logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Osman Aymelek, B. No: 2014/768, 10/12/2014, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

OSMAN AYMELEK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/768)

 

Karar Tarihi: 10/12/2014

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucu

:

Osman AYMELEK

Vekili

:

Av. Mehmet Sadık LİMAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin E.2008/341 sayılı dosyasında zincirleme olarak görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmasından sonra (infaz aşmasında) yürürlüğe giren 22/12/2010 tarih ve 6086 sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yönünden uyarlama yapılması talebinin, aynı Mahkemece hatalı değerlendirme sonucu yetersiz gerekçe ile reddedilmesi sebebiyle Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 20/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 24/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun zincirleme olarak görevi kötüye kullanma suçunu işlediği konusunda yeterli şüpheye ulaşan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı, 26/9/2003 tarih ve E. 2003/954 sayılı iddianamesiyle aynı komutanlık askeri mahkemesi nezdinde başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.

6. Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 20/8/2008 tarih ve E.2008/341, K.2008/738 sayılı kararıyla atılı suçtan 11 ay 20 gün hapis ve 333 TL adli para cezasına mahkûm edilmiştir.

7. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Askeri Mahkeme kararı, Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 4/3/2009 tarih ve E.2009/383, K.2009/379 sayılı ilamıyla onanmış ve aynı tarihte kesinleşmiştir.

8. Başvurucunun, sonradan yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un lehe hükümler içerdiği iddiasıyla yaptığı uyarlama talebi, Askeri Mahkemenin 19/10/2011 tarih ve E.2011/281, K.2011/323 sayılı kararı ile önceki Yasa’nın başvurucunun daha lehine olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Ret gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

Askeri Mahkememizin 20.08.2008 gün ve 2008/341-738 E.K. sayılı kararında sanık hakkında müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak suçu üzerine uygulanacak kanun maddesinin belirlenmesi bakımından yapılan değerlendirmede suç ve karar tarihlerinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 240 ve 80'inci maddeleri ile 5237 sayılı TCK.nun 257/1,43 ve 53'üncü maddeleri nazara alınmış ve 765 sayılı kanun maddelerinin uygulanmasının sanık lehine olduğuna kanaat getirilmiştir. Hüküm sonrası yürürlüğe giren 6086 sayılı yasanın birinci maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun 257/1'inci maddesinde öngörülen temel cezanın alt ve üst sınırlarında indirme gidilerek 'bir yıldan üç yıla kadar' olan temel ceza 'altı aydan iki seneye kadar' şeklinde düzenlenmiştir. Önceki hükümde sanık hakkında TCK'nun 240'ıncı maddesi doğrultusunda cezalandırma yapılırken, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı unsurları çerçevesinde 'sanığın eylemlerinin niteliği' göz önüne alınmış ve cezayı hafifletici neden bulunmadığından hareketle eylemlerinin 240'ıncı maddenin birinci cümlesi kapsamında olduğuna, müsnet suçun daha hafif hali kapsamında olmadığına hükmedilerek asgari hadden bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. İzah edilen hususlar çerçevesinde sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 257/1'inci maddesinin son hali uyarınca uygulama yapıldığında, aynı Kanunun 61'inci maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı nazara alınarak suçun gerektirdiği asgari ceza olan altı aydan uzaklaşılarak cezası teşdiden bir yıl hapis olarak belirlenmiştir. Hal böyle iken 20.08.2008 gün ve 2008/341-738 E.K. sayılı kararın gerekçesinde de belirtildiği üzere müteselsiliyet yönünden 765 sayılı TCK'nun 80 ve 5237 sayılı TCK.nun 43'üncü maddeleri uyarınca değerlendirme yapıldığında, 1/6 ve 1/4 artırım oranları her iki kanunun ilgili maddeleri uyarınca temel ceza olarak belirlenen bir yıl hapis cezasına ayrı ayrı uygulandığında hürriyeti bağlayıcı ceza yönünden 765 sayılı TCK'nun 80'inci maddesinin hükümlü lehine olduğu, böylece 765 sayılı TCK'nun 240 ve 80'inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasının halen hükümlü lehine olduğuna kanaat getirilmiştir.

…”

9. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Mahkeme kararı, Askeri Yargıtay 2. Dairesinin 14/3/2012 tarih ve E.2012/376, K.2012/372 sayılı ilamı ile sonradan yürürlüğe giren Kanunun daha lehe olduğu ve mahkemenin yaptığı uygulamada isabet bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

10. Askeri Mahkeme bozma üzerine yaptığı yargılama sonucunda 15/8/2012 tarih ve E.2012/535, K.2012/253 sayılı kararıyla önceki hükmünde direnmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine anılan direnme kararı, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 28/11/2013 tarih ve E. 2013/112, K. 2013/113 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama gerekçesi şöyledir:

“…Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan TKC'nın 240'ıncı maddesi "Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır;" şeklinde olup; eylemin niteliğine göre kademeli bir ceza öngörülmüştür.

Askerî Mahkemece sanık hakkında karar verilirken, eylemin niteliği dikkate alınarak olayda hafifletici nedenlerin bulunmadığı kabul edilmiş ve birinci cümle uyarınca uygulama yapılarak "bir yıl hapis cezasının" eyleme uygun olduğu düşüncesiyle alt sınırdan uzaklaşılmasına gerek görülmemiştir.

Suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın görevi kötüye kullanmak suçu ile ilgili 257'inci maddesinde ise, kademeli ceza uygulamasından vazgeçilmiş ve cezanın alt sınırı; altı ay olarak belirlenmiştir.

Uygulamada da kabul edildiği üzere; kesinleşmiş ilk hükümde temel cezanın alt sınırdan tayin edilmiş olması, önceki hükümde sanık lehine kabul edilen hususların bu defa aleyhe yorumlanmaması koşuluyla, uyarlama yargılamasında cezanın alt sınırdan tayin edilmesini gerektirmemektedir.

Dosya incelendiğinde; hükümlünün zimmet suçundan tutuklu olarak Mamak Askerî Cezaevi ve Tutukevinde bulunduğu sırada; tutuklu C. A. ile istediği zaman görüşebildiği, bayan tutuklu koğuşuna giderek birlikte dilekçe yazdıkları, onun kedisine aşı yaptırmak için veteriner getirttiği, oğlunun doğum günü partisini bayan tutuklu koğuşunda organize etmeye çalıştığı, bu şekilde cezaevinde istediği gibi davranabilme güç ve imkânına sahip olduğu, kendisi için cezaevinin fiziki sınırlarının dışına çıkmak haricinde hiçbir sınırlamanın uygulanmadığı; bu imkânı infaz Astsubayı olarak yönetmelik hükümlerini uygulamakla görevli bulunan diğer sanık Astsb. Y. S.'yi görevini yerine getirmemeye azmettirerek sağladığı anlaşılmaktadır.

Hükümlünün, kamu otoritesi ile alay edercesine işlediği fiiller dikkate alındığında; Askeri Mahkemece uyarlama yargılaması yapılırken, "suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı" şeklindeki gerekçe ile temel cezanın teşdiden bir yıl olarak belirlenmesinde ve TCK'nın 80'inci maddesi uyarınca yapılacak asgari artırımın, 5237 sayılı TCK'nın 43'üncü maddesinde yazılı artırım oranına göre daha düşük olduğu belirtilerek; mülga 765 sayılı Kanun kapsamında yapılan uygulamanın sanık lehine olduğundan bahisle önceki hükümde değişiklik yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Bu nedenle; müdafiin temyiz taleplerinin reddi ile uyarlamaya ilişkin hükmün onanmasına karar verilmiştir…”

12. Başvurucu, nihai kararı 7/1/2014 tarihinde tebellüğ etmiş, 20/1/2014 tarihinde de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

13. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare: 08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

14. Aynı Kanun’un “Zaman bakımından uygulama” kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”

15. Aynı Kanun’un “Cezanın belirlenmesi” kenar başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)Hâkim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.”

16. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesi şöyledir:

“Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 20/1/2014 tarih ve 2014/768 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, hakkındaki uyarlama yargılamasında, sonradan yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanmadığını, asıl davada alt sınırdan ceza verilmiş olmasına rağmen uyarlama davasında lehe kanunun belirlenmesi yönünden alt sınırdan uzaklaşılarak aleyhe değerlendirme yapıldığını, Mahkemenin hatalı değerlendirme ile eski kanunun daha lehe olduğu sonucuna vardığını ve yetersiz gerekçe ile uyarlama talebini reddettiğini belirterek, Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurunun, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik olduğu görülmektedir. Başvurucu her ne kadar Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü, söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bütün iddiaları aşağıda iki başlık altında ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

1. Mahkeme Kararının Gerekçesiz Olduğu İddiası

20. Başvurucu, Mahkemenin yetersiz gerekçe ile uyarlama talebini reddettiğini iddia etmiştir.

21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

22. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

23. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

24. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23).

25. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24).

26. Bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmamaktadır (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 25). Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda, B.No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

27. Başvuru konusu olayda, ilk derece mahkemesi kararında, önceki kanunun lehe olarak belirlenmesinin gerekçesi somut olayla da bağlantı kurularak açıklanmış (bkz. § 8), direnme üzerine Askeri Yargıtay Daireler Kurulu tarafından da temyiz talepleri tüm yönleriyle tartışılmış ve Askeri Mahkeme kararı ayrıntılı gerekçelerle yerinde bulunmuştur (bkz. § 11). Dolayısıyla derece mahkemelerinin kararlarında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfi olduğu söylenemez.

28. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar çerçevesinde bir temel hak ihlalinin olmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

30. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

32. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

33. Başvuru konusu olayda, başvurucu, yasanın eksik ve hatalı değerlendirilmesi sonucu talebin reddine karar verilmek suretiyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının özü, derece mahkemesinin kanunu değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibariyle yargılamanın sonucuna ilişkindir. Mahkeme, önceki kanun ile sonraki kanunu bir bütün olarak ayrı ayrı somut olay yönünden değerlendirmiş ve önceki kanunun hükümlü (başvurucu) yönünden daha lehe olduğunu değerlendirerek uyarlama talebini reddetmiştir.

34. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılı Kanun’un 240. maddesi eylemin niteliğine göre kademeli bir ceza öngörmüştür. Suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili 257. maddesinde ise, kademeli ceza uygulamasından vazgeçilmiş ve cezanın alt sınırı altı ay olarak belirlenmiştir. Uyarlama öncesinde, eylemin niteliği dikkate alınarak olayda hafifletici nedenlerin bulunmadığı kabul edilmiş ve 765 sayılı Kanun’un 240. maddesinin birinci cümlesi uyarınca uygulama yapılarak "bir yıl hapis cezasının" eyleme uygun olduğu düşüncesiyle alt sınırdan uzaklaşılmasına gerek görülmemiştir. Askeri Mahkemece uyarlama yargılaması yapılırken, "suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman ve hükümlünün kastının ağırlığı" şeklindeki gerekçe ile temel cezanın teşdiden bir yıl olarak belirlenmesi gerektiği ve 765 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca yapılacak asgari artırımın, 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yazılı artırım oranına göre daha düşük olduğu belirtilerek, mülga 765 sayılı Kanun kapsamında yapılan uygulamanın sanık lehine olduğu sonucuna varılmıştır.

35. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

36. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 10/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Osman Aymelek, B. No: 2014/768, 10/12/2014, § …)
   
Başvuru Adı OSMAN AYMELEK
Başvuru No 2014/768
Başvuru Tarihi 20/1/2014
Karar Tarihi 10/12/2014

II. BAŞVURU KONUSU


Başvurucu, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinin E. 2008/341 sayılı dosyasında zincirleme olarak görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmasından sonra (infaz aşmasında) yürürlüğe giren 22/12/2010 tarih ve 6086 sayılı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yönünden uyarlama yapılması talebinin, aynı Mahkemece hatalı değerlendirme sonucu yetersiz gerekçe ile reddedilmesi sebebiyle Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde belirtilen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Adil yargılanma hakkı (genel) (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Gerekçeli karar hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 257
7
61
765 Türk Ceza Kanunu 240
  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi