logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İBRAHİM BİLMEZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/434)

 

Karar Tarihi: 26/2/2015

R.G. Tarih-Sayı : 16/4/2015-29328

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Erdal TERCAN

 

 

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Recep ÜNAL

Başvurucu

:

İbrahim BİLMEZ

Vekili

:

Av. Cengiz YÜREKLİ

 

 

Av. Mazlum DİNÇ

 

 

Av. Rezan SARICA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, kendisine posta yoluyla gönderilen bir derginin, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması ve buna ilişkin şikâyet ve itiraz başvurularını inceleyen yargı mercilerinin kararları sonucunda Anayasa’nın 5., 10., 17., 26., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 24/12/2012 tarihinde İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 13/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 8/1/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 7/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 14/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 31/3/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/64 sayılı dosyası kapsamında tutuklu olup, başvuru tarihi itibarıyla Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

9. Posta yoluyla gönderilmiş olan “Demokratik Modernite” adlı derginin (Dergi) 2012/2 numaralı sayısı, Eğitim Kurulunun 13/9/2012 tarih ve 2012/45/44 sayılı kararı gereğince başvurucuya teslim edilmemiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“İlgili dergide yasa dışı terör örgütünün sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın yasaklı kitaplarından alıntılar (Örnk.S.48) yapılmış olup; ÖCALAN'ı ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı (Örnk.S.60-76) ifade ve yorumlar vardır. Ayrıca ilgili dergi hakkında yine ... Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Eğitim Kurul Başkanlığının 18/07/2012 tarih ve 2012/37/32 sayılı verilmemesi yönünde kararı vardır.

Belirtilen nedenlerden: Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 62. Maddesinin 3. bendinde geçen ‘Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek.’ ayrıca, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin 11. Maddesinin (b) bendinde geçen ‘Mahkemece yasaklanmamış olsa bile, Kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.’ hükmüne binaen ilgili yayınların arşive kaldırılmasına, adı geçen hükümlü ve tutuklulara verilmemesine, ...”

10. Başvurucu bu karara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz Hâkimliğinin 31/10/2012 tarih ve E.2012/1885, K.2012/2035 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

11. Başvurucu, anılan ret kararına karşı Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2012 tarih ve D.İş.2012/1766 sayılı kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir.

12. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı başvurucuya 26/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu, 24/12/2012 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Başvuruya Konu Dergi

14. Demokratik Modernite”, merkezi İstanbul’da olan ve üç ayda bir yayımlanan bir dergidir.

15. Derginin başvuruya konu 2012/2 numaralı sayısının ilgili kısımları, internet sayfasından temin edilerek incelenmiştir.

16. Derginin 47. vd. sayfalarında yer verilen ve Sercan Aydın tarafından kaleme alınan “Bir Modernite Masalı: Yüzükteki İktidar” başlıklı makalede, “kapitalist uygarlığın” kaderinin Ortadoğu’daki gelişmelere bağlı olduğu, “kapitalist modernitenin” geçirdiği krizin dönemsel ve sonuncu olmadığı, krizin sebebinin azami kar amacı güden tekelleşmeye dayalı kapitalizm olduğu, dünyada mevcut durumun bir uygarlık krizi olduğu, yalnızca iktidar sahiplerinin çıkarlarının korunmasının asıl problemi oluşturduğu, tarihsel süreçte anaerkil düzenden ataerkil iktidara geçiş yaşandığı, iktidarın erkeklikle özdeşleştirildiği, erkek egemen toplum yapısının tesisinde hukuk, askeri düzen ve dinin kullanıldığı, iktidarın, sorgulayan bireyleri tehlikeli bulduğu ve biat eden toplum yapısı arzuladığı, hiyerarşinin, erkeğin din ve devlete kutsallık giysisi giydiren bir aklın ürünü olduğu, hiyerarşik ataerkil düzenle birlikte iktidarın kendini devlet şeklinde görünür kıldığı, ancak “iktidar eşittir devlet” olmadığı ve iktidar için devletin “olmazsa olmaz” olmadığı ifade edilmiştir.

17. Makalenin devamında, Abdullah Öcalan’ın “iktidar” kavramına ilişkin olarak “kadim bir gelenek, artık ürünü elde etmeye, artırmaya ve ele geçirmeye yönelik her türlü toplumsal faaliyet” ve “devlet” kavramına ilişkin olarak “iktidarın hukuksallaşmış biçimidir” şeklindeki tanımlamalarına yer verildiği; iktidar ve devletin asıl hedefinin her zaman “toplumsal sömürü” olduğu, buna itiraz edilmesi halinde savaşlar ve darbelerle toplumun “yola getirilmeye” çalışıldığı, kapitalist uygarlığın ahlaki bağları çözdüğü ve arzu ettiği şekilde, toplumu bireylerden oluşan kişiliksiz bir sürü haline getirdiği, kapitalizmin, üzerinde yaşadığımız gezegeni tehdit eden bir canavar, iktidarın ise onulmaz bir hastalık olduğu, iktidarın, sahibini kölesi yaptığı ve “iyi iktidar” olmadığı düşüncelerine yer verilmiştir.

18. Sonraki kısımlarda ise, devletleşmiş iktidarın özelliklerine yer verilerek, iktidarın, topladığı vergilerin topluma hizmet olarak yansıtıldığı propagandasını yaptığı, ancak esasen belirli bir zümrenin zenginleştirildiği, buna karşılık, yönetilenlerin iktidarı içselleştirdikleri, yegâne baskı yönteminin, şiddet olmadığı, insanların gündelik yaşamlarının denetlenmesinin de baskının bir türü olduğu, medya gücünün bir silaha dönüştürüldüğü, egemen ideolojinin etkisi altına giren toplumun kendi gerçekliğini göstermeye çalışan her türlü sese kulak tıkadığı fikirleri ifade edilmiştir. Makalenin son kısmında, iktidarların ezici güç ve zihin yıkama araçlarıyla toplumu kendilerine bağımlı hale getirdikleri, ancak iktidarın vazgeçilmez olmadığı vurgusu yapılmıştır.

19. İktidar ve devletin vazgeçilmez olmadığı, bilakis bu iki olgunun insanlık ve toplumun güçsüz kesimleri için zararlı olduğu hususlarının, makalenin ana fikrini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Makalenin yazarı, bu fikrini kendi perspektifinden ele alırken, terör örgütü lideri olan Abdullah Öcalan’ın kavramsal tanımlamalarına yer vermiştir.

20. Anılan Derginin 50. sayfasından başlayıp devam eden ve Ferhat Çiçek tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernitenin Resmi İdeolojisi: LİBERALİZM” başlıklı makalenin (Derginin 60. ve 61. sayfalarına tekabül eden) son iki sayfasında, hiyerarşik-devletçi sistemin, her sistem gibi kendini beyinlere kazımak istediği, bu işte bir dönem mitolojiyi, dini ve felsefeyi kullandığı, gelinen noktada dini düşünce yerine din haline getirilen pozitivist düşünüşün hâkim olduğu, liberalizmin cinsiyetçiliği kullandığı, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan iki cinsin ötesinde, eşitlik kisvesi altında kadının cinsel meta haline getirildiği ve erkeğin cinsellik güdüsünü canlı tutmak için kullanıldığı, bu konuda bir özgürlük yanılsamasının yaşandığı görüşlerine yer verilmiştir.

21. Derginin, 62 ilâ 71. sayfalarında, Eser Sağlam tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite Döneminde Kültür ve Ahlak’ın Başlıca Özellikleri” başlıklı makalede, ulus-devlet kültürü ve ahlakın parçalanması, kültürün metalaştırılması, bireycilik kültürü ve toplumun ahlâki çöküntüye sürüklenmesi, popüler kültür, post modern kültür, sanal kültür, medya kültürü ve kültür emperyalizmi konularına temas edilmiştir.

22. Kapitalizm ve “endüstriyalizm” öncesi uygarlık çağlarında bireylerin kendi aidiyetlerini mensup oldukları kantona, feodal beye veya aşirete göre tanımladıkları, ulus-devletin bu anlayışı ortadan kaldırarak vatandaşlık bağını getirdiği, “iyi vatandaş” kavramının, devletin tüm buyruklarına ve hukuk sistemine kölece boyun eğen “uyruk” olarak anlaşıldığı, ulus-devlet içinde bir ırk, din, mezhep veya kültürel kümenin hâkim kılındığı, diğerlerinin ise yasaklanıp baskı altına alındığı, bunun en uç örneğinin Türk ulusal devletindeki “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil” anlayışının bireylere empoze edilmesi olduğu, ulus-devlet ve kapitalist ilişkilerin, toplumsal kümeler arasında çimento işlevi gören ahlak yerine, hukuk kriterleri ikame ettiği, bu şekilde toplumun aklı, yargısı, vicdanı, kendini koruma ve yürütüş ilkesi olan ahlakın bir kenara itildiği, kültür kapsamı içinde nitelendirilebilecek hemen her şeyin metalaştırıldığı, paranın istenen her şeyin anahtarı olarak görüldüğü ifade edilmiştir.

23. Bu kapsamda, Abdullah Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önündeki savunmasında geçtiği belirtilen “Para gücünü tanrıyla eşitlemektedir. Yani tanrı=para formülü en çok kapitalist topluma yakışmaktadır. Para, sistemin ruhunun somut ifadesi olmaktadır. Sihirli güçtür, çevrilemeyeceği hiçbir değer yoktur. Toplumun daha önceki biçimlerinde simgeleri totem, tanrı, tanrı-krallar gibi değerlendirilirken, kapitalist biçimlenişte toplumun en özlü ve güç yansıtıcısı, bireysel ruhu en çok çeken, uğruna her şeyin göze alındığı, gerektiğinde tüm insanlığa kan kusturacak savaşlara götüren güç para olmaktadır. Para etrafında şekillenen bir ruh kimliği geçerli olmaktadır.” değerlendirmesine yer verilmiştir. “Kapitalist modernitenin” insan toplumuna dayattığı sosyo-kültürel biçimlenişin bireycilik olduğu, bireyciliğin, toplumsalın aleyhine toplumun içyapısında sürekli derinleşen bir çözülmenin mimarı olduğu belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın bireycilik kültürünün yaşamdaki tüm etkileri ve yansımaları bakımından günümüz toplumlarında, toplumsalı içten içe çürüten bir kanserleşme hali olduğu yönündeki görüşüne atıf yapılmıştır. Makalenin devamında popüler kültürün anlam kaymasına uğradığı, asıl anlamı olan “halka ait”in ötesinde, “bir çok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen” şeklinde algılandığı, popüler kültür kisvesi altında halkın tercih, beğeni ve eğilimlerinin yönlendirildiğine dikkat çekilmiştir. Sonraki kısımda ise post modern kültürün özellikleri ve çeşitli sanat dallarına yansımaları ve sanal kültürün insan bilinci ve toplumsal yaşamdaki etkileri üzerinde durulmuştur.

24. Sanat kültürle ilgili olarak Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum Manifestosu” adlı kitabında geçen “Kapitalizmin zihniyet hegemonyasında temelde medya organlarınca yürütülen sanal dünya diğer çok önemli bir zihinsel araçtır. Yaşamın sanallaşması analitik aklın en uç sınırlarına varmasıdır. Savaş gibi en dehşetli bir olay bile sanal olarak sunulduğunda ahlakı tek başına yıkması işten bile değildir. İnsan beden ve zihninin deneyimlemediği yaşama eskiden beri sahte yaşam denirdi. Sanal ismi takılmakla sahte olmaktan kurtulamaz. Sanal yaşamı olanaklı hale getiren teknik gelişim kendi başına suçlanmıyor. İstismarı bir kere daha karşımıza birey zihnini felç eden özellikleriyle değerlendiriliyor. Başıboş teknoloji en tehlikeli silahtır. Kapitalizmin tekniğe hâkimiyeti ve milyarları yönetme ihtiyacı sanal yaşamı zorlayan esas etkendir. Yaşam artık yaşanmıyor sürekli sanallaşıyor. Bir nevi ayakta ölüm oluyor. Simülakiler sanal yaşamın en somut halidir. Her olayı, ilişkiyi, eseri, simüle etmekle insan bilgilenmez, aptallaştırılır. Tüm uygarlık eserlerinin taklidi yapılmakla bir gelişme sağlanmıyor. Taklit kültürünün hegemonyası gerçekleştiriliyor, yaşamın özünde yatan farklılaşma asla tekrara dayanmaz. Tarih bile tekerrür etmez. Taklit gelişmenin zıddıdır. Sanal yaşam ise sınırsız taklide dayanır. Herkes birbirini taklit ederek birbirine benzetilir. Böylelikle koyun sürüleri yaratılır. Finans çağı sanal yaşam olmadan yaşayamaz. Ancak sınırsız aptallaşmayla yürüyebilir ki o da sahte sanal yaşamla gerçekleştirilir.” ifadeleri nakledilmiştir.

25. Yazının devamında, “medya ve kültür emperyalizmi” üzerinde durularak, “dünyayı yöneten güçlerin”, medya aracılığıyla dünya hakkında nasıl düşünülmesi gerektiğini belirlediği ve kitlelerin bu şekilde yönlendirildiği vurgulanmış, tüketim kültürü başlığı altında medya aracılığıyla tüketmenin yaşamın vazgeçilmezi olarak sunulduğu, insanların güdü, duygu ve düşünsel dünyasının, tüketim kampanyalarının günlük kışkırtmaları ve uygulamaları ile tahrik edildiği, daha fazla sermaye birikimini elde etmek için hiçbir kural, hiçbir toplumsal değer ilkesinin tanınmadığı, kapitalizmin topluma “ya tüket, ya da öl” mesajını ilettiği tespitlerine yer verilmiştir.

26. Derginin 72 ilâ 77. sayfalarında Aydın Söğüt tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı makalenin girişinde Abdullah Öcalan’ın “Direniş, kendi başına modern hegemonyayı yıkmaya ve alternatif geliştirmeye yetmez, karşı modernitesini inşa etme ustalığını gerektirir.” ifadelerine yer verilmiştir. Yazının devamında neolitik dönemde “toplumsal devrime” öncülük ve uygarlıktaki “siyasal devrime” de zemin teşkil eden Ortadoğu coğrafyasının bir kez daha evrenselde kritik bir rol oynama şansının doğduğu, Abdullah Öcalan’ın “yoğunlaşmaları” sonucunda sözü edilip tartışılan “paradigma değişikliğinin”, bu sürecin başladığının göstergesi olduğu, “paradigma değişimi” konusunda Abdullah Öcalan’ın “demokratik komünal” toplum ile egemenlikçi devlet toplumunu karşılaştırırken “birikim-kopuş denklemi” kullandığı, ama bunların nitelik olarak farklı olduğu, egemenlikçi uygarlığın tarihteki gelişiminin birikimci, fakat demokratik uygarlıkla ilişkisinin kopuşlu olduğu, aynısının “demokratik uygarlık” açısından da geçerli olduğu, kapitalizmin tüm “vahşiliğine” rağmen, “hazmedile hazmedile” yerleştiği, Latin Amerika’daki alternatif deneyimler ve Ortadoğu’daki bunalımın, “kapitalist modernitenin” kendini toplumlara tamamen kabul ettiremeyişinin göstergesi olduğu, bu kapsamda oluşturulan tahribat sonucunda, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarının çokça tartışıldığı, arada kalan Kürtlerin kıyıma uğradığı, araya çekilen yapay sınırlarla bir tarafa Türk olması, Türkçe konuşması ve yaşaması dayatılırken, diğer tarafa Arap olması, Arapça konuşması ve yaşamasının dayatıldığı fikirleri ortaya konulmuş ve Avrupa’daki muhalefet ile Ortadoğu’daki muhalefetin mukayesesi yapılmıştır.

27. Yazının sonraki kısımlarında tekelleşmenin ancak ulus-devlet sınırları ve milliyetçilikle mümkün olduğu, bu sınırların suni homojenliği gerektirdiği ve sonunun “faşizm” olduğu, bu yolda büyük paylaşım savaşları yaşandığı, milyonların öldüğü, ancak çarkın sağlamlaştığı, ancak dünyanın diğer coğrafyalarındaki “uyanış” ve hareketlenmelerle çarkın teklemeye başladığı, son finansal krizle Ortadoğu’daki ayaklanmaların aynı zamana denk gelmesinin tesadüf olmadığı ifade edilmiştir. Kürtlerin, diğer coğrafyalardaki halklardan farklı olarak, “her türlü fiziki ve kültürel soykırımdan” geçirildikten sonra varlıkları, tarihleri ve var olma haklarının inkâr edildiği, önceki dönemlerde belirli bir yeri, rolü, varlığı ve kimliği olan Kürt halkının “modernizmin” son yüzyılında bunları yitirmiş olmasının, “kapitalist modernite” ile “özgün bir hesaplaşma” için başlı başına yeterli bir neden olduğu, diğer topluluklardaki “ödül” sisteminin Kürtler açısından farklı işlediği, var olmanın, nimetlerden faydalanmanın, “insan sayılmanın” yolunun “Kürtlükten kaçıştan” geçtiği, “hükümet partisine yamanan” kesimlerin durumunun böyle olduğu, “sömürgeci inkar ve imha rejiminin hükümetinde” yer alıp aynı zamanda Kürtçülük yapıldığı, belirtilen coğrafyada Kürtlüğe ve Kürtçe’ye bir gelecek biçilmediği, “Kürt Özgürlük Hareketi”nin siyasi partilerinin “dil, özyönetim, özsavunma” gibi hak taleplerine olumsuz yanıt verenlerin “bir ulus-devlet kurmaktan başka çareniz yok, gücünüz varsa kurarsınız, yoksa da bu halinize razı olup şükredersiniz” imasında bulunduklarının farkında olmadıklarını, mevcut paradigmanın, varlık için yalnızca kendi dizgesinde bir oluşumu kabul edebileceği, Kürtlerin var olabilmeleri için bir ulus-devlet kurmalarının gerektiği, bunun ise egemen sistemin o anki çıkar dengesine bağlı olduğu, halihazırda konjonktürün bir Kürt devletine el vermediği, İran ve Suriye’de muhalefet oluşturabilmek için “kırk takla atan” sistemin, “örgütlü ve iradeli Kürt özgürlük muhalefetini görmezden gelmesi”nin ve “terörist” saymasının güncel bir gerçeklik olduğu, aynı özgürlük hareketinin çizgisindeki Kürtlerin, sınırın bir tarafında silah kullandıkları, diğer tarafında ise kullanmadıkları için lanetlendikleri düşüncelerine yer verilmiştir.

28. Makalenin devamında, Kürt kadınları tarafından yapılan işlere medyanın duyarsızlığından şikâyet edilmektedir. Paradigma değişimlerine ilişkin olarak yazar, “Ama bize göre, yani Öcalan’ın tarihsel toplum bakışına göre bunlar iktidarcı-devlet toplumu için birikimsel dönüşümler süreçleridir. Kopuşlu olanı ise aynı süreçlerde ayrıca birikimsel dönüşümler yaşayan demokratik toplum, demokratik uygarlık ve özgürlük mücadeleleri serüvenidir. Kürtlerin Ortadoğu’da yaşaması ve gerçekleştirmesi gereken paradigmal değişim, bu ikinci geleneğe dayanarak birincisinde(n) kopmak ve (o)na üstünlük sağlayacak bir yeni ‘modern’ alternatif yaratmaktır.” ifadelerine yer vermiştir. Devamında Yukarı Mezopotamya coğrafyasının on beş bin yıllık tarihi nedeniyle çoraklaşan topraklarının, ancak mütevazi bir üretime dayanabileceği ve Abdullah Öcalan’ın tarım ve enerji projeleri önerisinin ekolojik dengeye dayalı ve koruyucu bir perspektif taşıdığı, merkezi planlı barajlar ve HES projelerinin güncel güvenlik politikalarının yanı sıra yaşanılır olmaktan çıkarma stratejisinin ayakları olduğu ifade edilmiştir. Yazar, “Kapitalist modernitenin bölgedeki temel şubelerinde(n) biri olan koskoca bir devlet kıskacına rağmen köy komünleri, köyler arası komünler, halk meclisleri, kent meclisleri, dernekleşmeler, konfederal organlar, kadın ve gençlik hareketleri, öz savunma oluşumları, meşru savunma güçleri, halk (doğrudan) demokrasisi pratikleri, halk diplomasisi, medyası, siyasal katılımı, öz yönetimi, dayanışması ve ekolojik paylaşımcı ekonomi deneyimleri ve demokratik ulus perspektifiyle demokratik uygarlık ve demokratik modernite paradigmasına yerel boyutta hayat buldurmuştur bile.” ifadeleri ile Türkiye’nin güneydoğusundaki durumu kendi perspektifinden özetlemiştir.

29. Yazar, başında olduğu gibi sonunda da Abdullah Öcalan’ın “Kürtler geriye kalan varlık parçalarını ancak demokratik uygarlık tarihinin ışığı altında daha açık görebilir. (…) Tarih bir kez daha aynı coğrafyada insanlık adına O’nu toplumsal varlıkları korumak ve özgür insan kılmak için devrime zorlamakta, demokratik modernitenin inşasına çağırmaktadır. (…) Demokratik modernite kavram ve kuramlarıyla yeniden kurgulanan Kürdistan devrimi pratik gelişimini layıkıyla sürdürürse, sadece Kürt sorununun demokratik çözümünü gerçekleştirmekle kalmaz. (…) Devrimin yerel çözümü evrensel çözümün en sağlam bileşkesi olur. (…) Kürt devrimi potansiyeli ve boğuştuğu güçler kapsamında hem tarihle hem moderniteyle hesaplaşmayı gerektirir. Bu yönlü hesaplaşmasını başarı ile yaparsa evrenselliğe en önemli katkıyı yapmış olur…” ifadeleriyle makaleyi sonlandırmıştır.

C. İlgili Hukuk

30. 16/5/2001 tarih ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliklerinin görevleri” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“İnfaz hakimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara ilişkin hükümler saklıdır.”

31. 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

Şikayet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

32. 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”

33. 6/4/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ünEğitim kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı 43. maddesinin (1) numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:

“(1) Eğitim kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir;

ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,

…”

34. 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı oluru ile yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’ninKuruma kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

a) Mahkemelerce yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,

hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/12/2012 tarih ve 2013/434 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin erişimine açık olan Derginin, Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının Anayasa’nın 26. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10. maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk durumunun, kanunlarda belirtilen koşullar dışında özgür bireylerden farklı olarak sınırlayıcı yaptırımlar getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğunu ve hakkındaki uygulamanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesini engellediğini, ayrıca Eğitim Kurulu kararına karşı yaptığı başvuruyu inceleyen İnfaz Hâkimliği ve bu karara yönelik itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının gerekçesiz olduğunu ve bu durumun Anayasa’nın 141. maddesine aykırılık oluşturduğunu, bu çerçevede Anayasa’nın 5., 10., 17., 26., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bakımdan başvurucunun, Dergiye erişiminin engellenmesi ile ilgili şikâyetlerinin bir bütün olarak ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerekir. Somut olay bakımından temel sorun, başvurucunun Dergiye erişiminin engellenmesi olduğundan, başvurucunun diğer şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin erişimine açık olan Derginin Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının Anayasa’nın 26. ve Sözleşme’nin 10. maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk durumunun, kanunlarda belirtilen koşullar dışında özgür bireylerden farklı olarak sınırlayıcı yaptırımlar getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğu ve hakkındaki uygulamanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesini engellediğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin kabul edilebilirliği yönünden görüş bildirilmemiştir.

40. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının, haber ve fikirlere ulaşma hakkını güvence altına aldığı ve dolayısıyla, haber ve fikirlere ulaşma hakkının, bireysel başvuru incelemesi bakımından, Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki alanı içerisinde yer aldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

41. Başvurucunun, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin erişimine açık olan Derginin Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının Anayasa’nın 26. ve Sözleşme’nin 10. maddelerine aykırı olduğunu, tutukluluk durumunun, kanunlarda belirtilen koşullar dışında özgür bireylerden farklı olarak sınırlayıcı yaptırımlar getirmesinin ayrımcılık niteliğinde olduğunu ve hakkındaki uygulamanın maddi ve manevi varlığını geliştirmesini engellediğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüş yazısında, başvuruya konu Derginin başvurucuya verilmemesine ilişkin kararın; iç hukukta açık ve ulaşılabilir bir yasal dayanağı olduğu, söz konusu kararın suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu emniyeti gibi amaçlarla alındığının anlaşıldığı, Derginin süreli bir yayın olduğu ve birçok yazar tarafından kaleme alınan makalelerden oluştuğu, Eğitim Kurulu kararında, Derginin bazı bölümlerinde Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar bulunduğunun, Öcalan’ı ve terör örgütünü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlar bulunduğunun belirtildiği, ancak başvurucunun şikâyetinin incelendiği karar ve bu karara karşı itiraz üzerine verilen kararda, Derginin içeriğinde yer alan hangi ifadelerin bu kapsamda değerlendirildiğine ilişkin somut ifadelere yer verilmediği, kararlarda 5275 sayılı Kanun’un 62. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile Yönerge hükümlerine dayanıldığı, bu düzenlemelerde geçen “kurum güvenliğini tehlikeye düşürme veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan yayın” kavramlarına ilişkin somut değerlendirmelerin açıklanmadığı bildirilmiş ve müdahale bakımından demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacın var olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından belirtilen hususlara dikkat çekilmiştir.

44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde, Derginin verilmemesine dair dayanak gösterilen kanun maddesinin aradığı koşulların somut olayda mevcut olmadığını, ilgili mercilere hangi koşulların gerçekleştiği hususuna dair herhangi bir fikir beyan edilmediğini, kurum güvenliğinin hangi hallerde ve ne şekilde tehlikeye düşeceğinin açıklamaya muhtaç olduğunu, Derginin, ülke sathında yasal olarak satılan ve dağıtımı yapılan bir dergi olduğunu, düşünce ve ifade özgürlüğünün AİHM içtihatları çerçevesinde devlet organları ve toplumun çoğunluğu gibi düşünmeme, düzeni sorgulama hatta kınamayı da içerdiğini, toplum için şok edici ve rahatsızlık oluşturan düşünceleri de kapsadığını, Derginin kurum güvenliği bakımından tehdit oluşturmadığını, bu nedenle müdahalenin meşru olmadığını, araç ve amaç arasında dengesizlik oluştuğunu, ceza infaz kurumunda olması nedeniyle diğer insanlardan farklı muameleye tabi tutulduğunu, hatta fikir ve düşünceleri sebebiyle diğer mahkûmlardan ayrı muameleye tabi tutulduğunu ifade etmiştir.

45. İfade özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).

46. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinde herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, bu özgürlüğün resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsadığı hükme bağlanmıştır.

47. Belirtilen Anayasa maddesinde, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş olup, “başka yollar” ibaresiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğuna işaret edilmiştir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

48. Sözleşme’nin “İfade özgürlüğü” kenar başlıklı 10. maddesinde ise, herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğu ve bu hakkın, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsadığı hüküm altına alınmıştır.

49. Haber veya fikirlere ulaşma hakkı, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer almakla birlikte mevcut koşullar altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

50. Mutlak olmayan ve sınırlanabilir bir hak niteliğinde olan ifade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasında “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” şeklinde sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır.

51. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında, Anayasa’nın 13. maddesindeki “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” ifadeleri ile şekillenen ölçütlerin göz önüne bulundurulması zorunludur. Bu sebeple, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında yapılması gereklidir.

52. Açıklanan ilkeler ışığında, başvuruya konu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

a. Müdahalenin Mevcudiyeti

53. Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan başvurucunun, Dergiye erişiminin engellenmesinin, başvurucunun bilgi ve düşünceleri edinme özgürlüğü ve dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması

54. Tespit edilen müdahalenin, Anayasa’nın 26. maddesi anlamında meşru kabul edilebilmesi için, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama nedenlerinden bir veya daha fazlasına dayanması ve hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen güvencelere uygun olması gereklidir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş ve kanunla öngörülmüş olma, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Müdahalenin Kanuniliği

55. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73, K.T. 20/5/2010; AYM, E.2009/21, K.2011/16, K.T. 13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T. 7/7/2011; AYM, E.2011/18, K.2012/53, K.T. 11/4/2012).

56. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların yalnızca şekli olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp, bunların içerik olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalarına ilişkin gerekliliği de ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun, aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2011/62, K.2012/2, K.T. 12/1/2012).

57. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte; bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir (bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).

58. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı” kenar başlıklı 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’ninKuruma kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddelerinde, yasaklanmış veya yasaklanmamış olmakla birlikte kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veyahut müstehcen içeriğe sahip yayınların ceza infaz kurumuna kabul edilmeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

59. Ceza infaz kurumları ve infazla ilgili mevzuatın, belirli düzeyde açık ve öngörülebilir olması yanında, özellikle özgürlüğü bağlayıcı cezanın amacı, kurumun iç disiplininin sağlanması ve benzeri birçok nedenle, cezaevi idaresine belirli ölçüde takdir yetkisi ve bir hareket alanı sağlaması da gerekir. Bu nedenle, müdahalenin dayanağı olan düzenlemeler; yeterli düzeyde açık, belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliktedir.

60. Eğitim Kurulu kararında, Dergide PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması, adı geçen ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi ve Dergi hakkında başka bir ceza infaz kurumuna bağlı bir eğitim kurulunun, ilgilisine verilmemesi yönünde kararının mevcut olması hususlarının, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gerekçelerine dayanıldığı, şikâyet üzerine bu kararı denetleyen İnfaz Hâkimliğinin de bu gerekçelere atıfta bulunarak Eğitim Kurulu kararını hukuka uygun bulduğu anlaşılmaktadır. Gerek Eğitim Kurulu, gerekse İnfaz Hâkimliği kararlarında, başvuruya konu Dergi içeriğinde, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması ile anılan kişi ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlar bulunması, 5275 sayılı Kanun’un 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin 11. maddeleri kapsamında değerlendirilmiştir. Belirtilen hususlar çerçevesinde, başvurucunun haber veya fikirlere ulaşma hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

61. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması gerekir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 84).

62. Somut olayda müdahale gerekçesi olarak Dergide, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması, adı geçeni ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi, Dergi hakkında başka bir ceza infaz kurumuna bağlı bir eğitim kurulunun, ilgilisine verilmemesi yönünde kararının mevcut olması hususlarının, kurum güvenliğini tehlikeye düşürmesi gösterilmiştir.

63. Gerçekten, Aydın Söğüt tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı makalenin ana temasının, kapitalist anlayışın, Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşayan Kürt halkının, bölgedeki ulus-devletler aracılığıyla fiziki ve kültürel bir soykırıma tabi tutulduğu ve Kürtlerin ulus-devlet kurmak suretiyle bu süreçten kurtulabilecekleri düşüncesine dayandığı, yazarın, bu düşünceleri ortaya koyarken, Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden alıntılar yaparken, anılan kişiyi ve terör örgütünü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verdiği anlaşılmaktadır.

64. Bu tespitler ışığında, başvuruya konu müdahalenin, “kamu düzeni”nin sağlanması kapsamında Devlet tarafından belirlenen amaçların ve faaliyetlerin bir uzantısı niteliğinde olduğu, bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesinin ikinci fırkası anlamında meşru bir amaç taşıdığının kabulü gerekir.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

65. İfade özgürlüğü mutlak olmadığı için bir takım sınırlamalara tabi tutulabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 91).

66. Anayasa’da belirtilen demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki uyumu açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla, demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93).

67. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları uyarınca, demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler. (AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Bir başka ifadeyle, yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor, aşırı derecede güçleştiriyor veya hak ve özgürlüğü etkisiz hale getiriyorsa veyahut ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama amacı ile müdahalede kullanılan araç arasında olması gereken orantılılık sağlanamıyorsa, bu durum demokratik toplum düzenini gerekleri ile bağdaşmaz (AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

68. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada esas alınan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 96).

69. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).

70. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 98).

71. AİHM de konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen yaklaşımına benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e göre “gerekli” kavramı, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı” (“pressing social need”) ifade etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48). O halde ifade özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu çerçevede müdahale, meşru amaç taşıyan orantılı bir müdahale olmalıdır; ikinci olarak müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla ilgili ve yeterli olmalıdır (Başka bir bağlamda benzer bir değerlendirme için bkz. B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 56).

72. Dolayısıyla, içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapıldığı, adı geçen ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği tespit edilen Derginin başvurucuya verilmemesi yoluyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin cezaevi güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi şeklindeki meşru amaçla orantılı olduğunun kabulü halinde, başvurucunun talebinin reddine ilişkin gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (Aynı yönde AİHM kararı için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000, § 57).

73. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Dergide alıntılar yapıldığı ifade edilen “Demokratik Toplum Manifestosu” (§ 24), Abdullah Öcalan’ın cezaevine konulduktan sonra yazdığı beş ciltlik bir seri olup, bu serinin son cildini oluşturan “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” adlı kitap hakkında verilen el koyma kararı daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesince, tespit edilen müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 108).

74. Yapılacak değerlendirmelerde ifade özgürlüğünün “herkes”e tanındığının hatırda tutulması gerekir. Yüksek güvenlikli bir cezaevinde kapatılmış bulunan bir tutuklu olan başvurucunun da herkes gibi, Anayasa’nın 26. maddesi hükmünden yararlanabileceğinde tereddüt bulunmamaktadır. Bununla beraber, disiplini bozacak ve dolayısıyla cezaevi güvenliğini tehlikeye düşürecek faaliyetleri önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler olmadan bir cezaevinde düzen ve güvenliğin sağlanması da düşünülemez (B. No: 2013/1821, 5/11/2014, § 50).

75. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi kendi takdirini davada uygulamadan önce, müdahalenin gözetilen meşru amaçlarla orantılı olması hususunun, öncelikle kamu gücünü kullanan makamlara ait olduğunun belirtilmesi gerekir. Bu konuda kamu otoritelerinin bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu takdir yetkisinin genişliği birçok unsura, özellikle de söz konusu faaliyetin niteliğine ve sınırlamaların amacına bağlı olarak değişmektedir (B. No: 2013/1821, 5/11/2014, § 51).

76. Somut olayda, başvurucuya Ceza İnfaz Kurumu tarafından teslim edilmeyen Dergi hakkında, Eğitim Kurulu tarafından verilen kararda, anılan Derginin içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapıldığı, adı geçeni ve terör örgütünü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği belirtilmiş ve bu hususlar karara gerekçe gösterilmiştir. Bu karara karşı yapılan şikâyet başvurusu üzerine İnfaz Hâkimliğinin vermiş olduğu ret kararında Eğitim Kurulu kararından alıntı yapılarak, belirtilen karardaki gerekçelere dayanılmıştır. İtiraz üzerine Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararda ise, İnfaz Hakimliğinin kararındaki gerekçe yerinde görüldüğünden itirazın reddine karar verilmiştir.

77. Derginin özellikle 72 ilâ 77. sayfalarında Aydın Söğüt tarafından kaleme alınan “Kapitalist Modernite ile Hesaplaşan Halk: Kürtler” başlıklı makale, Abdullah Öcalan’ın “Direniş, kendi başına modern hegemonyayı yıkmaya ve alternatif geliştirmeye yetmez, karşı modernitesini inşa etme ustalığını gerektirir.” ifadeleri ile başlamaktadır. Makalede sık sık Abdullah Öcalan’ın görüşlerinden nakiller yapılarak, ileri sürülen düşünceler kuvvetlendirilmeye çalışılmıştır. Makalenin sonunda da Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden alıntı yapılarak “Kürtler geriye kalan varlık parçalarını ancak demokratik uygarlık tarihinin ışığı altında daha açık görebilir. (…) Tarih bir kez daha aynı coğrafyada insanlık adına O’nu toplumsal varlıkları korumak ve özgür insan kılmak için devrime zorlamakta, demokratik modernitenin inşasına çağırmaktadır. (…) Demokratik modernite kavram ve kuramlarıyla yeniden kurgulanan Kürdistan devrimi pratik gelişimini layıkıyla sürdürürse, sadece Kürt sorununun demokrakratik çözümünü gerçekleştirmekle kalma. (…) Devrimin yerel çözümü evrensel çözümün en sağlam bileşkesi olur. (…) Kürt devrimi potansiyeli ve boğuştuğu güçler kapsamında hem tarihle hem moderniteyle hesaplaşmayı gerektirir. Bu yönlü hesaplaşmasını başarı ile yaparsa evrenselliğe en önemli katkıyı yapmış olur…” şeklindeki sözlerine yer verilmiştir.

78. Yazının devamında kapitalizmin tüm “vahşiliğine” rağmen, “hazmedile hazmedile” yerleştiği, Latin Amerika’daki alternatif deneyimler ve Ortadoğu’daki bunalımın, “kapitalist modernitenin” kendini toplumlara tamamen kabul ettiremeyişinin göstergesi olduğu, bu kapsamda oluşturulan tahribat sonucunda, Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırlarının çokça tartışıldığı, arada kalan Kürtlerin kıyıma uğradığı, araya çekilen yapay sınırlarla bir tarafa Türk olması, Türkçe konuşması ve yaşaması dayatılırken, diğer tarafa Arap olması, Arapça konuşması ve yaşamasının dayatıldığı fikirleri ileri sürülmüş ve Avrupa’daki muhalefet ile Ortadoğu’daki muhalefet mukayese edilmiştir.

79. Yazının sonraki kısımlarında Kürtlerin, diğer coğrafyalardaki halklardan farklı olarak, “her türlü fiziki ve kültürel soykırımdan” geçirildikten sonra varlıkları, tarihleri ve var olma haklarının inkâr edildiği, önceki dönemlerde belirli bir yeri, rolü, varlığı ve kimliği olan Kürt halkının “modernizmin” son yüzyılında bunları yitirmiş olmasının, “kapitalist modernite” ile “özgün bir hesaplaşma” için başlı başına yeterli bir neden olduğu, diğer topluluklardaki “ödül” sisteminin Kürtler açısından farklı işlediği, var olmanın, nimetlerden faydalanmanın, insan sayılmanın yolunun “Kürtlükten kaçıştan” geçtiği, “hükümet partisine yamanan” kesimlerin durumunun böyle olduğu, “sömürgeci inkar ve imha rejiminin hükümetinde” yer alıp aynı zamanda Kürtçülük yapıldığı, Kürtlüğe ve Kürtçe’ye bir gelecek biçilmediği, “Kürt Özgürlük Hareketi”nin siyasi partilerinin “dil, özyönetim, özsavunma” gibi hak taleplerine olumsuz yanıt verenlerin “bir ulus-devlet kurmaktan başka çareniz yok, gücünüz varsa kurarsınız, yoksa da bu halinize razı olup şükredersiniz” imasında bulunduklarının farkında olmadıklarını, mevcut paradigmanın, varlık için yalnızca kendi dizgesinde bir oluşumu kabul edebileceği, Kürtlerin var olabilmeleri için bir ulus-devlet kurmalarının gerektiği, bunun ise egemen sistemin o anki çıkar dengesine bağlı olduğu, halihazırda konjonktürün bir Kürt devletine el vermediğini, İran ve Suriye’de muhalefet oluşturabilmek için “kırk takla atan” sistemin, “örgütlü ve iradeli Kürt özgürlük muhalefetini görmezden gelmesi”nin ve “terörist” saymasının güncel bir gerçeklik olduğu, aynı özgürlük hareketinin çizgisindeki Kürtlerin, sınırın bir tarafında silah kullandıkları, diğer tarafında ise kullanmadıkları için lanetlendikleri düşüncelerine yer verilmiştir.

80. Makalenin devamında, yazar, “Kapitalist modernitenin bölgedeki temel şubelerinde(n) biri olan koskoca bir devlet kıskacına rağmen köy komünleri, köyler arası komünler, halk meclisleri, kent meclisleri, dernekleşmeler, konfederal organlar, kadın ve gençlik hareketleri, öz savunma oluşumları, meşru savunma güçleri, halk (doğrudan) demokrasisi pratikleri, halk diplomasisi, medyası, siyasal katılımı, öz yönetimi, dayanışması ve ekolojik paylaşımcı ekonomi deneyimleri ve demokratik ulus perspektifiyle demokratik uygarlık ve demokratik modernite paradigmasına yerel boyutta hayat buldurmuştur bile.” ifadeleri ile Türkiye’nin güneydoğusundaki durumu kendi perspektifinden özetlemiştir.

81. AİHM’e göre denetim görevi, “demokratik bir toplumu” niteleyen ilkelere azami dikkat göstermeyi zorunlu kılmaktadır. İfade özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki oluşturmayacak bilgi veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen veya onları şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Demokratik toplumun “olmazsa olmazları” olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

82. Buna karşılık, milli güvenlik ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması, kamu düzeninin sağlanması ve terörle mücadelenin bir yöntemi olarak ifade özgürlüğü kapsamındaki güvencelere bir takım sınırlamalar getirilmesi mümkündür. Ancak, bu sebeplere dayanarak özgürlüğe getirilen sınırlama, elde edilmek istenen amaçla kullanılan vasıta arasında orantı olması ve bu yönde acil bir sosyal ihtiyaç bulunması halinde ölçülü kabul edilebilecektir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Zana/Türkiye, B. No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 55-62). Bu noktada gözetilmesi gereken orantı, kişilerin haber veya fikirlere ulaşma hakkı ile devletin, toplumu terör eylemlerinden koruma ve ceza infaz kurumlarındaki güvenlik sorunlarını ortadan kaldırma yükümlülüğü arasında olup, devletin bu konudaki takdir marjını kullanırken, anılan orantının gözetilip gözetilmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu değerlendirmenin ise, ceza infaz kurumlardaki somut güvenlik sorunları ışığında yapılması gereklidir.

83. Başvurucu tarafından ifade edildiği ve Bakanlık tarafından da herhangi bir itirazda bulunulmadığı üzere, başvuruya konu Dergi hakkında herhangi bir genel yasaklama kararı bulunmamaktadır. Somut başvuru bakımından, kamu otoritesinin sınırlama gerekçesi olan cezaevi güvenliğinin sağlanması perspektifinde, özellikle terör suçları nedeniyle tutulan kişilere ulaştırılmasına izin verilecek yayınlara ilişkin sınırlamaların orantılılığı değerlendirilirken, bu kapsamdaki kişilerin tutuldukları ceza infaz kurumlarının güvenliği konusundaki somut risk ve tehlikelerin dikkatten uzak tutulmaması gereklidir.

84. Başvuruya konu olayda, “cezaevi güvenliği” başlığı altında somutlaşmış olan “kamu düzeninin korunması” meşru amacı çerçevesinde, başvurucunun Dergiye erişimi engellenmiştir. Gerçekten, Derginin 72 ilâ 77. sayfalarındaki makale incelendiğinde, yazarın, terör örgütünün yürüttüğü şiddet içeren silahlı faaliyetlerini, “Kürt Özgürlük Hareketi” olarak nitelendirdiği, bu kapsamda yapılan silahlı şiddet eylemlerini meşrulaştıran ifadeler kullandığı ve terör örgütünün toplumun değişik tabakalarını hedef alan illegal yapılanmalarını övdüğü anlaşılmaktadır.

85. Ancak tüm bunlara rağmen, Ceza İnfaz Kurumunun iç güvenliğinden sorumlu kamu otoritesinin bir parçası olan Eğitim Kurulunun müdahale oluşturan kararının gerekçesinden, Derginin başvurucuya ulaştırılmasına izin verilmesinin, Kurum güvenliği bakımından ne tür somut risk ve tehlikeler taşıdığı anlaşılamamaktadır. Bu bağlamda, anılan kararda dayanılan, Dergide Abdullah Öcalan’ın kitaplarından alıntılar yapılması (kıyasen bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 101), adı geçeni ve terör örgütünü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verilmesi olarak ifade edilen gerekçelerin, “cezaevi güvenliği” bağlamında “ilgili ve yeterli” olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, Dergiye erişiminin engellenmesi suretiyle başvurucunun haber veya fikirlere ulaşma hakkına getirilen kısıtlamanın, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatine ulaşılamamıştır.

86. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

87. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

88. Başvurucu, bireysel başvurusunun takibi için avukatına ödediği 5.900,00 TL’nin maddi tazminat olarak ödenmesini, ayrıca, insan onuru ve saygınlığını zedeleyen ve bilgi alma hakkından mahrum kalmasına yol açan kararlar sonucunda ortaya çıkan acı ve üzüntüsü nedeniyle 10.000,00 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesini talep etmiştir.

89. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

90. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülen hallerde tazminata hükmedilemeyeceğinden, başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

91. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/2/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § …)
   
Başvuru Adı İBRAHİM BİLMEZ
Başvuru No 2013/434
Başvuru Tarihi 24/12/2012
Karar Tarihi 26/2/2015
Resmi Gazete Tarihi 16/4/2015 - 29328

II. BAŞVURU KONUSU


Başvurucu, kendisine posta yoluyla gönderilen bir derginin, Kocaeli 2 No. lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulu (Eğitim Kurulu) tarafından yasaklanması ve buna ilişkin şikâyet ve itiraz başvurularını inceleyen yargı mercilerinin kararları sonucunda Anayasa’nın 5. , 10. , 17. , 26. , 36. ve 14 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü Ceza infaz kurumunda ifade İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4675 İnfaz Hakimliği Kanunu 4
6
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 62
Tüzük 6/4/2006 Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük 43
Yönerge 12/7/2005 Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi 11
  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi