logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ramazan Baytemir, B. No: 2015/2105, 19/11/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

RAMAZAN BAYTEMİR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/2105)

 

Karar Tarihi: 19/11/2019

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Kadir ÖZKAYA

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Hasan SARAÇ

Başvurucu

:

Ramazan BAYTEMİR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi esaslara uygun şekilde yapılmayan tedavi sebebiyle ölümün meydana gelmesi ve bu olay üzerine açılan tam yargı davasının eksik inceleme sonucu reddedilmesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/1/2015 tarihinde Frankfurt Başkonsolosluğu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 2/11/2008 tarihinde yaşamını yitiren 1991 doğumlu A.B.nin babasıdır.

A. A.B.nin Tedavi Süreci ve Ölümü

8. Başvurucunun kızı A.B. 28/8/1991 tarihinde ağır mental retardayonu (zekâ geriliği) hastası olarak doğmuştur. Başvurucu, kızının öksürük, balgam ve ateş şikâyetleri olduğundan bahisle 12/10/2008 günü saat 16.30'da hastaneye müracaat ettiğini belirtmektedir. Ancak hastane kayıtlarına göre başvurucu saat 17.45 civarında hastaneye müracaat etmiştir.

9. Bu andan itibaren başvurucunun iddiaları ile hastane tarafından sunulan savunmalar farklılaşmaktadır.

10. Hastane tarafından tutulan 13/10/2008 tarihli formda şu kayıtlar bulunmaktadır:

''Hasta aspirasyon pnomisi sepsis nedeniyle danışıldı. Doğuştan mental retarda olan hastanın yakınından alınan bilgiye göre 2 gün önce cumartesi günü öksürük, balgam şikayeti başlamış gece üşüme titremeyle yüksek ateşi olmuş. Birkaç saat sonra nöbet geçirmeye başlamış. Arka arkaya 7 keznöbet geçiren hasta ertesi gün acil servise getirilmiş. Acilde 39,6 ateşi olan hastanın pugurisi? olması nedeniyle son 2 gr başlamış. Hasta nöbetleri sırasında hafif bir kusma olmuş. Hipotiroidi dışında başka bilinen hastalığı yok. Sık sık ÜSYE ve pnömoni nedeniyle yılda 4-5 kez antibiyotik kullanıyormuş. 20 yıldır epilepsi öyküsü var. En son 1.5 ay önce nöbet geçirmiş. Hasta normal yaşantısında sıvı gıdalar yutarken boğazına kaçırıyor.''

11. Bu kayıtlar ile diğer savunma belgelerine göre A.B.nin 11/10/2008 tarihinde nöbet geçirdiği sırada kusmaya ve kusmuğunu yutmaya başladığı kabul edilmektedir.

12. Başvurucu ise böyle bir durum olmaksızın A.B.nin yürüyerek hastaneye geldiğini, hastanenin kayıtlarında belirtildiği gibi bir durumun olmadığını beyan etmiştir.

13. Bu şekilde hastanenin acil servisine müracaatından sonra saat 17.45'te A.B.nin gözlem altına alınmasına karar verilmiştir. Hastanın belirtilen şikâyetleri doğrultusunda aspirasyon pnömonisi, sık idrar yolu enfeksiyonu geçirmesi ve idrar tetkikinin desteklemesi üzerine idrar yolu enfeksiyonu şüphesiyle enfeksiyon hastalıkları ve göğüs hastalıkları bölümlerine danışılarak tedaviye başlanmıştır.

14. A.B.nin saat 17.45'te gözlem altına alınmasından sonra yukarıda beyan edilen işlemler sonrasında aynı gün saat 23.00 sıralarında kusması sonrasında durumu kötüleşmeye başlamış (tekrardan nöbet geçirme, hipertansiyon, taşikardi ve hipoksinin gelişmesi vb.) ve hasta ARDS (yetişkin respiratuar distress sendromu/akut solunum sıkıntısı sendromu) kabul edilerek hastanenin yoğun bakım ünitesine 13/10/2008 tarihinde yatırılmıştır.

15. A.B.yoğun bakım altındayken 2/11/2008 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

B. Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Aleyhine Açılan Tam Yargı Davası Süreci

16. Başvurucu, Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) olay nedeniyle yaşamış olduğu manevi zararların tazmini için 29/11/2009 tarihinde müracaat etmiştir.

17. Rektörlüğün ret kararı vermesi üzerine anılan kararın iptali için başvurucu tarafından süresi içinde iptal ve 250.000 TL manevi zararın ödenmesi için tam yargı davası açılmıştır.

18. Ankara 10. İdare Mahkemesi (Mahkeme) yargılama sırasında Adli Tıp Kurulundan, sunulan sağlık hizmetlerinde idarenin kusurunun bulunup bulunmadığı ve yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı hususlarında rapor aldırmıştır. Adli Tıp Kurumunun 15/10/2010 tarihli raporunun ilgili kısımları şöyledir:

''Hipotriodii ağır mental retardasyonu olduğu, evde nöbet geçirmesi sonrası 12/10/2008'de getirildiği acil serviste ateş, yüksek, taşikardik, takipneik olup, idrar yolu enfeksiyonu, aspirasyon pnömonisi ön tanıları ile yoğun bakıma yatırıldığı, burada takip ve tedavisi sonrası 2/11/2008 tarihinde ölduğu ve tıbbi kayıtlarda 21 yaşında olduğu,belirtilen Ramazan kızı [A.B.] hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde [okunamadı];

1-Ramazan Aytemir'in ifadesinde: 'Kızım 12 Ekim 2008 tarihinde şikayetleri sebebiyle yattığı hastanede annesinin refakatında bulunmasına izin verilmemiş, bu arada geçirdiği epilepsi nöbeti esnasında kusmuş, bunun aspire etmiş neticede A[dult] R[espiratory] D[istress] S[yndrome] [ARDS] septik şoka girerek vefat etmiştir. Hadise kusurlu bakım ve tedavi sürecinin neticesinde meydana gelmiştir.' dediği,

2-Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğinin yazısında; A.B.nin tedavisi ile ilgili olarak inceleme yapmak üzere Tıp Fakültesi Dekanlığınca inceleme komisyonu oluşturulmuştur. 26/10/2009 tarihli ilk raporda [A.B].nin Acil Tıp'ta gözlem altındayken geçirdiği nöbet sonucu aspire edip pnömoni olmuş olması, buna bağlı ARDS ve septik şok geliştirmesi kayıtlara göre olası görünmediği, hastanın tıbbi tahlil, dosya notları, epikriz ve raporlarının incelenmesinden üniversitemiz Acil Tıp Anabilim Dalına ilk başvurusu sırasında bir aspirasyon pnömonisi tablosu bulunduğu ve aynı zamanda idrar yolu enfeksiyonu da olmakla birlikte, dosya ve epikirizlerde evde Acil Tıp Öncesi aspirasyon öyküsü bulunduğu yani sürecin hastaneye başvurusundan önce başlamış olduğı ifade edilmiştir. Raporda devamla, dosyada bulunan bilgilerden yola çıkılarak hastanın çocukluktan beri sık sık aspirasyon pnömonisi gerçirdiği ve hastaneye son başvuru öncesi sık nöbet geçirerek aspire ettiğinin kaydedildiğinin izlendiği, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesine yattığı 13/10/2008 tarihinden vefat tarihi olan 2/11/2008 tarihine kadar İç hastalıkları Yoğun bakım ünitesi dosyasının epkiriz, gözlem notları ve hasta izlem formlarının incelenmesiyle hastanın antibiyotik, antikonvülsiyon ve mekanik vertilasyon dahil tüm tedavilerinin aksatılmadan sürdürüldüğü, yine 5/7/2010 tarihli inceleme komisyonu tarafından düzenlenen 2. raporda da bu durumun teyit aldığı belirtilmiştir denildiği,

3-Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gazi Hastanesi tarafından kişi hakkında düzenlenmiş tıbbi belgelerde, 12/10/2008'de saat 17.45'de acile başvurusunda; 2 yaşından beri geçirmekte olduğu febril nöbetler sonrası epilepsisi olan ve hipotiroidiye bağlı ağır mental retardasyonu bulunan yılda 4-5 kez idrar yolu enfeksiyonu atağı geçiren, destekle işlerini görüp konuşamayan hastanın 11/10/2008'de gece ateşinin çıkmasını takiben 2 dakika süren J[eneralize]T[onik] K[lonik] tarzı nöbeti olduğu, nöbet sabaha kadar 3 kez tekrarladığı, nöbet geçirdiği sırada kusmasıyla beraber aspire ettiği, bu şikâyetlerle aynı gün gecesi acile başvurduğu, 12/10/2008'te pH:7,43,pCO2:30.4,pO2 50,7 HCO3:21 olup İYE+aspirasyon pnömonisi tanısı ile duosid 4x1 IV, Klacid 2x500 mg IV başlandığı, acilde1-2 kez daha JTK tarzı nöbet geçirince fenitoin yüklemesi yapıldığı, takipte hipoksi vetakipne olunca entübe edildiği, hipotansiyona taşikardi de eklenince sepsis ön tanısı ile yoğun bakıma alındığı, N:121/dak, TA:110/90, SS:31/dak, ateş:37,5, her iki akciğer orta alt zonlardan itibaren belirgin raller + olup levotiron ve depakin kullandığı, 12.9.2008'de ateş 39.6, 13.9/2008'de 38.5 olup, lokosit beyaz küreler, 12.9.2008'de 15.700, TİT de ise 10-15 lökosit olduğu, 14.10.2008'de N:129/dak, SS:34/dak, GKS:7, ağrıyı lokalize ediyor, pH:7,27, pCO2:31.6, HCO3:15.2, pO2:96, tazocin başlandığı, 16.10.2008'de TA:90/80, N:127/dak, ateş 38,8, SS:29/dak, pH:7.33, PCO2 32.2, pO2:87, HCO3:16.7, lokosit 19.800, albümin :2.7, takiplerde solunum IMV desteğinde olup takiplerinde değişiklik olmadığı, juguler,kateter, femoralven katater, arterial kateter takılı olduğu, 21.10.2008'de ateş 37,7, 24.10.2008'de ateş 39.2, 27.10.2008'dde ateş 39 derece olduğu

Epikriz notunda, acil servise yeniden JKT geçiren hastaya fenitoin yüklemesi yapılmış, tekrar nöbet olmamış ancak takibinden takipnesi ve hipoksisi gelişen hasta elektif olarak entübe edilmiş, hipotansif ve taşikardi gelişen hasta İYE +aspirasyon pnömonisi+ septik şok ön tanılarıyla iç hastalıkları yoğun bakıma devralındığı, genel durumu kötü, bilinç açık, koopere oryente, ateş 36, nabız 76/dak, ss:33/dk, TA130/80mm Hg , her 2 hemitoraks solunuma eşit katılıyor, bilateral ral +RONKÜS+ olup parenteral beslendiği, hastanın almakta olduğu Dopamin infüzyon 8 mcgr/kg/dak'a düşürüldüğü, hastaya bugün de toplamda 4 kez picca kateteri ile ölçüm yapıldığı, takibinde ateşi subfebril devam eden hastaya antibiyotik değişikliği yeni yapıldığı için yeni değişim düşünülmediği, picco katerer ölçüm sonunda preload düşük saptandığı, 2500cc SF puşesi yapıldığı, picco kateter ile toplamda 5 ölçüm yapıldığı, akciğerde yüklenme bulgusu saptanınca Lasix infüzyonu yapıldığı, aspirasyon pnömonisi nedeniyle almakta olduğu tedaviye klacid 2x500 mg eklendiği, takibinde CVP 8-12 mmHg, santralven oksijen saturasyonu 70 in üzerinde tutulmaya çalışıldığı, Dopamin adrenalin ingüzyonu başlandığı, ARDS başlanması nedeniyle düşük tidal volume, yüksek PEEP uygulandığı, takipte adrenalin infüzyonu kesildiği, picco monitörizasyona geçildiği, 17/10.2008'de vasopresinler kesildiği, actinobakter pnömonisi gelişince kalitsin tedaviye yanıt alınamayınca tigoksiklin başlandığı, asidox nedeniyle hemofiltrasyon uygulandığı, ancak 2/11/2008'de eksitus olduğu,

Epikrizinde 'hastanın şokunun giderek kötüleşmesi ve ARDS'sinin derinleşmesi üzerine hasta prone pozisyonunda takip edildi.. Takibinde saturasyonu düzelen hastanın bradikardisi ve asidozu gelişmesi üzerine yeniden supin pozisyonuna alındı. Hastaya sol femoral kateter takıldı. CVVHDF başlandı. Takibinde asidotu geriledi. İnsülin infüzyonu almamasına rağmen hipoglisimileri olan hastada ciddi adrenal yetmezlik düşünülerek almakta olduğu prednol dozu 3x25mg'ye çıkarıldı, Hastaya 10 KS verildi. Hastadan ETA gönderildi. Gram (-) basil tespit edilmesi üzerine pseudomonas? ile aldığı tedaviyeMeropenem ve targocid eklendi.denildiği

4- Acil Anabilim Dalı Başhekimliğinin21/8/2009 tarihli yazısında ;12/10/2008'de hastaya 4 adet akciğer grafisi çekildi.[G]rafilerin yoğun bakıma devredildiği belirtildiği,

5-Aynı Hastanenin İç Hastalıkları Yoğun Bakımda Yard. Doç. Dr. [M.T.] yazısında; yatan hastalara genelde 1 kez radyolojik grafi çekildiği, taburcu edilen veya ölen hastaların tomografi, MR gibi özel tetkikler yakınlarına verildiği, düz grafileri talep edilmezse saklamaları mümkün olmadığından elde tutulmadığı belirtildiği kayıtlıdır.

SONUÇ:Hipotriodi, ağır mental retardasyonu olduğu, evde nöbet geçirmesi sonrası 12/10/2008'de getirildiği acil serviste ateşi yüksek, taşikardik, takipneik olup, idrar yolu enfeksiyonu, aspirasyon pnömisi ön tanıları ile yoğun bakıma yatırıldığı, burada takip ve tedavi sonrası 2/11/2008 tarihinde öldüğü ve tıbbi kayıtlarında 21 yaşına olduğu belirtilen Ramazan kızı. A.B. hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler birlikte değerlendirildiğinde;

1- Her ne kadar otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte tıbbi belgelere göre hipotiroidi, mental retardasyonu bulunan kişinin ölümünün febril konvülziyon sonrası gelişen aspirasyon pnömonisi ARDS sepsis ve gelişen komplikasyonlardan ileri geldiği,

2- Her ne kadar dosyada hastaya ait çekilen grafiler mevcut olmamakla birlikte hastanın 12/10/2008 tarihli acil servise başvurusunda tutulan tıbbi kayıtlar, laboratuar tetkik sonuçları birlikte değerlendirildiğinde hastanın şikayetleri üzerine yatırılması, istenen konsültasyonlar, ayrıca konvülziyon geçirmesi üzerine yapılan müdahale ile yoğun bakımdaki takip ve tedavilerinin de tıp kurallarına uygun olduğu oybirliğiyle mütalaa olunur.''

19. Mahkeme, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda başvurucunun kızının ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı, ölüm olayının bir komplikasyon olduğu, hastanın takip ve tedavisindeki uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğunun anlaşıldığı, sonuç olarak manevi tazminat ödenmesine hukuken imkân bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine 17/10/2011 tarihinde karar vermiştir.

20. Mahkemenin kararına karşı yapılan temyiz başvurusunda Danıştay Onbeşinci Dairesinin 25/2/2014 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme başvurusu da aynı Dairenin 30/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

21. Kesinleşen kararın başvurucu vekiline 30/12/2014 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 27/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. İdari Yargıda Açılan Diğer Davalar

22. Başvurucu, Gazi Üniversitesi (Ünirversite) aleyhine açılan tam yargı davasından başka olayda kusurları olduğunu değerlendirdiği öğretim görevlileri ve acil serviste görev yapan doktorlar hakkında ceza soruşturması yapılmak üzere bireysel başvuru yapılmadan önce ve sonra çeşitli tarihlerde muhtelif idarelere müracaatlarda bulunmuş, akabinde bu başvurularla bağlantılı olarak çeşitli davalar açmıştır.

23. UYAP ortamında yapılan incelemelerden tespit edilebildiği kadarıyla taleplerin ve davaların konuları şu şekildedir:

24. Başvurucu 29/9/2009 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurarak vefat olayının ilgilinin tedavisinde görevli hekimlerin kusuru sonucu oluştuğunu belirterek söz konusu sorumlular hakkında ceza soruşturması yapılmak suretiyle kamu davası açılmasını talep etmiştir. Rektörlük, hastanın üniversiteye başvurmasından vefatına kadar geçen süre içinde hatalı bir tedavinin yapılmadığı ve tıbbi bakımdan bir ihmal bulunmadığı gerekçeleri ile soruşturma izni vermemiştir. Başvurucu anılan kararın iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesine dava açmıştır.

25. Ankara 6. İdare Mahkemesi; Rektörlüğün soruşturma açılmamasına dair işlemini, gerek ilk gözlem notunda gerekse hastaya ilk müdahaleyi yapan nöroloji konsültanı notlarında hastanın aspirasyon pnömonisi şikâyeti ile acil servise girişinin yapıldığı noktasında herhangi bir bilginin bulunmaması ve müteveffayı hastaneye getiren annesi Z.B.nin iddialarına rağmen ifadesine başvurulmaması, ayrıca E.U. isimli başka bir hastanın refakatçisi olan tanığın dinlenilmemesi, özetle herhangi bir araştırma yapılmaksızın söz konusu konsültasyon notundaki bilgilerin doğru kabul edilip veri alınması sonucu hazırlanan raporun eksik incelemeyle hazırlandığı gerekçeleriyle 11/1/2011 tarihinde iptal etmiştir.

26. Başvurucu bu kararın zamanında ve usulüne uygun olarak uygulanmadığı gerekçesi ile Ankara 11. İdare Mahkemesinde 75.000 TL ödenmesini talep eden manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme kusuru olanların tespiti ve diğer işlemler açısından yapılan ve eksik olması nedeniyle mahkeme kararı ile iptal edilen işlem üzerine davalı idarece kanunen öngörülen süre (30 gün) içinde kararın yerine getirilmesi için işlemlerin başlatılmasına rağmen sürecin uzun vadeye yayıldığı, gereken titizlik ve özveri gösterilmeyerek soruşturmanın uzamasına sebep olunduğu ve mahkeme kararının şeklen uygulandığı sonucuna vararak başvurucuya 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

27. Başvurucu, bundan başka kızının ölümü hakkında Üniversite tarafından oluşturulan heyet üyeleri hakkında görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla ceza soruşturması açılması isteminde bulunmuştur. Başvurucu, Rektörlüğün zımni ret kararı üzerine Ankara 16. İdare Mahkemesinde başka bir dava daha açmıştır. Mahkeme de söz konusu öğretim üyelerinin görevleri nedeniyle ileri sürülen iddiaların incelenmesi amacıyla ilk soruşturma yapmak üzere uygun sayıda soruşturmacı atanması gerekirken bu yola başvurulmadığı, böylece 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda belirtilen usule riayet edilmediği gerekçesi ile zımni ret kararının iptaline 30/5/2012 tarihinde karar vermiştir.

28. Başvurucu bu kararın da yerine getirilmemesi nedeniyle Rektörlük aleyhine 100.000 TL'nin ödenmesi talebini içeren bir tazminat davası daha açmıştır. Ankara 17. İdare Mahkemesi, Ankara 16. İdare Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere olayı tüm yönleriyle araştıran işlemlerin yapılmaması nedeniyle verilen iptal kararına rağmen kararın uygulanmadığı gerekçesiyle 31/3/2015 tarihinde başvurucu lehine 15.000 TL tazminata hükmetmiştir.

29. Başvurucu Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne yeniden müracaat ederek tazminat ödenmesine dair bu kararının da uygulanmaması nedeniyle kararı uygulamayan Tıp Fakültesi Dekanı S.T. ile gerçeğe aykırı rapor yazdığını iddia ettiği öğretim görevlileri N.K., G.G., B.N. hakkında da soruşturma açılmasını istemiştir. Rektörlük tarafından oluşturulan kurulun yapmış olduğu soruşturma sonucunda men-i muhakeme kararı verilmiştir.

30. Başvurucu bu kararın kaldırılması istemiyle Danıştay Birinci Dairesine başvuruda bulunmuştur. Bu Daire, soruşturmada çok sayıda eksiklikler bulunması, başvurucunun iddialarının karşılanmaması, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin suçlarının net olarak tanımlanmaması ve benzeri gerekçelerle men-i muhakeme kararının bozulmasına, ayrıca yargı kararını uygulamayan Rektör ile Dekan hakkında da Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca ayrıca ceza soruşturması yapılması için karar alınmasına 26/2/2014 tarihinde karar verilmiştir.

31. Bu karar üzerine Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığınca yapılan soruşturmada da 30/5/2016 tarihinde men-i muhakeme kararı verilmiştir. Başvurucu bu kararın da kaldırılması için Danıştay Birinci Dairesine müracaat etmiştir. Daire 14/12/2016 tarihinde verdiği kararında, İdare Mahkemesinin kararında açıkça belirtilmesine rağmen bilirkişi raporunun alınmadığını, bunun yerine Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 15/9/2010 tarihli raporuyla yetinildiğini kabul etmiştir. Daireye göre;

i. A.B.nin hastalığının teşhis, takip ve tedavisinde gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği,

ii. Acil serviste hastaya öldürücü dozda dekapin ve epanutin ilaçlarının verilip verilmediği, verilmiş ise uygulanan doz ve ilaçların muhteviyatı itibarıyla hastada kanama durumuna yol açılıp açılmadığı,

iii. Hastadaki ARDS hâlinin söz konusu ilaçların uygulanmasından ve hastanın mevcut sağlık durumundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarını açıklığa kavuşturan bir rapor mevcut değildir.

32. Ayrıca başvurucunun raporun yanlı hazırlandığı iddiası karşısında Daire, şüphelilerin görev yaptığı Üniversite dışında başka bir üniversitede görevli ve bu üniversite rektörlüğünce atanacak, konunun uzmanı en az üç öğretim üyesinden oluşan bilirkişi heyetinden hastayla ilgili raporların bilimsel gerçekliğe uygun olup olmadığı, objektif kriterlerde hazırlanıp hazırlanmadığı hususlarını açıklayan ikinci bir bilirkişi raporu temin edilmesi gerektiği hâlde alınmadığını kabul etmiştir. Daire, bunların yanında hastanın akciğer grafileriyle ilgili kayıtların incelenerek bu grafilerin ne şekilde kaybedildiği, kaybolmasında kimlerin sorumluluğu olduğu ve bu hususun bir soruşturma konusu yapılıp yapılmadığı hususlarının da aydınlatılmasının zorunlu olduğu anlaşılmasına rağmen bu hususların yerine getirilmediğine hükmederek Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 21/3/2016 tarihli men-i muhakeme kararını kaldırmıştır.

33. Başvurucu, Rektörlüğe 8/8/2016 tarihinde yeni bir dilekçe vererek kızının ölümünde kusurları bulunduğunu iddia ettiği acil servis doktorları F.B., G.A., Ş.M. hakkında da ceza soruşturması açılmasını istemiştir.

34. Rektörlük bu iddialar hakkında kurul oluşturmuş ve 25/4/2017 tarihinde men-i muhakeme kararı vermiştir. Başvurucu bu karar hakkında da Danıştay Birinci Dairesine müracaatta bulunmuştur.

35. Danıştay Birinci Dairesi 4/7/207 tarihli kararında, yukarıda belirtilen aynı Dairenin 2016/1249 sayılı dosyasında yer alan şüphelilerle acil servis doktorlarının eylemlerinin iştirak hâlinde olması nedeniyle suçların soruşturmasının birlikte yürütülmesine bu nedenle Rektörlük Yetkili Kurulunun 25/4/2017 tarihli men-i muhakeme kararının kaldırılmasına hükmetmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

36. İlgili hukuk için bkz. Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, (B. No: 2013/4086, 20/4/2016, §§ 44-51) başvurusu hakkında verilen karar.

37. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan "Yataklı Tedavi Kurumları Tıbbî Kayıt ve Arşiv Hizmetleri Yönergesi"nin 1., 4. ve 15. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

 “Madde 1 - Bu Yönergenin amacı, yataklı tedavi kurumlarına muayene, teşhis ve tedavi amacıyla gelen hastalara, yaralılara, acil ve adlî vak'alara ait kayıtların, düzenlenen ve kullanılan dokümanların toplanmasına ve bu dokümanların hastaların daha sonraki başvurularında veya araştırmacılar veyahut adlî makamlarca her istenildiğinde derhal hazır bulundurulması için merkezi tıbbî kayıt ve arşiv sistemi içinde tasnif ve muhafaza edilmesine ilişkin usûl ve esasları belirlemektir.

Madde 4 - Bu Yönerge'de geçen; a) Hasta dosyası : Yataklı tedavi kurumlarına müracaat eden hastaların,muayene, teşhis ve tedavi evrakının muhafaza edildiği; A4 kağıdı boyutlarında, kenarlarında (EK-1) ve (EK-2)'de düzenlenen forma uygun renkli şeritler bulunan kartondan imal edilmiş ve iki kapaktan oluşan telli saklama aracını;

...

ifade eder.

Madde 15 - Adli vak'alara ilişkin tüm tahlil, tetkik sonuçları ile her türlü kayıt,

dökümanlar ve hasta dosyalarının en az yirmi yıl süreyle yataklı tedavi kurumunun

arşivinde muhafazası zorunludur."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 19/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; kızının ölümünün personelin ihmali sonucu gerçekleştiğini ancak sağlık kuruluşlarına ilk başvurularında çekilen akciğer grafilerinin ve diğer tıbbi dokümanların imha edilmesi ile yargılama sürecinde eksik rapora dayanılması nedeniyle Anayasa'nın 17., 36. ve 56. maddelerinde güvence altına alınan yaşam, adil yargılanma ve sağlıklı bir çevrede yaşam haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu bireysel başvuru yaptıktan sonra vermiş olduğu çok sayıda dilekçesinde de olay tarihinde hastanede ortaya çıkan mikrop nedeniyle kızının ölümünde sorumlulukları bulunan kişiler hakkında soruşturma izni verilmediğinden de şikâyetçi olmuştur.

B. Değerlendirme

40. Anayasa'nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama,.....hakkına sahiptir."

41. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, ...kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

1. İncelemenin Kapsamının Belirlenmesi Yönünden

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak incelendiğinde başvurucu temel olarak kızı A.B.nin yaşamının korunması için gerekli önlemlerin alınmamasından ve idari yargıda açtığı tam yargı davasının yaşam hakkı kapsamında yeterli bir inceleme yapılmaksızın reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Bu nedenle başvurucunun tüm iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

43. Başvurucunun iddialarının bu şekilde yaşam hakkı çerçevesinde inceleneceği belirlendikten sonra anılan iddiaların yaşam hakkının hangi boyutu ile inceleneceğinin de ayrıca tespit edilmesi gerekmektedir. Zira somut olayda başvurucu, kızının ölümü ile sonuçlanan olay nedeniyle açtığı tam yargı davasının yeterli bir araştırma yapılmadan reddedildiği iddiasının yanı sıra kızına uygulanan tıbbi tedavinin de bu ilmin gereklerine aykırı olarak uygulandığını, verilen ilaçların kızının ölümünde etkisi olduğunu, ilk müdahelenin tecrübesiz personelce geç yapıldığını belirterek kızının yaşamının korunamadığı iddiasını ileri sürmüştür.

44. Başvuru konusu olayda yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan incelemede ayrıntılı bir şekilde ortaya konduğu üzere başvurucunun kızının yaşamının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı, yetkili makamların bu kişinin yaşamını korumak için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadığı açık değildir. Bundan başka yukarıda özetlenen dava dosyalarının, ileri sürülen iddiaların değerlendirilmesine olanak verecek şekilde yeterli bilgileri içermediği ve meselenin de tıp kurallarına ilişkin karmaşık ve teknik hususlara ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.

45. Açıklanan gerekçelerle A.B.nin yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığı, yanlış tedavi uygulandığı veya bireysel başvuru yapıldıktan sonra ileri sürülen ve fakat bireysel başvuru konusu davanın esasına ilişkin olmayan diğer iddiaların Anayasa Mahkemesi tarafından bu aşamada incelenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Bu gerekçelerle başvurucunun iddiaları sadece yaşam hakkının usule ilişkin yükümlülüğü çerçevesinde incelenecektir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65). Başvuru konusu olayda ölen A.B., başvurucunun kızıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

48. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının veya bireylerin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 94).

49. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

50. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59). Bu ilke, kural olarak tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hâlleri için de geçerlidir (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014,§ 37).

51. Bununla birlikte ölüm olayını aydınlatmak üzere yürütülen ceza soruşturmaları ile mağdurların kendi inisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtığı dava yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların uygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Ancak bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi hâlinde başvuru yolunun etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

52. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).

53. Yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu tazminat ve tam yargı davalarında derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü bulunmakla birlikte söz konusu özen yükümlülüğünün yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti altına aldığı anlamına gelmediğini ayrıca belirtmek gerekir. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki görevi, derece mahkemelerinin belirli bir sonuca varırken Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkatli incelemeyi yapıp yapmadığını ya da ne ölçüde yaptığını yaşam hakkının usul boyutu yönünden incelemektir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 73).

b. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

54. Başvurucu, idari yargıda açtıkları tam yargı davasının yeterli bir inceleme yapılmaksızın reddedilmesinden şikâyet etmiştir. Bu sebeple bireysel başvuru incelemesi, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisinde ve sonrasında uygulanan işlemlere yönelik başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların Mahkemede etkili bir şekilde araştırılıp araştırılmadığı ile sınırlı olacaktır.

55. Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek ve hukuk kurallarını yorumlamak kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapıp yapmadığının ya da ne ölçüde yaptığının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş, § 75). Bu husus dikkate alındığında Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme içerip içermediğinin Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir. Böyle bir inceleme, Anayasa ile Anayasa Mahkemesine verilen temel haklardan birinin ihlal edilip edilmediğini inceleme görevinin yerine getirilmesi bakımından gereklidir.

56. Bu bağlamda genel olarak Mahkemede görülen tam yargı davası sürecine bakıldığında başvurucunun yukarıda özetlenen iddiaları ile Gazi Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine tam yargı davası açtığı, kızı A.B.ye uygulanan tedavilerde hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti hususunda Mahkemece Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan bilirkişi raporunda A.B.nin ölümünde idarenin ihmal ve kusurunun bulunmadığı, uygulanan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu noktasında görüş bildirildiği, davanın bu bilirkişi raporuna dayanılarak reddedildiği, başvurucuların temyiz ve karar düzeltme taleplerinin reddedilmesi ile anılan kararın kesinleştiği görülmektedir.

57. Bu durumda öncelikle A.B.nin hastaneye yürüyerek ve ayakta geldiği, şikâyetlerinin ise sadece ateş, öksürük, balgama ilişkin olduğu, bu serviste verilen iki ilacın ise aynı gece kusmaya sebebiyet verdiği, ehil olmayan personelin geç müdahalesi sonrasında kusmuğunu yutmasına bağlı olarak ARDS septik şok geliştiği iddiası ile olayın maddi delilerinin kaybedildiği iddialarının Mahkeme tarafından nasıl tartışıldığının incelenmesi gerekmektedir. Başvurucunun bu iddialarının idari yargıda görülen uyuşmazlığın çözümü için esaslı bir unsur olmadığını söylemek mümkün değildir. Bu sebeple başvurucunun ayrı ve açık yanıt verilmesini gerektiren söz konusu iddialarının derece mahkemesi kararlarında etkili bir şekilde karşılanması gerekir. Aksi bir tutum, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmesine neden olabilecektir.

58. Buna ilaveten başvurucun baştan itibaren ısrarlı bir şekilde iddia ettiği gibi verilen ilaçların ölen kişi üzerinde ne gibi etkiler doğurduğu, ilaçların muhtemel yan etkilerinin doğuştan mental rahatsızlığı olduğu bilinen hasta üzerindeki etkisi, yeterli ve ehil olmayan tıbbi personel tarafından yapıldığı iddia edilen müdahalenin gece gelişen kusma olayına neden olup olmadığı, söz konusu olayda bir ihmalin bulunup bulunmadığı, bu süreçte herhangi bir gecikmenin yaşanıp yaşanmadığı hususlarında derece mahkemelerince ne tür araştırmalar yapıldığının ve başvurucunun açtığı tam yargı davasının hangi gerekçelerle reddedildiğinin de incelenmesi gerekir.

59. Mahkeme, A.B.nin ölümünde idarenin ihmal ve kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildiren Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda A.B.nin hastaneye müracaat ettiği 12/10/2008 tarihinden vefat ettiği 2/11/2008 tarihine kadar hastanede A.B.nin gördüğü tedavilere ilişkin hastane kayıtlarına yer verilerek sonuç olarak hipotriodi, ağır mental retardasyonu olan hastaya uygulanan müdahale ile yoğun bakımdaki takip ve tedavilerinin tıp kurallarına uygun olduğu şeklinde görüş bildirilmiştir.

60. Derece mahkemesi kararında, başvurucunun dava açarken ileri sürmüş olduğu hususlara ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu raporuna atıftan başka herhangi bir değerlendirme yapılmamış; sadece "davacının kızının ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı, ölüm olayının bir komplikasyon olduğu, hastanın takip ve tedavisinde yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu'' şeklinde bir gerekçeye yer verilmiştir.

61. Başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmenin Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığının bu aşamada önemle vurgulanması gerekmektedir (Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018).

62. Adli Tıp Kurumu raporu ve mahkeme kararının bu tespitler sonrasında başvurucunun ileri sürdüğü hususlara ilişkin olarak yeterli bir açıklama getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

63. İlk olarak başvurucunun kızı A.B.nin hastaneye getirildiği ilk aşamada nöbet sonrasında kusmalarının başladığı ve kustuklarını ise yuttuğunun hastaneye getirilir getirilmez tespit edildiği belirtilmelidir. Yukarıda (bkz. §§ 10-18) ayrıntıları sunulduğu üzere A.B.nin 11/10/2008 günü gecesinde ateşinin çıkmasını müteakip iki dakika süren JTK (jeneralize tonik klonik) tarzı nöbeti olduğu, nöbetin sabaha kadar üç kez tekrarladığı, A.B.nin nöbet geçirdiği sırada kusmasıyla beraber aspire ettiği, bu şikâyetlerle aynı günün gecesihastanenin acil servisine başvurduğu, kendisine tanı konularak gerekli ilaç tedavisine başlandığı net olarak hasta dosyası ile rapordan anlaşılmaktadır.

64. Adli Tıp Kurumunun -başvurucunun iddialarının aksine- ölenin hastaneye getirildiğinde kusmuğunu yutarak akciğerine zarar veren bir durum ile karşı karşıya kaldığını gözeterek kusura ilişkin yeterli ve ilgili bir değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır. Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen ölüm sebebi ile başvurucunun iddialarının uyum gösterdiği değerlendirilmektedir. Raporda nöbet sonrası mide içeriğinin soluk borusuna kaçtığı ve akciğerlere zarar verdiği belirlenmiştir. Bu hâli ile raporun başvurucunun iddiaları ile uyumlu olarak sebep-sonuç ilişkisi kurulabilen bilgiler içerdiği, tüm belgeler söz konusu olmasa da tanı, tedavi ile hastanın takip ve tedavi sürecinde kusur durumunu belirleyebildiği görülebilmektedir.

65. Başvurucunun iddialarında yer alan akciğer grafilerinin kaybolması ile ilgili olarak bu grafilerin gerekli tanı ve ilgili süreç bakımından bilirkişi raporuna bir tesiri olmadığı, tek ve kritik önem arz eden bir delil niteliği taşımadığı değerlendirilmektedir. Bilirkişi raporunda acil servise başvurulduğunda ileri sürüldüğü gibi kusmanın akciğere kaçtığının belirlendiğinin belirtildiği, dolayısıyla grafilere gerek olmaksızın diğer belge ve bilgilerle ilgili ve yeterli sonuçlara varıldığı düşünülmektedir.

66. Anayasa Mahkemesinin Yasin Çıldır (B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57) ve Tevfik Gayretli (B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32) kararlarında göstermiş olduğu yaklaşımı bu aşamada bir kez daha hatırlatmak gerekir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerektiğini, derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarak yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da kendisi tarafından da değerlendirileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır.

67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut yargılamada Mahkemenin ve Adli Tıp Kurumunun davanın dayanağı olan iddia ve olgulara yeterli cevap verdiği, açıklamalarda bulunduğu tespit edilerek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun gereklerini yerine getirdikleri anlaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Ramazan Baytemir, B. No: 2015/2105, 19/11/2019, § …)
   
Başvuru Adı RAMAZAN BAYTEMİR
Başvuru No 2015/2105
Başvuru Tarihi 27/1/2015
Karar Tarihi 19/11/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tıbbi esaslara uygun şekilde yapılmayan tedavi sebebiyle ölümün meydana gelmesi ve bu olay üzerine açılan tam yargı davasının eksik inceleme sonucu reddedilmesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Tıbbi ihmal sonucu ölüm, ağır yaralanma İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2577 İdari Yargılama Usulü Kanunu 13
6098 Türk Borçlar Kanunu 49
74
1219 Tababet ve Şuabatı Sanatların Tarzı İcrasına Dair Kanun 70
Yönetmelik 1/8/1998 Hasta Hakları Yönetmeliği 15
22
24
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi