logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Saliha Dere ve diğerleri, B. No: 2015/2132, 10/10/2018, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SALİHA DERE VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/2132)

 

Karar Tarihi: 10/10/2018

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Saliha DERE

 

 

2. Abdulkerim DERE

 

 

3. Abdulrahim DERE

 

 

4. Ekrem DERE

 

 

5. Mahmut DERE

 

 

6. Nurcan KAÇMAZ

 

 

7. Yılmaz DERE

Vekili

:

Av. Doğan KARAOĞLAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılan davanın kısmen reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının, davanın on iki yıl gibi bir sürede kesinleşmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. İlk başvurucunun oğlu, diğer başvurucuların kardeşi olan 1979 doğumlu A.D., Gökçeada 5. Komando Alay Komutanlığı emrinde asker iken 28/7/2000 tarihinde devriye nöbeti görevini ifa ettiği sırada saat 02.30 sıralarında ateşli silahla vurulmuş vaziyette bulunmuştur. A.D. bu olay sonucu yaşamını yitirmiştir.

A. Ceza Soruşturması Süreci

9. Olay hakkında bilgilendirilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) nöbetçi savcısı, olayın gecikmesinde sakınca bulunan hâllerden olduğunu değerlendirerek resen soruşturmaya başlanmasına karar vermiştir.

10. Askerî Savcı, olay mahallinde tahkikat yapmak üzere saat 11.00'de Kabatepe Limanı'ndan (Çanakkale/Eceabat) hareket eden feribotla Gökçeada'ya gitmiştir.

11. Askerî savcı, olaydan sonra Gökçeada Devlet Hastanesi morguna götürülmüş olan ceset üzerinde ölü muayene işlemi gerçekleştirmiştir. Ölü muayene işlemine katılan Gökçeada Sağlık Ocağı Doktoru K.T. ileGenel Cerrahi Uzmanı H.L., merminin kişinin sağ klavikulasının (köprücük kemiği) orta kısmından vücuda girmiş ve sırt bölgesinden vücudu terk etmiş olabileceğini değerlendirmişlerdir. Bununla birlikte bilirkişiler, merminin çıkış deliği olarak değerlendirilen bölgenin çevresinde çapı 5 cm'lik alanı içeren cilt sıyrıkları ile milimetrelerle ifade edilebilecek siyah renkli bir alan tespit etmişlerdir. Bu durumdan şüphelenen bilirkişiler, mermi giriş ve çıkış deliklerinin tam olarak tespit edilmesi ve kişinin kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için klasik otopsi işleminin yapılmasının yerinde olacağını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine ceset üzerinde klasik otopsi işlemi yapılması kararı alınmıştır.

12. Askerî savcı, ölü muayene işleminden sonra olayın gerçekleştiği nöbet mahalline gitmiştir. Askerî savcı, olay günü A.D. ile birlikte 01.30-03.30 saatleri arasında devriye nöbetçisi olan Topçu Er E.E.nin de hazır bulunduğu kişilerle beraber keşfe başlamıştır. Olay yerinde bulunan bir adet bere, bir adet G-3 piyade tüfeği, bir adet mermi kovanı, bir adet manevra mermisi ve bir adet G-3 piyade tüfeği mermisi muhafaza altına alınmıştır. Askerî savcı, askerî yetkililerden erlerin nöbet esnasında şarjörü takılı silahlarla görev yaptığı, şarjördeki mermilerin en üstünde bir adet manevra mermisi olduğu, diğerlerinin G.3 piyade tüfeği mermisi olduğu bilgisini edinmiştir. Askerî savcı, bu bilgiler doğrultusunda olay yerinde bulunan manevra mermisi ile G-3 piyade tüfeği mermisinin şarjörün en üstünde bulunan iki mermi olduğuna kanaat getirmiştir. Askerî savcı ayrıca olay yerinde göz mesafesi ile başkaca bir mevzinin bulunmaması ve olayın gece meydana gelmesi nedeniyle A.D.nin diğer nöbetçiler tarafından görülmesinin mümkün olmadığını değerlendirmiştir.

13. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelerden askerî savcının olay günü A.D. ile birlikte 01.30-03.30 saatleri arasında devriye nöbeti tutan Topçu Er E.E.nin ifadesini aldığı anlaşılmaktadır. Topçu Er E.E.nin 28/7/2000 tarihli ifadesinde özetle nöbet tuttukları sırada A.D.nin bir ara tuvaletini yapmak için uzaklaştığını ancak iki dakika sonra koşarak geldiğini ve üç kişi gördüğünü söylediğini, bunun üzerine A.D.nin kendisinden projektör nöbetçilerinin yanına giderek hazır kıtayı çağırmasını istediğini, projektör nöbetçilerine durumu bildirdiği sırada silah sesi duyduğunu, silah sesini duyması üzerine hemen kendi yerine gittiğini fakat A.D.yi orada bulamadığını, daha sonra yanına gelenlerle birlikte A.D.yi bir yamaçta bulduklarını ifade ettiği görülmektedir.

14. Soruşturma kapsamında 30/7/2000 tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen bu işlem sonucunda hazırlanan 12/10/2000 tarihli otopsi raporunda; kişinin ölümünün sağ köprücük kemiği üzerinden giren, sırttan çıkan ateşli silah mermisinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Otopsi raporunda ayrıca kişinin giysilerinin atış mesafesinin ve atış türünün belirlenmesi amacıyla Bursa Bölge Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmesi için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına iletildiği ifade edilmiştir.

15. A.D.nin hücum yeleği, askerî ceketi ve haki renkli kısa kollu fanilası Bursa Bölge Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiştir. Giysiler üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan 13/9/2000 tarihli uzmanlık raporunda; hücum yeleği üzerinde herhangi bir deliğin mevcut olmadığı, askerî ceketin ön ve arka tarafında ise birer adet deliğin bulunduğu belirtilmiştir. Raporda; ceketin arka tarafında bulunan yaklaşık 12x13 cm ebadındaki deliğin etrafında atış artıklarının bulunduğu, bu deliğin ateşli bir silahla bitişik atış mesafesinden yapılan atış neticesinde meydana geldiği, bu deliğin cekete isabet eden mermi çekirdeği giriş deliği olduğu ifade edilmiş; ceketin ön tarafındaki, lifleri dışarıya doğru muntazam deliğin ise mermi çekirdeği çıkış deliği olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca fanilanın ön ve arka kısmındaki deliklerin de ceketin ön ve arka kısmında bulunan mermi çekirdeği giriş ve çıkış delikleriyle uygunluk gösterdiği ifade edilmiştir.

16. Askerî Savcılık, otopsi raporu ile Bursa Bölge Kriminal Polis Laboratuvarının hazırladığı rapor arasındaki çelişki üzerine A.D. hakkındaki adli ve tıbbi evrakı Adli Tıp Kurumu Başkanlığına göndererek mermi giriş ve çıkış deliklerinin, atış mesafesinin ve kişinin kesin ölüm sebebinin belirlenmesi talebinde bulunmuştur. Askerî Savcılık ayrıca giriş deliğinin sırt bölgesi olması hâlinde kişinin kendisinin silahı ateşleyip ateşleyemeyeceği hususunun da açıklanmasını istemiştir.

17. Askerî Savcılığın bu taleplerinin gereğinin yerine getirilebilmesi için kişinin kabrinin açılması gerektiği değerlendirilmiş, bunun üzerine fethikabir işlemi gerçekleştirilmiştir.

18. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, gerek A.D. hakkındaki adli ve tıbbi evrakı gerekse fethikabir işlemi neticesinde elde edilen bilgileri dikkate alarak 3/10/2001 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Raporun sonuç kısmı şöyledir:

"(...)

1-Kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı büyük damar ve akciğer harabiyetinden gelişen kanama sonucu meydana gelmiş olduğu,

2-Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığında yapılan otopsisinde sağ köprücük kemiği üzerinden giren sırttan çıkan ateşli silah mermi çekirdeği yaraları tarif edilmekle birlikte, burada sırttaki çıkış yarasının özelliklerinin tanımlanmadığı, mahallinde yapılan ölü muayenesinde sırttaki delik etrafında 5 cm çaplı alanı kaplayan cilt sıyrığı ve milimetriklerle ifade edilebilecek siyah renkli bir alan saptandığı, bu siyah renkli alanın cesedin yatış durumuna göre sol tarafa doğru yayıldığının belirtildiği, mahallinde çekilen fotoğrafların kurulumuzca yapılan tetkikinde bu görüntünün doğrulandığı, bu değişimin ateşli silah giriş yaralarında görülen vurma haklası olacağı, Bursa Kriminal Polis Laboratuvarında yapılan incelemede kişinin olay sırasında üzerinde bulunan askeri ceketin arka tarafında bulunan delik etrafında atış artıklarının saptandığı, kemiklerin kurulumuzca yapılan tetkikinde kaburga ve köprücük kemiklerinde bulunan kemik defekti özellikleri de birlikte değerlendirildiğinde, kişinin sırtındaki yaranın ateşli silah giriş yarası, köprücük kemiği üzerindeki yaranın ateşli silah çıkış yarası olduğu,

3-Ölümüne neden olan bu atışın bitişik atış mesafesinden yapılmış olduğu,

4-G-3 tüfeğinin ölenin kendisi tarafından tetiğe basılarak patlaması halinde saptanan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası ve trajesinin oluşmasının tıbben varit görülmediği oybirliği ile mütalaa olunur."

19. Olay yeri incelemesi neticesinde muhafaza altına alınan bir adet 7.62x51 mm çapındaki mermi kovanı ile iki adet 7.62x51 mm çapındaki mukayese kovanı gerekli tetkiklerin yapılması amacıyla Bursa Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilmiştir. Gerekli tetkikler yapıldıktan sonra hazırlanan 9/8/2000 tarihli uzmanlık raporunda, tetkik konusu üç adet kovanın tek bir silah ile atılmış olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

20. Askerî Savcılık, yukarıda belirtilen tespitlerden sonra olayı faili meçhul cinayet olarak değerlendirmiş ve bu kapsamda çeşitli araştırmalar yapmıştır.

21. Başvurucuların ifade ettiği ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) dava dosyasından anlaşıldığı kadarıyla olay hakkındaki ceza soruşturması devam etmektedir.

B. Tam Yargı Davası Süreci

22. Başvurucular, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 10/2/2003 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına (İdare) müracaat etmiş; İdare başvuruyu reddetmiştir.

23. Başvurucular, bunun üzerine 16/5/2003 tarihinde AYİM'de İdare aleyhine tam yargı davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle askerî yetkililerin ilk başta yakınları A.D.nin intihar ettiğini söylediğini ancak ilerleyen dönemde olayın intihar değil cinayet olduğunun anlaşılmasının kendilerini derinden etkilediğini ifade etmişlerdir. Başvurucular olayın askerlik hizmeti sırasında nöbet esnasında meydana geldiğini, olayda idarenin kusurunun bulunduğunun bir gerçek olduğunu, bir an için İdarenin kusursuz olduğu kabul edilse dahi objektif sorumluluğunun bulunduğunun açık olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, olayda yakınlarının hiçbir kusurunun bulunmadığını ifade etmişlerdir. Başvuruculardan Saliha Dere bu davada 15.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde; başvuruculardan Nurcan Kaçmaz ve Yılmaz Dere 7.000 TL maddi, 4.000TL manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Diğer başvurucular ise ayrı ayrı 4.000 TL manevi tazminat talep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca 1.000 TL cenaze nakil ve defin masrafı talebinde bulunmuşlardır.

24. Davalı İdare ise ceza soruşturmasındaki bilgi ve belgelerden ölüm olayının İdarenin herhangi bir kusuru sonucu değil kasti bir fiil sonucu meydana geldiğinin anlaşıldığını, olayda İdareye izafe edilebilecek herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

25. AYİM 13/2/2008 tarihinde Askerî Savcılığa müzekkere yazarak olay hakkındaki ceza soruşturmasının akıbetini sormuş; soruşturmanın neticelenmesi hâlinde karar suretinin gönderilmesi, soruşturmanın uzaması hâlinde ise iki ayda bir soruşturmanın safahatı hakkında bilgi verilmesi talebinde bulunmuştur. Askerî Savcılık 4/3/2008 tarihli cevap yazısında olayın faili meçhul bir ölüm olayı olarak nitelendirildiğini, bugüne kadar yapılan araştırmalarda olayın faili hakkında herhangi bir netice elde edilemediğini, bu tür olaylarda zamanaşımı süresi dolana kadar soruşturmaya devam edildiğini AYİM'e bildirmiştir.

26. AYİM, olayla ilgili olarak hesap bilirkişisinden rapor almıştır. Başvurucular, olay hakkında hesap bilirkişisinden rapor alınması üzerine talep miktarlarını ıslah etmişlerdir. Bu kapsamda başvurucu Saliha Dere, maddi tazminat miktarını 15.000 TL'den 29.958 TL'ye; diğer başvurucular ise manevi tazminat miktarlarını 4.000 TL'den 10.000 TL'ye çıkarmışlardır.

27. AYİM 28/5/2014 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. AYİM başvuruculardan anne Saliha Dere lehine 29.958 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminata hükmetmiş; Nurcan Kaçmaz ve Yılmaz Dere'nin maddi tazminat istemi ile cenaze nakil ve defin masrafına ilişkin 1.000 TL'lik istemin reddine karar vermiştir. AYİM, A.D.nin her bir kardeşine ayrı ayrı 1.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Dosyadaki mevcut verilere göre, müteveffa Topçu Er [A.D.nin] nöbet hizmeti sırasında ölümü ile sonuçlanan olayın; silahla müteveffanın muhtemelen sırt bölgesine yapılan ateş sonucu gerçekleştiği ve bu eylemin de yine müteveffa dışında başka bir şahıs tarafından yapıldığı yönünde değerlendirmeler dikkate alındığında; vaki ölüm olayında idarenin hizmet kusurundan bahsetmek mümkün değildir. Ancak müteveffanın askerlik hizmetini yapıyor olması, olayın nöbet hizmetini ifa ederken meydana gelmesi nedeniyle zararlı sonuç ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan zararın sadece destekten yoksun kalanlar üzerinde bırakılmayıp kamuya pay edilerek hizmetin sahibi idarece karşılanması idare hukukunun genel ilkeleri, kamu yükümlülükleri yönünden eşitlik, hakkaniyet ve nasafet kuralları gereği olduğundan, davacıların zararlarının kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri gereğince davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

 (...)

Somut olayda da, davacı annenin yetişmiş çocuğunun ölmesi ile destekten yoksun kaldığı, çocuğunun ölümünde idarenin kusursuz sorumluluğunun da bulunduğu anlaşılmakla, davacı annenin zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

 (...)

Somut olayda müteveffanın, askerlik öncesinde refah halinde olduğu ve hayatta iken kardeşlerine düzenli ve devamlı olarak baktığına dair herhangi bir kanıt bulunmadığı, ayrıca kardeşlerin (davacı olmayanlar dahil) 6 erkek 3 kız kardeş oldukları, 5 erkek kardeşin de müteveffadan büyük olduğu anlaşılmakla, davacı kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Esasen Mahkememizin maddi tazminat hesaplama kriterlerinde anne veya babadan herhangi birisinin ölmüş olması halinde ölenin payı hayatta olanlara ilave edilmektedir. Bu davada ölen babanın payı da davacı anneye eklenmiştir.

Ayrıca davacılar tarafından cenaze, nakil ve defin masrafı olarak 1.000 TL. talep edilmiş ise de, bu masraflara ilişkin herhangi bir evrak sunulmaması karşısında, söz konusu talep de reddedilmiştir.

 (...)

Öte yandan davacılara (anne ve dokuz kardeşten davacı bulunan altı kardeşe), yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu, duyacakları acı ve ıstırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faizi ve müteveffanın bünyesel rahatsızlığı dikkate alınarak olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.

 (...)"

28. Başvurucular, anılan karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular karar düzeltme dilekçesinde özetle manevi tazminat miktarlarının düşük belirlendiğini, Nurcan Kaçmaz ve Yılmaz Dere'nin maddi tazminat taleplerinin reddedilmesinin ise hatalı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

29. Başvurucuların karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 17/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

30. Bu karar 8/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.

31. Başvuruvular 5/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

32.İlgili hukuk için bkz. Mehmet Aydoğan ve Nufer Aydoğan, B. No: 2013/3775, 14/4/2016, §§ 40-43; Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 28-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 10/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

34. Başvurucular AYİM'de açtıkları davanın makul sürede tamamlanmadığını, davanın on iki yıl gibi uzun bir sürede kesin kararla neticeye bağlandığını belirtmişlerdir. Başvurucular, davanın uzamasında kendilerinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular esasında AYİM'in ceza soruşturmasının sonucunu beklemesinin gerekli olmadığını çünkü AYİM'deki davada davalı tarafın Millî Savunma Bakanlığı, davanın dayanağının da kusursuz sorumluluk olduğunu, bunun açıkça bilinmesine rağmen uzun bir süre karar verilmediğini belirtmişlerdir. Başvurucular, bu iddialarla makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

35. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, § 26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

36. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

37. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

38. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

39. Başvurucular AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, bu sebeple bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

40. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve görevleri Anayasa ve ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri zarfında idari veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları, bu subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları

1. Başvurucuların İddiaları

42. Başvurucular, olay tarihinde yaşları küçük olan Nurcan Kaçmaz ve Yılmaz Dere'nin maddi tazminat istemlerinin reddedilmesinin ihlal niteliğinde olduğunu, manevi tazminat miktarlarının ise kabul edilemez olduğunu, tazminat miktarlarının devleti koruma refleksiyle belirlendiğini, olayın ağırlığı dikkate alındığında bu miktarların tatmin duygusundan uzak olduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular, bu iddialarla adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

43. Başvurucular, karar neticesinin etkili olduğunun söylenemeyeceğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

45. Somut olayda başvurucular, ölüm olayının üçüncü kişi ya da kişilerce kasıtlı olarak gerçekleştirildiği ancak bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle olayın aydınlatılamadığı yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Keza başvurucular bireysel başvuru formunda; ölüm olayının askerî yetkililerin gerekli tedbirleri almaması sonucu meydana geldiği, olayda askerî yetkililerin ihmalinin bulunduğu yönünde bir şikâyetten de bahsetmemişlerdir. Başka bir anlatımla başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayda, devletin yaşam hakkı kapsamındaki öldürmeme yükümlülüğünü veya yaşamı koruma yükümlülüğünü ya da meydana gelen ölüm olayı hakkında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü ihlal ettiği yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir.

46. Başvurucular, AYİM'de görülen davanın kusursuz sorumluluk esasına göre çözümlenmesinde de herhangi bir sorun görmemişlerdir. Hatta başvurucular, bireysel başvuru formunda, AYİM'de açtıkları davanın kusursuz sorumluluk ilkesine dayandığını özellikle ifade etmişlerdir.

47. Başvurucular yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak sadece manevi tazminat miktarlarının düşük oluşuna ve başvuruculardan Nurcan Kaçmaz ve Yılmaz Dere'nin maddi tazminat istemlerinin reddedilmesine vurgu yapmışlardır.

48. Bu durumda başvurucuların yaşam hakkı ve etkili başvuru hakkı ile bağlantı kurarak ileri sürdüğü şikâyetlerin adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

50. Somut olayda AYİM'in ilgili mevzuatı yorumlamak ve dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri değerlendirmek suretiyle bir karar verdiği anlaşılmıştır. Başvurucuların tazminata yönelik iddialarının esas itibarıyla derece mahkemesince verilen kararların hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına, dolayısıyla kararın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir. Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

51. Başvurucular tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 10/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Saliha Dere ve diğerleri, B. No: 2015/2132, 10/10/2018, § …)
   
Başvuru Adı SALİHA DERE VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2015/2132
Başvuru Tarihi 5/2/2015
Karar Tarihi 10/10/2018

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılan davanın kısmen reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının, davanın on iki yıl gibi bir sürede kesinleşmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (İdare) Adil yargılanma hakkı (genel) (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (idare) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Makul sürede yargılanma hakkı (idare) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 1602 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu 43
63
6098 Türk Borçlar Kanunu 74
KHK 659 Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 14
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi