logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÜÇGEN NAKLİYAT TİCARET LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/845)

 

Karar Tarihi: 20/11/2014

R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Selami ER

Başvurucu

:

Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti.

Temsilcisi

:

M. Ömür TEKİN

Vekili

:

Av. Erhan BORA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, Emniyet Müdürlüğü tarafından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafikten men edilen yakalamalı ve hacizli araçları, işlettiği otoparkta uzun yıllar muhafaza ettiği ve kendisine ödeme yapılmadığı gerekçesiyle açtığı alacak davasında mahkemenin verdiği ret kararı nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle kendisine maddi ve manevi tazminat ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 29/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 24/6/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, işlettiği otoparkta trafikten men edilen, yakalamalı ve hacizli araçlar ile kaza sonrası araçların muhafazası için Samsun Emniyet Müdürlüğü ile 1997 yılında şifahi olarak anlaşmıştır.

8. Başvurucu muhafaza ettiği yaklaşık 400 araç için kendisine yıllar boyunca ödeme yapılmaması üzerine 2/7/2008 tarihinde Ankara Asliye 6. Ticaret Mahkemesinde İçişleri Bakanlığı aleyhine alacak dava açmıştır.

9. Mahkemece bilirkişi raporu istenmiş ve 8/6/2010 tarihli raporla 1997 yılından dava tarihine kadar muhafaza edilen araçların otopark ücreti, motosikletler için ilk 15 gün 1 TL, sonraki günler 0,5 TL, diğer araçlar için ilk 15 gün 15 TL, sonraki günler 2 TL üzerinden toplam 534.196 TL olarak tespit edilmiştir. Bilirkişi incelemesinden araçların bir kısmının kazalı-hasarlı ve bir kısmının yakalamalı hacizli olduğu, bazılarının ise hurdaya çıkarıldığı anlaşılmıştır. Başvurucu bilirkişi raporu sonrasında talebini 534.196 TL’ye ıslah etmiştir.

10. Mahkeme 16/11/2011 tarih, E.2006/1983, K.2008/1780 sayılı kararıyla taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, ancak davalının el koyduğu araçları uzun yıllardan beri başvurucunun muhafaza ettiği ve bir ödeme yapılmadığı hususunda tartışma bulunmadığını, taraflar arsındaki akdin vedia akdi mahiyetinde olduğunu, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 22. maddesi gereği ücret koşulmamışsa veya durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmiyorsa ücret istenemeyeceğini, rapor ekinde sunulan araç trafik men tutanaklarında aracın yasal işlemler sonlanıncaya kadar muhafaza edileceğinin belirtildiğini, davalı idarenin mevzuatına göre başvurucunun alacağının aracın gerçek sahibine iadesinden veya satışından sonra muaccel hale geldiğini, ekli haciz tutanaklarından da ücretin araç üzerinden tahsil edildiğinin anlaşıldığını, tevdi edilen araçlar nedeniyle başvurucunun iş hacmi arttığından böyle menfaat elde ettiğini belirtilerek durumun özellikleri ücret alınmasını gerektirmediğinden davanın reddine karar vermiştir.

11. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 16/5/2012 tarihli, E.2011/10853, K.2012/12564 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

12. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı dairenin 15/11/2012 tarih ve E.2012/20282, K.2012/25628 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir.

13. Kesinleşen karar başvurucuya 7/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 29/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 29/06/1956 tarih ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır.”

15. 6762 sayılı mülga Kanun’un “Ücret isteme hakkı” başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Tacir olan veya olmıyan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.”

16. 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun “Vedia” başlıklı 19. Babında yer alan 463. maddesi şöyledir:

İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.

 Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez”.

17. 818 sayılı Kanun’un “Müdiin borçları” başlıklı 464. maddesi şöyledir:

Müdi müstevdie akdin icrasiyle zaruri irtibatı olan bütün masrafları tediye etmekle mükelleftir.

 Mudi, ida sebebiyle husule gelen zararın kendi kusuru olmaksızın vukua geldiğini ispat etmedikçe, tazmin ile mükelleftir.”

18. 818 sayılı Kanun’un “Müstevdiin borçları” başlıklı 465. maddesi şöyledir:

Müstevdi, müdiden mezuniyet almadıkça vediayı kullanamaz.

Buna muhalif hareket ederse müdi'a muhik bir tazminat vermeğe mecbur olur ve kazara husule gelen zararlardan dahi mesuldür. Meğerki kullanmamış olsa dahi bu zararların vukua geleceğini ispat ede.”

19. 818 sayılı Kanun’un “Ardiye sahibinin hakları” başlıklı 476. maddesi şöyledir:

“Ardiye sahibi mukarrer veya mutat olan ardiye ücretini ve muhafazanın sebebiyet vermediği bütün masraflarını (nakliye, gümrük, kayıt) talep edebilir bu masraflar derhal tediye olunmak lazımdır.

Ardiye ücreti ise her üç ayda bir kere ve her halde eşyanın tamamen veya kısmen istirdadında tediye olunur.

Eşya, yedinde bulunduğu veya eşyayı temsil eden her hangi bir senet vasıtasiyle onda tasarruf etmek kudretini haiz olduğu müddetçe ardiye sahibinin, alacakları mukabilinde ve eşya üzerinde hapis hakkı vardır.”

20. 818 sayılı Kanun’un “Hapis hakkı” başlıklı 482. maddesi şöyledir:

“Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler.”

21. 2918 sayılı Kanun’a 21/4/2005 tarih ve 5335 sayılı Kanunla eklenen ek 14. madde şöyledir:

“Buluntu olması nedeniyle veya bu Kanun hükümleri gereğince trafikten men edilerek alıkonulan, ancak sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan veya aranmayan araçlar Hazinece satılarak, bedelleri emanet hesabına alınır. Bu araçların maliklerinden adresi bilinenlere, satışından önce tebligat yapılır.

Satıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde müracaat halinde emanet hesabındaki bedeller, işlemler sırasında yapılan masraflar düşüldükten sonra ilgililerine iade edilir. Beş yıl içinde herhangi bir müracaatın olmaması halinde söz konusu bedeller Hazineye irat kaydedilir.”

22. 18.07.1997 tarih ve 23053 sayılı Mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Araçların çekilmesi, kurtarılması ve götürülmesi ile çekilen, trafikten men edilen ve muhafaza altına alınan araçların bırakılacağı otoparkların belirlenmesi ve bu işlemlere dair masrafların tespiti” başlıklı 21/03/2012 tarih, 28240 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişik 122. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Çekilen, trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan veya bulunduğu yerden kaldırılan araçlar, Büyükşehirlerde Ulaşım Koordinasyon Merkezlerince, diğer il ve ilçelerde ise il ve ilçe trafik komisyonları tarafından yetkilendirilmiş bir park yerine, yetkilendirilmiş park yeri bulunmaması halinde ise varsa trafik kuruluşlarının yoksa mülki idare amirliklerince belirlenecek diğer kamu kurum veya kuruluşlarına ait park yerlerine çekilir.

Kamu kurum veya kuruluşlarına ait araç park yerlerinde alınması gereken tedbirler, park yerinin ait olduğu kurum veya kuruluş ile koordine kurulmak suretiyle aracın çekilmesine veya muhafazasına karar veren kuruluşça alınır.

Araçların çekilmesi, kurtarılması, götürülmesi ve muhafazası işlemlerinin gerçek veya tüzel kişilerce yapılması hususunda ulaşım koordinasyon merkezlerince ve trafik komisyonlarınca yetki verilebilmesi için aşağıdaki şartlar aranır:

a) Otoparkın etrafının duvar veya tel örgü gibi fiziki engellerle çevrili olması,

b) Otoparkın geceleri yeterince aydınlatılması,

c) Giriş ve çıkışları ile içerisi ve etrafının 24 saat süreyle kamera sistemiyle izlenmesi ve kayıtların belirlenecek sürelerde saklanması,

ç) Yeterli yangın söndürme tüpü veya sistemi bulundurulması,

d) Sabit telefon hattının olması,

e) İş ve işlemlerin yürütülebileceği yeterli büyüklükte kapalı alanın bulunması,

f) Otopark ve müştemilatının yangın, sel, deprem ve benzeri afetlere karşı sigortalı olması,

g) Otoparkta güvenliği sağlamak amacıyla 24 saat süreyle bekçi veya görevli bulundurulması,

Ulaşım koordinasyon merkezlerince ve trafik komisyonlarınca il veya ilçenin özelliğine göre yukarıda belirtilen şartlara ek olarak başkaca şartlarda belirlenebilir. Ayrıca, belirlenen otoparklara hangi bölgelerden çekilen, trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması gereken araçların götürüleceği belirlenir ve o bölgedeki fiyat uygulamaları da dikkate alınarak çekme, kurtarma ve götürme ücreti ile otopark ücretleri tespit edilerek karara bağlanır.

…”

23. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Araçların trafikten men edilmesi veya muhafaza altına alınması ile sürücülerin araç sürmekten men edilmesi” başlıklı 125. maddesinin 19/02/2014 tarih ve 28918 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişik 125. maddesinin ilgili kısımlar şöyledir:

“2918 sayılı Kanun ve bu Yönetmelik hükümlerine aykırılığından dolayı trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması gereken araçlar ile araç sürmekten men edilecek sürücülerle ilgili olarak aşağıda belirtilen usul ve esaslar uygulanır:

a) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınması gereken araçlar korunamayacak yerlere bırakılamaz.

b) Trafikten men edilecek veya muhafaza altına alınacak aracın yerleşim yeri dışında bulunması halinde, aracın en yakın yerleşim birimine götürülmesi sağlanarak men veya muhafaza işlemi burada gerçekleştirilir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilecekleri yere kadar çekici/kurtarıcı marifetiyle, bunun mümkün olmaması halinde karayolunda sürülerek götürülebilir. Karayolunda sürülmeye elverişli olmayan araçların trafikten men edilecekleri veya muhafaza altına alınacakları yere götürülmesi çekici/kurtarıcı araçları marifetiyle yapılır. Bu işlemlere dair masraflar araç sahibi, işleteni veya sürücüsü tarafından karşılanır.

c) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar bu hususta bir tutanak düzenlenmek suretiyle yetkilendirilmiş otoparka teslim edilir.

e) 2918 sayılı Kanun ve bu Yönetmelikte belirtilen ihlalleri dolayısıyla trafikten men edilen, ancak bu madde kapsamında geçici olarak trafiğe çıkış izni verilebilmesi için gerekli şartları taşıyan araçlar ile eksiklikleri denetim noktasında giderilen araçlar, trafikten men tutanağına gerekli şerh düşülerek otoparka götürülmeksizin denetim mahallinde sahibine, işletenine veya sürücüsüne teslim edilir.

f) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar hakkında yapılacak iş ve işlemler aşağıda belirtildiği şekilde gerçekleştirilir:

1) 2918 sayılı Kanunun 20 ve 25 inci maddelerine istinaden trafikten men edilen araçların, tescili yaptırılmadan veya geçici trafik belgesi ve geçici tescil plakası alınmadan trafiğe çıkışına izin verilmez.

2) 2918 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi gereğince araç tescil belgesi ve/veya motorlu araç trafik belgesi araç üzerinde bulunmayan ve tescil kayıtlarından gerekli bilgileri tespit edilemeyen araçlar ile tescil plakası üzerinde ve uygun durumda bulunmayan araçlar eksiklikleri giderilinceye kadar trafikten men edilir.

ğ) İlgili diğer kanunlar kapsamında trafikten men edilen ya da tescil kayıtlarındaki şerhler veya kısıtlamalar nedeniyle yakalanan araçlar, trafikten men veya yakalama işlemini talep eden kurum veya kuruluş tarafından belirlenen yerlere, herhangi bir yer belirlenmemiş ise yediemin otoparklara, bunların da bulunmaması halinde ise 122 nci maddede belirtilen park yerlerinde ilgililer tarafından teslim alınıncaya kadar muhafaza altına alınır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/1/2013 tarih ve 2013/845 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, işlettiği otoparkta 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafikten men edilen yakalamalı ve hacizli araçların muhafazası için Emniyet Müdürlüğü ile yaptığı anlaşma gereği uzun yıllar yüzlerce aracı muhafaza ettiği halde kendisine ödeme yapılmaması üzerine açtığı davanın meşru beklentisinin bulunmasına rağmen alacağın doğmadığı gerekçesiyle reddedilmesiyle devletin ne zaman isterse o zaman ödeme yapacağı mantığının kabul edildiğini, araçların halen otoparkında durmaya devam ettiğini, bu araçları muhafaza için kendisinin belli maliyetlere katlanması gerektiğini, Mahkemenin aldığı bilirkişi raporunda alacak tespit edildiği halde ek bilirkişi raporu alınmaksızın raporun aksine karar verildiğini, kararın açıkça hatalı olduğunu, aynı konulu başka bir şahsın davasında alacağın kabul edildiğini, onama kararının öz olarak gerekçeden yoksun olduğunu belirterek, bu nedenlerle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, bilirkişi raporuyla tespit edilen 534.196,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak kendisine ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini düşünen, medeni haklara sahip gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru açısından dava ehliyeti tanınmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği düzenlenmiştir.

27. Başvurucu Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., bir özel hukuk tüzelkişisidir. Başvuru, başvurucu şirketi temsile yetkili müdürü M. Ömür TEKİN adına başvurucunun vekili tarafından yapılmıştır. Başvuru konusunun başvurucu şirkete vedia sözleşmesi gereği ödenmesi gereken alacağın tahsili amacıyla açılan davada verilen karara ilişkin şikâyetler olduğu anlaşıldığından, başvurucu özel hukuk tüzel kişisinin güncel ve kişisel bir hakkını doğrudan ilgilendiren başvurunun Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda kişi yönünden yetkisi kapsamında olduğu görülmüştür.

28. Başvurucu, Samsun Emniyet Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia sözleşmesi gereği alması gereken alacağı tahsil için açtığı davada, Mahkemenin alacağın muaccel hale gelmemesi nedeniyle davayı reddetmesinin adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile zorla çalıştırma yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlı olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder

29. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, Samsun Emniyet Müdürlüğü’nden alacağını Mahkemenin mevcut hukuk kuralındaki yorumu nedeniyle dava yoluyla elde edememesine ve Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğuna ilişkin olup bu şikâyetler mülkiyet, yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası ve gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilecektir.

1. Mülkiyet Hakkına Yönelik Şikâyet

30. Başvurucu, Samsun Emniyet Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia sözleşmesi gereği 1997 yılında beri muhafaza ettiği araçlar nedeniyle alması gereken alacağı tahsil için açtığı davada verilen ret kararı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu durumda öncelikle başvurucunun başvuruya konu davada Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir.

31. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

32. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

33. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

34. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

35. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır (E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Bkz., B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

36. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§ 44-45).

37. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup, bu tanıma mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır.

38. Başvuruya konu somut davada başvurucu, Samsun Emniyet Müdürlüğü ile şifahi olarak yaptığı vedia sözleşmesine dayalı alacaklarını Mahkemeden talep etmiştir. Mahkemenin gerekçesinden ve tarafların beyanından şifahi olarak akdedilen sözleşme ve muhafaza ettiği araçlar için başvurucuya bir ödeme yapılmadığı konusunda tartışma bulunmamaktadır. Tarafların üzerinde anlaşamadıkları husus, başvurucunun muhafaza ettiği araçlar için ücret talep edip edemeyeceği ve alacağın talep edilebilir (muaccel) hale gelip gelmediği sorunudur. Bu durumda açıklığa kavuşturulması gereken husus talep edilebilir bir alacağa bağlı olarak başvurucunun Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin, bir diğer ifadeyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklentisinin bulunup bulunmadığıdır.

39. Mahkeme, tarafların yaptığı anlaşmayı vedia sözleşmesi olarak nitelemiş ve şifahi olarak yapılan sözleşmede ücret şart edilmediğini iki tarafın da kabul ettiğini ifade etmiştir. Başvurucunun bu hususta bir itirazı bulunmamaktadır. 818 sayılı mülga Kanun’un 463. maddesine göre vedia akdinde ücret şart edilmedikçe veya ücret alınması gerekmedikçe ücret istenememektedir. Ücretin istenebilir duruma gelmesi konusunda ise Kanun’da bir açıklık bulunmamaktadır. 2918 sayılı Kanun’da da trafikten men edilen ve otoparka çektirilen araçlara ait otopark ücretinin kim tarafından ve ne zaman ödenmesi gerektiği hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. 18/7/1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 125. maddesinde trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlarla ilgili masrafların araç sahibi, işleteni veya sürücüsü tarafından karşılanacağına dair hüküm bulunmakta, ancak sahipleri tarafından sorulmayan araçların ücreti konusunda yine bir açıklık bulunmamaktadır.

40. Emniyet Müdürlükleri bulundukları illerde resmi veya özel otoparklar ile anlaşmakta ve 2918 sayılı Kanun gereği vergi ve/veya trafik sigortası ödenmemiş, muayenesi veya tescil işlemleri yapılmamış ya da sahibi tespit edilemeyen araçlar ile borç-alacak ilişkisi nedeniyle 17/07/2003 tarih ve 4949 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na göre icra dairelerince haczine karar verilen ve bu amaçla kolluk tarafından yakalanan araçlar, işlemleri tamamlanıncaya kadar, bahsedilen otoparklara yeddi emin sıfatıyla teslim edilmektedir. Uygulamada araç sahipleri 2918 sayılı Kanun gereği eksiklikleri tamamlayıp, icra kanalıyla çektirilen araç sahipleri ise borçlarını ödeyerek ya da araç icraen satılıp borç tahsil edildikten sonra otopark ücreti de ödenmektedir. Ancak özellikle 2918 sayılı Kanun gereği otoparka çekilen araçların Kanun’a aykırı (vergi ve/veya trafik sigortası ödenmemesi, ruhsat ve/veya araç muayenesinden kaynaklanan sorunlar) durum ve eksiklikleri sahipleri tarafından giderilmedikçe araçlar otoparktan alınamamakta ve otopark ücretleri de ödenmeyerek sorun olarak kalmaktadır.

41. 2918 sayılı Kanun’a 21/4/2005 tarihinde eklenen ek 14. madde ile sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan veya aranmayan araçların Hazinece satılarak, bedellerinin emanet hesabına alınması ve beş yıl içinde müracaat halinde emanet hesabındaki bedellerin, işlemler sırasında yapılan masraflar düşüldükten sonra ilgililerine iade edilmesi, bir müracaatın olmaması halinde ise söz konusu bedellerin Hazineye irat kaydedilmesine dair hüküm getirilmiştir. Ancak somut başvuruya konu davada 1997 yılından beri muhafaza edilen taşıtlar için bahsedilen Kanun’un yürürlüğe girdiği 2005 yılından sonra bu hüküm uygulanmamış veya araçların teslimi ile hükmün yürürlüğe girmesi arasında geçen zamanda araçlar değer kaybederek satılabilir durumlarını kaybetmiş olduğundan bu hüküm uygulanamamış ve sonuç olarak sahipleri tarafından sorulmayan 400 civarında araç başvurucu şirkete ait otoparkta yıllarca muhafaza edilmeye devam edilmiştir.

42. Başvurucu, sözleşmenin yapıldığı 1997 yılından bugüne kadar karşılıklı irade ile kurulan sözleşmeyi tek taraflı feshederek ve katlandığını iddia ettiği zararlarını talep ederek dava açtığına ya da 2918 sayılı Kanunu’na 21/4/2005 tarihinde eklenen ek 14. maddeye dayanarak sahipleri tarafından sorulmayan araçların satışı için idareye başvurduğuna veya bu konuda dava açtığına dair bilgi ve belge sunmamıştır.

43. Başvuruya konu dava başvurucunun alacak talebine ilişkin olup, Mahkeme bu konuyla sınırlı bir inceleme yaparak karar vermiştir. Somut başvuruya konu davada idare, ücretin doğmadığını, doğsa da bu ücretin araç sahipleri tarafından aracın otoparktan teslim alındığı zamanda ödenmesi gerektiğini, başvurucu ise araçların idarece otoparka çekildiğini, araçların araç sahiplerinin iradeleriyle otoparka getirilmediğini ve yediemin sıfatıyla kendilerine teslim edildiğini belirterek idarenin ödeme yapması gerektiğini ileri sürmüştür.

44. Yargıtay içtihatlarında da 818 sayılı mülga Kanun'un 463. (11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 561.) maddesi hükmü gereğince, açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde vedia alanın (saklayanın) ücret isteyebileceği kabul edilmekte ve saklayanın tevdi edilen eşya ile iştigal eden tacir olmasına ve halin icabı gereği ücret isteyip isteyemeyeceğine karar verilmektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.2011/12534, K.2011/15287).

45. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E.2011/3632, K.2012/12701 sayılı kararında ise “…sözleşmeden doğan alacaklarda zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacağı tartışmasızdır. BK.nun 74.maddesi gereğince, borcun yerine getirilmesi bir süreye bağlanmamışsa, borcun doğumu ile alacak muaccel olur. Yine BK.nun 128.maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Ne var ki, vadeye tabi olmayan iade borçlarında (vedia, vekalet gibi) borcun ne zaman doğacağı ihtilaflıdır. Bu konuda gerek yargı, gerekse doktrinde görüş birliği yoktur. Bir görüşe göre gerek vedia ve gerekse vekalette zamanaşımı tevdi tarihinden başlar. Bir diğer görüşe göre ise, vekalet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlamalıdır. (Turgut Uygur Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu 4.cilt Sh.4157)” denilmektedir.

46. Bu durumda başvurucunun da kabulünde olan vedia sözleşmesi nedeniyle Kanun’a ve Yargıtay içtihatlarına göre ücret açıkça öngörüldüğü veya halin icabı ücreti gerektirdiği durumlarda ücret istenebildiği, ücretin hangi durumda ve ne zaman muaccel (talep edilebilir) hale geldiği konusunun ise tartışmalı olduğu anlaşılmaktadır.

47. Mülkiyet hakkının varlığının tespiti yerel mahkemelere bırakılmış olup, kanunlara göre hakkın kesin bir nitelik taşıdığını ve söz konusu haktan yararlanma yetkisine sahip olunduğunu ortaya koyma yükü başvurucular üzerindedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998; Dağalaş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 51326/99, 29/9/2005; Sarıaslan ve Diğerleri/Türkiye, B. No:32554/96, 23/3/1999). Bu çerçevede AİHM, yerel mahkeme tarafından reddedilen alacak iddiasının mülk olmadığına karar vermiştir (bkz., AİHM, Agneessens/Belçika, B. No: 12164/86, 12/10/1998).

48. Somut başvuruya konu davada Mahkeme, başvurucunun yaptığı şifahi sözleşme nedeniyle bir tacir olarak ücret isteme hakkının bulunduğunu, ancak ücretin şart edilmediğini ve bu durumun başvurucunun da kabulünde olduğunu, davanın koşullarının ise ücreti gerektirmediğini, zira sahipleri tarafından aranmayan araçlar dışında otoparkın işlem hacminin arttığını ve başvurucunun bundan menfaat elde ettiğini belirterek davayı reddetmiş ve alacağın doğmadığına karar vermiştir.

49. Bu durumda ilgili Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatlarına göre somut başvuru konusu olayda mülkiyet hakkı kapsamında alacak hakkına bağlı meşru beklentinin mevcut olmadığı, somut başvuruya konu davada da başvurucunun bu iddiasını Mahkeme önünde kanıtlayamadığı ve Mahkemenin başvurucunun alacak iddiasını reddettiği görülmektedir.

50. Sonuç olarak, başvuru konusu olayda mülkiyet hakkına konu olabilecek bir "ekonomik değeri" veya en azından bu şekildeki bir değeri elde etme yönünde "meşru beklentisi" bulunmayan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurunun “konu bakımından yetkisizlik” nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

52. Başvurucu, 2918 sayılı Kanunu’na göre trafikten men edilen yakalamalı araçların muhafazası için yaptığı anlaşma gereği uzun yıllar yüzlerce aracı muhafaza ettiği halde kendisine ödeme yapılmaması üzerine açtığı davanın meşru beklentisinin bulunmasına rağmen alacağın doğmadığı gerekçesiyle reddedilmesiyle hakkaniyete uygun karar verilmediğini, devletin ne zaman isterse o zaman ödeme yapacağı mantığının kabul edildiğini, araçların halen otoparkında durmaya devam ettiğini, bu araçları muhafaza için kendisinin belli maliyetlere katlanması gerektiğini, mahkemenin aldığı bilirkişi raporunda alacak tespit edildiği halde ek bilirkişi raporu alınmaksızın raporun aksine karar verildiğini, başka bir şahsın aynı konulu davasında alacağın kabul edildiğini ve sonuç olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

54. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

55. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

56. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

57. Öte yandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileri arasındaki içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi, derece mahkemeleri veya temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak, tarafların talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 36).

58. Somut başvuruya konu dava başvurucunun alacak talebine ilişkindir ve Mahkeme bu konuyla sınırlı bir inceleme yaparak karar vermiştir. Mahkeme, gerekli incelemeyi yapmış, bilirkişi raporu almış, başvurucuya kendi iddialarını öne sürme ve karşı iddialara cevap verme imkânı tanımış ve başvurucunun yaptığı şifahi sözleşmeyi 818 sayılı mülga Kanun’da geçen vedia akdi olarak tanımlayarak vedia akdine göre ücretin her zaman şart olmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ücret gerekip gerekmediğini davanın koşullarına göre tespit edeceğini, (bkz. § 44-45) somut davada sahipleri tarafından teslim alınan veya icra kanalıyla satılan araçlar sayesinde başvurucunun işlem hacminin arttığını ve bundan menfaat elde ettiğini belirterek ücret gerektirmediğine, dolayısıyla alacağın doğmadığına karar vererek (§ 10) davayı reddetmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi ise kararda geçen gerekçeyi benimseyerek temyiz talebini reddetmiştir.

59. Başvurucu mahkemenin sözleşmeyi vedia akdi olarak tanımlamasına karşı bir görüş bildirmemekte ve verilen ret kararı nedeniyle adil yargılanma hakkının hangi alt unsurunun ihlal edildiğini de açıklamamaktadır. Başvurucunun şikâyetlerinin özü Mahkemenin, kanunları yorumunda ve olayları değerlendirmesinde hatalı olduğu ve verdiği kararın sonucu itibariyle adil olmadığı yönündedir.

60. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

61. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası veya açıkça keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

62. Başvurucu somut başvuruya konu alacak davasına ilişkin Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu iddia etmektedir.

63. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

64. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

65. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

66. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

67. Mahkemelerin hükümleri için gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bunun tarafların tüm iddialarına detaylı yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Gerekçe yazma yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden her davanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ileri sürülen iddianın kabulü halinde davanın sonucuna etkili olması bekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir.

68. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması halinde, bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

69. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun alacağının vedia sözleşmesine dayalı olduğunu, ücretin şart edilmediğini ve tarafların da bunu kabul ettiğini belirtmiş, durumun özellikleri ücret gerektirmiyorsa ücret istenemeyeceği, somut davada mevcut örneklerden ücretin araç üzerinden tahsil edildiğinin anlaşıldığı ve aracın gerçek malikine iadesinde alacağın muaccel hale geldiği ve ücret alınmasının gerekmediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir (§ 10). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi reddedilmiştir (§ 11-12). Dolayısıyla ilk derece mahkemesi kararı burada yer alan gerekçeyi benimseyerek onayan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

70. Açıklanan nedenlerle somut başvuruya konu alacak davasında Yargıtay kararlarının gerekçesiz olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § …)
   
Başvuru Adı ÜÇGEN NAKLİYAT TİCARET LTD. ŞTİ.
Başvuru No 2013/845
Başvuru Tarihi 29/1/2013
Karar Tarihi 20/11/2014
Resmi Gazete Tarihi 14/3/2015 - 29295

II. BAŞVURU KONUSU


Başvurucu, Emniyet Müdürlüğü tarafından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafikten men edilen yakalamalı ve hacizli araçları, işlettiği otoparkta uzun yıllar muhafaza ettiği ve kendisine ödeme yapılmadığı gerekçesiyle açtığı alacak davasında mahkemenin verdiği ret kararı nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet hakları ile zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle kendisine maddi ve manevi tazminat ödenmesi taleplerinde bulunmuştur.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Sözleşme Konu Bakımından Yetkisizlik
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Adil yargılanma hakkı (genel) (hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Ayrımcılık yasağı Ayrımcılık Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Gerekçeli karar hakkı (hukuk) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6762 Türk Ticaret Kanunu 20
22
818 Borçlar Kanunu 19
464
465
476
482
2918 Karayolları Trafik Kanunu ek 14
5335 Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 11
Yönetmelik 21/3/2012 Karayolları Trafik Yönetmeliği 122
125
  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi