğrencilere yardım amacıyla para toplandığını ancak örgüt liderine ait kitap okunmadığını, bu toplantıların sorumlusunun M.Z.O. olduğunu, Zaman gazetesi abonesi olduğunu, Bank Asya hesabını 2015 yılında kapattırdığını ve il mütevellisinden haberinin olmadığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca sohbet hocalığı yapmadığını, Adliye önündeki protestonun amacını bilmediğini, HTS irtibatı bulunan kişilerle işiyle ilgili görüştüğünü ifade etmiştir.
6. Başvurucu ile aynı soruşturma kapsamında beyanlarına başvurulan diğer şüphelilerin başvurucuyla ilgili beyanları şu şekildedir:
i. Şüpheli A.Ç. katıldığı mütevelli grubunda başvurucunun da olduğunu, mütevelliye katılanlara belirli sayıda burs bulma hedefi koyulduğunu,
ii. Şüpheli H.İ. 1995 yılında örgütle tanıştığını, çarşamba günleri katıldığı toplantılardaki sohbeti başvurucunun yaptığını, daha sonrasında kendisinin salı günleri yapılan mütevelli toplantılarına katılmaya başladığını, bu şekilde 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne kadar örgütün çeşitli sohbetlerine kendisinin katıldığını,
iii. Şüpheli M.Z.D. öğretmen, avukat ve esnaf gruplarına yönelik 1991 yılında başladığı sohbet verme işine 2015 yılı Aralık ayına kadar kendisinin devam ettiğini, resmi gösterilen başvurucunun da esnaf yapılanması içinde sohbet toplantılarına katıldığını bildiğini, aralarında başvurucunun da bulunduğu teşhis ettiği kişilerin 17/25 Aralık döneminden sonra da örgütle irtibatlarının devam ettiğini ifade etmiştir.
7. Manisa 1. Sulh Ceza Hâkimliğindeki beyanlarında 17/25 Aralık dönemine kadar sohbetlere katıldığını ancak himmet vermediğini ve mütevelli olmadığını ifade eden başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma şüphesiyle 13/1/2017 tarihinde tutuklanmıştır.
8. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 12/12/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle başvurucunun;
i. İl yapılanması içinde esnaf mütevellisi olarak görev yaptığı, mütevelli sohbet toplantılarına katıldığı, sohbetlerde hocalık yaptığı ve örgüte finans sağlamak amacıyla yardım topladığı,
ii. MASİAD üyeliğinin bulunduğu ve bu dernekte gerçekleşen gizli toplantılara katıldığı,
iii. Örgüt üyelerinin gözaltına alınmalarını protesto etmek amacıyla Manisa Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen protesto gösterisine katıldığı,
iv. Örgüte ait Zaman gazetesi ve Sızıntı dergisi aboneliğinin bulunduğu ve yine çocuklarının örgüte müzahir okullarda eğitim gördüğü belirtilerek başvurucunun atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
9. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 18/12/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapmıştır. Tensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun 31/12/2013 ile 24/12/2014 tarihleri arasında Bank Asya hesabı açıp açmadığının araştırılması ile tanıklar H.İ., A.Ç. ve M.Z.D.nin Mahkemece dinlenmelerine yönelik işlem yapılmasına karar vermiştir.
10. Yargılama iki celsede tamamlanmıştır. Birinci celse öncesinde başvurucunun belirtilen dönemde açtığı bir banka hesabının olduğuna dair bilginin bulunmadığına ilişkin tutanak dosyaya gönderilmiştir. Aynı celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu; savunmasında özet olarak esnaf mütevellisi içinde yer almadığını, H.İ.yi tanımadığını, A.Ç. ve M.Z.D.yi ise iş ilişkisi nedeniyle tanıdığını, sohbetlere sadece 17/25 Aralık dönemi öncesinde katıldığını, MASİAD'a iş çevresini geliştirmek amacıyla üye olduğunu ve Adliye önündeki eyleme çocuklarının okulundan davet edilmeleri nedeniyle katıldığını, sonrasında eylemin amacını anladığında oradan ayrıldığını beyan etmiştir. Başvurucu, HTS irtibatı tespit edilen kişileri işyerine gelmeleri nedeniyle aramış olabileceğini de ifade etmiştir.
11. Birinci celsede başvurucu ve müdafii huzurunda dinlenen tanıklardan H.İ. yaklaşık yirmi yıl önce kaç defa yapıldığını hatırlamadığı sohbetlerde başvurucuyu gördüğünü, burada sohbet veren kişinin başvurucu olduğunu ve başvurucunun sohbet hocalığı yaptığını beyan etmiştir. A.Ç. aynı celsede verdiği beyanında başvurucunun 2000-2001 yıllarında mütevelli grubu içinde olduğunu, mütevelli olan kişilerden belli miktarda para toplamalarının istendiğini ifade etmiştir. Son olarak dinlenen M.Z.D. ise başvurucunun örgütsel bir faaliyetini bilmediğini, soruşturma aşamasındaki beyanlarını kabul etmediğini ve sohbetlere katılan kişiler arasında başvurucunun adını vermediğini, başvurucunun mütevelli olup olmadığını bilmediğini beyan etmiştir. Başvurucu, alınan tanık beyanları çerçevesinde örgüt üyeliği suçunun unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst yönetimiyle HTS irtibatının olup olmadığı yönünde araştırma yapılması amacıyla celseyi ertelemiştir.
12. İkinci celse öncesinde gönderilen 14/2/2018 tarihli HTS İnceleme ve Tespit Tutanağı'nda başvurucu ile örgütün Manisa il ve emniyet yapılanmasına ilişkin yürütülen soruşturmalarda haklarında işlem yapılan şüpheliler arasında arama, aranma, mesaj alma şeklinde irtibat kurulduğuna dair kayıtlara rastlandığı bildirilmiştir. Cumhuriyet savcısı, ikinci celsede sunduğu esas hakkındaki mütalaada başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu ve müdafii; esasa ilişkin yapmış olduğu savunmalarında FETÖ/PDY'nin örgüt olduğuna dair kesinleşmiş karar olmadığını, suçun unsurlarının oluşmadığını, dernek üyeliğinin cezalandırma gerekçesi yapılamayacağını ve katıldığı sohbetin çok eski tarihe ilişkin olduğunu beyan etmiştir.
13. Mahkemece başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan alt sınırdan uzaklaşılmak sureti ile 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ayrıca alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi başvurucunun kastının yoğunluğu şeklinde açıklanmıştır. Dosya kapsamındaki tespit ve değerlendirmeler ile başvurucunun eğitim durumu dikkate alındığında örgütün amaçlarını bilebilecek durumda olduğu, örgütle ilişkisini bu bilinçle sürdürdüğü ve örgüt faaliyetleri içinde yer aldığı gerekçesiyle savunmalarına itibar edilmediği vurgulanmıştır. Huzurda dinlenen tanıkların beyanlarını ve başvurucunun savunmasını açıklayan Mahkemece mahkûmiyet gerekçesinde şu hususlara dayanılmıştır:
"... Sanık [başvurucu] her ne kadar FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin suçlamayı kabul etmemiş ise de 17/25 Aralık süreci öncesinde örgütün sohbet adı altında düzenlediği toplantılara katıldığına ve para yardımında bulunduğuna ilişkin ikrarı, örgüt toplantılarına katıldığına ilişkin tanık beyanları, Manisa adliyesi önünde 2014 yılında düzenlenen örgütsel protestolara çağrı üzerine katılması, iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan Körfez Dershanesine ve Şehzade Mehmet Kolejine 2015 yılına kadar çocuklarını göndermesi, örgütle iltisaklı olduğu gerekçesiyle kapatılan MASİAD’a üyeliğinin bulunması, örgüt basın yayın organlarına aboneliğinin bulunması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü soruşturmaları kapsamında hakkında soruşturma açılan kişiler ile görüştüğüne ve mesajlaştığına ilişkin HTS kayıtları olması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik arz eden organik bağının bulunduğu, sanığın eylemlerinin bir bütün halinde 3713 sayılı TMK'nın 7/1. maddesinin yollamasıyla 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen Silahlı Terör Örgütü üyesi olma suçunu oluşturduğu anlaşılmıştır."
14. Başvurucu, karara karşı sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- kararın örgüt üyeliğinin unsurlarına ilişkin yeterli gerekçe içermediğini ve mevcut delillerin silahlı terör örgütü suçunun unsurlarını oluşturmadığını belirtmiştir. Başvurucunun istinaf talebi İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesince (İstinaf Dairesi) 6/11/2018 tarihinde esastan reddedilmiştir.
15. Başvurucu; temyiz dilekçesinde de diğerlerinin yanı sıra- örgüt üyeliği suçu bakımından cezai sorumluluğun zaman bakımından gerçekleşmediğini, FETÖ/PDY'nin terör örgütü olduğuna dair kararın bulunmadığını ve mevcut deliller itibarıyla suçun unsurlarının ortaya konulamadığını ileri sürmüştür. Yargıtay 3. Ceza Dairesi istinaf talebinin esastan reddine ilişkin İstinaf Dairesi kararını 23/10/2023 tarihinde onamıştır.
16. Başvurucu, nihai hükmü 27/12/2023 tarihinde öğrendikten sonra 24/1/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
18. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğunu belirten başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (Mehmet Şerif Ay [2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013).
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, suçu işlediğini gösteren delillerin kararda açıklanmadığını, cezalandırılmasında delil olarak kabul edilen eylemlerinin de belirtilmediğini, içtihatlara aykırı olarak verilen ceza kararının hatalı olduğunu ve bu kapsamda yapılan değerlendirmelerin terör örgütüne üye olma kastının ortaya konulması yönünden hiçbir şekilde yeterli olmadığını ileri sürmüş; bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; ilk olarak başvurucunun şikâyetlerinin kabul edilebilirliği hakkında inceleme yapılması gerektiği, yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin kanuna uygun olup olmadığını denetlemenin Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin görevinin başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını değerlendirmek olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
21. Başvuru, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
23. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
24. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
25. Somut olayda Mahkeme; başvurucunun 17/25 Aralık 2013 tarihinden önce örgüte ait sohbet toplantılarına katılma ve bu toplantılarda yardım toplama, örgütsel talimat üzerine 14/12/2014 tarihinde Adliye önünde gerçekleşen protesto eylemine katılma, çocuklarını örgütle irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan eğitim kurumlarına gönderme, örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan MASİAD'a üye olma, örgüte ait Zaman gazetesi ve Sızıntı dergisine abone olma ve hakkında benzer suçtan soruşturma veya kovuşturma bulunan kişilerle -HTS kayıtlarına göre- irtibat içinde olma şeklindeki eylemlerinin anılan örgüte üye olma suçu açısından süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiğini, bu suretle başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısında yer aldığını değerlendirmiştir (bkz. § 13). Mahkeme ayrıca başvurucunun örgütsel bir eyleminin olmadığına ilişkin savunmalarına ise başvurucunun eğitim durumu dikkate alındığında örgütün amaçlarını bilebilecek durumda olduğu ve örgütle ilişkisini bu bilinçle sürdürdüğü ve örgüt faaliyetleri içinde yer aldığı gerekçesiyle itibar edilmediğini de açıklamıştır.
26. Çeşitli telefon görüşmelerinin örgütsel bir niteliği olduğuna ve açılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olduğuna yönelik bir delil tespit edilemediği, iletişim içeriklerinin bulunmadığı ve iletişimin mahiyetinin de bilinmediği durumlarda, başvurucunun diğer birtakım sanıklarla sadece iletişim hâlinde olmasının başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerinin varlığını ortaya koyduğu söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019) kararında örgütsel amaçlarla yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmadığı sürece -somut olayın koşulları itibarıyla- içeriği belli olmayan telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (Mustafa Özterzi, §§ 105, 106; aynı yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Mustafa Açay [1. B.], B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel [2. B.], B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; Murat Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 146; mahkûmiyet kararı yönünden benzer değerlendirmeler için ayrıca bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 17, 18, 57).
27. Anayasa Mahkemesi Mustafa Özterzi kararında ayrıca örgütsel amaçlarla yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmadığı sürece yalnızca FETÖ/PDY'ye aidiyeti veya örgütle iltisakı, irtibatı belirlenen sivil toplum örgütüne üye olunmasının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (Mustafa Özterzi, §§ 105, 106).
28. Anayasa Mahkemesi Sait Ayaz ([2. B.], B. No: 2016/35488, 30/9/2020) kararında ise konuyla ilgili Yargıtay kararlarına da atıfta bulunarak kişilerin örgütle bağlantılı gazete veya dergilere abone olmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (Sait Ayaz, § 49; Zaman gazetesi aboneliğinin terör örgütü üyeliği suçu yönünden delil ya da örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin Yargıtay kararları için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 26/9/2023 tarihli ve E.2021/19352, K.2023/6277 sayılı; 11/7/2023 tarihli ve E.2022/35615, K.2023/5156 sayılı; 21/6/2023 tarihli ve E.2021/18634, K.2023/4539 sayılı kararları ile (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2019/7999, K.2021/4462 sayılı; 30/6/2021 tarihli ve E.2020/7443, K.2021/4348 sayılı kararları).
29. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi Metin Birdal ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (Metin Birdal, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Metin Birdal, § 72). Mahkemece değerlendirmeye alınan, Adliye önünde gerçekleştirilen eyleme katılma delili de bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir.
30. Anayasa Mahkemesi İhsan Yalçın ([1. B.], B. No: 2017/8171, 9/1/2020, § 49) kararında FETÖ/PDY ile bağlantılı okul veya dershanelerde öğrenim görmenin ancak bunun örgüte yardım etme, finansal destek sağlama ya da örgütsel eğitimden yararlanma gibi örgütsel gayelerle gerçekleştirilmesi hâlinde örgütsel bir davranış olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi Ş.B. ([1. B.], B. No: 2017/30993, 1/7/2020, § 38) kararında da aynı yönde değerlendirmelerde bulunmuştur. Anılan kararlardaki değerlendirmelerle benzer şekilde Recep Baş ([1. B.], B. No: 2017/22400, 18/11/2020) kararında da aynı yöndeki Yargıtay kararlarına atıf yaparak başvurucunun çocuğunu örgütsel bir amaçla FETÖ/PDY ile bağlantılı bir okula gönderdiğine dair herhangi bir olgunun bulunmaması sebebiyle anılan hususun kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmemesi gerektiği sonucuna varmıştır (Recep Baş, § 48). Yargıtay uygulamasında da kişilerin çocuklarını FETÖ/PDY ile bağlantılı okul veya dershanelere göndermesinin örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E.2018/7220, K.2019/3659; E.2018/6390, K.2019/2961; E.2018/5527, K.2019/2206 sayılı kararları).
31. Bu kapsamda gerekçeli kararın içeriği, hükme esas alınan delillere ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay uygulaması gözönüne alındığında başvurucunun cezalandırılmasında delil olarak kabul edilen diğer deliller dışında başvurucunun 17/25 Aralık döneminden önce örgüte ait sohbet toplantılarına katıldığına ve bu toplantılarda yardım topladığına ilişkin tanık beyanlarının önemli ağırlıkta belirleyici delil olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.
32. Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37; ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz, § 20). Yargıtay kararlarında, kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir [birçok karar arasından bkz. (kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/01/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları].
33. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58). Ancak başvurucunun savunmaya ilişkin olarak 17/25 Aralık döneminden önce katıldığı sohbetlerin örgütsel niteliğinin bulunmadığına dair sübuta, ceza hukukunun temel prensiplerine, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve Yargıtay uygulamasına temas eden, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunma ve itirazları hakkında gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak somut değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmaktadır.
34. Öte yandan Mahkeme, tanıklar H.İ., A.Ç. ve M.Z.D.nin başvurucunun anılan dönemde örgütün sohbet adı altında düzenlenen toplantılarına katılarak yardım topladığını ifade etmelerini başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olabileceğini gösterenbelirleyici delil olarak kabul etmiştir. Buna karşılık Mahkeme, başvurucu hakkında beyan edilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin örgütsel özellik taşıdığını yeterli gerekçeyle ortaya koyamamıştır.
35. Buna göre başvurucu üzerine atılı suçu işlemediğine dair savunmasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunmasına rağmen Mahkemece ve kanun yolu mercilerince bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
37. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
B. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucunun sağlığını etkileyen hastalıklarının yargılamada dikkate alınmaması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt ([2. B.], B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
39. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, zararlarının karşılanması amacıyla miktar belirtmeksizin maddi tazminat ile 10.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
40. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
41. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
42. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/33, K.2018/152) GÖNDERİLMESİNE,
F. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
G. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.