TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA KÜÇÜKASLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/65541)
Karar Tarihi: 12/2/2020
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
Ali Rıza SÖNMEZ
Başvurucu
Mustafa KÜÇÜKASLAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/11/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile -Çorlu Adliyesinde hâkim olarak görev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.
11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı üzerine başvurucu, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
12. Başvurucu, aynı tarihte Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesinin müdafii huzurunda alınması sonrasında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanması istemiyle Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
13. Başvurucunun sorgusu Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğinde 18/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazır bulunmuştur. Başvurucuifadesinde özetle liseyi bitirdikten sonra Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak çalışmaya başladığını, hâkim adaylığı sınavını kazanmasının ardından da 2004 yılında mesleğe başladığını, 2013 yılında Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandığını, 2015 yılındaki kararname ile de Çorlu Hâkimliğine tayin edildiğini, darbe teşebbüsünün yaşandığı tarihte memleketi Konya'da yıllık izinde olduğunu, darbe teşebbüsüne doğrudan katılan kişilerle herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, hakkındaki yakalama ve gözaltı kararını öğrenir öğrenmez Çorlu'ya geldiğini, dolayısıyla kaçma şüphesinin bulunmadığını, isnat edilen suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafii, dosyada atılı suçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiştir.
14. Sorgu sonucunda başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:
" ... isnad edilen suçun şüpheli tarafından işlendiğine dair somut delil ııiteliğindeki; soruşturma dosyasmda mevcut Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genet Sekreterliği ... Sayılı şüphelilerin darbeye teşebbüs eylemlermin ardında olduğu belirtilen FETÖ Terör Örgütü ilc ilişkilendirmeleri sonucu tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına dair yazısı, bu yazıya dayanak teşkil eden HSYK 3 Dairesi .... soruşturma izni verilmesi teklifi ve HSYK 2 Daire .... sayılı görüşme tutanağına göre şüphelinin de aralarında bulunduğu darbe girişiminde bulunan FETÖ/ PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile birlikte şüphelinin de fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduğuna dair kuvvetli delil ve şüphe bulundultundanbu kapsamında HSYK soraşturmasmın ve darbe kalkışmasına dair soruşturmalarm devam etmesi, darbe katkışmasında ve darbenin başarılı olması halinde sonrasında uyumlu olduğu değerlendirilen şüphelinin devlet içinde bulundukları Hakimlik Savcılık makamı itibariyle sahip oldukları nitelik ve vasıfları, şüpheli hakkındaki başlatılan soruşturmanın önem ve mahiyeti: şüphelinin savcılıktaki ifadesi ve hakimliğimizdeki ayn ayrı sorgusu birlikte değerlendirildiğinde; şüphelinin müsned suçu işlediğine dair 5271 sayılı CMK,' nın 100/1. maddesi gereği somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi bulunduğu, şüpheli üzerine atılı isnad edilen suçlamanın 5271 sayılı CMK 100/3. uyarınca katalog suçlardan olduğu ve tutuklama nedeni bulunduğu; ülke çapındaki bir çok şehit1erin verildiği, çatışmaların yaşandığı, TBMM'nin bombalandığı Cumhurbaşkanma saldırı düzenlendiği sivil halkın üzerine rastgele ateş edildiği, MİT'in bombalandığı, emniyettin bazı birimlerine ve askeri tesislere yönelik saldırtların yapıldığı, bu anlamda işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlcmi değerlendirildiğinde şüpheli hakkında adli kontrol tedbirinin uygulamasından sonuç alınamayacağı hususunda hakimliğimizde oluşan kanaat ve ölçülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemiolan adli kontrol redbirinin uygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç, ortaya çıkan netice dikkate alındığında yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeycceği değerlendirilmekle şüphelinin tutuklanması talebinin kabulü ile ... TUTUKLANMASINA... [karar verildi.] "
15. Başvurucu tutuklama kararına 18/7/2016 tarihinde itiraz etmiş, Tekirdağ 1. Sulh Ceza Hâkimliği 19/7/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.
16. Çorlu Sulh Ceza Hâkimliği 7/10/2016 tarihinde, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
" ...isnad edilen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu nedeniyle şüpheliler hakkındaki HSYK Genel Kurulu'nun tutuklu şüphelilerin Fetö Pdy terör örgütü ile üyeliklerine dair görevden uzaklaştırılmaları kararı nedeniyle somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeninden dolayı tutuklandıkları, devam eden süreçte tutuklu şüphelilerin HSYK'nın ... kararları ile hakim savcılık mesleğinden aynı gerekçe ile ihraç edildikleri, tutuklu şüphelilerin tahliyesini gerektirecek nitelikte şüpheliler lehine yeni delil bulunmadığı, şüpheliler yönünden ayrı ayrı tutuklanmalarına esas kararlarında belirtilen somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedeninin varlığını sürdürdüğü, soruşturmanın sürmekte olduğu ve şüphelilerin salıverilmesini gerektirecek nitelikte hukuki durumlarında ve delil durumunda bir değişiklik bulunmadığı, 5271 sayılı CMK katalog suç düzenlemesine göre tutuklama nedeni bulunduğu, şüphelilere isnad edilen suçun niteliği, 15/07/2016 gecesinde Türk tarihinde görülmemiş şekilde halkın üzerine, halkın temsilcilerinin üzerine, devlet başkanına dönük saldırılar silahlı saldırılar düzenlendiği, tutuklu şüphelilerin belirlenen eylemler ile irtibatına dair HSYK kararı çerçevesinde tutuklama kararının ölçülü olduğu, adli kontrol tedbirlerinin beklenen yararı sağlamayacağı nazara alınarak ... şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLULUK HALLERİNİN DEVAMINA... [karar verildi.] "
17. Başvurucu karara itiraz etmiş, Tekirdağ 1. Sulh Ceza Hâkimliği 27/10/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.
18. Anılan karar, başvurucuya 2/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 25/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
22. Soruşturma belgeleri incelendiğinde, bazı kişilerin başvurucu hakkında anlatımlarının bulunduğu görülmüştür. Bu beyanların ilgili kısımları şöyledir:
i. İ.O. (HSYK eski üyesi) 23/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli olarak verdiği ifadesinde "Kendisi bakanlıkta memur olarak çalıştığı dönemde hukuk fakültesini bitirmişti. Kendisi Feıullah Gülen cemaati ile ilgisi olmadığını biliyorduk. Bir yerden başlasın diye Hakkari'ye ACM Başkanı yapılmasına karar verdik." şeklinde beyanda bulunmuştur.
ii. S.Ö. (eski Çorluhâkimi) 12/3/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında "İsmini Mustafa olarak biliyorum. Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2013-2015 yılları arasında başkan olarak görev yapmış, Çorlu Adliyesine 2015 yılında atandığında yukarıda ismini vesoy ismini söylediğim M. Ö. ile birlikte takıldılar. FETÖ Mensubudur" şeklinde ifadede bulunmuş, fotoğraf üzerinden yaptırılan teşhis işleminde başvurucuyu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
23. Öte yandan soruşturma belgeleri içeriğinden hâkim olarak yargılamasını yaptığı bir kısım davada FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kişiler lehine sonuç doğuracak şekilde kararlar verdiğine yönelik HSYK'ya başvurucu hakkında yapılan şikâyetler ve yürütülen idari soruşturmaların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlere ilişkin yapılan idari soruşturma neticesinde verilen HSYK kararlarının içerikleri özetle şu şekildedir:
i. Başvurucunun Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak çalıştığı süreçte yakın akrabayı öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanan C.E. tarafından, hâkim O.A. ve Cumhuriyet savcısı İ.D.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğunun duruşmada söylenmesi ve ayrıca konuşma kayıtlarının çıkarılmasının istenmesi üzerine başvurucunun "Kimseyi töhmet altında bırakma." diyerek isteneni yapamayacağını belirttiği iddiasına ilişkin olarak HSYK 3. Dairesinin 20/2/2017 tarihli kararıyla, ileri sürülen iddianın genel ve soyut mahiyette olduğu, bu iddiaları doğrulayan somut delil gösterilmediği gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar verildiği görülmüştür.
ii. Başvurucunun Çorlu Asliye Ceza hâkimi olarak görev yaptığı sırada anılan Mahkemenin E.2013/165 sayılı dosyasında sanık olan ve Çorlu'da FETÖ/PDY'nin imamı olarak bilindiği ileri sürülen K.A.yı beraat ettirip müştekiyi katılan yapmayarak temyiz hakkını engellediği iddiasına ilişkin olarak HSYK 3. Dairesinin 27/2/2017 tarihli kararı ile söz konusu iddianın genel ve soyut mahiyette olduğu, somut delil gösterilmediği gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar verildiği anlaşılmıştır.
24. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 30/1/2017 tarihli müzekkeresi ile başvurucunun telefonunda kullandığı hatlarda ByLock programının kullanıp kullanılmadığını ilgili kolluk biriminden sormuştur. Anılan müzekkereye İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce 3/2/2017 tarihli yazı ile verilen cevapta, başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğuna dair bir veriye rastlanmadığı belirtilmiştir.
25. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 6/3/2017 tarihinde, başvurucunun adli kontrol altına alınıp tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.
26. Başvurucu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/3/2017 tarihli kararı ile tahliye edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
" ...Şüphelinin devam eden soruşturma kapsamında hakkındaki digital verilerin incelenmesi de dahil delillerin toplanma aşamasında olduğu ancak şüphelinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından şifreli haberleşme aracı olarak kullanılan Bylock uygulamasını bu aşamada kullanmadığının tespit edildiği, sabit ikametgah sahibi olduğu, soruşturmanın geldiği aşama ve TC Anayasa'sının 13. Maddesinde düzenlenen 'ölçülülük' prensibi de dikkate alınarak şüpheli hakkında bu aşamada Adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağı kanaatine varılmakla şüpheli hakkında Çorlu Sulh Ceza Hakimliğinin 18/07/2016 tarih ve 2016/3166 D.iş sayılı tutuklama kararından TAHLİYESİNE, ... [karar verildi.]"
27. Başvurucu hakkındaki soruşturma, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
28. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39); Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48) başvurularına ilişkin kararlar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 12/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
30. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olgu ya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayet edilmeksizin hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda bulunmadığına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, hakkındaki soruşturmada başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek 16/7/2016 tarihinde kamu görevinden uzaklaştırılmasına ve hakkında HSYK tarafından soruşturma izni verilmesi kararlarına dayanıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucu hakkında soruşturma yürütülen suçun kişisel suç olduğunu ve başvurucu yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğunu ileri sürmüştür. Bakanlığa göre tutuklama kararında kaçma şüphesinin ve delilleri karartma ihtimalinin var olduğu hususu başvurucu hakkında gerekli şahsileştirme yapılarak belirtilmiştir. Bakanlık; başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün yapılanma ve toplanma biçimleri de gözönünde bulundurulduğunda dosyada mevcut olan somut delillere dayanılarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu delillerin değerlendirilmesi sonucunda adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı, tutuklama kararının gerekçesinden başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillere dayanıldığının anlaşıldığı, tutuklamaya dair verilen kararlara ilişkin gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağı görüşündedir.
32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
34. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
35. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
1. Uygulanabilirlik Yönünden
36. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
" Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
38. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
39. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
41. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.) başvurusuna ilişkin karar.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
42. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
43. Diğer taraftan başvurucu, bir hâkim olarak mesleğinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
44. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (bkz. diğerleri arasından Adem Türkel, §§ 52-59; Erdem Doğan, B. No: 2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için bir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda belirtilmiştir (Mustafa Özterzi, § 93). Somut başvuruda anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
45. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim olması nedeniyle Anayasa veya 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (Mustafa Özterzi,§ 95).
46. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
47. Çorlu Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna ilişkin olarak darbe teşebbüsünün yanı sıra başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve hakkında soruşturma izni verilmesine dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 14). Diğer taraftan başvurucu hakkında verilen 7/10/2016 tarihli tutukluluğun devamı kararında ayrıca başvurucunun meslekten çıkarılmasına değinilmiştir (bkz. § 16).
48. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap olan kişiler bakımından suç işlediklerine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulünün mümkün olmadığını değerlendirmiştir (bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018 § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104). Somut olayda başvurucu yönünden de anılan kararlarda yer alan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.
49. Diğer taraftan tanıklar İ.O. ve S.Ö.nün beyanlarında başvurucunun darbe teşebbüsüyle veya teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY ile örgütsel bir ilişki içinde bulunduğu yönünde somut olguya dayalı bir ifade bulunmamaktadır. Aksine tanık İ.O. başvurucunun FETÖ/PDY ile ilgisinin bulunmadığı yönünde bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir (bkz. § 22/i). Diğer tanık S.Ö.nün anlatımlarının ise başvurucunun arkadaşlık ilişkilerinin yorumlanmasıyla ulaşılan bir kanaate dayalı olduğu görülmektedir (bkz. § 22/ii). Ayrıca başvurucu hakkında görev yaptığı yerlerde baktığı davalarda FETÖ/PDY mensupları lehine olacak şekilde taraflı davrandığı iddialarına yönelik olarak yapılan ihbarların içeriği, bunlara ilişkin HSYK tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda işleme konulmasına dahi gerek duyulmaması (bkz. § 23/i, ii) dikkate alındığında söz konusu ihbarların da örgütsel bir faaliyet bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün değildir.
50. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan yargı makamlarının denetimini yapabilecek suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
51. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
52. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.
53. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden
54. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 105-110; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır, §§ 83-88).
55. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
56. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
58. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte 300.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
61. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Soruşturma sürecinde 6/3/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.
62. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (S.2017/21895) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/2/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Dosyanın incelenmesinden; hâkim olan başvurucu hakkındaki soruşturmanın 15.7.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün hemen ardından 17.7.2016 tarihinde başlatıldığı ve bu tarih itibariyle HSYK tarafından görevinden uzaklaştırıldığı ve 24.8.2016 tarihinde meslekten çıkarıldığı, 18.7.2016 tarihinde gözaltına alındığı, FETÖ örgütüne üye olmak suçundan 18.7.2016 tarihinde tutuklandığı, bu karar verilirken suçun niteliği (katalog suç oluşu), darbe girişimi esnasında yaşanan olayların vahameti karşısında adli kontrol tedbirleri verilmesinin yetersiz kalacak oluşu olgularına dayanıldığı, tutuklama kararının verildiği andaki ülke genelinde yaşanan koşullar ile isnat edilen suçun niteliği birlikte değerlendirildiğinde, tutuklamaya dair mahkeme kararının olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği, öte yandan, soruşturma aşamasında elde edilen delil ve bulguların da bu kanıyı kuvvetlendirici mahiyette olduğu, bu meyanda bir başka eski hâkim tarafından başvurucunun FETÖ mensubu olduğu yolunda ifadede bulunulduğu, dolayısıyla başvurucuya isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin mahiyeti ve önemi gözetildiğinde de başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
2. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun B.Başvuru No: 2016/49158, Karar tarihi: 26.7.2017 tarihli kararında da (Selçuk Özdemir); başlangıçtaki (ilk) tutuklama ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulunulmaktadır:
“.
.
63. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konması her zaman mümkün olmayabilir. Tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir. Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir.
68. Başlangıçtaki bir tutuklama için işin doğası gereği Anayasa ve Kanun’da öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak belirtilmesi mümkün olmayabilir.
77. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması, kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin – özellikle organize olanlar olmak üzere - suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır.
78. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY’nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen suç oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY’ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında, soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.
79. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle bağlantılı olamasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan FETÖ/PDY’nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tâbi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
81. Bu itibarla, başvurucu hakkında tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Bursa 4. ve 5. Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içerikleri birlikte değerlendirildiğinde, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının yanısıra, kaçma ve delilleri karartma tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
83. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlâlin bulunmadığı açık olduğundan, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu oybirliğiyle verdiği bu karardaki yukarıda işaret edilen görüşleri B.Başvuru No: 2016/22169, Karar Tarihi: 20.6.2017 tarih sayılı kararında da (Aydın Yavuz ve diğerleri) tekrarlanmıştır. (Bkz. anılan kararın 250., 257., 260., 271., 272., 276. ve 277. paragrafları)
3. Dosya kapsamından, başvurucunun 6.3.2017 tarihinde tahliye edildiği, hakkındaki soruşturmanın ise halen devam ettiği anlaşılmaktadır. Yukarıda işaret edilen AYM kararında da (26.7.2017 tarihli karar, Paragraf 63) açıkça belirtildiği üzere, suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir. İlk tutuklama anında ülkenin içinde bulunduğu genel koşullar ile isnat edilen suçun niteliği, ayrıca HSYK 2.Dairesince başvurucunun FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle açığa alınmış olması olgusu birlikte dikkate alındığında, başvurucunun tutukluluğunun hukuki olmadığı sonucuna katılmaya imkân görülmemiştir. Soruşturma aşamasında elde edilen ve yukarıda işaret edilen olgular da (başvurucunun FETÖ örgütü mensubu olduğuna ilişkin bir hâkim tanığın beyanları) bu kararı teyid eder mahiyettedir.
4. Açıklanan nedenlerle; başvurucu hakkındaki ilk tutuklama kararında suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin yeterince ortaya konulduğu, dolayısıyla bu tedbirinin uygulanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği kanaatine vardığımızdan; aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye