logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Haci Akgül ve Ramziye Akgül, B. No: 2014/8878, 21/3/2018, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HACİ AKGÜL VE RAMZİYE AKGÜL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/8878)

 

Karar Tarihi: 21/3/2018

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

 

 

Nuri NECİPOĞLU

 

 

Hasan Tahsin GÖKCAN

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Haci AKGÜL

 

 

2. Ramziye AKGÜL

Vekilleri

:

Av. Rudi SÜMER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm olayı üzerine açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi ve dava sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuların oğlu H.A., askerlik görevini ifa etmek üzere Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığına 24/5/2006 tarihinde teslim olmuştur.

10. Başvuru formu ve eklerine göre başvurucuların oğlu askere alınmadan önce bronşit ve zatürre hastalıklarından ilaç tedavisi görmüştür.

11. H.A. 12/6/2006 tarihinde saat 15.40 sıralarında yüksek ateş ve boğaz ağrısı şikâyeti ile Kütahya Asker Hastanesi Acil Servisine kaldırılmıştır. Hasta, burada ilaç tedavisi gördükten sonra taburcu edilmiştir.

12. Başvurucuların oğlu bu tarihten sonra gerek birlik revirinde gerekse Kütahya Asker Hastanesinde birkaç defa daha ayakta tedavi görmüştür. Başvurucuların oğlunun sağlık durumu 27/6/2006 tarihinde ağırlaşmıştır. Bunun üzerine önce Kütayha Asker Hastanesine, oradan da sırasıyla Eskişehir Asker Hastanesine ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen hasta kurtarılamayarak 28/6/2006 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

13. Olay hakkında Birinci Hava Kuvveti Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından resen bir soruşturma başlatılmıştır. Askerî Savcılık, bu kapsamda gerek kesin ölüm nedeninin gerekse askerî makamların kusurunun tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporları almıştır. Askerî Savcılık daha sonra görevsizlik kararı vermiş, bunun üzerine soruşturmaya Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı devam etmiştir.

14. Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı, Adli Tıp Kurumu raporlarını dikkate alarak bazı askerler hakkında kamu davası açmıştır. Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının 1/12/2008 tarihli iddianamesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

(...) İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu’nun (...) 25.07.2007 gün ve 2452 karar nolu karar raporundan anlaşıldığı üzere mütevveffanın ölüm nedeninin “pnömoni ve gelişen komplikasyonlar” olarak belirlendiği, müteveffanın ölüm nedenindeki sorumluluk ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun yaptığı incelemede anılan kurumun 28.11.2007 gün ve 7243 karar nolu ve yine aynı kurumun 09.07.2008 gün ve 5359 karar nolu raporlarından anlaşıldığı üzere müteveffayı 12.06.2006 tarihinde muayene eden Hv. Tbp M.E.İ.nin, 19.07.2006 ve 21.06.2006 tarihinde muayene eden Hv. Tbp Atğm. E.M.nin, 27.06.2006 tarihinde hastaya müdahale eden Hv. Tbp. Yb. Ş.Ç.nin ve Hv. Tbp. Bnb. S.K.nin, hastaya Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde müdahale eden tabiplerin eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ancak 21.06.2006 tarihinde müteveffayı muayene eden Hv. Tbp Ütğm. A.S.nin tıbbi belgelere hastanın yakınmalarını ve ayrıntılı fizik muayenesini kayıt altına almayarak 1219 sayılı Tabebet ve Şuabati Sanatlarının Tarzı icrasına Dair Kanunun 77.madde kurallarına aykırı davrandığı, bunun yanı sıra anılan personelin hastanın öncesinde önce lökositoz ve sedimentasyon değerlerinin yüksek olduğu ve bu nedenle intaniye polikliniğine sevk edildiği kayıtlarında mevcut iken, hastayı hastanede tutması ile tetkikin yapılması uygun iken ve bu durumda müteveffanın hastalığının erken evrede tespiti mümkünken bunu yapmayıp hastayı birliğine geri göndermesinin tıp kurallarına aykırı olduğu, yine hastayı 22.06.2006 tarihinde Hv. Tbp. Ütğm. A.A.nın kaşesini kullanarak Kütahya Asker Hastanesinde muayene Ter. Tbp Ütğm. A.K.nin daha öncesinde lökosit ve sedimantasyon yüksekliği ile birlikte İntaniye Polikliniğine sevk edildiği kayıtlarda görülmesine rağmen “Anoreksi”ön tanısıyla Psikiyatri Polikliniğine sevk etmesinin tıp kurallarına aykırı olduğu, yine müteveffanın 21.06.2006 tarihinde İntaniye polikliniğine sevk edilmesine rağmen hastayı hastaneye götürmesi gereken görevliler tarafından götürülmemiş olması ve 27.06.2006 tarihinde Psikiyatri Polikliniğine götürülmesine kadar geçen sürede hastanın tedavisinin gecikmiş olduğu, tüm aksaklıkların Er H.A.nın ölüm olayı ile ilgili illiyet bağının bulunduğu hususunun tespit edildiği, yukarıda belirtilen müteveffanın sevk işleminin gecikmesi ile ilgili yapılan değerlendirmede ise müteveffanın 21.06.2006 tarihinde intaniye polikliniğine sevk edildiği halde hasta takibi yapmakla görevli revir sorumluları Çvş. E.Y. ve Çvş. E.T. ile bölüğün sağlık işlemlerini yürüten bölük astsubayı Hv. P. Astsb. Bçvş. E.Ç.nin tedavi sonrası hastanın işlemlerinin kontrolünü yapmaması nedeniyle bu konuda sorumlu olduğunun anlaşıldığı, tüm bu değerlendirmeler ışığında Hv. Tbp. Ütğm. A.S., Ter. Hv. Tbp. Atğm. A.K., Ter. Hv. P. Çvş. E.Y. ve Hv. P. AstsbBçvş. E.Ç.nin gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmesi gerekip gerçekleştirmedikleri eylemleri neticesinde müteveffa Er H.A.nın ölümüne sebebiyet vererek taksirle öldürme suçunu işlemiş oldukları tüm dosya kapsamından anlaşılmış olmakla;

(...) şüphelilerin eylemlerine uyan TCK nun 85/1 maddesi gereğince hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, (...) karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur."

15. İddianamenin kabul edilmesiyle ölüm olayında sorumluluğu bulunduğu değerlendirilen askerler hakkında Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılama başlamıştır. Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesi bu kapsamda başvuruculardan Haci Akgül'ün ifadesinin alınması için Midyat Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazısı göndermiştir. Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesi, talimat yazısına Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesini de eklemiştir.

16. Bunun üzerine Midyat Asliye Ceza Mahkemesi 12/2/2009 tarihinde iddianameyi okuyup davanın vasıf ve mahiyetini anlattıktan sonra başvuruculardan Haci Akgül'ün ifadesini almıştır. Haci Akgül'ün ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Müteveffa benim öz oğlum olur. Oğlum askere gitmeden yaklaşık bir yıl önce ciğerlerinden rahatsızlanmıştı, rahatsızlığından dolayı onu İslanbul Zeytinburnu'na hastaneye götürdük. İlaç tedavisinden sonra iyileşme kaydetmişti. Yanlış hatırlamıyorsam 2006 mayıs ayında Kütahya Hv. Er Egtm. K.lığına askerlik görevini yapmak üzere gıtti. Askere gittikten sonra kendisi ile birkaç kez telefonla görüştüm. Kendisiyle görüştüğümde de bana hep rahatsız olduğunu. nefes alıp vermekte zorlanıyorum şeklinde şikâyetlerde bulunuyordu, doktora gittiğini ve kendisine ilaç verdiklerini, verilen ilaçları kullandığını söylüyordu. Benim olaya dair görgüm yoktur. Ancak tarafıma okunan iddianamede ilgililerin ihmalleri söz konusudur. Ben kimsenin günahını almıyorum, çünkü görgüye dayalı bilgim yoktur. Ancak iddianamede anlatılanlar görevi ihmaldir. Sanıklar hakkında şikâyetçi değilim, davaya katılmak istemiyorum. Oğlum en büyük oğlumdu. Ailenin geçiminde büyük katkısı vardı, İstanbul iline çalışmaya gidip ailenin geçimini sağlıyordu. Öldükten sonra ailece mağdur olduk ve ölümünden dolayı ailce çok üzüntü duymaktayız. Oğlumun maddi olarak hakkı varsa oğlumun hakkını talep ediyorum. Beyanım bundan ibarettir."

17.Başvurucuların vekili Rudi Sümer, talebi üzerine 3/5/2011 tarihinde Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava dosyasının bir örneğini almıştır. Başvurucular vekilinin dava dosyasının bir örneğini almasından sonra devam eden yargılamada Kütahya 1. Asliye Ceza Mahkemesi 6/10/2011 tarihli kararla sanıklar hakkında taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu karar 8/5/2013 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir.

18. Başvurucular, dava dosyasının bir örneğini aldıktan sonra 24/5/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır. Bunun üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) 22/6/2011 tarihli kararıyla dava dilekçesinin görevli idari mercie tevdiine karar vermiştir. İdare tarafından altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerinebaşvurucular 23/9/2011 tarihinde yeniden dava açmıştır.

19. Başvurucular özetle oğullarının ölümünde idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu belirterek toplam 130.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

20. AYİM İkinci Dairesi 18/12/2013 tarihli kararla davanın süre aşımı yönünden reddine karar vermiştir. Dava, eylemin idariliğinin en geç iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ edildiği 12/2/2009 tarihinde öğrenildiği ancak bu tarihten itibaren bir yıl içinde davalı idareye başvurulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca başvurucular aleyhine 10.490 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir (Millî Savunma Bakanlığı, lehine hükmedilen vekâlet ücretinden feragat etmiştir).

21.Başvurucular 13/2/2014 tarihli dilekçe ile karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Başvurucular dilekçelerinde özetle ilk başta oğullarının ölümünün askerlik öncesindeki rahatsızlığından kaynaklanabileceğini düşündüklerini, 3/5/2011 tarihinde dava dosyasını aldıktan sonra davalı idarenin sorumluluğunu gerektirir derecede ihmali olduğuna kanaat getirdiklerini, Midyat Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen talimat yazısına bilirkişi raporlarının eklenmediğini belirtmişlerdir. Karar düzeltme dilekçesinde ayrıca iddianamenin başvurculardan Ramziye Akgül'e tebliğ edilmediği, Ramziye Akgül'ün soruşturma ve kovuşturma aşamasında ifadesinin de alınmadığı, bu sebeple en azından Ramziye Akgül yönünden davanın esasına geçilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

22. AYİM 2. Dairesi 16/4/2014 tarihli ve E.2014/627, K.2014/562 sayılı kararlabaşvurucuların karar düzeltme isteminin reddine karar vermiştir. AYİM, Ramziye Akgül ile ilgili olarak ileri sürülen itirazı ayrıca değerlendirmiştir. AYİM bu bağlamda aynı adreste ikamet eden Haci Akgül ile Ramziye Akgül'ün ayrı yaşadıklarına dair bir iddia ve belgenin dava dosyasında bulunmadığını belirterek bu itirazı da yerinde görmemiştir.

23.Bu karar 16/5/2014 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.

24.Başvurucular 9/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

25. İlgili hukuk için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017, §§ 17-32.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 21/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucular, oğullarının daha önce akciğer rahatsızlığı geçirmesi nedeniyle başlangıçta hiç kimseyi ölüm olayından sorumlu tutmak istemediklerini ancak 3/5/2011 tarihinde ceza davası dosyasının bir örneğini almaları üzerine Millî Savunma Bakanlığı personelinin söz konusu ölüm olayında ağır kusurunun olduğunu anladıklarını, bunun üzerine AYİM'de tam yargı davası açtıklarını ancak bu davanın bir yıllık süre içinde idareye başvurulmadığı gerekçesiyle süre aşımından reddedildiğini, bu sebeple davanın esasının incelenemediğini belirtmişlerdir. Başvurucular, eylemin idariliğinin öğrenildiği tarih olarak 12/2/2009 tarihinin (iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihi) esas alınmasının yanlış olduğunu, Midyat Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat evrağına bilirkişi raporlarının eklenmediğini, bu sebeple ölüm olayı hakkında yeterli bilgiye sahip olamadıklarını, iddianame Savcılık makamının iddiasından ibaret olduğundan kişilerin sorumluluğunun ancak ceza davası sonucunda ortaya çıkabileceğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca iddianamenin anne Ramziye Akgül'e tebliğ edilmediğini, bu sebeple en azından anne Ramziye Akgül yönünden davanın esasına geçilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Başvurucular son olarak Türk Borçlar Kanunu'na göre tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımın uygulanacağını, genel mahkemelerin görev alanına giren konularda bu hüküm uygulanabiliyorken AYİM'in görev alanına giren konularda bunun uygulanmadığını belirtmişlerdir. Başvurucular yukarıda anılan sebeplerle adil yargılanma hakkının, etkili başvuru hakkının, yaşam hakkının, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkının ve kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

28. Başvurucular ayrıca feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Bakanlık görüşünde öncelikle başvurucuların şikâyetlerinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenebileceğinin değerlendirildiği belirtilmiş, akabinde ise mahkemeye erişim hakkı ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına yer verilmiştir. Bakanlık tarafından somut olayla ilgili olarak Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınının iddianamesinden zararın idariliğinin açıkça anlaşıldığı, nitekim başvurucu Haci Akgül'ün iddianameden haberdar olduğu ve olayda kamu görevlilerinin ihmalinin bulunduğunu ifade ettiği, bu durumda eylemin idariliğinin en geç iddianamenin tebliğiyle öğrenildiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.

30. Başvurucular, Bakanlık görüşüne kısmen katılmadıklarını beyan etmişlerdir. Başvurucular bu kapsamda olaydaki kusur durumundan oğullarının askerlik öncesinde de ağır rahatsızlık geçirmesi nedeniyle emin olamadıklarını, okuma yazma bilmediklerinden olayın mahiyetini tam olarak anlayamadıklarını belirtmişlerdir.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular temel olarak AYİM'de açtıkları davanın süre aşımından reddedilmesinden ve feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesinden yakınmaktadırlar. Bu nedenle başvurucuların tüm iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında iki ayrı başlık altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle esası incelenemediğinden yaşam hakkı dâhil diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik uygulaması da bu yönde olup (Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017; Hamza Küçük, B. No: 2013/7400, 5/11/2015) somut olayda bu uygulamadan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

1. AYİM'de Açılan Davanın Süre Aşımından Reddedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular, yukarıdaki iddialarla (bkz. § 27) mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

35. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle eklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ile bu Sözleşme'yi yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır.

36. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

37. Başvurucuların açtığı davanın AYİM İkinci Dairesi tarafından süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davanın esasının incelenmemesinin başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

39. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042, 9/3/2017, § 59).

40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

42. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43.maddesine göre süre aşımı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır. AYİM İkinci Dairesinin bu hükme göre verdiği kararla yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.

ii. Meşru Amaç

43. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan, mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır (AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

44. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Bu ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem ve eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği idari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemek mümkündür.

45. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

46. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları, adaletin iyi yönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesini amaçlar.

47. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşı açılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

48.AYİM İkinci Dairesinin dava açma süresini 12/2/2009 tarihinden (iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihi) başlatarak davayı süre aşımından reddetmesinde başvurucuların mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı hususununincelenmesi gerekir.

(1) Genel İlkeler

49. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

50. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma süresi gibi usul koşullarına ilişkin kurallar yorumlanırken ölçülülük ilkesi gözönünde bulundurulmalıdır. Buna göre bir yandan kişilerin mahkemeye erişimine engel oluşturacak aşırı şekilcilikten kaçınılırken diğer yandan da kanunla belirlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğuracak aşırı esneklikten sakınılmalıdır. Bu durum özellikle dava açma süresinin ne zaman işlemeye başladığının açık olmadığı veya bu hususta birden fazla yorum yapma imkânının bulunduğu durumlarda önemlidir. Mahkemeye erişim hakkı kapsamında dava açma süresinin ne zaman işlemeye başlayacağına ilişkin birden fazla yorum yapma imkânının bulunması hâlinde kişilerin mahkemeye erişimini engellemeyecek olan yorumun benimsenmesi gerekir.

51. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus, derece mahkemelerinin gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açma sürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi olmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini incelemektedir.

52. Ayrıca derece mahkemesi kararlarında başvurucuların uğradıklarını ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin bazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

53. Eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Ortaya konulacak ölüm nedeni, çoğu zaman eylemin idariliğinin ve illiyet bağının varlığının tespiti konusunda önem taşımaktadır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Emre Çalıkoğlu, B. No: 2013/4686, 4/11/2015, §§ 64-67).

54. Bu bağlamda özellikle askerde meydana gelen ve kesin nedeni bilinmeyen olayların niteliğinin yapılan adli veya idari soruşturma sonucu ortaya çıktığı durumlarda ilgililerin kesin ölüm nedenini bilmeleri, takip edecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde bu kapsamda ilgililerin tam yargı davası açma iradeleri üzerinde belirleyici etkiye sahiptir.Söz konusu soruşturmalar ise idari veya adli makamlarca resen yürütüldüğünden soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genellikle davacıların bir etkisi ve soruşturma sonucunu beklemekten başka yapacakları bir şey bulunmamaktadır.

55. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin varlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Yürütülen soruşturma sonucu kusur veya ihmalin varlığı tespit edildiğinde dava açma süresinin, davacıların kusur veya ihmalin varlığından veya sonuçlarından haberdar olduğu veya haberdar olması gerektiği andan itibaren başladığının kabulü gerekir. Bununla birlikte bu gibi durumlarda kusur veya ihmalin varlığının mutlaka mahkeme kararıyla tescillenmiş olmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumlarda önemli olan husus, kamu görevlilerinin kusur veya ihmalini ortaya koyan bilgi ve belgelerin soruşturma ve/veya kovuşturma makamlarınca ortaya konulmuş ve başvurucuların bunlardan haberdar olmuş olmasıdır.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

56.Başvurucular, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açma süresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyette bulunmamışlardır. Başvurucular, anılan sürenin başlangıç tarihi olarak iddianamenin Haci Akgül'e tebliğ tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmişlerdir.

57. Başvuru konusu olayda, başvurucuların oğlunun askerlik hizmetini ifa ettiği sırada 28/6/2006 tarihinde yaşamını yitirmesi üzerine olay hakkında resen bir ceza soruşturması başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumundan gerek kesin ölüm nedeninin tespitine gerekse kusur durumuna ilişkin raporlar alınarak bazı asker kişiler hakkında iddianame hazırlanmıştır. Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame 12/2/2009 tarihinde başvuruculardan Haci Akgül'e tebliğ edilmiştir. Başvurucular iddianamenin tebliğinden itibaren bir yıl içinde ilgili idareye herhangi bir müracaatta bulunmamış ancak 3/5/2011 tarihinde ceza davası dosyasının bir örneğini aldıktan sonra 24/5/2011 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine AYİM'de tam yargı davası açmışlardır. AYİM ise eylemin idariliğinin en geç iddianamin Haci Akgül'e tebliğ tarihi olan 12/2/2009 tarihinde öğrenildiğini, bu tarihten itibaren bir yıl içinde tazminat talebiyle ilgili idareye başvurulması gerekirken bunun yapılmadığını belirterek davada süre aşımı bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

58.Bu durumda eylemin idariliğinin iddianamenin tebliğiyle öğrenildiği şeklindeki yorumun mahkemeye erişim hakkını oldukça sınırlandıran katı bir yorum olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

59. Haci Akgül'e tebliğ edilen iddianame bu kapsamda incelendiğinde iddianamenin, kesin ölüm nedeninin tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporuna ve kusur durumuna ilişkin Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporlarına dayandırıldığı görülmektedir. Adli Tıp Kurumu 1. ihtisas Kurulu raporunda kişinin ölüm nedeni pnömoni ve gelişen komplikasyonlar” olarak değerlendirilmiştir. Yine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporlarında olayda sorumluluğu bulunan doktorların ve asker kişilerin kusurları gerekçeleriyle birlikte açıklanmıştır. Başvuruculardan Haci Akgül'e tebliğ edilen iddianamede ise bu tespitlere açıkça yer verilmiştir (bkz. § 14). Nitekim Haci Akgül, iddianamenin kendisine tebliğinden sonra alınan ifadesinde "(...) Benim olaya dair görgüm yoktur. Ancak tarafıma okunan iddianamede ilgililerin ihmalleri söz onusudur. Ben kimsenin günahını almıyorum, çünkü görgüye dayalı bilgim yoktur. Ancak iddianamede anlatılanlar görevi ihmaldir. (...) Oğlumun maddi olarak hakkı varsa oğlumun hakkını talep ediyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur (bkz. § 16).

60. Başvurucular ceza davası dosyasının bir örneğini 3/5/2011 tarihinde almaları üzerine Millî Savunma Bakanlığı personelinin söz konusu ölüm olayında ağır kusurunun olduğunu anladıklarını ileri sürmüş ise de eylemin idariliğinin tespiti için iddianamedeki bilgilerin yeterli olduğu ve bir yıllık sürenin en geç iddianamenin tebliğiyle başlatılması gerektiği yönündeki AYİM kararının mahkemeye erişim hakkını oldukça sınırlandıran katı bir yorum olduğunun söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu bağlamda ayrıca eylemin idariliğinin anlaşılabilmesi için kamu görevlileri hakkında açılan kamu davasının sonuçlanmasının ve/veya kesinleşmesinin mutlaka gerekmeyebileceği belirtilmelidir. Nitekim başvurucular, ilgili kamu görevlileri hakkında açılan kamu davası ilk derece mahkemesi aşamasında devam ederken oğullarının ölümünde hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 24/5/2011 tarihinde tam yargı davası açmışlardır. Bu durumda eylemin idariliğinin iddianamenin tebliğiyle öğrenildiği şeklindeki yorumun başvurucuların mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştiren bir yorum olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

61. Başvuru formunda ayrıca, iddianame başvuruculardan Ramziye Akgül'e tebliğ edilmediği en azından bu kişi yönünden süre aşımı nedeniyle ret kararı verilmeyip esastan bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucuların bu iddiası hakkında AYİM, Haci Akgül ile Ramziye Akgül'ün aynı adreste ikamet ettiğine ve bu kişilerin ayrı yaşadıklarına dair bir iddia ve bilginin dava dilekçesinde bulunmadığına vurgu yaparak bir yıllık sürenin Ramziye Akgül yönünden de 12/2/2009 tarihinden itibaren başlatılması gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulunmuştur. AYİM'in bu gerekçesinin açık bir keyfîlik içerdiği söylenemeyeceği gibi mahkemeye erişim hakkını sınırlandıran çok katı bir uygulama olduğu da söylenemez.

62.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yüksek Miktarda Aleyhe Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucular, feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Millî Savunma Bakanlığı, lehine hükmedilen 10.490 TL vekâlet ücretinden feragat etmiştir.

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi ve şartları” kenar başlıklı 48. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

 “(5) Kabul edilebilirlik şartları ve incelemesinin usul ve esasları ile ilgili diğer hususlar İçtüzükle düzenlenir.”

66. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün “Düşme kararı” kenar başlıklı 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendiile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:

 

 ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.”

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir. “(1) Bölümler ya da komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hallerde düşme kararı verilebilir:

 

 ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.”

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir.

67. Somut olayda başvurucular, feragat edilmiş olsa bile aleyhlerine yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de vekâlet ücretinden feragat edilmiş olmasına rağmen mahkemeye erişim hakkının niçin ve nasıl ihlal edildiği hususunda yeterli bir açıklamada bulunmamışlardır. Anayasa Mahkemesi de aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının ileri sürüldüğü birçok başvuruda mahkemeye erişim hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §§ 47-67; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, §§ 113-126; Mehmet Orhan ve diğerleri, B. No: 2012/1258, 19/11/2014, §§ 63-77; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 35-41). Bu durumda başvuru konusu olayda idare lehine toplam 10.490 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş olmakla birlikte vekâlet ücretinin tahsilinden feragat edilmiş olması nedeniyle başvurunun bu kısmının incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmadığı değerlendirilmiştir.

68. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin düşmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. AYİM'de açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

 2. Yüksek miktarda aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin kısmın incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden kalmamış olması nedeniyle DÜŞMESİNE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 21/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Haci Akgül ve Ramziye Akgül, B. No: 2014/8878, 21/3/2018, § …)
   
Başvuru Adı HACİ AKGÜL VE RAMZİYE AKGÜL
Başvuru No 2014/8878
Başvuru Tarihi 9/6/2014
Karar Tarihi 21/3/2018

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, zorunlu askerlik görevi sırasında meydana gelen ölüm olayı üzerine açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi ve dava sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (İdare) Mahkemeye erişim hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Düşme

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Anayasa 2709 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 125
Kanun 1602 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu 43
2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu 13
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi