logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 8/5/2014, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ŞAHİN KARAMAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/1205)

 

Karar Tarihi: 8/5/2014

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Erdal TERCAN

 

 

Zühtü ARSLAN

 

 

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Özcan ÖZBEY

Başvurucu

:

Şahin KARAMAN

Vekili

:

Av. Orhan ÖZER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti suçundan yargılandığı Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/303 sayılı dosyasında somut bir delile dayandırılmadan ilk celsede hüküm kurulduğunu, suçsuz olmasına rağmen yargılamasının tutuklu olarak sürdürüldüğünü ve ayrıca oturduğu mahallede yoğun olarak “alevi” mezhebine mensup kişilerin ikamet ettiğini ve bunların bazılarının uyuşturucu madde ticareti ile uğraştıklarına dair yaygın kanı olduğunu, kendisinin de bu mezhebe mensup olduğu için cezalandırıldığını belirterek Anayasa’nın 10., 19. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 7/12/2012 tarihinde Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 12/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, emniyet görevlilerince Konya il merkezinde uyuşturucu madde ticareti yapmakta olan şahıslara yönelik yapılan teknik çalışmalar sonucunda, uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla 6/6/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve Konya 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 7/6/2012 tarihli kararıyla “atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphesinin mevcudiyeti, suçun CMK 100/3 maddesindeki tutuklama nedeninin varlığı kabul edilebilecek katalog suçlardan olması, delillerin henüz tam toplanmamış olması, suçun kanunda öngörülen cezai yaptırımı itibarıyla kaçma şüphelerini gösterir somut olguların varlığı” şeklindeki gerekçelere dayalı olarak tutuklanmıştır.

6. Başvurucu hakkında, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 20/6/2012 tarih ve E.2012/8998 sayılı iddianamesiyle, “uyuşturucu madde ticareti” suçundan Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış olup, anılan Mahkemenin 30/10/2012 tarih ve E.2012/303, K.2012/412 sayılı kararıyla başvurucu 8 yıl 16 ay 15 gün hapis ve 4450 TL adli para cezasıyla cezalandırılmıştır. Ayrıca Mahkemece başvurucunun tutukluluk durumu 22/6/2012 – 13/11/2012 tarihleri arasında bir kez duruşmada altı kez de ara karar ile değerlendirilerek devamı yönünde karar verilmiştir. Mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin kararlardaki benzer gerekçesi şöyledir:

“Sanığa müsnet suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmasına, sanık savunması, arama el koyma tutanağı, tanık beyanları, teşhis tutanakları, ekspertiz raporları ve dosya kapsamına göre, sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunmasına, suça öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında sanık hakkında kaçma şüphesinin olmasına, bu aşamada tutuklama haricinde bir tedbirin yeterli görülmemesine nazaran sanığın tutukluluk halinin devamına…”

7. Başvurucunun, 1/11/2012 tarihli dilekçesiyle, hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamına ilişkin karara yapmış olduğu itiraz, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/11/2012 tarihli kararıyla “tutuklu sanık Şahin Karaman’ın isnat edilen uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediğine dair teknik takip sonucu tutulan tutanaklar, teşhis tutanakları nazara alınarak kuvvetli suç şüphesi olduğu, verilen ceza miktarı, sanığın şahsi ve sosyal durumu nazara alınarak kaçma ihtimali olduğu, suçun CMK.100. maddede sayılı suçlardan olduğu, tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin orantısız olmadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.

8. Bu karar başvurucuya 14/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu, 7/12/2012 tarihli dilekçesi ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Öte yandan, bireysel başvuru tarihinden sonra, başvurucunun anılan mahkûmiyet kararını temyiz etmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince, 29/3/2013 tarih ve E.2012/28226, K.2013/2915 sayılı karar ile, “bazı tanıkların dinlenmemesi ve hükme dayanak yapılan bir kısım teknik izleme tutanakları ve CD’lerin dosya içine alınmaması” gibi eksiklikler nedeniyle hükmün bozulmasına; tutuklama şartlarında değişiklik bulunmaması sebebiyle de başvurucunun tahliye talebinin reddine karar verilmiştir.

10. Bozma üzerine Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda verilen 17/9/2013 tarihli hüküm ile başvurucu, 6 yıl 3 ay hapis ve 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılarak tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Bu hükmün de temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/1/2014 tarihli kararıyla Mahkeme kararı onanarak kesinleşmiştir. Bozma kararından sonra başvurucunun tutukluluk durumu 3 kez duruşmada 2 kez de ara karar ile değerlendirilmiş ve “yoğun suç şüphesinin mevcudiyeti, mevcut delil durumu, müsnet suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve öngörülen ceza miktarına göre sanığın kaçma şüphesinin bulması, bu aşamada adli kontrolün yetersiz kalması” gerekçesi ile tahliye istemi reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

11. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” kenar başlıklı 188. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

 (4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

12. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

13. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

14. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 7/12/2012 tarih ve 2012/1205 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılandığı Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/303 sayılı dosyasında; lehine olan delilleri sunma imkânı tanınmadan, sübjektif değerlendirmelerle ve kesin kanıtlar olmaksızın, ilk duruşmada mahkûmiyetine karar verilmek suretiyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Başvurucu ayrıca, söz konusu davada suçsuz olmasına ve somut delil bulunmamasına rağmen yargılamasının tutuklu olarak sürdürüldüğünü ve tahliye edilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesine aykırı davranıldığını belirtmiştir.

18. Başvurucu son olarak, oturduğu mahallede “alevi” mezhebine mensup kişilerin ikamet ettiğini ve bunların bazılarının uyuşturucu madde ticareti ile uğraştıklarına dair yaygın kanı olduğunu, kendisi de bu mezhebe mensup bulunduğu için cezalandırıldığını, bu nedenle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia ederek, yargılamanın tarafsız bir mahkemede adil yapılmasına, tahliyesine, maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

19. Başvurucu, yargılamasının adil yürütülmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

22. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

23. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup, bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

24. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

25. Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

26. Somut olayda başvurucunun yargılandığı davanın, 7/12/2012 olan başvuru tarihi itibarıyla henüz kesinleşmediği, temyiz edilmesi üzerine Yargıtayca incelemeye alındığı, nitekim başvurucunun temyiz gerekçelerini gözeten Yargıtayın yukarıda anılan (§ 9) 29/3/2013 tarihli kararı ile, başvurucu tarafından ihlal nedeni olarak ileri sürülen hükmün, eksik inceleme gerekçesi ile bozulduğu ve Mahkemece dosyadaki delillerin bozma ilamı çerçevesinde değerlendirmesi yapılarak ve eksiklikler giderilmek suretiyle yeni bir hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. Oysa başvurucu tarafından, kanun yolunda ileri sürülebilecek iddialar ve bu iddiaları değerlendirecek olan Yargıtay süreci beklenmeden, karar gerekçesi ve verilen ceza miktarı farklı olan ilk hükmün sonucunun bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

27. Açıklanan gerekçelerle, ihlal iddiasına konu edilen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun şekilde tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından, başvuru tarihine göre başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

28. Başvurucu, suçsuz olmasına ve somut delil bulunmamasına rağmen yargılamasının tutuklu olarak sürdürüldüğünü ve tahliye edilmediğini belirterek, Anayasa’nın 19. maddesine aykırı davranıldığını iddia etmiştir.

29. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.”

30. Anayasa’nın 19. maddesinde özgürlük ve güvenlik hakkı güvence altına alınmış ve hiçbir bireyin özgürlüğünden keyfi bir biçimde yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır.

31. Somut olayda başvurucu 6/6/2012 tarihinde gözaltına alınmış, 7/6/2012 tarihinde tutuklanmış ve İlk Derece Mahkemesince 30/10/2012 tarihinde 8 yıl 16 ay 15 gün hapis ve 4450 TL adli para cezasıyla cezalandırılarak tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesince 29/3/2013 tarihinde verilen bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda başvurucu, Mahkemenin 17/9/2013 tarihli kararı ile 6 yıl 3 ay hapis ve 3000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmış ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/1/2014 tarihli ilamıyla hüküm onanarak kesinleşmiştir. Bozma kararından önce başvurucunun tutukluluk hali 1 kez duruşmada 6 kez ara karar ile, bozma kararından sonra ise 3 kez duruşmada 2 kez de ara karar ile değerlendirilmiştir. Dolayısıyla ilk derece mahkemesi önünde yargılanırken başvurucunun bozma öncesi tutuklu kaldığı süre 4 ay 24 gün, bozma sonrası tutuklu kaldığı süre ise 5 ay 19 gün olup, temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceği de dikkate alındığında (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41), başvurucu, toplam 10 ay 13 gün tutuklu kalmıştır.

32. Bu tespitlere göre, bireysel başvuru tarihinden sonra başvurucu hakkındaki hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Tutukluluk hâli sona ermiş olan bir başvurucunun, devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak, tutuklama nedenlerinin bulunmadığı yönünde bir iddiayı ileri sürmesi halinde, iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesi gerekir (benzer AİHM kararları için bkz. Gavril Yossifov/Bulgaristan, B. No: 74012/01, 6/11/2008, § 40; Rahmani ve Dinevac/Bulgaristan, B. No: 20116/08, 10/5/2012, § 66; Şefik Demir/Türkiye, B. No: 51770/07, 16/10/2012, § 23).

33. Bu çerçevede, 5271 sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddelerinde öngörülen tazminat yolunun, başvurucunun şikâyetleri açısından tüketilmesi gereken bir yol olup olmadığı hususu incelenmelidir.

34. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, (d) bendinde, makul sürede hakkında hüküm verilmeyen, (g) bendinde, yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolu, başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (bkz. yukarıda anılan Şefik Demir/Türkiye, § 33).

35. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 17/1/2014 tarihinden itibaren 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan bireysel başvuruların Mahkemece incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir.

36. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen tazminat yoluna başvurmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

3. Ayrımcılık Yasağı Yönünden

37. Başvurucu, farklı bir mezhebe mensup bulunması ve bu kişilerin aynı mahallede oturmaları sebebiyle cezalandırıldığını, bu nedenle yerleşme ve ikamet etme, din ve vicdan hürriyeti ile kanun önünde eşitlik haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu yöndeki tüm şikâyetlerin özü ayrımcılık yasağına ilişkin olduğundan, iddiaların bir bütün olarak Anayasa’nın 10. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

38. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

39. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

40. Başvurucunun, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının esas olarak adil yargılanma hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde ve bu haklarla bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Ancak adil yargılanma hakkına ilişkin iddialar henüz öngörülen tüm yargısal yollar tüketilmediğinden, başvurucunun ayrımcılık yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiası kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında incelenecektir. Dolayısıyla anılan hak bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 34).

41. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Diğer bir ifadeyle ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb. ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir.

42. Somut olayda başvurucu, oturduğu mahallede “alevi” mezhebine mensup kişilerin ikamet ettiğini ve bunların bazılarının uyuşturucu madde ticareti ile uğraştıklarına dair yaygın kanı olduğunu, kendisi de bu mezhebe mensup bulunduğu için cezalandırıldığını iddia etmiştir. Ancak başvurucunun, kendisine belirttiği nedenlerle ayrımcılık yapıldığı yönündeki iddiasını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı görülmektedir. Başvurucunun tutuklanması ve tutukluluğun devamına yönelik “atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphesinin mevcudiyeti, suçun CMK 100/3 maddesindeki tutuklama nedeninin varlığı kabul edilebilecek katalog suçlardan olması, delillerin henüz tam toplanmamış olması, suçun kanunda öngörülen cezai yaptırımı itibarıyla kaçma şüphelerini gösterir somut olguların varlığı (…) Sanığa müsnet suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olmasına, sanık savunması, arama el koyma tutanağı, tanık beyanları, teşhis tutanakları, ekspertiz raporları ve dosya kapsamına göre, sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunmasına, suça öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında sanık hakkında kaçma şüphesinin olmasına, bu aşamada tutuklama haricinde bir tedbirin yeterli görülmemesine nazaran sanığın tutukluluk halinin devamına, (…) Tutuklu sanık Şahin Karaman’ın isnat edilen uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediğine dair teknik takip sonucu tutulan tutanaklar, teşhis tutanakları nazara alınarak kuvvetli suç şüphesi olduğu, verilen ceza miktarı, sanığın şahsi ve sosyal durumu nazara alınarak kaçma ihtimali olduğu, suçun CMK.100. maddede sayılı suçlardan olduğu, tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin orantısız olmadığı” şeklindeki gerekçeler ile verilen hüküm ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun isnat edilen suçlama ile bağlantılı olarak tutuklanması ya da mahkum olmasının, bir ayrımcılık nedenine dayandığına dair bir sonuca varılmamıştır.

43. Açıklanan nedenlerle, ayrımcılık yasağı konusunda açık bir ihlal tespit edilmediğinden, başvurunun bu kısmının da “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”,

2. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”

3. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

Nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 8/5/2014, § …)
   
Başvuru Adı ŞAHİN KARAMAN
Başvuru No 2012/1205
Başvuru Tarihi 7/12/2012
Karar Tarihi 8/5/2014
Resmi Gazete Tarihi 18/7/2014 - 29064

II. BAŞVURU KONUSU


Başvurucu, uyuşturucu madde ticareti suçundan yargılandığı Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E. 2012/303 sayılı dosyasında somut bir delile dayandırılmadan ilk celsede hüküm kurulduğunu, suçsuz olmasına rağmen yargılamasının tutuklu olarak sürdürüldüğünü ve ayrıca oturduğu mahallede yoğun olarak “alevi” mezhebine mensup kişilerin ikamet ettiğini ve bunların bazılarının uyuşturucu madde ticareti ile uğraştıklarına dair yaygın kanı olduğunu, kendisinin de bu mezhebe mensup olduğu için cezalandırıldığını belirterek Anayasa’nın 10. , 19. ve 36. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Adil yargılanma hakkı (genel) (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Ayrımcılık yasağı Ayrımcılık Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 188
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 102
104
141
142
  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi