TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
HASAN ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1396)
Karar Tarihi: 25/6/2015
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
Hüseyin TURAN
Başvurucu
Hasan ÇELİK
Vekili
Av. Zekiye BARAN DİKÇE
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, haksız tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasının zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olmasının adil yargılanma, bu davaya esas teşkil eden önceki ceza yargılamasının ise yedi yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal dildiği hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 18/2/2013 tarihinde Didim 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 10/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından, 31/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Talep üzerine Bakanlığa tanınan süre 5/5/2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 15 gün uzatılmıştır. Adalet Bakanlığı, görüşünü 6/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 16/6/2014 tarihinde bildirilmiş olup, başvurucu, karşı görüşlerini 1/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuş, başvurucu, tüm taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, “toplu kaçakçılık yapma” suçunu işlediği şüphesiyle 17/6/2002 tarihinde tutuklanmış, Ereğli (Konya) Cumhuriyet Başsavcılığının 20/6/2002 tarih ve E.2002/603 sayılı iddianamesi ile hakkında Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
9. Yargılama devam ederken 24/7/2002 tarihinde, başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Yargılama sonucunda Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 27/1/2005 tarihli ve E.2002/58, K.2005/17 sayılı kararıyla başvurucu hakkında toplu kaçakçılık yapma suçundan beraat kararı verilmiştir.
10. Katılan kurum vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 23/2/2009 tarihli ve E.2005/15495, K.2009/2254 sayılı ilamı ile eylemin münferit kaçakçılık suçunu oluşturması nedeniyle hükmün bozulmasına, ancak bu suç için kanunda öngörülen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar vermiş ve bu karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Kesinleşme şerhini içeren karar örneği başvurucuya 4/1/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu, 24/3/2010 tarihinde Söke Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı davada haksız tutuklama nedeniyle hürriyetinden yoksun kaldığını iddia ederek, bu süre boyunca oluşan zararının tazmini için 500,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
12. Söke Ağır Ceza Mahkemesinin 19/4/2010 tarihli ve E.2010/15, K.2010/153 sayılı kararı ile tazminat istemine esas teşkil eden kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı ve dolayısıyla tazminat için öngörülen yasal koşulların bu nedenle oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
13. Başvurucunun, anılan ret kararına karşı temyiz başvurusunu inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 3/12/2012 tarihli ve E.2012/24557, K.2012/26035 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin ret kararının onanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“… davacı hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması karşısında, davacının temyiz istemi yönünden uygulanması gereken 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanunun 1. maddesinin 6. fıkrasında hangi hallerde tazminat istenebileceğinin tahdidi şekilde sayıldığı ve belirtilen şartların davacı yönünden oluşmadığının anlaşılması karşısında, mahkemece aynı yönde yapılan değerlendirme sonucu gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı yön bulunmadığından hükmün onanmasına …”
14. Yargıtay’ın onama kararı başvurucuya 23/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 18/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 7/5/1964 tarihli ve 466 sayılı mülga Kanun Dışı Yakalama veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;
2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;
3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;
4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;
5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;
6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;
7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 18/2/2013 tarihli ve 2013/1396 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, kendisine isnat edilen suçlamalar nedeniyle 17/6/2002 tarihinden 24/7/2002 tarihine kadar toplam 37 gün tutuklu kaldığını, yargılama sonucunda Ereğli Ağır Ceza Mahkemesince beraatına karar verildiğini; haksız tutuklama nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini için Söke Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı davanın, tazminat talebine esas teşkil eden kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle reddedildiğini; zamanaşımından dolayı dosyanın düşürülmesine karar verilmesinin, hakkında verilen beraat kararını değiştirmeyeceğini; bu hususlar dikkate alınmadan verilen mahkeme kararlarının hukuka aykırı olduğunu; ayrıca tazminat davasına esas teşkil eden ve 20/6/2002 tarihinde başlayıp 23/2/2009 tarihinde Yargıtay’ın ortadan kaldırma kararı ile sona eren Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın yedi yıl boyunca devam ettiğini; bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu olarak yargılandığı ve beraat ettiği davanın makul sürede bitirilmediğini ve haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle açtığı tazminat davasının, beraat ettiği kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış olduğu gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş olup, başvurucunun şikâyetleri iki başlık altında incelenmiştir.
1. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
20. Başvurucu, Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinde hakkında görülen davanın makul süre içinde sonuçlanmadığını, yargılamanın yedi yıl sürdüğünü beyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”
22. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
23. Somut olayda; Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 27/1/2005 tarihli ve E.2002/58, K.2005/17 sayılı kararıyla başvurucunun toplu kaçakçılık yapma suçundan beraatına karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 23/2/2009 tarihli ve E.2005/15495, K.2009/2254 sayılı ilamı ile eylemin münferit kaçakçılık suçunu oluşturması nedeniyle hükmün bozulmasına, ancak kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği ve bu kararın aynı tarihte kesinleştiği, kesinleşme şerhini içeren karar örneğinin başvurucuya 4/1/2010 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu görülmektedir.
24. Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu kararın Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
25. Başvurucu, haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle açtığı tazminat davasının, beraat ettiği kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış olduğu gerekçesiyle reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin aynı maddenin (1) ve (3) numaralı fıkralarına uygun olup olmadığının tespitinin yapılmış olması gerektiği belirtilmiştir.
27. Başvurucu tarafından haksız tutukluluk nedeniyle açılan tazminat davasının doğrudan bireysel başvuruya konu edilmiş olması nedeniyle başvuru, adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
28. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz”
29. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
30. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
31. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
32. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (Naci Karakoç, B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).
33. Başvuru konusu olayda başvurucu, toplu kaçakçılık yapma suçunu işlediği iddiasıyla 17/6/2002 tarihinde tutuklanmış, Ereğli (Konya) Cumhuriyet Başsavcılığının 20/6/2002 tarihli ve E.2002/603 sayılı iddianamesi ile hakkında Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış ve 24/7/2002 tarihinde, başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.
34. Yargılama sonunda Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin, 27/1/2005 tarihli ve E.2002/58, K.2005/17 sayılı kararıyla başvurucunun toplu kaçakçılık yapma suçundan beraatına karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 23/2/2009 tarihli ve E.2005/15495, K.2009/2254 sayılı ilamı ile eylemin münferit kaçakçılık suçunu oluşturması nedeniyle hükmün bozulmasına, ancak kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ve bu karar başvurucuya 4/1/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
35. Başvurucu tarafından haksız tutuklama nedeniyle açılan tazminat davası, Söke Ağır Ceza Mahkemesinin 19/4/2010 tarihli kararıyla, tazminat talebine konu olan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış olmasından dolayı 466 sayılı Kanun’da yer alan tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 3/12/2012 tarihli ilamıyla söz konusu karar aynı gerekçelerle onanmıştır.
36. Hukukun uygulanması ve yorumlanması Mahkemelerin resen gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda, haksız tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasının kanuni şartlarının oluşup oluşmadığını belirlemek hâkimin takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Derece mahkemelerinin söz konusu koşulları değerlendirdiği kararlarında açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire bir müdahalesi söz konusu olamaz. Somut olayda başvurucunun iddialarının, esas itibarıyla ilgili mahkemelerce anılan kanun hükmünün değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet bulunmadığına ve dolayısıyla sonuca ilişkin olduğu görülmektedir.
37. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmamıştır. Ayrıca İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtay’ın kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum tespit edilememiştir.
38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının ise “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı şikâyetinin “zaman bakımından yetkisizlik”,
2. Adil yargılanma hakkı şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksunluk”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
25/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.