logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Rıza Şahin, B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

RIZA ŞAHİN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/12909)

 

Karar Tarihi: 22/7/2020

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Rıza ŞAHİN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun kurum içinde yapmış olduğu bir protesto eylemi nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca infaz hâkimliğince yapılan inceleme sırasında, duruşmada hazır bulunmayı talep etmesine rağmen başvurucuya yalnızca ses ve görüntü aktarımı yoluyla duruşmaya katılma imkânı verilmesinin duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal ettiği iddia edilmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu; başvuru tarihinde, terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olarak Bafra T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.

11. 25/4/2016 tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu terör suçlarından hükümlü olan bazı kişiler tarafından Ceza İnfaz Kurumundaki oda ve bahçe kapılarına vurulmaya başlanmıştır. Olayla ilgili tutulan tutanağa göre DHKP-C terör örgütüyle bağlantılı suçlardan hükümlü olan bu kişiler, söz konusu eylemi "Yürüyüş" dergisinin kendilerine verilmemesi nedeniyle yaptıklarını ve adı geçen dergi kendilerine verilene kadar devam ettireceklerini ifade etmiştir. Olay Tutanağı'nda, eylemin 5-6 dakika boyunca devam ettiği ayrıca vurgulanmıştır.

12. Eylem sonrasında başvurucunun da aralarında olduğu bazı hükümlüler hakkında bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Disiplin soruşturmasını yürütmek üzere bir muhakkik görevlendirilmiştir. Muhakkik, birçok Ceza İnfaz Kurumu personelinin olaya ilişkin beyanını almış; haklarında disiplin soruşturması yapılan kişilere olayla ilgili savunma yapmaları için bildirimde bulunmuştur. Başvurucu 27/4/2016 tarihinde savunmasını sözlü olarak vermek istediğini belirtmiştir.

13. Muhakkik, başvurucunun savunmasını sözlü olarak 27/4/2016 tarihinde almıştır. Başvurucu savunmasında genel olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresinin yasal olarak basımı yapılan ve diğer ceza infaz kurumlarında içeriye alınan bir dergiyi kendilerine keyfî şekilde vermediğini, söz konusu keyfî uygulamadan vazgeçilmeyince direnme haklarını kullandıklarını ifade etmiştir. Bundan başka başvurucu, disiplin soruşturmasına konu eylemi adı geçen dergi kendilerine verilene kadar devam ettireceklerini belirtmiştir.

14. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu); disiplin soruşturması sonucunda 28/4/2016 tarihinde, başvurucu hakkında 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde düzenlenen "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak" eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle 2 ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası verilmesine karar vermiştir.

15. Disiplin Kurulunun başvurucu ve diğer hükümlüler hakkında yaptığı değerlendirmenin ilgili kısmı şu şekildedir:

"...Hükümlüler Rıza ŞAHİN, [H.B.Y.], [M.Ç.nin] yasal yollarla haklarını arayacakları yerde Ceza İnfaz Kurumunda kapılara vurmak suretiyle ses çıkardıkları ve diğer hükümlü ve tutuklular arasında korku kaygı paniğe neden oldukları, ayrıca bahsi geçen yürüyüş dergisi ile ilgili olarak Eğitim Kurulu Başkanlığımız tarafından karar verildiği ve bu karara karşı İnfaz Hakimliğine itiraz yolu açık olduğu, hükümlülerin itirazları üzerine söz konusu yürüyüş dergilerinin Bafra İnfaz Hakimliği tarafından değerlendirildiği ve hükümlülerin itirazlarını reddedildiği, söz konusu dergilerin Mahkeme kararına istinaden hükümlülere verilmediği dolayısı ile Ceza İnfaz Kurumu idaresinin keyfiyetle davrandığı iddialarının somut bir delile ve dayanağa dayanmadığı, kanun tüzük ve yönetmelikler doğrultusunda işlem yapan Ceza İnfaz Kurumumuz idaresini bu davranışları sergilemek suretiyle zan altında bırakmak ve kendilerinin yapmış olduğu Ceza İnfaz Kurumu Kanun ve Kurallarına aykırı davranışları için bir mazeret olarak göstermek istedikleri anlaşıldığından,

Hükümlüler Rıza ŞAHİN, [H.B.Y.], [M.Ç.nin] ...ayrı ayrı -2- (iki) ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası ile cezalandırılmalarına ...karar verilmiştir."

16. Disiplin Kurulunun kararından bir gün sonra başvurucu, Amasya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Başvurucu; nakledildiği Amasya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda, Disiplin Kurulu kararına karşı Bafra İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu, şikâyet başvurusunda Disiplin Kurulu kararının keyfî ve hukuka aykırı bir nitelik taşıdığını, Hâkimlik incelemesi aşamasında avukatıyla birlikte savunma yapmak istediğini ifade etmiştir.

17. Hâkimlik, şikâyet üzerine bir tensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi yapmıştır. Tensip incelemesi neticesinde şikâyetin 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun 6. maddesi gereğince duruşma yapıldıktan sonra değerlendirilmesine, başvurucunun savunmasının alınmasına, kendisine delillerinin sorulması için duruşmada hazır edilmesine, ayrıca savunmasını avukat ile yapıp yapmayacağının başvurucudan sorulmasına ve sorulduktan sonra düzenlenecek tutanağın Hâkimliğe gönderilmesine de karar verilmiştir.

18. Hâkimlik 9/5/2016 tarihinde, Tensip Tutanağı'nda alınan kararlara istinaden Amasya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna iki yazı yazmıştır. İlk yazıda Hâkimlik, duruşma tarihi olan 20/5/2016 günü saat 11.05'te Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) odasında başvurucunun hazır bulundurulmasını talep etmiştir. Hâkimlik ikinci yazıda ise başvurucuya Disiplin Kurulu kararıyla ilgili savunmasını avukatı ile birlikte yapıp yapmayacağının sorulmasını ve bu hususta düzenlenecek tutanağın kendisine gönderilmesini talep etmiştir.

19. Hâkimlik tarafından yazılan ikinci yazıya istinaden başvurucuya savunmasını avukatı ile yapıp yapmayacağı sorulmuştur. Başvurucu; ifadesinde savunmasını avukatı aracılığıyla ve Hâkimlik huzurunda yapmak istediğini, SEGBİS ile duruşmaya katılmak istemediğini belirtmiştir.

20. 20/5/2016 tarihli duruşmada SEGBİS odasında hazır bulundurulmak istenen başvurucu, SEGBİS ile ifade vermek istemediğini ve hâkim huzuruna çıkmak istediğini belirtmiş; SEGBİS duruşmasına katılmamıştır. Bu durum üzerine Hâkimlik, başvurucunun savunmasını almamış ve 25/5/2016 tarihli kararı ile şikâyet başvurusunu reddetmiştir. Hâkimlik kararında, öncelikle SEGBİS ile savunma alınmasına ilişkin bir açıklama yapılmış; daha sonra ise şikâyetin esası değerlendirilmiştir.

21. Hâkimlik SEGBİS'e ilişkin değerlendirmede öncelikle ilgili mevzuata (bkz. §§ 28-30) yer vermiş; daha sonra başvurucunun ve diğer şikâyetçilerin başka bir ildeki ceza infaz kurumunda bulunmaları nedeniyle savunmalarını SEGBİS aracılığıyla almak istediğini ancak başvurucu ve diğer şikâyetçilerin SEGBİS yoluyla savunma vermediklerini ifade etmiştir. Hâkimlik ayrıca 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 196. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun savunmasının SEGBİS yoluyla alınabilmesinin mümkün olduğunu, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılabilmesi için SEGBİS kullanımının gerektiğini belirtmiştir.

22. Öte yandan Hâkimlik 4675 sayılı Kanun'da şikâyetçilerin savunmalarının mahkemenin duruşma salonunda alınması şeklinde bir yasal zorunluluk olmadığı sonucuna da varmıştır. Söz konusu açıklamalar sonrasında Hâkimlik, savunma imkânı kendisine tanınmasına rağmen başvurucunun savunmada bulunmadığını ve somut yargılamada savunma hakkının kısıtlanmadığını kabul etmiştir.

23. Hâkimlik, şikâyetin esasına yönelik ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. Hâkimlik öncelikle 5275 sayılı Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesinin yeterli olmadığını, ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bundan başka Hâkimlik; mahpusların -ceza infaz kurumlarının niteliği gereği- ceza infaz kurumlarında diledikleri şekilde eylem yapma özgürlüğünün bulunmadığını, ceza infaz kurumunun güvenliğinin ve düzeninin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebileceğini belirtmiştir.

24. Hâkimlik, genel açıklamalar sonrasında somut olayı değerlendirerek, başvurucunun da aralarında olduğu hükümlülerin bir derginin kendilerine verilmemesi nedeniyle oda ve bahçe kapılarına vurmalarının meşru görülemeyeceğini ifade etmiştir. Oda ve bahçe kapılarına vurmak suretiyle yapılan protesto eyleminin iyi niyetli bir davranış olmadığını belirten Hâkimlik; bu eylemin aynı zamanda ceza infaz kurumunda kalan diğer hükümlü ve tutukluları rahatsız edici bir nitelik taşıdığını, ceza infaz kurumunda korku ve kaygıya neden olabileceğini kabul etmiştir. Son olarak; disiplin cezasına konu eylemin işlendiğinin sabit olduğu, Disiplin Kurulunun eylemi doğru olarak nitelendirdiği ve Disiplin Kurulu kararının hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.

25. Başvurucu 2/6/2016 tarihli dilekçesi ile İnfaz Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. Başvurucu; dilekçesinde öncelikle duruşma salonunda bizzat hazır bulunarak ifade vermek istediği hâlde SEGBİS ile duruşmaya katılmaya zorlandığını, SEGBİS üzerinden savunmada bulunmaması üzerine savunması alınmadan karar verildiğini belirtmiştir. Daha sonra genel olarak İnfaz Hâkimliği kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

26. Bafra Ağır Ceza Mahkemesi 8/6/2016 tarihli kararıyla itirazı reddetmiştir. Başvurucu, mahkeme kararını 14/6/2016 tarihinde öğrendiğini belirtmiş; 30/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

27. Başvurucunun diğer bazı hükümlü ya da tutuklularla birlikte 29/3/2016 ile 28/4/2016 tarihleri arasında on altı kez aynı eylemi gerçekleştirdiği gerekçesiyle hakkında disiplin cezası uygulandığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Disiplin cezası kararları incelendiğinde başvurucunun savunmalarında eylemleri yaptığını kabul ettiği görülmektedir. Ancak başvurucu, savunmalarında genel olarak eylemlerinin yasal bir nitelik taşıdığını ileri sürmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır."

29. 5275 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde düzenlenen ve "Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma" cezasını gerektiren eylem şudur:

"...

d) Kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak.

..."

30. Adil yargılanma hakkı bağlamında duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden ilgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020, §§ 28-42.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 22/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; istedikleri dergiyi Ceza İnfaz Kurumu idaresinin keyfî olarak vermemesini protesto etmek amacıyla oda ve bahçe kapılarına vurarak yapılan bir protesto eylemine katıldığını, söz konusu eylem sonrasında kendisi ve arkadaşları hakkında disiplin soruşturması başlatılıp ceza verildiğini belirtmiştir. Bundan başka başvurucu; bahis konusu eylemle hukuka aykırı nitelikteki bir uygulamanın protesto edildiğini, disiplin cezasının kanuni dayanağının bulunmadığını ileri sürerek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini savunmuştur.

33. Bakanlık görüşünde, başvurucunun diğer iki hükümlü ile birlikte bulundukları odanın kapılarına ve mazgallarına vurmaları nedeniyle cezalandırıldıkları ifade edilmiştir. Bakanlık; söz konusu eylemin bir ifade biçimi olduğunu, eylem nedeniyle başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmasının ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir. Disiplin cezasının ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğunu belirten Bakanlık, anılan müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu ifade ettikten sonra müdahalenin orantılılığı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı hususunda açıklamalarda bulunmuştur.

34. Bakanlığa göre disiplin yaptırımına konu olay, terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunacak toplu bir eylem niteliğindedir. Bakanlık, bu nitelikteki bir eyleme karşı Ceza İnfaz Kurumu idaresinin verdiği ağır bir nitelik taşımayan disiplin cezasının düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeyi amaçladığını belirttikten sonra disiplin cezasının demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kaldığını ifade etmiştir. Öte yandan Bakanlık, verilen disiplin cezasının başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu içinde düzenlenecek etkinliklere katılımını ve diğer haberleşme araçlarını kullanımını engellememesi nedeniyle ölçüsüz olmadığını savunmuştur. Sonuç olarak Bakanlığa göre somut olayda, verilen disiplin cezası ifade özgürlüğünü ihlal etmemiştir.

2. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, bir derginin Ceza İnfaz Kurumuna alınmamasını protesto etmek amacıyla disiplin cezasına konu eylemi gerçekleştirmiş ve söz konusu eylemi bir düşünce açıklama yöntemi olarak kullanmıştır. Bu kapsamda başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetleri ifade özgürlüğü bağlamında incelenecektir.

36. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

37. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altındadır (Murat Karayel (5), B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).

38. Öte yandan ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci maddesinde öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik olarak kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (Murat Karayel (5), § 29; Abdulhamit Babat (3), B. No: 2015/3370, 9/1/2020, § 29).

39. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları 5275 sayılı Kanun’un Sekizinci Bölüm'ünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine göre ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre hükümlü hakkında Kanun’da belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; Abdulhamit Babat (3), § 30).

40. Somut olayda oda ve bahçe kapılarına vurması nedeniyle başvurucu hakkında disiplin cezası uygulanmıştır. Başvuru konusu olayda başvurucunun disiplin cezasına konu eylemi, Ceza İnfaz Kurumu idaresinin bir dergiyi Ceza İnfaz Kurumuna almamasını protesto etmek amacıyla gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.

41. Olay Tutanağı'ndan anlaşıldığına göre olay günü protesto gösterisi 5-6 dakika boyunca devam etmiştir. Bundan başka söz konusu eyleme katılan her üç kişinin de terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak UYAP kayıtlarında, disiplin cezasına konu eylemlerle aynı nitelikteki birden fazla eylemin sürekli bir şekilde başvurucu ve diğer bazı hükümlüler tarafından yapılması nedeniyle başvurucu ve diğer bazı hükümlüler hakkında disiplin cezaları verildiği anlaşılmıştır.

42. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda örneğin yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; Murat Karayel (5), §§ 43, 44; Cihat Özdemir, B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (Murat Karayel (5), § 46; Cihat Özdemir, § 22; Abdulhamit Babat (3), § 31). Dolayısıyla somut olayda başvurucunun gerçekleştirdiği eylemin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı incelenmelidir.

43. Başvurucu ve diğer iki arkadaşının 5-6 dakika süreyle ve bir derginin kendilerine verilmemesini protesto etmek amacıyla oda ve bahçe kapılarına vurmaları Ceza İnfaz Kurumundaki güvenliği veya disiplini bozabilecek ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyebilecek nitelikte bir davranıştır. Bunun yanında eyleme katılan her üç hükümlünün de terör suçundan hükümlü olduğu ve aynı eylemi sık sık tekrarladığı tespit edilmiştir. Bu açıklamalar ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde yapılan eylemin aynı zamanda ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması noktasında özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya yönelik toplu ve sistematik bir eylem niteliğinde olduğu da unutulmamalıdır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Karayel (5), § 46; Cihat Özdemir, § 24; Şükrü Yıldız, B. No: 2015/18720, 9/5/2018, § 27).

44. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumundaki uygulamanın hukuka aykırı olduğuna ilişkin idari veya -Cumhuriyet başsavcılığı başta olmak üzere- yargısal mercilere başvurduğunu ancak bir sonuç alamaması nedeniyle tepkisini oda ve bahçe kapılarına vurmak suretiyle gösterme yoluna gittiğini veya somut olayın koşullarında tepkisini derhâl göstermekte haklı olduğunu Anayasa Mahkemesi önünde ispat edebilmiş değildir.

45. Dolayısıyla başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunmanın gerektirdiği sorumluluğa uygun davranmaması nedeniyle verilen cezanın zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı, başvurulan yöntemden beklenen fayda ile ceza infaz kurumundaki disiplinin sağlanması arasındaki dengenin sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan Ceza İnfaz Kurumu idaresinin takdir payı ile birlikte değerlendirildiğinde başvurucuya eylemi nedeniyle 5275 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca verilen iki ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezasının orantılı olduğu da değerlendirilmiştir.

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun bu kısmının bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; hakkında Disiplin Kurulunca verilen bir disiplin cezasına karşı İnfaz Hâkimliğine şikâyette bulunduğunu, şikâyet incelemesi sırasında duruşma salonunda bizzat hazır bulunarak savunma yapmak istediği hâlde Amasya'da bulunması gerekçe gösterilerek SEGBİS ile duruşmaya katılmaya zorlandığını, bu şekilde savunma vermemesi üzerine savunması alınmadan karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca yapılan uygulama nedeniyle savunmanın yüz yüzeliği ilkesine aykırı davranıldığını, etkin ve sağlıklı savunma yapmasına imkân tanınmadığını ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde; yapılan bazı genel açıklamalar sonrasında ilk olarak başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olduğu, SEGBİS aracılığıyla yapılacak duruşma ile kamu düzeninin ve başvurucunun yaşamının korunmasının amaçlandığı, aynı zamanda nakil sırasında gerçekleşebilecek bir firar olayının önüne geçildiği belirtilmiştir. İkinci olarak kendisini dezavantajlı duruma düşürmeden başvurucuya SEGBİS ile bizzat Hâkimlik huzurunda savunmada bulunması için imkân tanındığı ve itirazlarını mahkeme önünde etkili bir şekilde ileri sürebilmesi için gerekli olan tüm bilgilere ulaşma olanağı verildiği ifade edilmiştir. Üçüncü olarak yargılama faaliyetinin bütünü gözönüne alındığında başvurucuya savunmasını hazırlaması ve itirazlarını mahkeme önünde etkili bir şekilde ileri sürebilmesi için gerekli olanakların sağlandığı ancak başvurucunun herhangi bir gerekçe sunmaksızın savunma hakkından feragat ettiği ileri sürülmüştür.

50. Bakanlık ayrıca başvurucunun savunma hakkından feragat etmesinin geçerliliğinin sorgulanmasına neden olacak herhangi bir sebebin bulunmadığını belirttikten sonra SEGBİS yoluyla başvurucunun savunmasının alınmak istenmesinin yüz yüzelik ve doğrudanlık ilkeleri ile adil yargılanma hakkının görünümleri olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırılık teşkil etmediğini ifade etmiştir. Son olarak Bakanlığa göre Hâkimlik de SEGBİS'in hukukiliğini ayrıntılı bir şekilde değerlendirmiş ve başvurucu yönünden bunun bir hak kaybına yol açmayacağı sonucuna varmıştır. Tüm bu açıklamalar sonrasında Bakanlık; adil yargılanma hakkının gerektirdiği bütün güvenceler sağlanarak kendisine itirazlarını sunma imkânı tanınmasına rağmen başvurucunun bu hakkından kendi isteği ile feragat ettiğini, dolayısıyla somut olayda adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

51. Anayasa'nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

53. Anayasa Mahkemesi daha önce vermiş olduğu birçok kararda, adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu belirterek hakkın kapsamının bu konularla sınırlandırıldığını kabul etmiştir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 23; Nihat Akbulak [GK], B. No: 2015/10131, 7/6/2018, § 35; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, § 44). Öte yandan Anayasa Mahkemesi; ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ya da hükümlüler hakkında uygulanan disiplin cezalarının infazının kişiler üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirmek suretiyle bazı disiplin cezalarının kişisel hak ve bu bağlamda medeni hak niteliğinde olduğunu, söz konusu disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin de medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ifade etmiştir (örnek olarak bkz. Giyasettin Aydın, B. No: 2013/1852, 25/3/2015, § 37; Cihan Yeşil, B. No: 2013/8635, 6/5/2015, § 35; Metin Yamalak (2), B. No: 2013/9450, 13/4/2016, § 59).

54. Somut olayda başvurucu, aldığı disiplin cezasının infazından dolayı ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılacağından anılan içtihatlardan hareketle söz konusu cezanın da medeni hak niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla hakkında uygulanan disiplin cezası nedeniyle başvurucunun yaptığı şikâyetin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığının ve somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinin uygulanmasının mümkün olduğunun kabul edilmesi gerekir.

55. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de görülmediğinden adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

56. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

57. Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılama kavramından hareket ederek adil yargılama hakkının gereklerini saptamıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında adil yargılanma hakkının gereklerinden birinin de duruşmada hazır bulunma hakkı olduğunu birçok kararında vurgulamıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının duruşmada hazır bulunma hakkını da kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Emrah Yayla, § 59; Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, § 73).

58. Tarafların duruşmada hazır bulunma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Anılan hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı değil duruşma sürecini dinlemeyi, takip etmeyi, iddia/savunmaları destekleyecek şeyleri ileri sürmeyi de içerir. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma hakkının tarafların yargılamaya etkili katılmaları ile doğrudan ilişkisi vardır. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere tarafların duruşmada hazır bulunmasının sağlanması çelişmeyi gerçekleştirmektedir. Böylelikle taraflar gösterdikleri kanıtlardan ve sundukları görüşlerden bilgi sahibi olmakta ve bunlarla ilgili görüşlerini bildirebilme imkânını elde etmektedir (Emrah Yayla, § 60; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 77).

59. Diğer taraftan medeni hak ve yükümlüklere ilişkin uyuşmazlıklar açısından tarafların duruşmada hazır bulunması, onların iddia ve savunma imkânlarını doğrudan kullanmalarına ve uyuşmazlıkla ilgili olan taleplerini huzurda açıklamalarına olanak tanımaktadır. Taraflar duruşmada bizzat hazır bulunmak suretiyle teknik ve fiziksel engeller bulunmaksızın delillerini ileri sürebilmekte ve diğer tarafça gösterilen delillere itiraz etmek ve davasını bizzat savunmak suretiyle kararı etkileme imkânını elde etmektedir (Emrah Yayla, § 61).

60. Somut olayda başvurucunun SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılımının sağlanmaya çalışılması nedeniyle başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahalenin olduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

61. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan duruşmada hazır bulunma hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.

62. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

63. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

64. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta olan başvurucunun İnfaz Hâkimliğince açılan duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddedilmesi 4675 sayılı Kanun'un 6. maddesinin yollamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasına dayanmaktadır. Dolayısıyla anılan müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

 (2) Meşru Amaç

65. Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması görevi de verilmiştir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir (AYM, E.2013/85, K.2013/95, 22/9/2010). Dolayısıyla tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transferleri nedeniyle oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamaların hızlandırılması sebebiyle duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer bir değerlendirme için bkz. Emrah Yayla, § 67).

iii. Ölçülülük

 (1) Genel İlkeler

66. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38; Şehrivan Çoban, § 89).

67. Buna göre duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda da ifade edildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir (gereklilik kavramına ilişkin bazı açıklamalar için bkz. Emrah Yayla, § 69; Şehrivan Çoban, § 90).

68. Duruşmada hazır bulunma asıldır ve bu hak istisnai olarak sınırlandırılabilir. Duruşmada hazır bulunma hakkı, ceza hukukunun çekirdeğini oluşturan konularda daha katı bir biçimde uygulanırken anılan kategorilere girmeyen medeni hak ve yükümlüklere ilişkin uyuşmazlıklarda daha esnek şekilde uygulanabilir. Bu durumda bile gerçekleştirilen işlemin niteliği ile davanın özelliklerinden ötürü ilgili tarafın duruşma salonunda fiziksel olarak yer alması gerekebilir (Emrah Yayla, § 70; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 91).

69. Dolayısıyla ölçülülük ilkesi açısından -duruşmada hazır bulunma ilgili usul hukuku kurallarına göre zorunlu olsun ya da olmasın- başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışları gibi duruşmada hazır bulunmayı zorunlu kılan olguların bulunup bulunmadığı, yargılamanın niteliği, şekli ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığı hususları değerlendirilmelidir. Özellikle geleneksel ceza hukuku kategorilerine dâhil olmayan veya medeni hak ve yükümlüklere ilişkin uyuşmazlıklarda delil ve ifadelerin sözlü olarak sunulmasını veya tanıkların sorgulanmasını gerektirecek -inandırıcılıkla ilgili- sorunların ya da kişilerin duruşmada bizzat bulunmasını zorunlu kılacak olayların var olmadığı, taraflara iddialarını yazılı olarak sunma ve aleyhindeki delillere itiraz etme imkânının tanındığı hâllerde kişilerin duruşmada bizzat bulunması gerekli görülmeyebilir (Emrah Yayla, § 71).

70. Bilindiği üzere SEGBİS; UYAP'ta ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı ses ve görüntü bilişim sistemi olarak tanımlanmaktadır (Erdal Korkmaz ve diğerleri, B. No: 2013/2653, 18/11/2015, § 99). Esasen SEGBİS'in suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklar ile medeni hak ve yükümlülüklere -ve bu bağlamda cezaların infazına- ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanması kategorik olarak Anayasa'ya aykırı bir durum değildir. Bununla birlikte SEGBİS'in kullanılması yoluyla duruşmaya katılmanın duruşmada bizzat hazır bulunmaya göre kişilere kendilerini yargı makamları önünde sözlü olarak ifade etme ve yargılama sürecine aktif olarak katılım sağlama yönünden daha sınırlı bir menfaat sağladığı da gözardı edilmemelidir. Bu durumda kişinin duruşmada bizzat hazır bulunma hakkına belirli ölçüde sınırlama getiren bir uygulama olan SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının neden gerekli olduğu derece mahkemelerince gösterilmelidir (Emrah Yayla, §§ 72, 73; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, §§ 92, 93).

71. Müdahalenin gerekli olduğunun ortaya konulduğu hâllerde ise başvurucunun duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediği ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan tarafın diğer tarafça ileri sürülen görüş ve kanıtlar hakkında bilgi sahibi olup olamadığı veya bunlarla ilgili yorum yapıp yapamadığı, dezavantajlı duruma düşürülmeksizin davaya etkili katılımının sağlanmasında makul bir fırsata sahip olup olmadığı hususları detaylı bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Orantılılık açısından yapılacak değerlendirmede, yokluğunda gerçekleştirilen işlemin ilgili tarafın duruşmada fiziken hazır bulunmasını gerektiren (esaslı) nitelikte bir işlem olup olmadığına da bakılmalıdır (Emrah Yayla, § 74; suç isnadı altındaki kişiler yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Şehrivan Çoban, § 94).

72. Diğer taraftan duruşmada hazır bulunma hakkından açıkça veya örtülü şekilde feragat edilmesi mümkündür. Her iki durumda da feragatin tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olması ve aynı zamanda kamu yararına aykırılık taşımaması gerekir. Duruşmada hazır bulunma hakkından feragat, ilgili tarafa bu haktan vazgeçmesiyle orantılı asgari güvenceler sağlanmadıkça kamu yararına uygunluk taşımayabilir. Ayrıca örtülü feragatin geçerli olabilmesi için feragat eden tarafın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla yetkili yargı organlarının bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamaları gerekir (Emrah Yayla, § 75).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

73. Başvuru konusu olayda Hâkimlik, ilgili mevzuat hükümleri gereğince başvurucunun da aralarında olduğu şikâyetçilerin savunmalarının alınması ve delillerinin sorulması amacıyla duruşmalı inceleme yapmaya karar vermiştir. Duruşma tarihinde başvurucunun Ceza İnfaz Kurumundaki SEGBİS odasında hazır edilerek duruşmaya video konferans bağlantısı üzerinden katılması istenmiştir. Başvurucunun anılan yöntemle savunma yapmak istemediğini bildirmesi üzerine bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın yargılamaya devam edilmiştir.

74. Hâkimlik, Cumhuriyet savcısından mütalaa aldıktan sonra başka herhangi bir işlem yapmaksızın dosyadaki mevcut bilgi ve belgeleri değerlendirerek başvurucunun disiplin cezasına karşı şikâyetini reddetmiştir. Ret kararında Hâkimlik; başvurucunun başka bir ildeki ceza infaz kurumunda bulunması nedeniyle SEGBİS üzerinden savunmasının alınmaya çalışıldığını, yargılamanın süratle sonuçlandırılması için bu yöntemin bir zorunluluk olduğunu, kaldı ki 4675 sayılı Kanun'da şikâyetçilerin bizzat duruşma salonunda savunmalarının alınması şeklinde bir zorunluluğun olmadığını ifade etmiştir.

75. Ölçülülük ilkesi açısından ilk olarak müdahalenin elverişli olup olmadığı incelenmelidir. Somut olayda ceza infaz kurumunda hükümlü bulunan başvurucunun SEGBİS yoluyla duruşmaya katılımının sağlanmak istenmesinin amacının başvurucunun başka bir ildeki ceza infaz kurumunda bulunması karşısında ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transferi nedeniyle oluşabilecek gecikmelerin azaltılması ve yargılamanın hızlandırılmasıdır. Hâkimlik, SEGBİS yöntemiyle sorgunun yapılmasının yasal bir imkân olduğu ve somut olayda duruşma salonuna transfere ihtiyaç bulunmadığı inancındadır. Buna göre yargılamanın uzun sürmemesi gibi meşru bir amaca ağırlık verilerek duruşmada hazır bulunma hakkına sınırlama getirilmesi anlaşılabilir bir durumdur. Başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin makul sürede yargılama yapılması amacına ulaşılması bakımından elverişli bir araç olduğu söylenebilir.

76. İkinci olarak müdahalenin gerekli olup olmadığı incelenmelidir. Somut olayda başvurucuya ziyaret yasağı cezası verilmiş olup başvurucu, İnfaz Hâkimliği önünde bu cezayı şikâyet etmiştir. Başvuruya konu uyuşmazlığın -klasik idari veya hukuk yargılamalarından farklı olsa bile- medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olduğu ve bu tür uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği tartışmasızdır. Dolayısıyla infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebilir.

77. Somut olayda başvurucunun disiplin cezasına konu eylemi, temel olarak İnfaz Kurumu idaresinin bir dergiyi Ceza İnfaz Kurumuna almamasından kaynaklanmaktadır. Disiplin cezası kararından anlaşıldığına göre söz konusu uygulama, ceza infaz kurumlarının ilgili kurullarının aldığı bir karara dayanmakta olup bahis konusu karar İnfaz Hâkimliğinin incelemesinden de geçmiştir. Bu durum dikkate alındığında somut olayda maddi olgulara ilişkin çok fazla ihtilafın bulunmadığı anlaşılmaktadır.

78. Bu bağlamda yargılamanın karmaşık bir niteliğinin olmadığı ve şeklî bir incelemeden ibaret olduğu görülmektedir. Bunun yanında yargılama konusu uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında olduğu ve yargılamada delil ve ifadelerin sözlü olarak sunulmasını veya tanıkların sorgulanmasını gerektirecek -inandırıcılıkla ilgili- sorunların bulunmadığı anlaşılmaktadır. Aynı zamanda başvurucu hakkında uygulanan disiplin yaptırımının hücre hapsi gibi ağır sonuçlar doğuran bir nitelik taşımadığı da açıktır.

79. Öte yandan başvurucu, Amasya'daki bir ceza infaz kurumunda hükümlü olup başvurucunun şikâyeti de başka ilde bulunan Bafra İnfaz Hâkimliğince incelenmiştir. Hâkimlik de özellikle bu durumu dikkate alarak başvurucunun savunmasının SEGBİS vasıtasıyla alınmasına karar vermiştir. Hâkimlik ayrıca şikâyete konu disiplin yaptırımının dayanağını oluşturan olayla ilgili olarak başvurucunun savunmasını almaya çalışması haricinde herhangi bir esaslı işlem yapmamıştır. Tüm bu nedenlerle somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin gerekli olmadığının söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır.

80. Son olarak başvurucunun duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediğinin ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada somut olay değerlendirildiğinde duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan başvurucunun yargılamanın diğer tarafını oluşturan Ceza İnfaz Kurumunun disiplin cezası kararından ve bu karara ilişkin bilgi ve belgelerden haberdar olduğu açıkça görülmektedir. Nitekim başvurucu, şikâyet dilekçesinde disiplin cezasına karşı ayrıntılı açıklamalarda bulunmuş; herhangi bir şekilde diğer tarafa göre dezavantajlı duruma düşürülmemiştir. Bundan başka yargılama sürecinde başvurucunun yokluğunda herhangi bir esaslı işlemin yapıldığı da tespit edilmemiştir. Sonuç olarak somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin orantılı olmadığının söylenemeyeceği değerlendirilmiştir.

81. Açıklanan gerekçelerle duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğu, aynı zamanda ölçülü olduğu anlaşıldığından Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 22/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(Rıza Şahin, B. No: 2016/12909, 22/7/2020, § …)
   
Başvuru Adı RIZA ŞAHİN
Başvuru No 2016/12909
Başvuru Tarihi 30/6/2016
Karar Tarihi 22/7/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun kurum içinde yapmış olduğu bir protesto eylemi nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca infaz hâkimliğince yapılan inceleme sırasında, duruşmada hazır bulunmayı talep etmesine rağmen başvurucuya yalnızca ses ve görüntü aktarımı yoluyla duruşmaya katılma imkânı verilmesinin duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal ettiği iddia edilmiştir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Duruşmada hazır bulunma hakkı (ceza) İhlal Olmadığı
İfade özgürlüğü Ceza infaz kurumunda ifade Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 37
43
4675 İnfaz Hakimliği Kanunu 4
6
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 196
KHK 694 Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 147
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 43
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi