TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
BÜLENT AKGÜL BAŞVURUSU
|
(Başvuru Numarası: 2013/3391)
|
|
Karar Tarihi: 16/9/2015
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Alparslan ALTAN
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
Muammer TOPAL
|
|
|
M. Emin KUZ
|
Raportör
|
:
|
Murat AZAKLI
|
Başvurucu
|
:
|
Bülent AKGÜL
|
Vekili
|
:
|
Av. Alper KOÇ
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) tarafından
bağlanan maluliyet aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların tahsili nedeniyle
mülkiyet hakkının; buna ilişkin açtığı davanın reddedilmesi ve makul sürede
sonuçlanmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 14/5/2013 tarihinde Bursa 2. İş Mahkemesi
vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/2/2014 tarihinde,
kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını
karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuş,
İkinci Bölüm tarafından 18/3/2014 tarihinde başvurucunun adli yardım talebinin
kabulüne karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 19/3/2014 tarihinde, kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay ve
olgular bildirilmiş; başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.
Bakanlığın14/4/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına
ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı
bildirilmiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama
dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:
8. Bursa Devlet Hastanesinin 9/1/1997 tarihli ve 0007 sayılı
sağlık kurulu raporunda başvurucunun herediterplano-planterkeratoderma
rahatsızlığının olduğu, maluliyet oranının %100 olduğu, ağır bedenî işlerde
çalıştırılamayacağı ve raporunun sürekli olduğu belirtilmiştir.
9. Başvurucu 14/3/1997 tarihinde işe başlamıştır.
10. Bursa Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesinin
3/9/2002 tarihli ve 6582 sayılı raporunda başvurucunun çocukluğundan beri el ve
kollarında eroziv ve keratinizasyon
bozukluğu ile maserasyon olduğu, parmaklarda şekil
bozukluğunun başladığı, 2/3 oranında iş gücü kaybı olduğu bildirilmiştir.
11. Başvurucu, 17/9/2002 tarihinde SGK’ya
başvurarak maluliyet aylığı talebinde bulunmuş; SGK tarafından 1/10/2002
tarihinden itibaren17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar
Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca kendisine maluliyet aylığı bağlanmıştır.
12. SGK, yaptığı inceleme sonunda 21/9/2004 tarihinde,
başvurucunun maluliyet aylığı aldığını ancak maluliyetini gerektiren
hastalığının çalışmaya başladıktan sonra gerçekleşmediğini, işe girmeden önce
de bulunduğunu belirterek maluliyet aylığını kesmiş; ödenen maluliyet
aylıklarının geri ödenmesini istemiştir.
13. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 18/5/2007 tarihli
kararında başvurucunun maluliyetini gerektiren hastalığı bulunurken işe girdiği
anlaşıldığından 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin sondan bir önceki
fıkrası gereğince maluliyet sigortası yardımlarından yararlanamayacağına karar
verildiği belirtilmiştir.
14. Başvurucu, 26/1/2005 tarihinde SGK aleyhine Bursa 2. İş
Mahkemesinin E.2005/112 sayılı dosyasında açtığı davada, davalı kurumdan
malullük aylığı almakta iken maaşının kesildiğini ve geçmişte ödenen aylıklar
toplamının geri istendiğini, çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiğini ve
çalışamayacak durumda olduğunu ileri sürerek davalının işleminin iptalini,
aylıklarının ödenmesini, maluliyet aylığının kesilmemesine karar verilmesinin
mümkün görülmemesi hâlinde davalı kurum tarafından yapılan ödeme ve faizlerin
istirdadı talebinin 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin son fıkrası
uyarınca reddine karar verilmesini talep etmiştir.
15. SGK, 1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında başvurucuya
ödenen aylıkların yersiz ödendiğini ileri sürerek Bursa 3. İcra Müdürlüğünün
E.2005/506 sayılı icra dosyasında başvurucu aleyhine ilamsız icra takibi
başlatmıştır.
16. Başvurucunun anılan takibe itiraz etmesi üzerine SGK,
13/3/2007 tarihinde Bursa 4. İş Mahkemesinde açtığı davada davalı başvurucunun
icra takibine itirazının iptalini, icra inkar
tazminatının tahsilini talep etmiştir.
17. Bursa 4. İş Mahkemesi, 21/6/2007 tarihli ve E.2007/318,
K.2007/387 sayılı kararla dava dosyasının, başvurucu tarafından açılan Bursa 2.
İş Mahkemesinin E.2005/112 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine,
yargılamaya anılan dosya üzerinde devam edilmesine karar vermiştir.
18. Bursa 2. İş Mahkemesi 26/2/2009 tarihli ve E.2005/112,
K.2009/79 sayılı kararla başvurucunun, 506 sayılı mülga Kanun’a tabi olarak
sigortalı olarak işe başladığında çalışmasına engel olmayacak derecedeki
rahatsızlığının zaman içerisinde ve çalışmaya bağlı olarak ilerleyip
çalışmasına engel olacak düzeye geldiği, çalışma gücünün 2/3’ünü kaybettiği,
1/10/2002 tarihi itibarıyla maluliyet aylığına hak kazandığı, aylığın kesilmesine
ilişkin Kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle başvurucunun davasının
kabulüne, SGK tarafından açılan davanın reddine, başvurucuya maluliyet aylığı
ödenmesi gerektiğinin tespitine karar vermiştir.
19. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23/11/2009
tarihli ve E.2009/6082, K.2009/17711 sayılı ilamıyla İş ve İşçi Bulma Kurumu
tarafından istenen ve Bursa Devlet Hastanesi tarafından 9/1/1997 tarihinde
düzenlenen sağlık kurulu raporunda başvurucunun mevcut rahatsızlığın süreklilik
arz ettiği ve işgöremezlik derecesinin %100 olup
hafif bedenî işlerde çalışabileceği ve ağır işlerde çalıştırılamayacağının
belirtildiği, aynı bulgularla 2002 ve 2004 yıllarında alınan raporlarda da
başvurucunun sakatlığı tıbben belirlendiği hâlde Mahkemenin kanaate dayalı
gerekçe ile maluliyetin işe girdikten sonra oluştuğu yönündeki kabulünün usul
ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
20. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama
sonunda 20/4/2010 tarihli ve E.2010/104, K.2010/247 sayılı kararla;
başvurucunun %100 maluliyet oranı ile işe girdiği, sigortalı olduktan sonra
ortaya çıkan rahatsızlığının olmadığı, bu nedenle maluliyet aylığına hak
kazanamadığı, davalının ise maluliyet aylığı bağlarken başvurucuyu hastaneye
sevk ederek alınacak rapora göre maaş bağlaması gerekirken buna uymadığı, bu
durumda başvurucunun kusurunun bulunmadığı, davalı Kurumun yeterli araştırma
yapmadan maaş bağladığı, başvurucunun aldığı maaşları iade etmesi hâlinde maaş
bağlanmadan önceki durumundan daha kötü bir duruma düşeceği gerekçesiyle asıl
ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
21. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27/9/2010
tarihli ve E.2010/8112, K.2010/12228 sayılı ilamıyla; başvurucunun işe
başladığında maluliyetinin bulunup bulunmadığının 506 sayılı mülga Kanun'un 53.
ve 109. maddelerine göre tespit edilmesi ve başvurucudaki mevcut arazların
malullüğü gerektirip gerektirmediğinin araştırılarak karar verilmesi gerektiği,
yine başvurucunun işe başladığı tarihte 2/3 oranında maluliyetinin bulunduğu
ortaya çıktığında davalı Kurumun ödediği aylıkları geri isteyebileceği, ayrıca
davalının başlattığı icra takibinin 25/9/2006 tarihinde işlemden kaldırıldığı
anlaşıldığından işlemden kaldırma nedenlerinin araştırılması ve 31/5/2006
tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun
96. maddesine göre davalının istirdada konu olacağının belirlenmesi gerektiği
belirtilerek hüküm bozulmuştur.
22. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama
sırasında alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda, başvurucunun
9/1/1997 tarihli raporunda tespit edilen rahatsızlığının bulunduğu, işe girdiği
14/3/1997 tarihinde maluliyetinin %100 oranında olduğu, işe giriş tarihinde ve
hâlen çalışma gücünde 2/3 oranında kayıp bulunduğu bildirilmiştir.
23. Avukat bilirkişinin raporunda 1/10/2002-21/9/2004
tarihleri arasında başvurucuya ödenen 8.790,79 TL maluliyet aylıklarının yersiz
ödeme olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
24. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 20/6/2012 tarihli ve
E.2010/1182, K.2012/308 sayılı kararla, davalı kurumun kontrol muayene raporu
talep etmesi üzerine alınan ve başvurucunun maluliyetine esas teşkil eden tüm
sağlık kurulu raporlarında aynı teşhisin konulduğu, başka bir hastalık tanısı olmadığı,
başvurucunun %100 maluliyet ile işe girdiği, sigortalı olduktan sonra ortaya
çıkan bir rahatsızlığının bulunmadığı dolayısıyla maluliyet aylığına hak
kazanmadığı, davalının başvurucuya zuhulen bağladığı
aylığı kesmekte haklı olduğu, bu durumda davalının açtığı icra takibine
itirazın iptali davasının kabulünün gerektiği, 5510 sayılı Kanun’un 96.
maddesine göre faizin, aylığın kesilmesine dair yazının başvurucuya tebliğ
edildiği 31/12/2004 tarihinden itibaren 24 ay sonra 31/12/2006 tarihinden itibaren
işleyeceği belirtilerek başvurucunun açtığı davanın reddine, davalının açtığı
davanın kısmen kabulüne 1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında başvurucuya
ödenen aylıklar toplamı 8.790,79 TL’nin 31/12/2006 tarihinden itibaren yasal
faiziyle başvurucudan tahsiline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar
verilmiştir.
25. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22/1/2013
tarihli ve E.2012/21193, K.2013/722 sayılı ilamıyla “dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin
takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz
itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına”
karar verilmiştir.
26. Karar 17/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
27. Başvurucu 14/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
28. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir
biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
29. 506 sayılı mülga Kanun’un 29/7/2003 tarihli ve 4958
sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile yapılan değişiklikten önceki 53.
maddesi şöyledir:
“a) Çalışma gücünün en az üçte
ikisini yitirdiği tesbit edilen
b) Çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş durumda
sayılmayanlardan 34. madde gereğince yapılan tedavi sonunda, Kurum sağlık
tesisleri kurullarınca düzenlenecek raporlarda çalışabilir, durumda olmadığı
belirtilen,
c) (Ek: 29/06/1978-2167/4 md.) İş
kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını kaybeden sigortalı malüllük
sigortası bakımından malül sayılır.
Şu kadarki, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladı
tarihte malül sayılmayı gerektirecek derecede
hastalık veya arızası bulunduğu, önceden veya sonradan, yeterli belgelerle tesbit edilen sigortalı bu hastalık veya arızası sebebiyle malüllük sigortası yardımlarından yararlanamaz.
Ancak, bu gibi sigortalılara malüllük sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar
geri alınmaz.”
30. 506 sayılı mülga Kanun’un 6/8/2003 tarihinde yürürlüğe
giren 4958 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki 53.
maddesi şöyledir:
“A) 1- a) Kurum hastanelerince düzenlenecek usulüne uygun
sağlık kurulu raporları ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma
gücünün en az 2/3'ünü yitirdiği,
b) 34 üncü madde gereğince yapılan
tedavi sonunda Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca düzenlenecek usulüne
uygun rapor ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu çalışma gücünün en
az 2/3'ünü yitirdiği,
c) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma
gücünün en az % 60'ını yitirdiği,
Kurumca tespit edilen sigortalı malûllük
sigortası bakımından malûl sayılır.
2- Meslek hastalığı sonucu, meslekte kazanma gücü azalma
oranının tespiti Kurumun meslek hastalıkları hastanelerince yapılır.
B) Bu Kanun kapsamında ilk defa çalışmaya başladıkları
tarihte mevcut hastalık veya arızası bulunanlar bu hastalık veya arızasının malûl
sayılmayı gerektirecek düzeyde olmadığını Kurum veya Kurum dışındaki
hastanelerden işe girmeden önce alınmış, usulüne uygun sağlık raporu ve
dayanağı tıbbi belgelerle kanıtlamakla yükümlüdürler. Sigortalı olarak ilk defa
çalışmaya başladığı tarihte, malûl sayılmayı gerektirecek derecede hastalık ve
arızalarının bulunduğu önceden veya sonradan tespit edilen sigortalılar bu
hastalık veya arızaları nedeni ile malûllük sigortası
yardımlarından yararlanamazlar.
Bu gibi sigortalılara malûllük
sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınır.
C) Bu maddenin uygulama hükümleri çıkarılacak
yönetmeliklerle düzenlenir.”
31. 506 sayılı mülga Kanun’un 54. maddesi şöyledir:
“Sigortalının, malüllük aylığından
yararlanabilmesi
a) 53 üncü maddeye göre malül sayılması,
b) Toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı
bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması,
Şarttır.”
32. 506 sayılı mülga Kanun’un 109. maddesi şöyledir:
“Bu kanunun uygulanmasında:
A) Sigortalıların sürekli iş göremezlik, malûllük ve erken yaşlanma hallerinin
B) Hak sahibi kimselerin malullük
durumlarının, Tespitinde, Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda
belirtilen hastalık ve arızalar esas tutulur.
Raporları yeter görülmeyen ilgililer Kurumca
yeniden muayene ettirilebilirler.
İlgililerin durumlarının tespitinde son
muayene raporu esas tutulur.
Yukarıda belirtilen raporlar üzerine, Kurumca
verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilirse, durum Sosyal Sigorta
Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.”
33. 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi şöyledir:
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı
sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine,
genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere,
fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her
türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı
işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan
ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı
işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler
toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört
ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört
aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte,
ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları
yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan
başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm
ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir
hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde,
kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte
hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25
oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına
ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
34. Mahkemenin 16/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,
başvurucunun 14/5/2013 tarihli ve 2013/3391 numaralı bireysel başvurusu
incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucu, 14/3/1997 tarihinde sigortalı olarak işe
başladığını, beş yıl çalıştığını, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya
başvurduğunu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı mülga Kanun gereği malulen
emekli olduğunu, 21/9/2004 tarihinde malulen emekli maaşlarının davalı
tarafından kesildiğini, maaşının tekrar bağlanması için Bursa 2. İş
Mahkemesinde dava açtığını, davalı SGK tarafından da ödenen maaşlarının iadesi
için dava açıldığını, sigortalı olmadan iki ay önce Bursa Devlet Hastanesince
verilen raporda ağır bedenî işlerde çalışamayacağının ve hafif işlerde
çalışabileceğinin belirtildiğini, 3/9/2002 tarihli raporda ise el ve ayaklarda
kronik sekel mevcut olduğunun ve 2/3 oranında işgücü kaybı bulunduğunun
bildirildiğini, Mahkemece Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu tarafından verilen
rapora dayalı olarak davanın reddine ve karşı davanın kabulüne karar
verildiğini, yargılama sırasında alınan Uludağ Üniversitesi ve Adli Tıp Kurumu
raporlarında çalışma gücünün 2/3'ünü kaybettiğinin belirtildiğini, tüm bu
raporlara rağmen davalı SGK'ya bağlı sağlık kurulunun
raporuna dayalı olarak karar verildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin de
giderilmediğini, ayrıca sigortalı olarak işe başladığı sırada rahatsızlığı
bulunsa da bu durumun çalışmasına engel olmadığını, çalıştığı beş yıllık sürede
hastalığının ilerlediğini, bu nedenle çalışma hayatına son verdiğini, 506
sayılı mülga Kanun'un 53. maddesinde 4958 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin
aleyhine uygulanamayacağını, 1/10/2002 tarihinde maluliyet aylığı bağlandığını,
ödenen maaşların geri istenemeyeceğini, anılan hükmün Mahkemece
değerlendirilmediğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek
sosyal güvenlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüş; yeniden yargılama yapılmasını veya uygun bir tazminat ödenmesini talep
etmiştir.
B. Değerlendirme
36. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,
SGK aleyhine açtığı davanın reddine, aleyhine açılan davanın kabulüne karar
verilmesinin sosyal güvenlik, mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal
ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguların
başvurucu tarafından yapılan tavsifi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi
kendisi takdir eder. Başvurucunun maluliyet aylığının kesilmesi, adil
yargılanma hakkının ihlali iddiası niteliğinde başvurucuya ödenen maluliyet
aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi mülkiyet hakkının ihlali iddiası
niteliğinde değerlendirilmiştir. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
a. Maluliyet Aylığının Kesilmesi Nedeniyle Adil
Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda inceleme yapılamaz.”
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul
edilemezliğine karar verebilir.”
39. 6216 sayılı
Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun
başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği
belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça
dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda
gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda
incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
40. Anılan kurallar
uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay
ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının
yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili
varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu
olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının
adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel
başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede
kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:
2012/1027, 12/2/2013, § 26).
41. Başvuru konusu olayda başvurucu, 506 sayılı mülga Kanun
gereği malulen emekli olduğunu, 21/9/2004 tarihinde malulen emekli maaşlarının
davalı tarafından kesildiğini, maaşının tekrar bağlanması için Bursa 2. İş
Mahkemesinde dava açtığını, sigortalı olmadan iki ay önce Bursa Devlet Hastanesinden
verilen raporda ağır bedenî işlerde çalışamayacağının ve hafif işlerde
çalışabileceğinin belirtildiğini, 3/9/2002 tarihli raporda ise el ve ayaklarda
kronik sekel mevcut olduğunun ve 2/3 oranında iş gücü kaybı bulunduğunun
bildirildiğini, Mahkemece Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu tarafından
verilen rapora dayalı olarak davanın reddine karar verildiğini, yargılama
sırasında alınan Uludağ Üniversitesi ve Adli Tıp Kurumu raporlarında çalışma
gücünün 2/3'ünü kaybettiğinin belirtildiğini, tüm bu raporlara rağmen davalı SGK'ya bağlı sağlık kurulunun raporuna dayalı olarak karar
verildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin de giderilmediğini, ayrıca
sigortalı olarak işe başladığı sırada rahatsızlığı bulunsa da bu durumun
çalışmasına engel olmadığını, beş yıl boyunca çalıştığını, bu sürede
hastalığının ilerlediğini, bu nedenle çalışma hayatına son verdiğini belirterek
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Başvurucu tarafından açılan davada Bursa 2. İş
Mahkemesince başvurucunun sicil dosyası SGK’dan
istenmiş, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun kararı incelenmiş, 25/10/2004
tarihli kararda, başvurucunun 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesi gereği
maluliyet sigortası yardımlarından faydalanmasının mümkün olmadığının
belirtildiği anlaşılmıştır. Başvurucunun itiraz ve talebi üzerine alınan Sosyal
Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 18/5/2007 tarihli kararında başvurucunun
maluliyetini gerektiren hastalık ile işe girdiği belirtilerek maluliyet
yardımlarından yararlanamayacağına karar verildiği belirlenmiştir. Başvurucunun
anılan karara itirazı nedeniyle Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor
alınmış; 3/11/2008 tarihli raporda, başvurucunun çalışma gücünün 2/3’ünü
kaybettiğinin belirtilmesi üzerine 26/2/2009 tarihinde davanın kabulüne karar
verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince hükmün bozulmasından
sonra Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, başvurucu Bursa Devlet Hastanesi
tarafından verilen rapor ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki olduğunu
ileri sürerek çelişkinin giderilmesini talep etmiş, Mahkeme bu talebi yerinde
görmeyerek davanın reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk
Dairesince hükmün bozulması üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor
alınmış, 23/5/2011 tarihli raporda başvurucunun işe giriş tarihinde ve hâlen
çalışma gücünün 2/3’ününolmadığının bildirildiği, bu rapor üzerine avukat
bilirkişiden başvurucuya ödenen maluliyet aylıklarının hesaplanması için rapor
alındığı anlaşılmıştır. Başvurucu raporları kabul etmediğini belirterek açtığı
davanın kabulünü, birleşen davanın reddini talep etmiş, Mahkemece Adli Tıp
Kurumu raporu ile diğer tüm raporlar değerlendirilerek başvurucunun tüm
raporlarının aynı doğrultuda olduğu, %100 maluliyet ile işe girdiği dolayısıyla
maluliyetinin sigortalı olmadan önce mevcut olduğu, sigortalı olduktan sonra
ortaya çıkan bir rahatsızlığının bulunmadığı, başvurucunun maluliyet aylığına
hak kazanmadığı, başvurucuya zuhulen bağlanan
maluliyet aylığının kesilmesinin haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine
karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır.
43. Mahkemenin gerekçesi ile başvurucunun iddiaları
incelendiğinde iddiaların özünün, Derece Mahkemesi tarafından delillerin
değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığıve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin
olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda Mahkemece, başvurucu hakkında verilen tüm
raporlar değerlendirilmiş ve Adli Tıp Kurumu raporları doğrultusunda davanın
reddine karar verilmiştir.
44. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu
deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve
iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve
iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da
uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi
tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkeme
kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik
oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi
kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik
de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
b. Maluliyet Aylıklarının Geri Ödenmesi
Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
46. Başvurucu, 14/3/1997 tarihinde sigortalı olarak işe
başladığını, beş yıl boyunca çalıştığını, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya başvurduğunu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı
mülga Kanun gereği malulen emekli olduğunu, SGK’nın
ödenen maaşların iadesi için açtığı davanın kabulüne karar verildiğini, 506
sayılı mülga Kanun'un 53. maddesinde 4958 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin
aleyhine uygulanamayacağını, 1/10/2002 tarihinde maluliyet aylığı bağlandığını,
ödenen maaşların geri istenemeyeceğini, anılan hükmün Mahkemece
değerlendirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
47. Başvurucunun, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkin başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle
başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali
İddiası
48. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmaması
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin
başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar
verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu
kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Maluliyet Aylıklarının Geri Ödenmesi
Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası
49. Anayasa'nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz."
50. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne(Sözleşme)
Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına
uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların
veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları
uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
51. Anayasa'nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye
Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer
vermiştir.
52. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi
üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak mülkiyetten
barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus, birinci fıkranın
ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun bırakmayı
düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın ikinci
cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına uygun
olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla
mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer
almaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B.
No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).
53. Anayasa'nın 35. maddesinde de Sözleşme'ye
Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak birinci
fıkrasında mülkiyet hakkını tanımış, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise mülkiyet
hakkının sınırlandırılması ve bu sınırlandırmanın ölçütü belirtilmiştir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:
2013/711, 3/4/2014, § 59).
54. Bu kapsamda öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dâhil
olabilecek malvarlığı değerlerinin belirlenmesi gerekir. Anayasa'nın 35.
maddesi ile 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin koruma alanı içinde yer alan
menfaatlerin kapsamına, mevcut bir mülk girebileceği gibi kesin bir şekilde
tanımlanmış alacak hakları da girebilir (AYM, E.2000/42, K.2001/361,
10/12/2001; AYM, E.2006/142, K.2008/148,24/9/2008).
55. Ancak somut olayda olduğu gibi SGK tarafından bağlanan
malulen emekli maaşlarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucu başvurucunun
mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin belirlenmesi için öncelikle bu
durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin belirlenmesi
gerekir.
56. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yer alan
mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı
içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta önceden prim ödeme şartıyla veya
şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş
ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları
yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu
kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 35; benzer
yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Andrejeva/Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009,
§ 77; Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, §
38).AİHM, bir mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılmasının,
onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine
engel olmayacağını ifade etmektedir (Moskal/Polonya, § 40).
57. Başvuru konusu olayda başvurucunun 14/3/1997 tarihinde
sigortalı olarak işe başladığı, 17/9/2002 tarihinde SGK'ya
başvurduğu ve yapılan muayene sonunda 506 sayılı mülga Kanun gereği malulen
emekli olduğu, 1/10/2002 ile 21/9/2004 tarihleri arasında aldığı maaşlarının
kesildiği, SGK tarafından açılan dava sonunda başvurucuya ödenen malulen emekli
maaşlarının geri ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu açıklamalar
ışığında, başvurucuya ödenen malulen emekli maaşı üzerinde başvurucunun
mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
58. 506 sayılı mülga Kanun’un 4958 sayılı Kanun ile yapılan
değişiklikten önceki 53. maddesinin son fıkrasında “Ancak, bu gibi sigortalılara malüllük
sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınmaz.” hükmü
bulunmaktadır.
59. 506 sayılı mülga Kanun’un 4958 sayılı Kanun’un 33.
maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki 53. maddesinin ilgili kısmında ise “Bu gibi sigortalılara malûllük
sigortasından evvelce ödenmiş bulunan aylıklar geri alınır.” hükmü
düzenlenmiştir.
60. 5510 sayılı Kanun ile 506 sayılı mülga Kanun yürürlükten
kaldırılmış, anılan Kanun’un 96. maddesinde sigortalılara yapılan fazla veya
yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.
61. Somut olayda başvurucu, açtığı davada SGK tarafından
maluliyet aylıklarının geri alınması işleminin iptal edilmesi gerektiğini, 506
sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinde 29/7/2003 tarihinde yapılan değişikliğin
aleyhine uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Mahkemece başvurucuya
1/10/2002-21/9/2004 tarihleri arasında ödenen maluliyet aylıklarının yersiz
ödendiği gerekçesiyle anılan dönem ilişkin aylıkların SGK’ya
geri ödenmesine karar verilmiştir.
62. Başvurucu, 506 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesinin son
fıkrasına göre maluliyet sigortasından ödenen aylıkların geri istenemeyeceğini
ileri sürmesine ve başvurucuya maluliyet aylığının bağlandığı tarihte anılan
hüküm yürürlükte olmasına rağmen Mahkemece, SSK Hastanesinin raporuna istinaden
SGK tarafından başvurucuya malulen ödenen emekli maaşlarının SGK’ya geri ödenmesine karar verilmesinin başvurucunun
mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle 506 sayılı mülga Kanun'a uygun
olarak devlete bağlı hastane tarafından verilen rapora istinaden başvurucuya
bağlanan maluliyet aylığının geri alınması nedeniyle başvurucunun, Anayasa'nın
35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali
İddiası
64. Başvurucu, Bursa 2. İş Mahkemesinde açtığı davanın makul
sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
65. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan
bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma
hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde
yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de
Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili
hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle
Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi
kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede
yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler gereğince adil yargılanma
hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan
süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.
maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma
hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, §§ 38,39).
66. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,
tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun
davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir
davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması
gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve
diğerleri, §§ 41-45).
67. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi
uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede
karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda iş hukukuna dayalı
açılmış bir dava söz konusu olmakla birlikte 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı
İş Mahkemeleri Kanunu ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre
yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan
bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher
Ergun ve diğerleri,§
49).
68. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara
ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak
uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka
bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih
26/1/2005 tarihidir.
69. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da
kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut
başvuru açısından bu tarih, Bursa 2. İş Mahkemesince verilen hükmün Yargıtay
10. Hukuk Dairesince onandığı 22/1/2013 tarihidir.
70. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olarak yapılan
değerlendirmede önemli bir ölçüt olan başvurucunun davanın hızla
sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteri çerçevesinde gerek
bireylerin ekonomik geleceği gerek çalışma barışı açısından arz ettiği önem
nazara alındığında iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda yargı
organlarının özel bir itina göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle kanun koyucu
iş hukukunun, çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini
dikkate alarak genel mahkemelerin dışında sözlü yargılama usulüne tabi özel bir
iş yargılaması sistemi ihdas ederek iş davalarının konunun uzmanı mahkemelerce
mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır
(Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772,
7/11/2013, § 59).
71. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe
girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış,
bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama
usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulü yazılı yargılama usulünden daha
basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay
bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir
yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç,§§
64,65).
72. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde
başvurucunun 26/1/2005 tarihinde Bursa 2. İş Mahkemesinde açtığı dava dosyası
ile başvuru aleyhine SGK tarafından 13/3/2007 tarihinde açılan dava dosyasının
birleştirildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 26/2/2009
tarihinde davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk
Dairesince 23/11/2009 tarihinde hükmün bozulduğu, Mahkemece bozma ilamına
uyularak yapılan yargılama sonunda 20/4/2010 tarihinde davanın reddine karar
verildiği, temyiz sonucu bu kararın da Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27/9/2010
tarihli ilamıyla bozulduğu belirlenmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak
20/6/2012 tarihinde başvurucunun açtığı davanın reddine, başvurucu aleyhine
açılan davanın kabulüne karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk
Dairesince 22/1/2013 tarihinde hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
73. 5521 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi
mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki
iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi
tarafından özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul
hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Hayrettin Ekim, B. No: 2013/3442,
20/3/2014, §§ 33-55).
74. Başvuruya konu davanın incelenmesinde hukuki meselenin
çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında
karşılaşılan engeller gibi kriterler dikkate alındığında yargılamanın karmaşık
nitelikte olduğu kabul edilmekle birlikte yedi yıl on bir aylık yargılama
sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
76. Başvurucu, maluliyet aylığının hukuka aykırı olarak
kesildiğinin ve anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespitini, bu ihlalin
giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına veya uygun bir tazminat
ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.
77. 6216 sayılı Kanun’un 50.
maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının
ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem
niteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal
bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden
yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu
gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
78. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde mülkiyet hakkı
yönünden Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmesiyle ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın
ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
79. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının da ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte başvuruya konu olan yargılama
sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkate alındığında başvurucunun da tazminat
talebinin bulunmaması nedeniyle ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.
80. Başvurucunun adli yardım
talebi kabul edilmesi ve hakkında ihlal kararı verilmesi nedeniyle1.500 TL
vekâlet ücretinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.
Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B.
Başvurucunun,
1.
Maluliyet aylığının kesilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali
iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.
Maluliyet aylıklarının geri alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali
iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.
Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C.
Başvurucunun,
1.
Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL
EDİLDİĞİNE,
2.
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma
hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D.
İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere
kararın Bursa 2. İş Mahkemesine gönderilmesine,
E.
Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,
F.
1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G.
Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru
tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde
bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz
uygulanmasına
16/9/2015
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.