logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Onur Cingil (2), B. No: 2014/2976, 9/5/2018, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ONUR CİNGİL BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2014/2976)

 

Karar Tarihi: 9/5/2018

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Murat ŞEN

Başvurucu

:

Onur CİNGİL

 

 

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin biber gazı ile orantısız müdahalede bulunmasının insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde tespit edilen eksikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Bakanlık görüşü başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen süreçte protesto eylemlerine katılmıştır (Gezi Parkı olaylarına ilişkin özet bilgi için bkz. Yonca Verdioğlu Şık, B. No: 2014/17177, 19/4/2018, § 8; Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, § 10).

9. Başvurucu, anılan olaylar esnasında polisin aşırı güç kullanımına ve Hükûmetin bu duruma kayıtsız kalmasına tepki göstermek amacıyla 30/5/2013 ile 15/6/2013 tarihleri arasında protesto gösterilerine katıldığını belirtmiştir.

10. Başvurucu; Gezi Parkı olaylarına ve katıldığı protesto gösterisinde karşılaştığı polis müdahalesine ilişkin olarak Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul İl Emniyet Müdürü ve soruşturma sonucunda ortaya çıkacak diğer sorumlular hakkındaİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına 28/6/2013 tarihli şikâyet dilekçesi vermiştir.

11. Başvurucu şikâyet dilekçesinde, genel olarak Gezi Parkı olayları sürecinde polisin davranışlarına neden olarak gördüğü Başbakanın açıklamalarından bahsetmiştir. Bu açıklamaların suç oluşturduğu iddiası ile bu suça iştirak ettiğini ileri sürdüğü diğer kişilerin de cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu, olaylara ilişkin olarak polis tarafından atılan biber gazına maruz kaldığını ve polisin toplumsal olaylara müdahale aracını (TOMA) üzerine sürdüğünü ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca sığındığı otele polis tarafından biber gazı, tazyikli su ve copla çok sert müdahale edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu şikâyet dilekçesine ek olarak bir adet DVD ile olaya ilişkin haberler ve fotoğrafları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına vermiştir. Başvurucu, kendisine yapılan müdahaleye ilişkin olarak herhangi bir sağlık raporu sunmadığı gibi dilekçede muayene talebinde de bulunmamıştır.

12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı olaylarına ilişkin şikâyetleri ve aynı hususta diğer Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yetkisizlikle gönderilen dosyaları 2013/89430 Soruşturma sayılıdosyada birleştirmiştir. Başvurucunun anılan şikâyeti de bu dosyada birleştirilmiştir.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı; başvurucunun şikâyetlerini de içeren soruşturma dosyasında Başbakan, İçişleri Bakanı, Orman ve Su İşleri Bakanı,Çevre ve Şehircilik Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında 15/8/2013 tarihinde işlemden kaldırma kararı vermiştir.

14. Anılan kararda, soruşturma usul ve yöntemlerinin farklı olması sebebiyle İstanbul Valisi ve İstanbul İl Emniyet Müdürü hakkındaki şikâyetlerin tefrik edilerek 2013/113461 Soruşturma sayılı dosyaya kaydedildiği belirtilmiştir. Ayrıca anılan kişiler hakkındaki soruşturmanın 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamındaki suçlar olması nedeniyle anılan Kanun'un 12. maddesi gereğince dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ifade edilmiştir.

15. Öte yandan olaylar esnasında polisin göstericileri dağıtmak için orantısız güç kullandığına ilişkin iddialar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosunda ayrıca soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir.

16. Kararda ayrıca, Başbakan ve diğer bakanlar hakkındaki iddialara ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı Genel Sekreterliğinin 17/11/1997 tarihli ve 9427/13887 sayılı yazısında belirttiği hususlara atıfta bulunulmuştur. Buna göre görevde bulunan veya görevden ayrılan Başbakan ve bakanlar hakkında Bakanlar Kurulunun genel siyaseti ve bakanlıkların görevleri ile ilgili olarak yapılan şikâyet ve ihbarlar, ancak Anayasa’nın 100. maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün 107. maddesinde belirtilen şartlar oluştuğunda TBMM'ye intikal ettirilebilecektir. Başsavcılık, haklarında şikâyette bulunulan kişilerin olay tarihindeki görevleri gözetilerek anılan hükümlerde belirtilen şartlar oluşmadığından işlemden kaldırma kararı verildiğini belirtmiştir.

17. Başvurucunun anılan karara yapmış olduğu itiraz, Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 4/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 6/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. Anayasa’nın 100. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar."

20. TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddesi şöyledir:

"Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği bir önerge istenebilir.

Bu önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur."

21. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir."

22. 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hâli şöyledir:

"Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.

Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan onbeş gün sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir."

23. 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"(Değişik fıkra: 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı Kanun’un 5. md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir."

24. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

"Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

25. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

"a) 9 ve 10 uncu madde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;

 b) (Değişik bent: 30/7/1998 tarih ve 4378 sayılı Kanun’un 1 md.) Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,

c) 7 nci madde hükümleri gözetilmeksizin,

d) 6 ve 10 uncu maddeler gereğince belirtilen yerler dışında,

e) 20 nci maddedeki yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,

f) 4 üncü madde ile Kanun kapsamı dışında bırakılan konularda kendi amaç, kural ve sınırları dışına çıkılarak,

g) Kanunların suç saydığı maksatlar için,

h) Bildirimde belirtilen amaç dışına çıkılarak,

i) Toplantı ve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19 uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veya ertelenmesi halinde tespit edilen erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,

j) (Değişik bent: 2/3/2014 tarih ve 6529 sayılı Kanun’un 9. md) 12 nci madde gereğince toplantının dağılmasına karar verilmesi hâlinde,

k) 21 inci madde hükmüne aykırı olarak,

l) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrası hükmüne uyulmadan, Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Kötü Muamele Yasağı Yönünden

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğu vurgulanmıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin güvenlik güçlerini, mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü muamele yasağının hiçbir istisnasına yer verilmediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

28. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir.

29. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının (Klaas/Almanya, B. No: 15473/89, 22/9/1993, § 30; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48; İrlanda/Birleşik Krallık [GK], B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 161; Labita/İtalya, § 121) etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131).

2. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

30. Sözleşme’nin "Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"1.Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir."

31. AİHM, Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye katılmayı (Irkçılığa ve Faşiszme Karşı Hristiyanlar/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 8440/78, 16/7/1980), hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya (k.k.), B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî özel veya herkese açık organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

32. Sözleşme'nin 11. maddesi barışçıl toplanmaları koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel sınırlaması, şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterileri barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan, B. No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan, B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; Gezi Parkı olayları sırasında yapılan gösterilere Başbakan ve İçişleri Bakanının polis vasıtasıyla insanlık dışı ve sert müdahalelerde bulunduklarını, gösteriler esnasında yapılan müdahalelerden Başbakanın beyanları ile bizzat sorumlu olduğunu, kendisinin de katıldığı bir protesto esnasında polisin orantısız bir şekilde gazlı müdahalelerine maruz kaldığını, bir otele sığınmasına rağmen polisin müdahalelerine devam ettiğini, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bu süreçte avukatlık görevini yapamadığını, başta Başbakan ve İçişleri Bakanı olmak üzere sorumlular hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu şikâyetin işleme koymama kararı ile sonuçsuz bırakıldığını belirterek Anayasa'nın 13., 17., 19., 23. ve 34. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen iddialarının özü, Gezi Parkı olayları kapsamında 15/6/2013 tarihinde katıldığı protesto gösterisinde polisin toplumsal olaylara müdahale araçlarını ölçüsüz kullanması sonucu biber gazına maruz kalınması nedeniyle insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun iddiaları yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ve Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

36. Öte yandan başvurucunun başvuru formunda somut olarak neden şikâyet ettiğinin açık bir şekilde tespiti gerekir. Başvurucu, başvuru formunda Gezi Parkı olaylarında kendisinin bulunduğunu belirtmediği tüm olayları da kapsayacak şekilde hak ihlali olduğunu ileri sürmüş ve Cumhuriyet Başsavcılığının siyasilerle ilgili şikâyetini işleme koymama kararından sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Anılan karar esas olarak siyasiler hakkında yapılan şikâyetler üzerine verilmiştir. Bu bağlamda şikâyetin hangi olaylarla ilgili olduğunun ve bu olaylarda siyasilerin sorumluluğu ile sınırlı olup olmadığının belirlenmesi, incelemenin kapsamını belirlemek için zorunludur.

37. Gezi Parkı olaylarına katıldığını beyan eden başvurucu Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 28/6/2013 tarihli şikâyet dilekçesinde öncelikle protestolar sürecinde İstanbul'da meydana gelen olaylardan bahsetmiştir. Daha sonra dilekçesinde iki ana başlık altında iddialarını ileri sürmüştür. İlk başlık "T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bizzat Kendisinin ve Diğer Şüphelilerle Birlikte İştirak Halinde İşlediği Suç Maddeleri", ikinci başlık ise "Diğer Şüphelilerin Ayrı Ayrı ve Birlikte İştirak Hâlinde İşlediği Suç Maddeleri" şeklindedir.

38. İlk başlık altında başvurucu olaylar esnasında işlendiğini iddia ettiği tüm suçların Başbakanın emri ile gerçekleştiğini ve bu nedenle bizzat yargılanması gerektiğini ileri sürmüştür. İkinci başlıkta ise İçişleri Bakanı başta olmak üzere İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürünün verilen emirleri yerine getirerek ve ölçüsüz müdahale yapılmasına rağmen sessiz kalarak suç işledikleri iddia edilmiştir. Bu bağlamda başvurucu kendisi gibi birçok kişinin yoğun kimyasal gaza ve suya maruz kaldığını ileri sürmüştür. Ancak başvurucu maruz kaldığını iddia ettiği olaya ilişkin olarak sadece 15/6/2013 akşamı Gezi Parkı'na sert bir müdahale yapıldığı, bu esnada gazla ve TOMA'ların üzerine sürülmesi suretiyle öldürülmeye çalışıldığını belirtmiştir. Başvurucu, Gezi Parkı olayları sürecinde meydana gelen tüm yaralamalar ve ölümlerden anılan siyasilerin ve üst düzey bürokratların sorumlu olduğunu iddia etmiştir.

39. Başvurucu, şikâyet dilekçesine olaylar esnasında yaralandığına dair herhangi bir rapor eklemediği gibi muayene talebinde de bulunmamıştır. Başvurucu, şikâyet dilekçesine ek olarak Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarak oluşturulmuş bir DVD, gazete haberleri ve fotoğraflar sunmuştur. Bireysel başvuru dosyasına da eklenen belgelerde temel olarak internet sitelerinde ve gazetelerde Gezi Parkı olayları hakkında yayımlanan haberler bulunmaktadır. Başvurucunun olaylar esnasında yaralandığına dair herhangi bir haber ve görüntü paylaşılmamıştır. Başvurucunun Mahkememize sunduğu DVD'de genel olarak bir internet sitesinden ve bir televizyon kanalından alınmış görüntüler ve fotoğraflara yer verilmiştir. Bu görüntü ve fotoğraflarda başvurucunun olup olmadığı ve varsa kişilerden hangisinin başvurucu olduğu da başvuru formu ve eklerinden belirlenememiştir.

40. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının işlemden kaldırma kararına karşı başvurucunun Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu itiraz dilekçesinde de yukarıda belirtilen şikâyet dilekçesindekine benzer hususlar dile getirilmiştir.

41. Gezi Parkı olaylarının çıkışının ve tüm ülkeye yayılmasının sebepleri, göstericileri harekete geçiren amaçlar ve bir bütün olarak olayların ulaştığıboyutunbireysel başvurunun inceleme kapsamında olduğu söylenemez. Bireysel başvurularda başvurucuların kamu gücünden kaynaklanan hak ihlali iddialarının bizatihi maruz kaldıkları olaylar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde bireysel başvurunun kapsamı ve amacı aşılarak başvurucuların olaylara ilişkin genel iddialarının da değerlendirilmesi sonucuna varılır ki bu durum başvurucunun menfaatinden öte toplumun menfaatini korumayı amaçlayan halk davası (actio popularis) olarak isimlendirilen başvurularda söz konusudur(Mahmut Tanal, B. No: 2014/11368, 23/7/2014, §§ 19, 20; Liberal Demokrat Parti, B. No: 2014/11268, 23/7/2014, §§ 17, 18). Dolayısıyla başvurucunun iddialarının, Gezi Parkı olayları esnasında kendisinin içinde yer almadığı tüm olaylar için değil sadece kendisinin içinde bulunduğunu iddia ettiği olaylar kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

42. Öte yandan başvurucu, katıldığı protestolar esnasında gaza maruz kaldığını iddia etmişse de bunun dışında polisin müdahalesi ile yaralandığına dair herhangi bir iddiada bulunmamıştır. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçedekine benzer hususları bireysel başvuruda da ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu genel olarak Gezi Parkı olayları sürecinde polisin yaptığı müdahalelere ilişkin olarak sorumlu olduğu iddia edilen siyasilerin ve üst düzey bürokratların yaptıkları açıklamalar ve verdikleri emirler nedeniyle yaşananların insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Başvurucunun gazdan etkilenme dışında yaralandığına ve buna ilişkin yaptığı şikâyetin sonuçsuz kaldığına yönelik bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucunun şikâyeti doğrudan eylemi gerçekleştiren polislerden öte sorumlu olduğunu iddia ettiği siyasiler ve üst düzey bürokratların eylemlerinin hak ihlali oluşturduğu yönündedir. Bu nedenle başvurucunun iddialarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının işlemden kaldırma kararı kapsamında siyasilere yönelik olduğunun kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Öte yandan üst düzey bürokratlara ilişkin şikâyetlerin tefrik edilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına görevsizlikle gönderilmesi ve başvurucunun bu hususa ilişkin olarak herhangi bir iddiada bulunmadığı gözetilerek İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürüne ilişkin işlemler ayrıca incelenmemiştir.

43. Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken diğer bir konu, başvuru ile ilgili Bakanlık görüşünde belirtilen, olaylara müdahale esnasında başvurucunun biber gazına maruz kalmasına ilişkin olarak doğrudan eylemde bulunan polisler hakkında devam eden bir soruşturma olmadığı hususudur. Başvurucu, başvuru formunda bu iddialara hiç yer vermemesine rağmen Bakanlık görüşüne karşı beyanında polisler hakkında etkin bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür.

44. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında "her ne kadar kolluk güçleri hakkında ayrı bir suç duyurusu dilekçesi verilmemiş gibi gözükse de" diyerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun suç duyurusuna ilişkin değerlendirmelerini doğrular nitelikte beyanda bulunmuştur. Bununla birlikte başvurucunun, başvuru formunda da siyasiler dışında haklarında doğrudan soruşturma yapılabilecek kolluk mensuplarına ilişkin herhangi bir iddiada bulunmadığı gibi eylemi doğrudan gerçekleştiren kolluk görevlileri hakkında hâlâ şikâyette bulunma imkânı olduğu gözetildiğinden başvurunun genişletilmesi niteliğindeki kolluk görevlileri hakkında etkin soruşturma yapılmadığına yönelik iddiaları ayrıca değerlendirilmemiştir.

1. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucu, kendisinin de katıldığı Gezi Parkı olayları kapsamında siyasilerin yaptığı açıklamalar nedeniyle polisin sert tutumundan sorumlu olduklarına dair şikâyetinin işlemden kaldırma kararı verilerek sonuçsuz bırakılmasının insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak müdahaleyi gerçekleştiren polisler hakkında başvurucunun müdahil olduğu bir soruşturma bulunmadığını hatırlatarak başvuru yollarının tüketilmediği konusunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

47. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı Gezi Parkı olayları esnasında meydana gelen olaylar ve polisin bu olaylara ölçüsüz müdahaleleri ile ilgili olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında Anayasa hükümlerine ve milletvekili dokunulmazlıklarına dayanarak soruşturma yapılmasının engellenmesinin Sözleşme'nin ruhuna aykırı olduğunu belirtmiştir.

48. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz."

49. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

50. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81). Diğer taraftan devletin pozitif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

51. Öte yandan kötü muamele konusundaki iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95). İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü şüpheden uzak makul kanıtların varlığı gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95). Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen bir takım karinelerden de oluşabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

52. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usule ilişkin boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

53. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesi "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 111; Tahir Canan, § 25).

54. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 112; Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55).

55. Somut olayda başvurucu, Gezi Parkı protestolarında meydana gelen olaylar nedeniyle olayların şiddetlenmesinden ve katıldığı olaylara polisin müdahalesi esnasında biber gazına maruz kalmasından dolayı sorumlu olduğunu iddia ettiği siyasilere karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermiştir. Şikâyet dilekçesinde Gezi Parkı olaylarının gelişimi ve bu bağlamda siyasilerin açıklaması üzerinde durulmuştur. Başvurucu, Gezi Parkı olayları esnasında polisin ölçüsüz müdahalede bulunmasının sorumlularının Başbakan ve İçişleri Bakanı olduğunu ileri sürmüş ve cezalandırılmalarını talep etmiştir.

56. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarak yapılan birçok başvuruyu usul ekonomisi açısından tek bir dosyada birleştirmiştir. Daha sonra Başsavcılık, Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkında yapılan şikâyetlere ilişkin olarak Anayasa'nın 100. maddesi ve TBMM İçtüzüğü'nün 107. maddesinde belirtilen şartların oluşmadığı gerekçesiyle işlemden kaldırma kararı vermiştir.

57. Somut olayda öncelikle belirtilmesi gereken husus, başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası temelindeki iddialarının özü Gezi Parkı olayları esnasında meydana gelen olaylarla ve kendisinin gaza maruz kalmasıyla ilgili olarak sorumlu olduğunu ileri sürdüğü siyasilerin cezalandırılmamasıdır.

58. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'te yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'nda yer alan tespitler kapsamında Gezi Parkı olayları Türkiye'nin geneline yayılmış protesto eylemlerini içermektedir. Bu eylemler esnasında istenmeyen birçok olay meydana gelmiştir. Olaylara ilişkin olarak birçok adli soruşturma açıldığı gibidevam eden yargılamalar da mevcuttur. Bu olayların başlangıcında ve devam eden sürecinde ceza hukuku kapsamında ileri sürülen iddialar yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından değerlendirilmiş veya değerlendirilmektedir. Bu bağlamda kolluğun ölçüsüz müdahalesi olarak değerlendirilen olaylara ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılıkları gerekli adli süreci işletmişlerdir. Nitekim başvuru konusu olayda da kolluk tarafından yapılan müdahale sonucunda yaralananların şikâyetleri ayrı bir soruşturma numarasına kayıt edilerek ayrıca yürütülmüştür. Öte yandan başvurucunun doğrudan içinde bulunmadığı olaylara ilişkin olarak ileri sürdüğü iddiaların incelenmesi de söz konusu değildir.

59. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri söz konusudur. Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bireylerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele ve/veya cezaya maruz kalmaması gerekmektedir. Bu bağlamda pozitif yükümlülük olarak bireyleri korumak için devlet etkin bir hukuk mekanizması sağlamak ve bireyin böyle bir duruma maruz kaldığının tespiti hâlinde sorumluları tespit edecek etkin bir soruşturma yapma zorunluluğu bulunmaktadır.

60. Somut olayda başvurucunun kolluğun ölçüsüz müdahalesi sonucu biber gazına maruz kaldığı iddiasını ortaya koyabilecek herhangi bir belge, rapor veya kabul edilebilir bir delil sunduğu tespit edilememiştir. Başvurucunun böyle bir durumu ortaya koyabilecek delilleri sunması hâlinde dahi iddialarının incelenebilmesi için müdahaleyi gerçekleştiren kolluk görevlileri hakkında yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olunması gerekir. Buna rağmen başvurucu Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede esas olarak Gezi Parkı olayları esnasında siyasilerin takındığı tutumdan ve verdiği beyanlardan dolayı cezalandırılmasını talep etmiştir. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları eylemi doğrudan gerçekleştiren kişiler dışındaki siyasilerin cezalandırılmasına yöneliktir. Başvurucunun gaza maruz kalmasından dolayı yaralanması ile siyasiler arasında ceza hukuku kapsamında illiyet bağının olmadığı açıktır. Öte yandan somut olayda ceza hukuku bağlamında sorumluluğundan bahsedilemeyecek siyasiler hakkında işlemden kaldırma kararı verilmesi de etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediği şeklinde yorumlanamaz.

61. Başvuru temelinde yukarıda belirtilen açıklamalar, Gezi Parkı olaylarının genelinde meydana gelen durumlar için de söz konusudur. Başvurucunun Gezi Parkı protestoları sürecinde kolluğun orantısız güç kullanması nedeniyle siyasilerin cezalandırılması gerektiği şikâyetleri de dayanaktan yoksundur. Nitekim siyasilerin aldıkları kararlar sonucunda meydana gelen olaylar nedeniyle cezai sorumluluklarından bahsedilmesi ancak Anayasa'nın 100. maddesi ve TBMM İçtüzüğü'nün 107. maddesi kapsamında mümkündür. Somut olay açısından Gezi Parkı protestoları sürecinde meydana gelen ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilecek olan olaylar açısından siyasilerin her türlü kararından dolayı soruşturulması gerektiği şeklinde bir pozitif yükümlülüğün olduğu söylenemez. Zira ceza hukuku bağlamında insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına aykırı fiillerin cezalandırılması için illiyet bağının ortaya konması gerekmektedir. Aksi hâlde ortaya çıkan durum Başbakan ve bakanların uyguladıkları genel siyasetin ve bakanlıkların görevleri ile ilgili şikâyetlerin Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından incelenmesi sonucuna yola açar ki bu görev TBMM'nin yetki alanında olduğundan mümkün değildir.

62. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin iddialarının açık ve görünür bir ihlal olmadığından açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu, Gezi Parkı olaylarında protesto gösterilerine katıldığını, ancak haklı nedenlerle yapılan bu gösterilere karşı polisin orantısız bir şekilde gazlı müdahalede bulunmasından dolayıtoplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlık görüşünde, AİHM'in toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin başvurular açısından başvurucuların toplanma hakkını tehlikeye düşüren bir cezai takibatın olmadığı durumlarda başvuru süresini ihtilaf konusu eylemin tarihinden başlattığını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuru konusu eylemin 15/6/2013 tarihinde bireysel başvuru tarihinin ise6/3/2014 tarihinde olduğunun gözetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvurunun süresinde yapıldığını ileri sürmüştür.

66. Başvurucu, Gezi Parkı olayları sürecinde katıldığı bir protesto esnasında kolluk tarafından ölçüsüz şekilde kullanılan biber gazına maruz kaldığı ve TOMA'nın üzerine sürüldüğü iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde şikâyetçi olmuştur. Buna ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyet edilen kişilere göre Anayasa ve 4483 sayılı Kanun kapsamında dosyayı tefrik etmiştir (bkz. § 15). Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığının Başbakan ile İçişleri Bakanı hakkında verdiği işleme koymama kararının kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunulmuştur. Tefrike konu İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü hakkındaki incelemenin akıbetine ilişkin olarak dosya kapsamında herhangi bir belge veya bulgu tespit edilememiştir. Diğer taraftan başvurucu, başvuru formunda, doğrudan soruşturma yapılabilecek kolluk mensuplarına ilişkin herhangi bir iddiada bulunmamıştır.

67. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"(3) Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır."

68. 6216 sayılı Kanun’un“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması gerekir.

 (2) Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

69. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” kenar başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

h) Başvurucunun talepleri.

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylı örnekleri eklenir:

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği üçüncü fıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde bunun gerekçelerini belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri resen toplar.

…"

70. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer.

71. 6216 sayılı Kanun ve İçtüzük'te belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinde yeterli kanaat oluşması, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları yapması zorunludur.

72. Somut başvuruda başvurucu, Gezi Parkı olaylarına katıldığını ve polisin müdahalesinden etkilendiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu iddialarını desteklemek için Anayasa Mahkemesine başvuru formuna ek olarak bir adet DVD ile Gezi Parkı olaylarına ilişkin haberler ve fotoğrafları sunmuştur. Bireysel başvuru dosyasına da eklenen anılan belgelerde temel olarak internet sitelerinde ve gazetelerde Gezi Parkı olayları hakkında yayımlanan haberler bulunmaktadır. Başvurucunun olaylar esnasında yaralandığına dair herhangi bir haber ve görüntü paylaşılmamıştır. Başvuru formu ekindeki DVD'de genel olarak bir internet sitesinden ve bir televizyon kanalından alınmış görüntüler ve fotoğraflara yer verilmiştir. Bu görüntü ve fotoğraflarda başvurucunun olup olmadığı ve varsa kişilerden hangisinin başvurucu olduğu da başvuru formu ve eklerinden belirlenememiştir (bkz.§ 39).

73. Öte yandan başvurucu Gezi Parkı olaylarına katıldığını ileri sürmüş ise de yukarıda beliritlenler dışında gösterilere katılmasından kaynaklanan herhangi bir sağlık raporu, adli ve/veya idari soruşturmadan bahsetmemiştir. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını takip etme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvuru formu titizlikle doldurulmalı, ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olaylar gösterilmeli, başvuruyu aydınlatacak ve hükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyici tüm belgeler başvuru dilekçesine eklenmelidir. Şayet bir belge elde edilememişse bunun da nedenleri açıklanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu bu koşulları yerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının başvurucu tarafından temellendirilememiş olması nedeniyle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açılanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Onur Cingil (2), B. No: 2014/2976, 9/5/2018, § …)
   
Başvuru Adı ONUR CİNGİL (2)
Başvuru No 2014/2976
Başvuru Tarihi 6/3/2014
Karar Tarihi 9/5/2018

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin biber gazı ile orantısız müdahalede bulunmasının insan haysiyeti ile bağdaşmayacak muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Toplantı ve gösteri yürüyüşü Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kötü muamele yasağı Kamu görevlisinin güç kullanımı (genel) (fiziksel güç kullanma, kelepçeleme, biber gazı vd.) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Anayasa 2709 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 100
Kanun 2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 3
6
10
22
23
6529 Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına DairKanun 5
İçtüzük 5/3/1973 Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü 107
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi