TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
R.Y. BAŞVURUSU
|
(Başvuru Numarası: 2015/19588)
|
|
Karar Tarihi: 28/5/2019
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
Üyeler
|
:
|
Recep KÖMÜRCÜ
|
|
|
Celal Mümtaz AKINCI
|
|
|
Muammer TOPAL
|
|
|
Recai AKYEL
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin KAYA
|
Başvurucu
|
:
|
R.Y.
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kamu makamlarınca devlet okulunda gerekli önlemlerin
alınmaması sonucu cinsel saldırıya maruz kalınması ve olay nedeniyle idari yargıda
açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal
edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu 2/10/2001 doğumlu olup İstanbul'da ikamet
etmektedir.
8. Başvurucu 31/3/2008 tarihinde öğrenim gördüğü İstanbul'un
Maltepe ilçesinde bulunan İ.İ. İlköğretim Okulu tuvaletinde tanımadığı üçüncü
bir kişinin fiilî livata yoluyla cinsel saldırı
eylemine maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvurucuya göre bu kişi yetişkin
bir erkek şahıs olup kendisine sprey sıkmış ve iğne yapmıştır.
9. Başvurucu 1/4/2008 tarihinde hasta olduğu gerekçesi ile okula
gitmemiş, 2/4/2008 tarihinde ise başvurucunun annesi okula giderek 31/3/2008
tarihinde öğrencilere aşı yapılıp yapılmadığını sormuş, aşı yapılmadığını
öğrenmiştir. Bunun üzerine başvurucu, annesi tarafından Kartal Lütfü Kırdar
Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) muayene için götürülmüştür. Burada
yapılan kontrolde başvurucunun akut livataya maruz
kaldığı tespiti ile hakkında sağlık raporu tanzim edilmiş ve adli birimlere
haber verilmiştir. Başvurucunun babası Y.Y.nin
kollukta verdiği ifadesinde 31/3/2008 tarihinde teneffüs esnasında oğlunun
yanına gelen sakallı, sarı saçlı bir şahsın onu okul tuvaletine götürerek
burada iğne vurduğunu, ona "Bir daha
okula gelme, başka okula git." dediğini ve dışarı çıkıp bir
araca binerek oradan uzaklaştığını öğrendiğini belirtmiştir.
10. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)
2/4/2008 tarihinde adli soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında Adli Tıp
Kurumunca (ATK) başvurucu hakkında düzenlenen adli rapor temin edilmiştir.
Raporun ilgili kısmı şöyledir:
"...Anal mukozada
çepeçevre kızarıklık ile saat 12 hizasında bir adet fissür
ile saat 6 hizasından başlayıp aşağıya doğru ikiye ayrılarak uzanan iki adet fissür olduğu görülmekte, çocuğun akut livataya
maruz kalmış olduğu,
Vücudunda darp ve cebir izine rastlanmadığı,
Konuşmalarında bir tessüriyet
izine rastlanmamakla ve sakin tavırlı olduğu görülmekle birlikte zorlamalı livata olayıyla ilgili olarak ruh sağlığının yerine
olduğunun söylenemeyeceği kanaatini bildirir rapordur.
..."
11. Başvurucuya ait, delil niteliği bulunan çamaşırlara
Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıntılı analiz amaçlı el konulmuş ve ayrıca
başvurucudan kan örneği alınmıştır. Bunun dışında tarafların beyanları alınmış,
başvurucu ilk iki ifadesinde sağlıklı beyanda bulunamamış, ancak üçüncü
ifadesinde olaya dair detaylı ifade verebilmiştir. İfadenin ilgili kısmı
şöyledir:
"...Öğretmenimiz [V.den] tuvalete gitmek
için izin istedim. Çünkü tenefüste çişim yoktu.
Derste izin aldıktan sonra birinci kattaki erkekler tuvaletine gittim. Tuvalete
girip çişimi yapmak için pantolumu ve kilotumu dizime kadar indirdiğimde kapı arkasında daha önce
hiç görmediğim yüzünde örümcek adam şeklinde maskesi olan bir adam geldi.
Elinde iğne vardı. Bana iğne yapacağını söyledi. Çantası da vardı. Ben kilotu ve pantolonum dizime kadar dururken o kişi yere
çömeldi ve bana iğne yaptı. Ben o sıra elimi lavabo taşına dayadım. Adam iğneyi
yaptıktan sonra çıktı gitti. Bende pantolomu çekip
sınıfa girdim. Öğretmenim V.ye dışarda bir şahsın birinin bana iğne yaptığını
söyledim. Bana geç yerine dedi. Ben o gün paydos olduktan sonra eve gittim ve
rahatsızlandım. ..."
12. Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/3/2008 tarihinde okula gelen
ziyaretçiler ile okulda çalışan, iddiaya uygun muhtemel şüpheliler teşhis için
başvurucuyla yüzleştirilmiş ancak başvurucu herhangi bir kişiyi teşhis
edememiştir. Başvurucudan alınan çamaşırlar ve kan örneği üzerinde yapılan
moleküler genetik inceleme sonucunda başvurucunun çamaşırında meni artığı
tespit edildiği, bu meni artığının başvurucu ile aynı baba-oğul soyundan gelen
birisine ait olduğu belirtilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun babaları bir,
tek erkek kardeşi olan H.Y.den kan örneği alınmış, bu
kan örneği üzerinde tekrar moleküler inceleme yapılmış ve meni artığının H.Y.ye
ait olduğu tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca H.Y.nin
ifadesi alınmıştır. H.Y. ifadesinde; pazar günü dışında gündüzleri bir
marangozun yanında çalıştığını, kardeşi olan başvurucu ile yalnız kalmadığını,
evdeki çamaşırlarının aynı kirli sepetine konulduğunu ve bu nedenle
oluşabilecek bir bulaşma nedeniyle böyle bir tespitin yapılabileceğini iddia
etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, alınan bilimsel rapora dayanarak H.Y.
hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan 3/11/2008 tarihinde iddianame tanzim
etmiştir.
13. Anılan iddianame Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
10/11/2008 tarihinde iade edilmiş, Cumhuriyet Başsavcılığınca bu karara
12/11/2008 tarihinde itiraz edilmiş ve Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesince itiraz
kabul edilerek iddianamenin iadesi kararı kaldırılmıştır. Buna göre Kartal 1.
Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen kovuşturma sonucunda 3/2/2009 tarihinde H.Y.
hakkında olayın faili olmadığı gerekçesi ile beraat, olayın gerçek faillerinin
bulunması için ise Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunma kararı
verilmiştir. Temyiz edilmeyen karar 11/2/2009 tarihinde kesinleşmiştir.
14. Öte yandan başvurucu, olayın devlet okulunda, ders arasında
meydana geldiğini iddia ederek Millî Eğitim Bakanlığına müracaatta bulunmuş ve
manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu talep üzerine idare tarafından olaya
ilişkin bir ön inceleme yürütülmüş ve sonucunda iddia konusu olayın okul içinde
meydana geldiğine ilişkin başvurucunun ifadesi dışında somut herhangi bir delil
olmadığı gerekçesiyle soruşturma açılmasını gerektiren bir durum olmadığına
karar verilmiştir. Söz konusu ön inceleme için görevlendirilen iki müfettiş
tarafından okul müdürü, bazı öğretmenler ile güvenlik görevlisinin ifadeleri
alınmış, başvurucunun sınıfında öğrenim gören üç öğrenci ile de mülakat yapılmıştır.
Ayrıca okulun çevresi ve duvarları ile olayın meydana geldiği iddia edilen okul
tuvaleti ve etrafı, güvenlik zafiyeti açısından incelenerek fotoğraflanmıştır.
Alınan ifadelerden başvurucunun okulda cinsel suç mağduru olduğu yönündeki
iddiası doğrulanamamış, dışarıdan birinin okula kolayca girememesi için ise
makul birtakım önlemlerin alındığı kanaati rapora yansıtılmıştır.
15. Başvurucu, manevi tazminata ilişkin talebinin idarece
reddedilmesi üzerine İstanbul 6. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde tam yargı
davası açmıştır. Söz konusu davada başvurucu; cinsel saldırı eyleminin okul
tuvaletinde meydana geldiğini, okul idaresinin ve sınıf öğretmeninin bu olayın
meydana gelmemesi için gerekli olan önlemleri almadığı gibi olaydan sonra da
özensiz hareket ettikleri iddiasında bulunmuştur.
16. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda başvurucunun
açmış olduğu davanın 3/6/2010 tarihinde reddine karar verilmiştir. Ret kararı,
başvurucunun maruz kaldığı cinsel istismar olayının idarenin hizmet kusuru ile
gerçekleştiğine dair illiyet bağını ortaya koyacak bir durum olmaması
gerekçesine dayanmaktadır.
17. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Danıştay 8. Dairesi
tarafından 8/10/2015 tarihinde onanmıştır. Onama ilamı başvurucuya 27/11/2015
tarihinde tebliğ edilmiştir.
18. Başvurucu 14/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Tanımlar" kenar başlıklı 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:
"Çocuk deyiminden;
henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi,"
20. 5237 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan "Çocuğun cinsel istismarı" kenar
başlıklı 103. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cinsel istismarın
vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi
durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis
cezasına hükmolunur."
21. 5237 sayılı Kanun’un "Görevi
kötüye kullanma" kenar başlıklı 257. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"Kanunda ayrıca suç
olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya
gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya
da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Mevzuat
22. 1928 yılında ülkemiz tarafından onaylanan 26/9/1924 tarihli Birleşmiş
Milletler (BM) Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 3. maddesi şöyledir:
"Çocuk hayatını
kazanabilecek bir hale getirilmelidir ve her türlü istismara karşı
korunmalıdır."
23. 20/11/1959 tarihli BM Çocuk Hakları Bildirgesi'nin 9. ilkesi
şöyledir:
"Çocuk, her türlü
ihmal, zulüm ve sömürüye karşı korunur..."
24. 27/1/1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 20/11/1989 tarihli BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Sözleşmeye Taraf
Devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi
veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken
bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale,
ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü
muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün
önlemleri alırlar."
2. İçtihat
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi kapsamında devletin bireyi üçüncü
kişilerden gelecek kötü muamelelere karşı koruma yükümlülüğüne ilişkin olarak
bugüne kadar çeşitli kararlar vermiştir. AİHM, H.L.R./Fransa
([BD], B. No:24573/94, 29/4/1997, § 40) kararında 3. maddenin koruduğu hakkın
mutlak niteliğine vurgu yaparak hakkın ihlaline neden olacak eylemin devlet
görevlisi olmayan kişi ya da kişilerce işlenme tehlikesinin olduğu durumlarda
da belirtilen hak kapsamında bir inceleme yapabileceğini ifade etmiştir. Ancak
AİHM bu incelemenin yapılabilmesini, söz konusu tehlikenin gerçek olduğunun ve
sorumlu devlet otoritelerinin uygun tedbirleri alarak bu tehlikeyi bertaraf
edemediğinin başvurucu tarafından ortaya konulması şartına bağlamaktadır.
Nitekim anılan kararda AİHM, başvurucunun iddia ettiği tehlikenin gerçekliğini
ortaya koyacak verileri sunamadığını belirterek 3. maddenin ihlal edilmediği
sonucuna varmıştır (H.L.R./Fransa, §§
42-44).
26. Benzer şekilde AİHM A./Birleşik
Krallık (B. No: 25599/94, 23/9/1998, § 22) kararında H.L.R./Fransa kararına da atıf yaparak Sözleşme'ye taraf devletlerin bireylere karşı -devlet
görevlisi olmayan- üçüncü kişilerden yönelecek işkence, insanlık dışı ya da
aşağılayıcı muamele veya cezayı içeren her tür kötü muameleye yönelik gerekli
önlemleri alma noktasında koruma yükümlülüklerinin olduğunu belirtmektedir. AİHM'e göre özellikle çocuklar ve korumaya muhtaç insanlar
açısından vücut bütünlüğüne yönelik ciddi ihlallere karşı etkili bir
caydırıcılığı temin eden devlet koruması gereklidir (benzer yöndeki kararlar için
bkz. X ve Y/Hollanda, B. No:
8978/80, 26/3/1985, § 27; Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:
22083/93, 22095/93, 22/10/1996, § 64).
27. Üçüncü kişilerin eylemlerine karşı bireyi koruma
yükümlülüğünün devlete ait olduğuna dair söz konusu içtihat, AİHM tarafından Mahmut Kaya/Türkiye
(B. No: 22535/93, 28/3/2000, § 115) kararında da tekrar edilmiş ve anılan
yükümlülüğün kapsamı daha net olarak ortaya konulmuştur. Burada AİHM, devletin
bireyleri üçüncü kişilerden sâdır olan işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı
muamele veya cezayı içeren kötü muamele eylemlerine karşı koruma yükümlülüğünü
somutlaştırmıştır. Bu kapsamda üye devletlerin anılan koruma yükümlülüğünü
ihlal etmesi iki hâlde gündeme gelebilecektir. Bunlardan birisi üçüncü kişilerin
kötü muamele eylemlerine karşı bireylere koruma sağlayan yeterli mevzuatın üye
devlet tarafından oluşturulmaması, diğeri ise bireylere karşı üçüncü kişilerin
kötü muamelede bulunma riskini devletin bildiği ya da bilmesi gereken bazı
hallerde önleyici idari tedbirler almaya dönük birtakım makul adımların
atılmaması hâlidir.
28. AİHM Z. ve
diğerleri/Birleşik Krallık ([BD], B. No: 29392/95, 10/5/2001, §§
73-75) kararında, 3. maddenin demokratik toplumların en temel değerlerinden
birini koruduğunu ve mutlak bir yasaklık içerdiğini hatırlatıp -A./Birleşik Krallık kararına atıf da
yaparak- bireylerin üçüncü kişilerin eylemlerine karşı korunmasının da anılan
yasak kapsamında üye devletlerin yükümlülüğü dâhilinde olduğunu tekrar
etmiştir. Bu yükümlülük kapsamında alınması gereken önlemler, özellikle
çocuklar ile diğer savunmasız kişilerin etkili bir şekilde korunmasını
sağlamalı ve kamu otoritelerinin bildiği ya da bilmesi gerektiği durumlarda
kötü muamelenin önlenmesi için bazı makul adımların atılmasını da içermelidir
(benzer yöndeki karar için bkz. Osman/Birleşik
Krallık [BD], B. No: 87/1997/871/1083, 28/10/1998, § 116). Bu
ilkeleri belirttikten sonra AİHM anılan başvuruda aile içi istismara uğrayan
dört başvuran çocuğun maruz kaldığı kötü muamelenin -çocukların ailelerinden
alınması da dâhil olmak üzere- geniş yasal yetkileri bulunan devletin sosyal
hizmet memurları tarafından dört buçuk yıl önce öğrenildiğini, buna rağmen bu
süre boyunca gerekli tedbirlerin devlet tarafından alınmadığını vurgulamıştır.
Bu nedenle AİHM söz konusu başvuruda koruma yükümlülüğünün yerine
getirilmediğinden bahisle 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; ilk derse gelip sonraki derslere katılmaması
nedeniyle okul idaresince araştırma yapılmadığını, okul binası içinde cinsel
istismara maruz kalmasına devletin mani olamadığını ve bu nedenle koruma
yükümlülüğünü yerine getiremediğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca Millî
Eğitim Bakanlığınca bu hususta yapılan soruşturmanın etkisiz olduğunu ve
Mahkemenin kararını verirken sadece idari makamların sunduğu bilgi, belge ve
beyanlara itibar ettiğini, temyiz makamının ise gerekçesiz şekilde onama kararı
verdiğini dile getirerek Anayasa'nın 17. maddesinin de güvence altına alınan
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
31. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkraları şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller
dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve
tıbbi deneylere tabi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse
insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
33. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası
kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması
gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate
alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve
ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler
önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,
17/7/2014, § 83). Ancak çocuğun cinsel istismarı iddiası gibi daha ağır
nitelikteki eylemlerin -doğası gereği- işkence ve kötü muamele yasağı
kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Z.C.
[GK], B. No: 2013/3262, 11/5/2016, § 47).
34. Somut olayda, yukarıda belirtilen içtihatlar kapsamında
başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan
kötü muamele yasağı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. İncelemenin Kapsamı
Yönünden
35. Başvurucu, öğrenim gördüğü okul binası içinde üçüncü bir
kişinin cinsel saldırı eylemine maruz kaldığını iddia ederek devletin gerekli
tedbirleri almadığından yakınmaktadır. Ayrıca başvurucunun olaya ilişkin olarak
yürütülen ceza soruşturmasına dair somut bir şikâyet ileri sürmediği, başvuru
formunda ise nihai karar olarak idari yargı kararını belirttiği görülmektedir.
Şu hâlde başvuru kötü muamele yasağı kapsamında, devletin koruma yükümlülüğü
ile sınırlanarak ve şikâyet edilen idari yargı kararı üzerinden incelenecek;
ceza yargılamasına ilişkin süreç sadece veri kaynağı olarak ele alınacaktır.
36. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin
devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve
usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif
yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da
cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem
bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir
soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu
(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi
boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta, pozitif
yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu
oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,
17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,
§64; Mustafa Rollas,
B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
37. Somut başvuruda, cinsel istismar olayının bir devlet
görevlisinden sâdır olduğu iddia edilmediğinden negatif yükümlülük kapsamında
bir inceleme yapılmamıştır. Ayrıca iddia konusu olaya ilişkin yapılan ceza
yargılamasının etkili şekilde yürütülmediği de ileri sürülmemiştir. Bu nedenle
etkili soruşturma yapma yükümlülüğü açısından da bir inceleme yapılmamış, başvuru
sadece önleyici yükümlülük çerçevesinde ele alınmıştır.
38. Kötü muamele yasağına karşı devletin koruma yükümlülüğü
temel olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlardan ilki bireyleri üçüncü
kişilerin kötü muamele içeren eylemlerine karşı koruyacak yasal güvenceleri
oluşturma ve buna ilişkin etkili yargısal mekanizmaları kurma ödeviyken diğeri
devletin -her olayın kendi sübjektif şartlarının gerektirdiği ölçüde- aldığı ya
da alacağı makul bazı tedbirlerle bireyleri üçüncü kişilerin kötü muamelesine
karşı koruma ödevidir (bkz. § 41).
39. Somut olay özelinde başvurucunun iddia ettiği eylemin
önlenmesi noktasında yeterli güvenceler içeren yasal mevzuatın olmadığı yönünde
bir şikâyet ileri sürülmediği gibi Anayasa Mahkemesi tarafından da söz konusu
alanda bir mevzuat eksikliği tespit edilmemiş, aksine konu hakkında cezai
yaptırımlar içeren meri mevzuatın var olduğu görülmüştür (bkz. §§ 19-21). Bu
nedenle eldeki başvuruda uygun yasal mevzuat oluşturma yükümlülüğü açısından
ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.
2. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü
muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
41. Anayasa Mahkemesinin işkence ve kötü muamele yasağı
kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği
temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında
gerçekleşen olaylarda Anayasa'nın 17. maddesi devlete, bu konuda ihdas edilmiş
bulunan yasal ve idari çerçevenin elindeki tüm imkânları kullanarak maddi ve
manevi varlığı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını
ve buna ilave olarak işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin ihlallerin
durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri
alma görevi yüklemektedir (Z.C.,
§ 83).
42. Devletin işkence ve kötü muamele yasağının garantörü
olmasından kaynaklanan koruma yükümlülüğü, devletin bu konuda hem hukuki hem de
fiilî tedbirler almasını gerektirmektedir. Ayrıca bu tedbirler çocukların ve
diğer korumasız kişilerin etkili bir şekilde korunmalarını sağlamalı,
yetkililerin bilgi sahibi oldukları veya olmaları gerektiği durumlarda kötü
muameleleri önlemek için makul adımlar atmalarını içermelidir (Z.C., § 84).
43. Özellikle insan davranışının öngörülemezliği,
öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek
faaliyetin tercihi gözönüne alınarak pozitif
yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır
(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,
B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 53). Önleme yükümlülüğün ortaya çıkması için
belirli bir kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik gerçek ve yakın bir
tehlikenin bulunduğunun yetkililerce bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği
durumların varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul
ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin
gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız
olduklarının tespiti gerekmektedir. Ancak bu konu, her davanın kendi koşulları
altında değerlendirilmelidir (Z.C.,
§ 85).
b. İlkelerin Olaya
Uygulanması
44. Hakkında düzenlenen adli rapora (bkz. § 10) göre kesin
tarihi belli olmamakla birlikte muayene edildiği tarihe çok yakın bir tarihte başvurucunun
fiilî livata eylemine maruz kaldığında şüphe
bulunmamaktadır. Ancak eylemin nerede gerçekleştiği hususunda bir belirlilik
yoktur. Zira yargı kararlarında eylemin okulda gerçekleştiğine dair bir tespit
bulunmazken başvurucu, söz konusu eylemin üçüncü bir kişi tarafından okul
tuvaletinde gerçekleştirildiğini iddia etmektedir.
45. Başvurucunun babası Y.Y. kollukta verdiği ifadesinde (bkz. §
9) ders arasında başvurucuya tuvalette iğne yapan, sarı saçlı ve sakallı bir
kişiden bahsederken başvurucu Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde (bkz. §
11) ders sırasında tuvalete gittiğinde maskeli bir kişinin kendisine iğne
yaptığından söz etmiştir. Bu doğrultuda olayın maddi koşullarının
açıklanabilmesi bağlamında, ifadeler arasında bazı çelişkilerin olduğu
anlaşılmaktadır.
46. Millî Eğitim Bakanlığı müfettişlerince yapılan ön soruşturma
sonucunda da okul tuvaletinde cinsel istismara maruz kaldığına ilişkin olarak
başvurucunun soyut iddiası dışında somut bir delil elde edilemediği rapor
edilmiştir (bkz. § 14). Ayrıca başvurucu, adli ve idari makamlara iddiasını
destekleyecek bir tanık bildirmediği gibi başkaca herhangi bir delil de
sunmamıştır.
47. Öte yandan başvurucunun iddiası kapsamında belirtilen
tarihte okula gelen ziyaretçi ve görevli birçok kişi başvurucuya gösterilmiş
ancak başvurucu olayın faili olarak herhangi bir kimseyi teşhis edememiştir.
Dahası Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun iç çamaşırı üzerinde yaptırılan
bilimsel inceleme sonucunda iç çamaşırda başvurucunun erkek kardeşi H.Y.ye ait
meni artığı bulunmuştur. Şu hâlde başvurucunun cinsel istismar eylemine okul
tuvaletinde maruz kaldığına ilişkin makul birtakım delillerin ortaya
konulabildiği söylenemeyecektir.
48. Başvurucu, okul dışında üçüncü bir kişinin cinsel
istismarına maruz kalacağına ilişkin bir durumun devlet tarafından önceden
bilindiğine ilişkin bir iddia ileri sürmediği gibi Anayasa Mahkemesince de aksi
yönde tespit yapmayı gerektiren bir bilgi ya da belgeye rastlanmamıştır. Bunun
ötesinde başvurucunun aile içinde ya da başka bir ortamda fiziki, cinsel ya da
psikolojik açıdan üçüncü bir kişinin kötü muamelesine maruz kalabileceğine
ilişkin kamu otoritelerine yansıyan bir şikâyet, tespit ya da öngörü de
bulunmamaktadır. Bu tespitler ışığında başvurucunun üçüncü bir kişinin cinsel
saldırısına maruz kalacağının devlet tarafından önceden bilindiği ya da
bilinmesi gerektiği söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun manevi tazminat
talebinin reddedilmesinin kötü muamele yasağını ihlal ettiği sonucuna
varılamayacaktır.
49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine
karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE,
B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.