TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
ALİ DURAN BAŞVURUSU
|
(Başvuru Numarası: 2016/10381)
|
|
Karar Tarihi: 10/12/2019
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Üyeler
|
:
|
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
Hicabi DURSUN
|
|
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
Raportör
|
:
|
Burak Cenk İLHAN
|
Başvurucu
|
:
|
Ali DURAN
|
Vekili
|
:
|
Av. Gülabi
SEVEN
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; arama, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki
olmaması ve buna bağlı olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve adil yargılanma hakkının, hukuka aykırı
olarak verilen arama kararı nedeniyle konut dokunulmazlığı, özel ve aile
hayatına saygı haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/5/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar
verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına 27/6/2019 tarihinde karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık
görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
9. Hakkari Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) 27/1/2016
tarihli yazısıyla 26/1/2016 günü saat 23.47'de gelen ihbarda özetle; aralarında
başvurucunun evinin de bulunduğu çeşitli evlerin adresleri bildirilerek, bu
adreslerde on kadar teröristin kaldığının belirtilmesi üzerine şüphelilerin
yakalanabilmesi ve elde edilebilecek suç ve suç unsurları ile tahkikata konu
olabilecek malzemelere mevzuatın ilgili maddeleri gereğince el konulabilmesi
amacıyla gecikmesinde sakınca bulunan hal olduğu ifade edilerek 27/1/2016
tarihinde saat 03.30-08.00 saatleri arasında bir defaya mahsus arama, yakalama
ve el koyma kararı talep edilmiştir.
10. Emniyet Müdürlüğünün söz konusu talebi Cumhuriyet savcısı
tarafından 27/1/2016 günü saat 02.00'da şüphelilerin kaçması, elde edilecek
delillerin yok edilmesi veya yer değiştirmesine karşın gecikmesinde sakınca
bulunan hâl olduğu belirtilmek suretiyle kabul edilerek söz konusu tarih ve
saatler aralığında arama, yakalama ve el koyma kararı yazılı olarak
verilmiştir.
11. 27/1/2016 günü saat 04.05 sıralarında evde başlatılan arama
sonucu başvurucu, saat 04.10 sıralarında yakalanmış ve saat 05.03'te yakalama
ve arama tutanağı düzenlenmiştir.
12. Yapılan arama neticesinde yakalanan başvurucunun bilgi
sahibi olarak ifadesinin alınarak Emniyet Müdürlüğünden serbest bırakılması
yönünde Cumhuriyet savcısı tarafından 27/1/2016 tarihinde yazılı talimat
verilmiştir.
13. Hâkkari Devlet Hastanesince,
başvurucu hakkında saat 05.30 sıralarında genel adli muayene raporu
düzenlenmiştir.
14. Aynı gün saat 05.30 sıralarında düzenlenen yakınlarına haber
verme tutanağından, başvurucunun yakalandığı ve gözetim altına alındığının
oğluna bildirildiği anlaşılmıştır.
15. Başvurucu, bilgisine başvurulmak üzere Emniyet Müdürlüğüne
götürülmüştür.
16. Emniyet Müdürlüğünde bilgisine müracaat edilen başvurucu
27/1/2016 günü saat 06.15'te alınan beyanlarında özetle; ihbara konusu ile
ilgili olarak evinde hiçbir şekilde ve hiçbir zaman örgüt mensubu, eleman,
mühimmat bulunmadığını, PKK/KCK terör örgütü ile hiçbir irtibatının olmadığını,
yaptıkları eylemleri desteklemediğini, kardeşi V.D.nin
beş gün önce askerden geldiğini, o günden beri evinde sürekli misafir
bulunduğunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm organlarını tanıdığını, PKK/KCK terör
örgütünün eylemlerinin şahıslarına ve Hâkkari halkına
zarar verdiğini düşündüğünü ifade etmiştir.
17. Saat 07.05'te düzenlenen salıverme tutanağından,
başvurucunun istememesi nedeniyle çıkış doktor raporu alınmaksızın
salıverildiği anlaşılmıştır.
18. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma
sonucu 2/2/2016 tarihinde, yapılan tüm aramalarda herhangi bir suç unsuruna
rastlanmadığı, ayrıca ihbar dışında yasa dışı herhangi bir faaliyette
bulunduğuna dair somut bir delile ulaşamadığı gerekçesiyle başvurucu hakkında
kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ve bu karar 22/2/2016 tarihinde
kesinleşmiştir.
19. Başvurucu, haksız yakalama sebebiyle 4/12/2004 tarihli ve
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesine dayanarak, 29/2/2016
tarihinde Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır.
Başvurucu dava dilekçesinde özetle; örgüte üye olmak suçunu işlediği iddiasıyla
yaşadığı ikamette kolluk ekipleri tarafından operasyon yapıldığını ve sabaha
karşı evinde yakalandığını, yakalama tutanağı düzenlendiğini, sabaha karşı
hastaneye götürüldüğünü, hakkında yakalama ve gözaltı formu düzenlendiğini,
Emniyet Müdürlüğünde ifadesi alındıktan sonra salıverme tutanağıyla serbest
bırakıldığını, Başsavcılıkça yürütülen soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer
olmadığına dair karar verildiğini, Emniyet Müdürlüğünde kaldığı süre içerisinde
özgürlüğünden alıkonulduğunu, maddi ve manevi olarak zarar gördüğünü,
psikolojik sorunlar yaşadığını ve halen bu sorunları yaşamakta olduğunu, haksız
olarak yakalanması nedeniyle maddi ve manevi zararları olduğunu, 500 TL maddi
ve 900 TL manevi olmak üzere toplam 1400 TL tazminatın yakalanma tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, yargılama giderleri ile vekâlet
ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
20. Tazminat talebini inceleyen Mahkeme, başvurucunun soruşturma dosyasında sadece beyanı
alınmak üzere Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünü ve savunması alındıktan sonra
serbest bırakıldığını belirterek koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası
açılmasının koşulları oluşmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle açılan davanın
reddine 17/5/2016 tarihinde kesin olarak karar vermiştir.
21. Başvurucu 23/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
22. İlgili hukuk için bkz. Hasan
Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, 27/3/2019,
§§ 19-34.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 10/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
Yönünden
24. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen
ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama
giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan ve bireysel başvuru
tarihinde ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan
yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; arama, yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki
olmaması ve buna bağlı olarak açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle
adil yargılanma ve kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, uygulanan
yakalama tedbirine yönelik olması nedeniyle şikâyet Anayasa'nın 19. maddesinin
üçüncü ve dokuzuncu fıkraları kapsamında incelenmiştir (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Hasan Akboğa, § 41).
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
28. Genel ilkeler için bkz.Hasan Akboğa, §§ 43-56.
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
(1) Anayasa'nın
19. Maddesinin Üçüncü Fıkrası Yönünden
29. Başvurucu hakkında Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca
27/1/2016 tarihinde arama ve yakalama kararı verilmiş, yapılan arama sonrasında
başvurucu yakalanarak Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
30. Somut olayda öncelikle başvurucunun yakalanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, soruşturma
kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 90.
maddesindeki hükümler çerçevesinde yakalanmıştır. Dolayısıyla başvurucu
hakkında uygulanan yakalamanın kanuni dayanağı bulunmaktadır.
31. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan yakalama tedbirinin ön
koşulu olan başvurucunun suç işlediğine dair somut belirtilerin bulunup
bulunmadığının irdelenmesi gerekir. Başvurucu hakkında verilen yakalama amaçlı
arama kararında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak başvurucunun ve diğer
bazı şüphelilerin evlerinde on kadar teröristin kaldığı yönünde ihbarda
bulunulduğu belirtilmiştir. Bu itibarla başvurucu yönünden yakalama için
gerekli olan suç şüphesini doğrulayan olguların bulunduğu görülmektedir.
32. Öte yandan başvurucunun hâkim kararı olmadan yakalandığı
gözetildiğinde somut olayda suçüstü hâlinin veya gecikmesinde sakınca bulunan
hâlin bulunup bulunmadığına da bakılmalıdır. Soruşturma makamları başvurucunun
durumunu gecikmesinde sakınca bulunan hâl
kapsamında değerlendirmiştir.
33. Başvurucunun yakalanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu Türk
hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup
isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma
şüphesine işaret eden durumlardan biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için
bkz. Hüseyin Burçak, B. No:
2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran
[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca terör suçlarının
soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bıraktığından
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin
-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir
şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde
yorumlanmamalıdır (Devran Duran,
§ 64). Silahlı terör örgütleri ile ilgili soruşturmaların diğer ceza
soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olabileceği de ortadadır.
34. Soruşturma makamları gecikmesinde sakınca bulunan bir hâlin
bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi konusunda Anayasa Mahkemesine göre
daha iyi bir konumdadır. Hiç kuşkusuz soruşturma makamlarının bu
değerlendirmeleri Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Somut olayda
soruşturma makamlarının gecikmesinde sakınca bulunduğu yolunda ulaştığı kanaate
müdahale edilmesini gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla
Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde yer alan güvencenin
sağlandığı sonucuna ulaşılmaktadır.
35. Ayrıca suç işlediği hakkında somut belirtinin bulunduğu
tespit edilen başvurucunun yakalanmasının amacının bu suç şüphesine ilişkin
soruşturma işlemlerinin yürütülmesini ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını
temin etmek olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Hülya Kar [GK],
B. No: 2015/20360, 27/2/2019, § 20; Hasan Akboğa § 63). Dolayısıyla başvurucunun
yakalanmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayanmadığı söylenemez.
36. Son olarak başvurucu hakkındaki yakalama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Yakalama ve gözaltının ölçülü olup
olmadığının değerlendirilmesinde; yakalama tedbirine başvurulmasının gerekçesi,
kamu makamlarının ve başvurucunun tutumu ile gözaltı süresi gözönünde
bulundurulur (Hasan Akboğa,
§ 64).
37. Somut olayda terör örgütüne üye olmakla suçlanan
başvurucunun 27/1/2016 tarihinde evinde yapılan arama sırasında saat 04.10
sıralarında yakalanmış ve kolluk birimine götürülmüştür. Kolluk görevlilerince
bilgilendirilen Cumhuriyet savcısı, başvurucunun ifadesinin alınarak serbest
bırakılması talimatını vermiştir. Bunun üzerine aynı gün saat 06.15'de bilgi
sahibi sıfatıyla ifadesi alınmış, işlemlerinin tamamlanmasından sonra başvurucu
saat 07.05'de serbest bırakılmıştır. Dolayısıyla evinden alınarak serbest
bırakıldığı ana kadar başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakıldığı sürenin
toplamda yaklaşık olarak 2 saat 55 dakika olduğu anlaşılmaktadır. Soruşturmanın
altı kişi hakkında yürütülerek bu kişilerin ifadelerinin alındığı
gözetildiğinde başvurucunun toplamda yaklaşık olarak 2 saat 55 dakika
özgürlüğünden mahrum kalmış olmasının makul olmadığı söylenemez (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Hasan Akboğa, § 65).
38. Açıklanan gerekçelerle yakalama yoluyla başvurucunun kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 19. maddesinin
üçüncü fıkrasını ihlal etmediğine karar verilmesi gerekir.
(2) Anayasa'nın
19. Maddesinin Dokuzuncu Fıkrası Yönünden
39. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat
istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(e) bendinde, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra
haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine
karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten
isteyebilecekleri düzenlenmiştir.
40. Kanun koyucu Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu
fıkrasındaki güvencenin ötesine geçerek maddenin ilk sekiz fıkrasındaki
güvencelere aykırı olmayan müdahalelerde bile kişinin beraat etmesi veya kişi
hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi durumunda tazminat
ödenmesini güvenceye bağlamıştır. 5271 sayılı Kanun'da yer verilen söz konusu
tazminat hükmünün Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında koruma altına alınan kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik olarak getirilmiş bir güvence olduğu
hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinde
düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının 5271 sayılı Kanun'un 141.
maddesinde yer verilen tazminat davalarında uygulanabilir olduğu açıktır (Hasan Akboğa, §
68).
41. Bu itibarla başvurucunun 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi
uyarınca açtığı tazminat davasının, koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası
açılmasının koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin kanuni
tazminat hakkını ihlal ettiğine yönelik şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin
dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
42. Olayda başvurucu, saat 04.05 sıralarında evinde yapılan
arama sonrasında 27/1/2016 tarihinde saat 05.03'te hakkında Yakalama ve Arama
Tutanağı düzenlenmek suretiyle yakalanmış ve Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
Soruşturmayı yürüten Savcılığın "yakalanan
tüm şahısların bilgi sahibi olarak ifadeleri alınarak salıverilmesi"
yönündeki 27/1/2016 tarihli yazılı talimatı üzerine aynı gün saat 06.15'de
bilgi sahibi sıfatıyla ifadesi alınan başvurucu saat 07.05'te serbest
bırakılmıştır. Öte yandan Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca 2/2/2016 tarihinde
başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
43. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra
5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak açtığı tazminat davası, derece
mahkemesince başvurucunun soruşturma dosyasında sadece beyanı alınmak üzere
Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü ve savunması alındıktan sonra serbest
bırakıldığı, bu nedenle de koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası açılmasının
koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
44. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(e) bendinde, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra
haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine
karar verilen kişilerin maddi ve manevi zararlarını devletten isteyebilecekleri
hükme bağlanmıştır. 5271 sayılı Kanun'da suç isnadına bağlı tutulmanın
tutuklama safhasından önceki kısmı yakalama ve gözaltı şeklinde ikiye ayrılmış
ise de tazminat ödenmesini düzenleyen söz konusu bentte herhangi bir ayrım yapılmaksızın,
yakalandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen
kişilerin maddi ve manevi zararlarının devlet tarafından karşılanması
öngörülmektedir. Kanun'un anılan hükmü yoruma ihtiyaç duymayacak açıklıkta
düzenlenmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin yerleşik içtihadına göre de 5271
sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi uyarınca
devletin tazminat ödeme yükümlülüğünün doğabilmesi için kişinin bir suç isnadı
kapsamında yakalanmış olması yeterli olup anılan Kanun'un 91. ve devamı
maddeleri uyarınca gözaltına alınmış olması zorunluluğu da bulunmamaktadır
(anılan kararlar için bkz. Hasan Akboğa §§ 26-28) . Nitekim, Yargıtayın
söz konusu kararlarında, kolluk görevlileri tarafından yakalanarak ifadesi
alındıktan sonra gözaltına alınmaksızın serbest bırakılan kişilere 5271 sayılı
Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında tazminat
ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Kaldı ki somut olayda başvurucu
yakalandıktan sonra serbest bırakılmamış, soruşturma işlemlerinin tamamlanması
amacıyla Emniyet Müdürlüğüne götürülmüş ve işlemleri tamamlanıncaya kadar
fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 91.
maddesinin (1) numaralı fıkrası gözetildiğinde, yakalama anından serbest
bırakılma anına kadar geçen sürenin gözaltı niteliğinde olmadığı da söylenemez
(Hasan Akboğa,
§ 72).
45. Bu itibarla yoruma imkân vermeyecek ölçüde açık olan kanun
hükmünün yerleşik Yargıtay içtihadına aykırı olarak ve öngörülemez biçimde yorumlanmak
suretiyle başvurucuya tazminat verilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiği değerlendirilmiştir (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Hasan Akboğa, § 73).
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu
fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Özel Hayata Saygı
Hakkı ile Konut Dokunulmazlığı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
47. Başvurucu, sadece bir ihbar üzerine ve hukuka aykırı olarak
verilen arama kararı nedeniyle konut dokunulmazlığı, özel ve aile hayatına
saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının
Anayasa’nın 20. ve 21. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile konut
dokunulmazlığı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmiştir.
49. Anayasa Mahkemesi Hülya
Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma
tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda
yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren
makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme
yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları
kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan
zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî
uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden
makamların daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir
(ilkeler için bkz. Hülya Kar, §§
21-46).
50. Somut olayda, hakkında başlatılan bir soruşturma kapsamında
başvurucunun evinde arama yapıldığı görülmektedir. Başvurucu bu tedbir
nedeniyle konut dokunulmazlığı, özel ve aile hayatına saygı haklarının ihlal
edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin bir soruşturma kapsamında
maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla gerçekleştirildiği
anlaşılmaktadır.
51. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi
kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma
tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi
bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir
hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar
önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka
tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.
52. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma
tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde
başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma
tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru
formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
53. Konut dokunulmazlığı hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının
açık olması nedeniyle başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un
50. Maddesi Yönünden
54. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş, 50.000 TL
maddi, 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca ihlalin
giderilmesi için yargılamanın yeniden yapılmasını istemiştir.
56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler
belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında
ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına
da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın
ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir(Aligül Alkaya ve diğerleri, B.No:
2016/12506, 7/11/2019).
57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,
ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların
giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması
gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§
55, 57).
58. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa
Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi
uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.
Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı
olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve
bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle
Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama
kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan
farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul
hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir
karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini
beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama
kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri
yerine getirmektir. (Mehmet Doğan,
§§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59, 66-67).
59. Somut olayda derece mahkemesinin, yoruma açık olmayan 5271
sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi hükmünü
yerleşik Yargıtay içtihadına aykırı olarak ve öngörülemez bir biçimde
yorumlamak suretiyle başvurucuyu tazminat hakkından mahrum bırakması sebebiyle
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
60. Bu durumda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü
düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda
yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini
ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesine
gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin
reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 2.475 TL vekâlet
ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Özel hayata saygı hakkı ile konut dokunulmazlığı hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL
EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının İHLAL
EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu
fıkrası ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmak üzere Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/54, K.2016/208)
GÖNDERİLMESİNE,
E. Yeniden yargılanmaya hükmedildiğinden maddi ve manevi
tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
10/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.