logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ö.U., B. No: 2016/62587, 23/6/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Ö.U. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/62587)

 

Karar Tarihi: 23/6/2020

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Ö.U.

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklanma sonrasında kelepçe takılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucunun aralarında hukuki ve fiilî irtibat olduğu değerlendirilen benzer şikâyetlerinin yer aldığı 2018/7909 sayılı bireysel başvurusuyla bu başvurunun birleştirilmesine karar verilmiştir.

5. Komisyonun 31/10/2019 tarihli kararıyla başvurucunun gizlilik talebinin kabulüne, başvurunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ayrımcılık yasağına yönelik şikayetlere ilişkin kısmının kabul edilemez olduğuna, kötü muamele yasağına yönelik şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. 1969 doğumlu olan başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz darbe teşebbüsü ertesinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle 19/7/2016 tarihinde Elazığ Sulh Ceza Hâkimliğince (Hâkimlik) tutuklanmış ve Elazığ Kapalı E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) konulmuştur.

11. Başvurucu, Hâkimliğin tutuklama kararından sonra İnfaz Kurumuna nakledilmek üzere Adliye koridorunda beklerken gerekmediği hâlde yirmi hâkim ve savcıyla birlikte kendisine de kelepçe takılarak Adliye ve İnfaz Kurumu personelinin önünde teşhir edilmesi nedeniyle kolluk görevlileri hakkında Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur.

12. Savcılık 23/9/2016 tarihli kararıyla, görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturma sonunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"CMK'nın 93. maddesinde 'Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına veya kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı durumunda kelepçe takılabilecektir'. Kanun koyucu 'Yönetmelik' başlıklı CMK'nın m.93'de; yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin nasıl kelepçeleneceğini, bunun kolluğun takdirine bırakılsa bile genel şartlarının neler olacağına dair bir yönetmelikle düzenleme yapılmasını öngörmemiştir.

Kelepçenin takılma şekli ve şartları CMK'nın m.93'de gösterilmeyip, bu konuda bir uygulama yönetmeliği olmasa da; Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Yönetmeliği m.7 ile 19/10'da, CMK m.93'e paralel düzenlemelere yer verilmiş ve nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hallerinde kelepçe takılabileceği ve 19/10. maddesinde çocuklara kelepçe ve benzeri aletler takılamayacağı, ancak zorunlu hallerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya başkalarının hayat veya beden bütünlükleri bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından gerekli önlemler alınabileceği hükme bağlanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeler karşısında yasa koyucunun kolluk görevlilerine kelepçe takılması konusunda bir takdir hakkı tanıdığı, tutuklama işlemi sırasında ceza evine nakledilecek tutuklu sayısının fazla oluşu ve cezaevine tutuklanan kişilerin güvenli şekilde nakli hususunda sorumluluğun kolluk görevlilerinde olduğu hususu göz önüne alındığında şüphelilerin görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettiğine ilişkin delil ve emare bulunmadığı anlaşılmakla,

Yasal unsurları itibariyle oluşmayan suç ile ilgili olarak şüpheli/şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına..."

13. Savcılık kararına başvurucunun yaptığı itiraz, Elazığ 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 18/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 25/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Başvurucu 4/3/2019 tarihli ek beyan dilekçesiyle sanık olarak yargılandığı davada Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2019 tarihli kararıyla beraat ettiğine dair duruşma tutanağını başvuru dosyasına eklemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı tedbirlerin kullanılması" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;

a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,

b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,

c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,

Kullanılabilir."

17. 5275 sayılı Kanun'un "Nakillerde alınacak tedbirler" başlıklı 58. maddesi şöyledir:

"(1) Hükümlülerin kuruma veya başka bir yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır.

 (2) Hükümlü, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez. Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemez."

18. 17/12/1983 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 45. maddesinin (f) bendi şöyledir:

"Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar."

B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya (B. No: 20972/92, 16/12/1997, §§ 52-59) kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa hatta haksız bir tutma nedeniyle uygulansa da olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen başvurucunun ruhsal durumu ile ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir.

20. Çocuk hükümlünün mahkemeye sevki sırasında kelepçe takılarak hareketlerinin kısıtlanmasını Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında bir muamele olarak görmeyen AİHM'e göre nakil sırasında kendisini veya başkasını yaralamasının engellenmesi amacıyla sabıkası bulunan başvurucu çocuğun yetişkinler gibi kelepçeli olarak sevkinin sağlanması, Sözleşme bakımından sorun oluşturmamaktadır (D.G./İrlanda, B. No: 39474/98, 16/8/2002).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 23/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu; hakkında verilen tutuklama kararı sonrasında İnfaz Kurumuna götürülmek üzere adliye koridorunda beklediği esnada kaçma şüphesi olmamasına rağmen kolluk görevlilerinin takdir hakkını kötüye kullanarak ellerini kelepçelediklerini, bu şekilde daha önce aynı Adliyede birlikte çalıştığı Adliye personeli ve İnfaz Kurumuna girerken Kurum personeli önünde teşhir edilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüşünde; başvurucunun kamuya teşhir edilmesi gibi bir durumunun söz konusu olmaması, uygulanan tedbirin olayın kendine özgü koşulları altında mutlak surette gerekli olanın ötesine geçmemiş olması nedeniyle kelepçe takılması tedbirinin kötü muamele olarak değerlendirilebilmesi için gerekli olan asgari ağırlık seviyesini aşmadığı belirtilmiştir.

24. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki ifadelerini tekrar etmiş; ayrıca tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle kelepçe takılmasının kanuni şartları taşımadığını, kolluk personelinin teşhir etme amacının olduğunu belirtmiştir.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın“Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

''Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

26. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

27. Diğer taraftan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme’nin 3. maddesi herhangi bir sınırlama öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna öngörmemiştir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 33).

28. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme, içirme gibi muameleler kötü muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90). Mahpuslar, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirken (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunda güvenliğin sağlanmasına yönelik kabul edilebilir, makul gerekliliklerin olması durumunda sahip olunan haklar sınırlanabilir (Turan Günana, § 35).

29. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz." şeklindeki kural mahpuslara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus, 5275 sayılı Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine aynı Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir." şeklinde düzenleme ile açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir mahkûmiyet veya tutuklama kararının infazında mahkûmlar veya tutuklular için sağlanacak şartlar insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, § 36).

30. Ceza infaz kurumlarında kötü muamele olarak kabul edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu nedenle mahpuslar için bir ceza infaz kurumundaki yaşam tüm yönleriyle değerlendirilmelidir. Ceza infaz kurumlarındaki yaşam, mahpuslara sunulan aktivitelerin genişliğinden mahpuslar ve ceza infaz görevlileri arasındaki ilişkilerin genel durumuna kadar geniş bir alanda değerlendirilmelidir (Turan Günana, § 37). Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan bir mahpusun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların mahpusları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir (Turan Günana, § 39).

31. Yukarıda ifade edilen tüm hususların yanında ilave olarak bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiğini ifade etmek gerekir.Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

32. Tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumu dışında bulundukları süre boyunca kaçmalarının önlenmesi, kendilerine veya başkalarına zarar verme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla kolluk görevlileri tarafından kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların kullanılması kural olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmamaktadır. Ancak bu tür tedbirlerin alınıp uygulanmasında tutuklu veya hükümlülerin fiziksel veyahut ruhsal durumları ile tedbirin olası olumsuz etkilerinin birlikte dikkate alınarak bir sonuca ulaşılması gerekir.

33. Elbette bu araçların kullanımında kamu makamlarının takdir yetkisini, alınan tedbirin amacını aşacak boyutta keyfî veya gereksiz kullanmaları kötü muamele kapsamında kalabilmektedir. Bu durumda öncelikle değerlendirilmesi gereken husus, alınan tedbirin makul seviyede sayılıp sayılmayacağı ve sonuçları bakımından hakkında tedbir uygulanan kişideki fiziksel ve ruhsal etkilerinin kötü muamele sayılması için aranan eşiği aşıp aşmadığıdır.

34. Somut olayda başvurucu, tutuklandıktan sonra İnfaz Kurumuna nakledilirken kelepçe takılması nedeniyle daha önce birlikte çalıştığı kişilerin önünde gerekmediği hâlde kelepçeli olmasından şikâyet etmektedir. Soruşturma makamı tarafından, İnfaz Kurumuna nakledilecek tutuklu sayısının fazla olması nedeniyle nakillerin güvenli şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla kelepçe kullanıldığı belirtilerek kolluk memurları hakkında ceza davası açılmamasına karar verilmiştir.

35. Hakkında tutuklama kararı verilen başvurucunun hareketlerinin kısıtlanması amacıyla başvurucuya kelepçe takılması -nakil güvenliğinin sağlanması gerekçesi dikkate alındığında- makul bir tedbir kapsamında sayılmaktadır. Tutuklamanın haksız olmasının sonradan anlaşılması hâlinde dahi bu uygulamanın makul olmadığı tespitini yapmak somut başvuru açısından mümkün görünmemektedir.

36. Kaldı ki hukuki bir muamelenin kötü muamele kapsamında kalması için aranan asgari eşik değerlendirmesinde muamelenin sonuçlarının ortaya konması büyük öneme sahiptir. Bu bağlamda yapılan hukuki bir uygulamanın kötü muamele yasağı bakımından aranan eşiği aşması için söz konusu müdahalenin başvurucunun fiziksel veya ruhsal bütünlüğü üzerinde olumsuz etki yarattığına ilişkin makul kanıtların varlığı gerekmekte olup onurunun zedelendiği iddiası dışında başvurucunun herhangi bir kanıtı soruşturma veya başvuru dosyasına sunmamış olduğu anlaşılmaktadır.

37. Öte yandan somut uygulamanın kolluk memurları tarafından teşhir edilme amacıyla yapıldığı iddia edilmiş ise de bu iddiayı destekleyen bir olgu başvuru dosyasına yansımamıştır. Bu durumda başvurucunun tutuklandıktan sonra nakli sırasında kelepçe kullanılmasının ve bu şekilde görülmesinin tek başına kötü muamele yasağının oluşması bakımından aranan asgari bir ağırlık derecesine ulaşmadığı değerlendirilmiştir.

38. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağına ilişkin bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 23/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ö.U., B. No: 2016/62587, 23/6/2020, § …)
   
Başvuru Adı Ö.U.
Başvuru No 2016/62587
Başvuru Tarihi 28/11/2016
Karar Tarihi 23/6/2020
Birleşen Başvurular 2018/7909

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklanma sonrasında kelepçe takılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kamu görevlisinin güç kullanımı /sözlü veya fiziksel şiddet iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 50
Yönetmelik 17/12/1983 Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği 45
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi