TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
DURSUN SOYDAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/2948)
Karar Tarihi: 14/11/2018
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
Yücel ARSLAN
Başvurucular
1. Dursun SOYDAN
2. Ayhan ERKAL
3. Nidal ÇAY
4. Hasan KAPLAN
5. Abdilkadir ERTEKİN
6. Servet Üstün AKBABA
7. Mithat KAYNAK
8. Gürbüz ŞAHİN
9. Özgür TIRAŞ
10. Yusuf MENGİLLİ
11. Zeki AYDOĞAN
Vekilleri
Av. Bedia BORAN BULUT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olan yerde yapılan basın açıklamasından dolayı idari para cezası kesilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 18/2/2015 ile 30/3/2015 tarihleri arasında yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/4625, 2015/4627, 2015/4951, 2015/4953, 2015/4954, 2015/4955, 2015/4956, 2015/4999, 2015/5601 ve 2015/5694 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2015/2948 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
8. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucular öğretmen olup Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (EĞİTİM-SEN/Sendika) üyesidir. Başvurucu Ayhan Erkal EĞİTİM-SEN Hatay Şubesi Başkanı, başvurucular Dursun Soydan ve Yusuf Mengilli ise Hatay Şubesi Yönetim Kurulu üyesidir.
A. Başvuruya Konu Olaydan Önceki Durum
11. Hatay Valiliği tarafından 28/06/2013 tarihli ve 3037 sayılı karar ile trafiğe kapalı alanlardan olan Hürriyet Caddesi, Ulus (Künefeciler) Meydanı, [M] Kafe, Ulucami önüne kadar olan alanda basın açıklaması yapılması yasaklanmıştır.
12. Hatay İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) başvurucuların idari yaptırım kararlarına itirazları nedeniyle yargılamayı yapan Hatay 1. Sulh Ceza Mahkemesine (Mahkeme) gönderdiği 12/1/2015 tarihli yazıda yukarıda belirtilen alanlarda yapılan etkinliklerin başka alanlara kaydırılması için Valilik makamına vatandaşlar tarafından dilekçe verildiği ve Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvurular yapıldığı belirtilmiştir. Bu taleplerde söz konusu basın açıklamaları ve diğer etkinliklerden dolayı provokasyon olması durumunda elim olayların meydana gelebilme ihtimalinin bulunduğu, işyerlerinin maddi kayıplarının olduğu, eğitim öğretim amaçlı faaliyet gösteren özel dershanelerdeki öğrencilerin eğitimlerinin olumsuz yönde etkilendiğinin belirtildiği ifade edilmiştir. Aynı yazıda söz konusu taleplerde, cami ve kiliselere ibadet amacıyla gelen vatandaşların ibadetlerini sağlıklı ortamda yerine getiremedikleri ve Hatay'a gelen turistlerin oluşan gerginlikten dolayı olumsuz etkilendiklerine de yer verildiği belirtilmiştir.
13. Emniyet Müdürlüğü, yapılan müracaatlar üzerine konuya çözüm bulmak amacıyla sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, semavi dinlerin temsilcileri, cadde esnafı ile kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin katılımıyla toplantılar yapıldığını belirtmiştir. Toplantıya katılanların büyük çoğunluğu belirtilen alanların trafiğe kapalı alan olması nedeniyle kültür ve sanat faaliyetlerinin icra edildiği alanlar olarak değerlendirilmesini istediklerini ifade etmiştir.
14. Valilik kararında da belirtilen gerekçeler yer almıştır. Verilen karar belediye hoparlörlerinden günde üç kere anons edilmek suretiyle ilan edilmiştir. İlan metninde yasaklanan güzergâh üzerinde 3 adet ibadethane, 10 adet özel eğitim kurumu ve 114 işyeri bulunduğu belirtilmiş ve bu işyerlerinde 1.100 kişinin çalıştığı, özellikle hafta sonları 30.000 vatandaşın bu güzergâhı kullandığı ifade edilmiştir. Ayrıca Valilik kararı tüm yerel radyolar, TV'ler, gazeteler ile odalar, dernekler, sendikalar, siyasi partiler ve vakıflara ayrı ayrı tebliğ edilmiştir. Söz konusu karar EĞİTİM-SEN'e 2/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Valilik kararı EĞİTİM-SEN'in açtığı dava üzerine Hatay İdare Mahkemesi tarafından 19/3/2014 tarihinde iptal edilmiştir. Hatay İdare Mahkemesinin bu kararı idare tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi yürütmenin durdurulmasına karar vermiş ve nihayetinde kararı bozmuştur. Bu nedenle Valilikçe alınan karar başvuru konusu olay tarihinde yürürlüktedir.
B. Başvuruya Konu Olaya İlişkin Bilgiler
16. Sendikanın aldığı karar doğrultusunda 7/10/2014 tarihinde saat 14.00 sıralarında başvurucuların da aralarında bulunduğu yaklaşık 200 kişiden oluşan bir grup, Suriye'nin Ayn El Arap (Kobani) şehrinde yaşanan çatışmaları protesto etmek amacıyla Hürriyet Caddesi üzerinde pankart ve dövizler açarak ve sloganlar atarak [M] Kafe önüne yürümüştür.
17. Anılan tarihte saat 14.00 sıralarında söz konusu alanlarda eylem yapılacağı bilgisi üzerine emniyet birimleri de gerekli tedbirleri almıştır. Saat 14.05'te emniyet görevlileri, grup içindeki B.K., T.O. ve M.C. ile müzakere etmiş ve eylem yapılan alanların basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olduğunu belirterek grubun eyleme devam etmemesi yönünde ikazda bulunmuştur. Grup uyarıyı dikkate almamış ve [M] Kafe önüne kadar yürüyüşe devam etmiştir.
18.Emniyet görevlileri, grubu saat 14.30-14.34 arasında basın açıklaması yapılmak istenen yerin Valilik kararı ile bu tür açıklamaya yasaklandığı ve basın açıklaması yapılmasına müsade edilmeyeceği yönünde ses yükseltici cihazlarla da uyarmıştır. Birkaç kez yapılan uyarıya rağmen grup, uyarıları dikkate almamıştır. Grup saat 14.28'de [M] Kafe önünde basın açıklaması yaptıktan sonra oturma eylemi düzenlemiştir. Söz konusu grup, oturma eylemini saat 14.45'te sonlandırmış ve dağılmıştır.
19. Grup içinde yer alan ve aralarında başvurucuların da bulunduğu 31 kişinin her birine 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca emre aykırı davranışta bulunduklarından bahisle 189 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucular idari para cezalarına itiraz etmişlerdir.
20. İtirazı inceleyen Hatay 1. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) değişik tarihlerde itirazları kesin olarak reddetmiştir.
21. Hâkimlik kararlarında; Anayasa'ya göre herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma hakkının bulunduğu belirtilmiştir. Kararda; millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması gibi Anayasa'da belirtilen amaçlarla bu hürriyetlerin kullanılmasının sınırlanabileceğinin belirtildiği ifade edilmiştir.
22. Hâkimlik; Valiliğin sınırlama ve yasaklama kararının yürürlükte olduğunu, Valiliğin yasaklama kararına aykırı davranışı hukukun himaye etmeyeceğini belirtmiştir. Hâkimlik 5326 sayılı Kanun'un 32. maddesinde yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye idari para cezası verileceğinin hükme bağlandığını belirterek itirazların yerinde görülmediğine karar vermiştir.
23. Başvurucular süresinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
24.Mevcut başvuruya ilişkin ulusal ve uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği kararlar için bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No:2014/920, 25/5/2017, §§ 22-31; Rıza Gökçen Erus ve diğerleri, B. No: 2014/17391, 19/4/2018, §§ 24-30).
25. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mevcut başvuruya benzer başvurulardan olan Akarsubaşı/Türkiye (B. No: 70396/11, 25/7/2015) başvurusunu 23/5/2015 tarihinde karara bağlamıştır. Devlet memuru ve KESK üyesi olan başvurucu, Adana Adliyesi önünde EĞİTİM-SEN tarafından düzenlenen gösteriye katılmıştır. Burada bir basın açıklaması okunmuş ve göstericiler söz konusu basın açıklaması çerçevesinde kendi kurumlarında kreş yapılmasını talep etmişlerdir. Başvurucu hakkında, daha önce basın açıklaması yapılamayacak yerlere ilişkin olarak verilmiş Valilik kararını ihlal edecek şekilde Adliye Sarayının giriş merdivenleri önünde yapılan bu basın açıklamasına katıldığı gerekçesiyle 5326 sayılı Kanun’un 32. maddesine dayanılarak 143 TL idari para cezası uygulanmıştır. Başvurucunun itirazları mahkemece reddedilmiştir.
26. AİHM; devletlerin yalnızca barışçıl toplantı hakkını korumakla değil aynı zamanda bu hakka yasaya aykırı nitelikte dolaylı sınırlamalar getirmekten kaçınmakla da yükümlü olduklarını hatırlatmıştır. AİHM, basın açıklamasının barışçıl özelliğine vurgu yapmış ve kamu makamlarının barışçıl biçimde yapılan bir gösteriye karşılık vermeleri gerektiğinde başvurucunun barışçıl şekilde gösteri yapma hakkı ile yerel makamların kamu düzenini koruma hakkı arasındaki dengeyi sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir.
27. AİHM, ilk derece mahkemesinin söz konusu dengelemeyi yapmadığı gibi gösterinin amacını ve barışçıl niteliğini de değerlendirmediğine dikkat çekmiştir.AİHM'e göre başvurucuya yalnızca basın açıklamasının okunması gereken bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle para cezası verilmesi, bir sendikaya üye olan herkesi cezalandırılma korkusuyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yapma hakkını kullanmaktan caydırabilecek niteliktedir. AİHM, 5326 sayılı Kanun’un 32. maddesinin imkân verdiği müdahalenin zorlayıcı bir sosyal gereksinime karşılık geldiğinin ilgili ve yeterli gerekçe ile gösterilemediği ve Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında demokratik bir toplumda gerekli olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
29. Başvurucular, basın açıklamasına katılmaları nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular yapılan sendikal toplantılar ve basın açıklamalarının -ceza hukuku anlamında suç olmadığı için- idarece 5326 sayılı Kanun kapsamında değerlendirildiğini ve bu nedenle Sendika üyesi olan katılımcılara keyfî cezalar verildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, verilen bu cezaların öngörülemez nitelikte olduğunu ve verilen cezanın bu tür etkinlikler yapılmasını caydırmaya yönelik baskı aracına dönüştüğünü iddia etmişlerdir.
30. Başvuruculara göre EĞİTİM-SEN'in yasal birçok eylem ve etkinliğine adli ve idari soruşturmalar açılmakta, bu soruşturmalar sonucu verilen idari cezalar iptal edilmekte, kovuşturmaların tamamı beraatle sonuçlanmakta, idari makamlar bu nedenlerle 5326 sayılı Kanun'a göre idari para cezası vererek Sendika üyelerini tek tek cezalandırmaktadır. Başvurucular; itiraz üzerine verilen mahkeme kararları da kesin olduğu için bu konuda temyiz incelemesi yapılamadığını, bu durumun mahkemelerin farklı kararlar vermesine ve keyfîliğe yol açtığını belirtmiş; bu nedenlere dayanarak adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
31. Başvurucular ayrıca, Sendika üyelik aidatının yıllık 135 TL olduğu dikkate alındığında verilen idari para cezasının caydırıcı nitelikte olduğunu iddia etmişlerdir. Yine EĞİTİM-SEN'in muhalif kimliğinden dolayı bu tür uygulamaların muhatabı olduğunu belirterek eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
32. Bakanlık görüşünde; EĞİTİM-SEN tarafından Valilik kararına karşı açılan iptal davasında Hatay İdare Mahkemesinin işlemin iptaline ilişkin verdiği kararın Danıştay tarafından bozulduğu, İdare Mahkemesince bozmaya uyma kararı verildiği ve EĞİTİM-SEN tarafından temyiz edilen bu kararın temyiz incelemesinin görüşün verildiği tarihte derdest olduğu belirtilmiştir.
33. Bakanlık; somut olayda barışçıl toplanma özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahalede ulusal güvenliğin veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ve üçüncü kişilerin haklarının korunması gibi meşru amaçlar güdüldüğünü Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunmuştur.
34. Bakanlık, üçüncü kişilerin haklarının ihlali veya kamu güvenliğinin sağlanması hakkında somut olaylar değerlendirildiğinde devletin karşıt görüşlü bir grubun aynı yerde toplanma bildiriminde bulunmuş olması nedenine dayalı olarak toplantıyı engelleyebileceği gibi talep edilen toplantı yerinde daha önce düzenlenmiş toplantılarda ciddi kargaşaya sebep olunmuş olması veya talep edilen yerin coğrafi olarak karşıt grupları tahrik edebilecek nitelikte bir yer olması gibi nedenlerle de toplantı/gösteri düzenlenmesini önceden izin alınmasına, iznin bazı koşullara tabi tutulmasına veya toplantının tamamen yasaklanmasına karar verebileceğini ifade etmiştir.
35. Bakanlık bildirimsiz/izinsiz gösteri yapılması neticesinde uygulanan idari para cezasının yapılan gösteri ve toplantının konusu, nedeni, amacı veya vermek istediği mesaj ile hiçbir bağlantısı bulunmadığının değerlendirildiğini belirterek söz konusu idari para cezasının başvurucuların barışçıl toplanma özgürlüğüne halel getirecek nitelikte olmadığını ifade etmiştir. Bununla birlikte başvurucuların kamu otoritesinin hiçbir şekilde barışçıl toplanmalarına izin vermediği yönünde bir iddiayı öne sürmediklerini, yaptırımın idari nitelikte olduğunu, para cezasının başvurucuların adli sicil kaydına da işlenmediğini belirtmiştir. Bakanlık, cezanın cüzi bir miktar olması nedeniyle başvurucuların mali durumları üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığına ve başvurucuların başvuru dilekçelerinde idari para cezası nedeniyle ne gibi bir zarara uğradıkları konusunda somut olgular ileri sürmediklerine işaret etmiş; başvurucuların Sulh Ceza Hakimliğine yaptıkları itirazda da önemli bir zarara uğradıkları yönünde bir itirazda bulunmadıklarını, başvuruculara verilen idari para cezalarının söz konusu basın bildirisinde kullanılan ifadeler veya bir sendikanın çağrısı nedeniyle değil Valiliğin emrine aykırı olması nedeniyle verildiğini belirtilerek tüm bu hususların yapılacak değerlendirmede gözetilmesi gerektiği şeklinde görüş bildirmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru, Sendikanın kollektif eylemler nedeniyle üyelerinin mesleki çıkarlarını koruma özgürlüğü ile doğrudan ilişkili değildir (Sendika hakkının kapsamı için bkz. Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 30-32; aynı yönde değerlendirmeler için bkz. Gülfidan Yıldırım, B. No: 2014/12290, 19/7/2017, § 22). Bu nedenle başvurucuların şikâyetinin toplantı ve gösteri düzenleme hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir
37. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:
"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
39. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının sadece kullanılması sırasında değil kullanılmasından sonraki işlemlerin de hak üzerinde sınırlayıcı etkisi bulunmaktadır (Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 53; sendika hakkına ilişkin olarak bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasıve diğerleri, § 48). Bu sebeple başvurucuların katıldığı gösteri yürüyüşüne kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmamış olsa bile daha sonra idari para cezası ile cezalandırılmalarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik bir müdahale olduğu kabul edilmelidir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
40. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
41. Bu sebeple müdahalenin, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. 5326 sayılı Kanun'un 32. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (5326 sayılı Kanun'un 32. maddesine ilişkin kanunilik değerlendirmesi için bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, §§ 52-69).
ii. Meşru Amaç
43. Başvurucuların idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kararın Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel İlkeler
(a) Demokratik Toplumda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının Önemi
44. Anayasa Mahkemesi daha önce pek çok kez demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini açıklamıştır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı; çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 79; Osman Erbil, § 45).
45. Bu hak, ifade özgürlüğünün özel bir biçimi olup, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aynı zamanda ifade özgürlüğünün ışığında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, § 34; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Osman Erbil, §§ 31, 45; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 72; Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 66; Ömer Faruk Akyüz, B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 52). Sonuç olarak toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır (Dilan Ögüz Canan, § 35; Ömer Faruk Akyüz, § 55).
(b)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
46. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18). Toplantı hakkı üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir(Bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan, § 32; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 73; Tayfun Cengiz, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; grev hakkı bağlamında bkz. Kristal-İş Sendikası [GK], B. No: 2014/12166, 2/7/2015, § 70; ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
47. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemek yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Dilan Ögüz Canan, § 33; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 74; Adalet Mehtap Buluryer, § 71).
48. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Kamu gücünü kullanan organların toplantılara ve gösteri yürüyüşlerine müdahale ederken toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (Bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında Dilan Ögüz Canan, §§ 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 74; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50).
(c) Barışçıl Toplanma Hakkı
49. Anayasa’nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54).
(d) Sınırlamanın Niteliği
50. Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan kamu düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili makamlar bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilirler. Alınan bu tedbirlere aykırı toplantılar düzenlenmesi, bu tür toplantılara katılınması veya bu tür toplantılarda suçlar işlenmesi hâlinde de cezalar verilebilir (Dilan Ögüz Canan, § 40; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 81; toplantı hakkına kamu düzeninin bozulması nedeniyle yapılan bir müdahalenin demokratik toplumda gerekli olduğuna karar verildiği bir başvuru için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 76-86).
51. Bununla birlikte alınan tedbirlerin veya öngörülen cezaların barışçıl toplantı hakkına dolaylı olarak usulsüz sınırlamalara dönüşmesine müsaade edilemez. Güvence altına alınan toplanma hakkını kullanırken kamu otoritelerinin keyfî müdahalelerine karşı da bireyin korunması gerekir (Dilan Ögüz Canan, § 42; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 82; Gülşah Öztürk ve diğerleri, § 76).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
52. Somut olayda Hatay Valiliği bazı alanlarda basın açıklaması yapılmasını yasaklamıştır (bkz. § 11). Söz konusu kararın kamu düzeninin ve başkalarının haklarının korunması amacıyla alındığı görülmektedir.
53. Devletin eğitim-öğretim hizmetlerini, ibadet eden kişilerin taleplerini ve şehrin turistik niteliklerini dikkate alarak yapacağı düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir.
54. Eğitim ve öğretimin yapıldığı özel dershanelerin yoğun olarak bulunduğu alanlarda eğitim- öğretim amacı dışında toplantı ve gösteri yapılması da eğitim hizmetlerinin ideal şekilde yürütülmesini olumsuz etkileyebilir. Yine turistlerin yoğun olarak bulunduğu alanlarda yapılacak toplantı ve gösterilerin turistleri rahatsız edebileceği gibi ibadethanelerin bulunduğu alanlarda yapılacak toplantı ve gösterilerin de ibadetini yerine getiren vatandaşları olumsuz etkilemesi mümkün olabilir. Bu sebeple mevcut başvuruya konu olan benzer bir toplantıya müdahalenin toplumsal bir ihtiyacı karşıladığı oranda demokratik bir toplumda gerekli olabileceğini kabul etmek gerekir.
55. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi daha önce 5326 sayılı Kanun'un 32. maddesinde yer alan "emre itaatsizlik" kabahatinin barışçıl gösterilere dolaylı müdahale edilmesinde kullanılma riski bulunduğuna işaret etmiştir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 87). Dolayısıyla eldeki başvuruda Anayasa Mahkemesi yapacağı değerlendirmeler de bu hususu dikkatli bir şekilde gözetecektir.
56. 5326 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca yetkili merciler tarafından verilen emrin amacı kamu güvenliğinin, kamu düzeninin veya genel sağlığın korunması olmalıdır. Emre aykırı davranışın cezalandırılabilmesi için kanunda öngörülen kabahatin uygulanma koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığı ve kabahatin unsurlarının neler olması gerektiği meselesi Anayasa Mahkemesinin ilgi alanının dışındadır. Buna karşılık yetkili mercinin verdiği emir ya da bu emre aykırı davranışın cezalandırılması anayasal bir hakka müdahale oluşturursa bu müdahale, Anayasa Mahkemesinin ilgi alanında olacaktır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 87).
57. Bir kimse sırf emre aykırı davranmış olması nedeniyle cezalandırılmış ve Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklere bir müdahalede bulunulduğunu kabul etmiş ise Anayasa Mahkemesinin bundan sonra denetleyeceği ilk husus emre aykırılık nedeniyle kamu düzeninin bozulup bozulmadığı, bozulma tehlikesinin bulunup bulunmadığı ya da böyle bir tehlikenin ortaya çıkıp çıkmadığı olacaktır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 88) .
58. Anayasa Mahkemesi usulüne uygun olarak verilmiş bir emre aykırı davranışın varlığını tek başına temel hak ve özgürlüklere müdahale için yeterli kabul edemez. Temel hakka müdahaleyi haklı kılacak olan ve emrin amacı olan kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın bozulduğunun veya bozulma tehlikesinin bulunduğunun da kamu gücünü kullanan yetkili mercilerin kararlarında (örneğin ceza tutanağını düzenleyen polis raporlarında veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan, §§ 51, 53).
59. Yine mevcut başvurularda olduğu gibi göstericilerin şiddet eylemlerine karışmadıkları veya toplantı nedeniyle bir zarar tehlikesinin doğduğunun gösterilemediği durumlarda kamu makamlarının toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına belirli bir ölçüye kadar müsamaha göstermesi gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 81). Barışçıl bir gösteri veya basın açıklaması nedeniyle -somut olayda olduğu gibi- ilke olarak cezai bir yaptırım da uygulanmaması gerekir.
60. Kamu düzeninin bozulduğunun veya bozulma tehlikesinin ortaya çıktığının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilemediği, temel haklara müdahalenin gerçekleştiği her kamu gücü eylem ve işlemi temel hak ve özgürlükleri ihlal edebilir. Somut olayda idarece provokasyon ihtimali, işyerlerinin maddi kayıplarının olabileceği, eğitim-öğretim faaliyeti yürüten özel dershanelerdeki öğrencilerin eğitimlerinin olumsuz yönde etkileneceği, ibadet amacıyla gelen vatandaşların ibadetlerinin sağlıklı ortamda yerine getiremeyeceği ve turistlerin olumsuz şekilde etkilenecekleri gerekçesiyle belli bölgelerin basın açıklaması yapılmayacak alan olarak belirlenmesinin ortaya çıkabilecek bazı zararları önlemek amacına yönelik olduğu açıktır.
61. Bununla birlikte, Valilik kararında belirtilen kamu düzeninin bozulabileceğine ilişkin unsurların somut olayda ortaya çıkıp çıkmadığı veya bu yöndeki tehlikenin varlığının inceleme konusu olayda ne şekilde ortaya çıktığına ilişkin olarak polis tutanaklarında ve Hâkimlik kararlarında herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle idare ve derece mahkemeleri; Valilik kararının gerekçesinde ifade edildiği şekilde başvurucuların yaptıkları basın açıklamasının eğitimi aksattığını, turistleri tedirgin ettiğini, kamu düzenini bozduğunu veya bozma tehlikesi ortaya çıkardığını somut olayla bağlantılı olarak ortaya koyamamışlardır. Bundan başka basın açıklamasına kolluk güçleri veya idare tarafından bir müdahalede bulunulmadığının da altı çizilmelidir.
62.Mevcut başvuruda Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile başvurucuların aynı madde kapsamındaki hakları arasında adil bir denge sağlanamamıştır. Sonuç olarak başvuruculara verilen idari para cezalarının zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğinin ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulduğu söylenemez.
63. Anayasa'nın 34. maddesi barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan kişilere kınanabilir bir olaya karışmadıkları sürece en hafif kabul edilecek cezanın dahi uygulanmamasını temin eder. Zira barışçıl gösteriye katılanlar hakkında gösteri sonrasında idari para cezaları verilmesi gibi yaptırımlar kişilerin haklarını kullanmalarında caydırıcı etkiye neden olabilir(Rıza Gökçen Erus, § 55).Somut olayda başvurucuların sendika üyesi oldukları nazara alındığında uygulanan para cezalarının başvurucuların benzer toplantı veya gösterilere katılmalarında caydırıcı etki doğurabileceği kabul edilmelidir.
64. Dolayısıyla idari para cezası verilmesi nedeniyle başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.
65. Buna göre Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
67. Başvurucular, maddi tazminat olarak para cezasının iadesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
68. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
69. Başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay 2. Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
70. Yeniden yargılama yapılmasına hükmedildiğinden ayrıca tazminata hükmedilmesine gerek görülmemiştir.
71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 2.495,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.475,90 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay 2. Sulh Ceza Hâkimliğine (D. İş 2014/1111, 2014/1113, 2014/1114, 2014/1189, 2014/1195, 2014/1196, 2014/1198, 2014/1200, 2014/1201, 2014/1230, 2014/1413)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların diğer taleplerinin REDDİNE,
E. 2.495,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.475,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/11/2018 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Başvuru, basın açıklaması yapılamayacak alanlar kapsamında olan yerde yapılan basın açıklamasından dolayı idari para cezası uygulanması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Mahkememiz çoğunluğunca, başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılarak, Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Aşağıda açıklanan nedenlerle tarafımızca karara iştirak edilememiştir.
Vatandaşlar tarafından Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) ve Hatay Valiliğine dilekçe ile müracaat edilerek bazı ekonomik ve sosyal nedenlerle araç trafiğine kapalı durumda olan Hatay ili Antakya Merkez Hürriyet Caddesinin belli bir bölümünde eskiden beri yapılagelmekte olan bazı etkinliklerin başka alanlara kaydırılması talep edilmiştir. Valiliğe yapılan başvuruda basın açıklamaları ve diğer toplumsal etkinliklerden dolayı zaman zaman provokasyonların görüldüğü, şiddet olayları meydana geldiği ve böyle olunca da işyerlerinde maddi kayıplar yaşandığı ifade edilmiştir. Başvuruda ayrıca bu bölgede eğitim gören öğrencilerin eğitimlerinin olumsuz yönde etkilendiği, yine turistik niteliği bulunan bu bölgede mevcut olan cami ve kiliseye ibadet amacıyla gelen vatandaşların ibadetlerini sağlıklı ortamda yerine getiremedikleri ve gelen turistlerin oluşan gerginlikten dolayı olumsuz etkilendikleri ifade edilmiştir.
Valilik, sivil toplum kuruluşlarının ve semavi dinlerin temsilcileri, cadde esnafı ile kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin katılımıyla bir dizi toplantı yapmıştır. Anayasa Mahkemesine sunulan belgelerden, toplantıya katılanların büyük çoğunluğunun, belirtilen alanların -trafiğe kapalı alan olması nedeniyle- kültür ve sanat faaliyetlerinin icra edildiği alanlar olarak değerlendirilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Yapılan toplantıların ardından, Hatay Valiliğinin 28.06.2013 tarih ve 3037 sayılı kararı ile talepte belirtilen gerekçelerle anılan bölgede basın açıklaması yapılması yasaklanmıştır. Alınan karar, belediye hoparlörlerinden günde üç defa anons edilmek suretiyle ilan edilmiştir. İlan metninde yasaklanan güzergâh üzerinde 3 adet ibadethane, 10 adet özel eğitim kurumu ve 114 işyeri bulunduğu belirtilmiş ve bu işyerlerinde 1.100 kişinin çalıştığı, özellikle hafta sonları 30.000 vatandaşın bu güzergâhı kullandığı ifade edilmiştir. Ayrıca Valilik kararı tüm yerel radyolar, TV'ler, gazeteler ile odalar, dernekler, sendikalar, siyasi partiler ve vakıflara ayrı ayrı tebliğ edilmiştir. EĞİTİM-SEN'e de 2.7.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
EĞİTİM-SEN tarafından anılan kararın iptali istemiyle dava açılmıştır. Söz konusu davada, Hatay İdare Mahkemesince kararın iptaline karar verilmiş ise de, temyiz incelemesi esnasında Danıştay 10. Dairesi tarafından Mahkeme kararının önce yürütülmesinin durdurulmasına ve nihayetinde bozulmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla Valilikçe alınan karar başvuru konusu olayın yaşandığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunmaktadır.
Mevcut başvuruda başvurucuların öğretmen oldukları ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (EĞİTİM-SEN) üyesi oldukları hatırda tutulmalıdır. Bundan başka başvurucu Ayhan Erkal EĞİTİM-SEN’in Hatay Şube Başkanı, başvurucular Dursun Soydan ve Yusuf Mengilli ise Hatay Şube Yönetim Kurulu üyesidirler. Dolayısıyla başvurucuların valiliğin kararından ve sonraki yargısal süreçlerden haberdar olmadıkları da söylenemeyecektir.
Devletler, barışçıl toplanma hakkını sadece korumakla değil, aynı zamanda bu hakkın kullanılmasına makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten kaçınmakla da yükümlüdürler. Bununla birlikte, asayişin sağlanması veya korunması için, yani bir anlamda hem gösteriye katılan ve hem de gösteri ile ilgi ve bağlantısı olmayan kişilerin güvenliğini de sağlamak ve kamu düzenini korumak için toplantı düzenlemeyi bildirim yahut yer sınırlaması gibi şekil şartlarına bağlayabilirler.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinde; il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanmasının ve önleyici kolluk yetkisinin valinin ödev ve görevlerinden olduğu belirtilmiştir. Söz konusu kurala göre valilik, bahsi geçen görevlerini yapabilmek için gereken karar ve tedbirleri alacak; bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında ise 66. madde hükmü uygulanacaktır. 5442 sayılı Kanun’un 66. maddesinde, il genel kurulu veya idare kurulları yahut en büyük mülkiye amirleri tarafından kanunların verdiği yetkiye istinaden ittihaz ve usulen tebliğ veya ilan olunan karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına muhalefet eden veya müşkülat gösterenlerin veya riayet etmeyenlerin, mahalli mülki amir tarafından Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesi hükmü uyarınca cezalandırılacakları ifade edilmiştir. Aynı hükümde, kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların baş göstermesi halinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan ve usulüne göre ilan olunan karar ve tedbirlere aykırı davrananların, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacakları kurala bağlanmıştır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Emre aykırı davranış" kenar başlıklı 32. maddesinde de; yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye idari para cezası verileceği ve bu cezaya emri veren makam tarafından karar verileceği hükmü yer almaktadır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanunda yer alan düzenlemelerin toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla getirildiği ifade edilmiş ve 2. maddesinde "kabahat" kavramı, kanunun, karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olarak tanımlanmıştır. Bilindiği üzere kabahatler hukuku kurallarıyla devlet, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla, bireylere, yapma veya yapmama şeklindeki davranış yükümlülüklerini tek yanlı olarak dikte etmekte ve bunların ihlal edilmesi halinde yaptırım uygulanacağını söylemektedir. Kabahatler hukukunda bir davranışın yaptırıma bağlanmasının nedeni, söz konusu davranışın bir normu ihlal etmiş olmasıdır.
Bu bağlamda, sonucuna bağlı olmaksızın, salt bir normun ihlal edilmiş olmasının yaptırıma bağlanmasının nedeni normun ihlal edilmesiyle ortaya çıkma olasılığı bulunan ve toplum düzenini bozabilecek veya tehdit edebilecek nitelikteki fiillerin meydana gelmesinin önlenmesidir.
Dolayısıyla bir kısım eylem veya eylemsizlik hallerinin kabahat olarak nitelendirilmesi ve yaptırıma bağlanmasının sebebi yalnızca toplum düzeninin bozulmuş olması değildir. Kimi durumlarda bir eylem veya eylemsizlik, kamu düzeninin bozulma ihtimalini (tehlikesini) önlemek amacıyla kabahat olarak düzenlenebilmektedir. Buradaki kamusal yarar, söz konusu tehlikenin ortaya çıkması ihtimalinin önlenmesidir.
Somut başvuruya konu olayda sendikalara yönelik bir emir çıkarılmadığı gibi, sendikal faaliyetlere veya üyelerinin basın açıklaması yapmalarını engellemeye yönelik olarak da bir emir çıkartılmamıştır. Ayrıca çıkartılan emir, sendikal faaliyetlerin veya basın açıklamalarının içerikleri ile de ilgili değildir. İdari para cezası yalnızca başvurucuların Valilikçe yasaklanan yerde toplantı yapmak suretiyle kamu düzeninin bozulma tehlikesini ortaya çıkarmaları nedeniyle uygulanmıştır. Dolayısıyla mevcut başvuruda başvurucuların cezalandırılmasına temel alınan hukuki çerçevenin genel bir yasaklama tedbiri olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Çoğunluk görüşünde kamu düzeninin bozulduğunun veya bozulabileceğine ilişkin unsurların somut olayda ortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir. Ancak söz konusu kabahat bir somut tehlike suçu olmayıp soyut tehlike suçudur. Yasaklanan eylemin yapılmasıyla yetkili merciin emrine aykırı davranılmış, başka bir deyişle kabahat fiili gerçekleşmiş demektir. Bu sebeple de ayrıca somut bir zararın veya tehlikenin doğup doğmadığının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu kapsamda somut olayda gerçekleştirdikleri yürüyüş ve basın açıklaması ile ibadethanelere gelen kişilerin ibadetlerinin etkilenme derecesinin, eğitim kurumlarında eğitim - öğretim gören öğrencilerin hangi surette etkilendiklerinin; cadde üzerinde bulunan işyerlerinde meydana gelen zarar miktarının ve son olarak bölgeye gelen turistlerin ne şekilde etkilendiklerinin somut olarak tespitinin zorluğu da gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla bir zararın meydana geldiğinin gösterilmesine gerek olmaksızın soyut olarak emre aykırı davranışın gerçekleştirilmesi ile kabahatin işlendiğinin kabul edilmesi gerekir.
Açıkladığım nedenlerle, yasalarla idareye bir kısım mekânlarda basın açıklaması yapılmasını yasaklama yetkisi verilmiş olmasının ve bu yasağa uyulmaması halinde idari para cezası ile cezalandırılmasının toplumsal bir ihtiyacı karşılamadığı söylenemeyecektir. Mevcut başvuruda söz konusu basın açıklamasının öngörülebilir olarak bazı faaliyetlerin aksamasına neden olduğu veya kamu düzenini bozduğu yönünde herhangi bir değerlendirme bulunmasa bile başvurucuların yetkili merciin emirlerine aykırı hareket etmeleri tek başına cezalandırılabilir bir davranıştır ve başvurucuların cezalandırılması toplumsal bir ihtiyacı karşılamaktadır.
Bununla birlikte, başvuruculara uygulanan para cezasının idari nitelikte bir ceza olduğu, adli sicil kayıtlarına işlenmediği, miktar itibarıyla başvurucular üzerinde katlanılması mümkün olmayacak bir ağırlıkta olmadığı dikkate alındığında, başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğu da söylenemez.
Bu nedenle, başvuruya konu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği görüşüyle Mahkememizin sayın çoğunluğunun aksi yöndeki görüşüne iştirak edilememiştir.
Üye