logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(Meliha Kaplan, B. No: 2016/8289, 23/6/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MELİHA KAPLAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/8289)

 

Karar Tarihi: 23/6/2020

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Fatma Gülbin ÖZCÜRE

Başvurucu

:

Meliha KAPLAN

Vekili

:

Av. Elvan OLKUN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir basın açıklamasında söylediği sözler dolayısıyla cezalandırılmasının başvurucunun ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; kadına şiddet olaylarına karşı toplumsal duyarlılık yaratmayı, cinsel veya fiziksel şiddet mağduru kadın ve çocuklarla dayanışmayı amaçladığı belirtilen bir sivil toplum kuruluşu olan Kocaeli Kadın Platformuna (Platform) üyedir. Platformun sosyal medya hesabında Platform hakkında şu bilgilere yer verilmiştir:

"Kadınlar dünyanın dört bir yanında şiddete, tacize, tecavüze, ayrımcılığa uğruyor...yetmiyor ucuz iş gücü haline getiriliyor. yetmiyor tecavüzcülere art arda beraat kararları çıkıyor, o da yetmiyor kadın sendikacılarımız cezaevlerine konuluyor, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe katılmak suç ilan ediliyor... 3 çocuk yetmez 5 çocuk o da yetmez kimbilir kaç? Kürtaj olmamız bu ülkeyi yönetenlerin en büyük derdi olmuş olacak ki bizi fişlemeyi, kürtajın önünde engel olmayı kendilerine amaç edinmişler... Muhafazakar kadın, muhafazakar toplum diyerek kadınları da kendi zihniyetlerine göre şekillendirmek istiyorlar. ancak kadınlar susmadı- susmuyor- susmayacak! Kocaeli Kadın Platformu tam da buradan hareketle Kocaeli'de yaşayan kadınların ortak iradesi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Tüm kimliklerimizi bir yana koyup kadın olduğumuz için varolduğumuz bir yer bu platform... Herkesi kadınlara değen tüm sorunlara karşı birlikte mücadele etmek için Kocaeli Kadın Platformuna Davet Ediyoruz..."

A. Müşteki Hakkındaki Yargılama Süreci

9. Olayların meydana geldiği tarihte müşteki E.K., 14 yaşındaki mağdur B.K.ya yönelik cinsel istismar suçunu işlediği iddiası ile Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmaktadır. E.K.nın yargılamasına tutuklu başlamış ancak yargılama devam ederken E.K. 1/4/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Yapılan yargılamada yerel mahkeme, E.K.nın suç tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdur B.K.ya yönelik cinsel istismar suçunu işlediğini sabit kabul etmiş ve 20/1/2015 tarihinde E.K.nın 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı ve E.K.nın müdafii tarafından temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi aşamasındadır.

B. Başvuruya Konu Dava Süreci

10. B.K. ve annesi, E.K.nın tahliyesinin ardından, kamuoyunda farkındalık yaratmak için Platformdan yardım talebinde bulunmuştur.

11. Bu talebe istinaden başvurucu 26/5/2014 tarihinde Platform adına bir basın açıklaması yapmıştır. Basın açıklamasında B.K.ya yönelik taciz olayına ilişkin yargılamanın Platform tarafından takip edileceği, bu süreçte mağdur ve annesi ile dayanışma içinde olunacağı ifade edilmiştir. Başvurucunun yapmış olduğu bu basın açıklamasına Bizim Kocaeli isimli yerel gazetenin 27/5/2014 tarihli sayısında yer verilmiştir. Söz konusu basın açıklamasının gazetenin internette digital olarak yayımlanan versiyonunda yer verilen hâli şu şekildedir:

"Bundan iki yıl önce 14 yaşındaki [B.K.] akrabası [E.K.] tarafından bir yıl boyunca tacize uğradı. Bir yıl sonra durumu fark eden ailenin şikâyeti üzerine [E.K.] geçtiğimiz yıl mayıs ayında tutuklandı. Bir yıldır devam eden davanın geçtiğimiz ay yapılan duruşmasında ise [E.K.] tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Tacizci [E.K.nın] tutuklanmasından birkaç hafta sonra [B.K.], aynı okulda okuduğu arkadaşları tarafından okul çıkışı ormanlık bir alan götürülmüş. Okul arkadaşlarının birinin babası [B.K.ya] tecavüz etmiştir. Ailenin şikâyeti üzerine [F.K.] tutuklanmıştır. Dava bir yıldır sanığın tutukluluğuyla devam etmektedir.

Görülen her duruşmada bir dizi yalanlarla tecavüzün aklanmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Her davada olduğu gibi yine bir tecavüz davası yargının, tecavüzcüleri aklama çabası sürüyor. [B.K.nın] davası basından göremediğimiz birçok tecavüz davalarından biri. Biz platform olarak tecavüzcünün hak ettiği cezayı alması için [B.K.nın] 5. duruşması olan Çarşamba günü saat 09.00'da adliye önünde olacağız. "

12. Müşteki, söz konusu yerel gazetenin internet sitesinde yer verdiği basın açıklaması metninde başvurucunun kendisi hakkında kullandığını belirttiği "Tacizci E.K." ifadesinin kesinleşmemiş bir yargılamada toplumun kanaatini etkileyecek suç isnadı olduğunu, "Görülen her duruşmada bir dizi yalanlarla tecavüzün aklanmaya çalışıldığına şahit oluyoruz." gibi ifadelerin hakaret içerdiğini belirterek başvurucundan şikâyetçi olmuştur.

13. Başvurucu hakkında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 8/7/2015 tarihli iddianamesi ile basın açıklamasında müştekiye yönelik kullandığı ileri sürülen "tacizci, tecavüzcü" ifadeleri sebebiyle hakaret davası açılmıştır.

14. Başvurucu; ilk derece mahkemesinde yaptığı savunmasında söz konusu Platformun kadınlar arasında dayanışma sağlamak amacı ile hareket eden bir sivil toplum kuruluşu olduğunu, mağdur ve ailesi ile görüşüldükten sonra Platform olarak bu kişilere destek sağlamak ve kamuoyu oluşturmak amacıyla basın açıklaması yaptıklarını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca söz konusu basın açıklamasında müştekiye yönelik olarak "tacizci" ifadesini kullanmadığını, müştekiden "taciz sanığı" olarak bahsettiğini, yapmış olduğu basın açıklaması yayımlanmak üzere metinleştirilirken gazeteciler tarafından ifadelerinin bu şekilde yazılmış olabileceğini belirtmiş ve suçlamaları kabul etmemiştir.

15. Yargılamayı yapan Mahkeme ilgili yerel gazetenin 26/5/2014 tarihli nüshasının temini için gazeteye müzekkere yazmış ancak habere 27/5/2014 tarihli sayıda yer verildiği için gönderilen nüshanın haberi içermediği anlaşılmıştır. Mahkeme bu durum üzerine müşteki tarafından şikâyet dilekçesine eklenen gazetenin internette digital olarak yayımlanan versiyonuna ait fotokopinin yeterli olduğuna karar vererek daha fazla araştırma yapılmasına gerek görmemiştir. Dosyadaki mevcut delile istinaden yargılaması sürmekte olan müşteki hakkında başvurucunun "tacizci" şeklinde bir ifade kullandığını tespit eden Mahkeme, söz konusu ifadenin hakaret mahiyetinde olduğu kanaatine ulaşarak başvurucunun müştekiye yönelik olarak işlediği alenen hakaret suçundan 1.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir.

16. Mahkûmiyet kararı 29/3/2016 tarihinde başvuranın yüzüne karşı verilmiştir.

17. Başvurucu 28/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”

B. Uluslararası Hukuk

19. İlgili uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu verildiği bir karar için Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 23/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; yargılamanın başında kendisine usulüne uygun çağrı kâğıdı tebliğ yapılmadığını, söz konusu basın açıklamasına ilişkin metnin aslının Mahkeme dosyasına getirtilmediğini, "tacizci" ifadesini kullanmadığına ilişkin ileri sürdüğü delillerinin toplanmadığını ve tanıklarının dinlenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yargılamaya konu "tacizci" ifadesini basın açıklaması sırasında sarf ettiğini kabul etmemekle birlikte söz konusu ifade sebebi ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin iddia etmektedir.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

23. Anayasa’nın 26. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... kamu düzeni, kamu güvenliği, ... suçların önlenmesi, ... gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir...

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

25. Başvurucunun yapmış olduğu basın açıklamasında müştekiye yönelik olarak kullanmış olduğu "tacizci" ifadesi nedeni ile 1.740 TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

26. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

27. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

28. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

29. Başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararın başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

 (1)Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri Kavramı

30. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları, bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

31. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

 (2)Başkalarının Şöhret veya Haklarının Korunması

32. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44).

 (3)Somut Olayın Değerlendirilmesi

33. Başvuruya konu olayda başvurucu, şiddet ve istismar mağduru kadınlar arasında dayanışma amacı ile oluşturulan Kocaeli Kadın Platformu isimli sivil toplum kuruluşunun üyesidir. Kocaeli'nde görülmekte olan bir cinsel istismar davası ile ilgili mağdur çocuğun ve annenin topluluktan yardım talep etmesi üzerine başvurucu tarafından olayla ilgili Platform adına bir basın açıklaması (bkz. § 11) yapılmıştır. Mağdur çocuğa yönelik istismar olayına ilişkin yargılamanın Platform tarafından takip edileceği, bu süreçte mağdur ve annesi ile dayanışma içinde olunacağı belirtilen açıklamada, yargılaması hâlen devam eden cinsel istismar suçu sanığı için "tacizci" ifadesi kullanılmıştır. Söz konusu ifade sebebi ile başvurucu hakkında açılan ceza davası sonucunda mahkûmiyet kararı verilmiştir. Bu tespit ışığında bireysel başvuru incelemesi yalnızca başvurucunun mahkûmiyetine sebep olan "tacizci" ifadesi yönünden yapılacaktır.

34. İlk derece mahkemesi mevcut başvuruda başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun ifadeleri nedeniyle müştekinin müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir denge sağlamalıdır (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. İlk derece mahkemesinin çatışan haklar arasında dengeleme yapabilmesi için;

1-  İhtilaflı düşünce açıklamasının kim tarafından dile getirildiği,

2-  Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları, kamu oyunun sıkı denetiminde olup olmadığı, katlanması gereken, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olup olmadığı,

3-  İhtilaflı düşünce açıklamasının konusu, açıklamada kullanılan ifadelerin türü, açıklamanın bir bütün olarak içeriği, şekli ve sonuçları,

4-  Düşünce açıklamasının yapılma şartları,

5-  Düşünce açıklamasının yapılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı,

6-  Düşünce açıklamasının kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı,

7-  Düşünce açıklamasında yer alan ifadelerin olgusal temele dayalı olup olmadığı, ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmediği,

8-  Başkalarının şöhret ve haklarının zarar görme ihtimalinin bulunduğu durumlarda düşünce açıklamasında bulunan kimselerin sahip oldukları kendiliğinden uymaları gereken zorunlu sınırlara, ödev ve sorumluluklara uygun davranıp davranmadıkları,

9-  Dile getirilen düşüncelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı,

10-  Açıklanan düşüncelerin hedef aldığı kişilerin hayatı üzerindeki etkileri,

11-  Düşünce açıklaması nedeniyle kişilerin ifade özgürlüğüne müdahale edilmesinin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı sonucuna varılmış ise müdahalenin niteliği ve kapsamı şeklindeki kriterleri -somut olaya uyduğu ölçüde- uygulaması gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73).

35. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun kullanmış olduğu "tacizci" ifadesi sebebiyle hakaret suçundan mahkûmiyetinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (Benzer yönde bir değerlendirme için bkz: Sinan Baran, B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 38).

36. Anayasa Mahkemesinin gözönüne alması gereken hususlardan ilki söz konusu açıklamanın bir topluluk adına yapılmış olmasıdır. Demokratik toplum düzeninin devamlılığı ve gelişmesi için sivil toplum kuruluşlarının çok önemli ve işlevsel bir rol oynadıkları tartışmasızdır. Söz konusu önem dikkate alındığında sivil toplum kuruluşlarının kamu yararı bulunan toplumsal meselelere dikkat çekme ödevini yerine getirirken basın kadar önemli bir gözetleyici rol ve sorumluluk üstlenmekte olduklarının kabulü gerekmektedir.

37. Ele alınması gereken ikinci husus ise basın açıklamasının konusuna ilişkindir. Açıklama, söz konusu dava hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve mağdur çocuk ile anneye destek amacıyla yapılmıştır. Çocukların cinsel istismarı gibi kamuoyunu son derece yakından ilgilendiren bir konunun başvurucu tarafından basın açıklamasına konu edilmesi kamusal yararı oldukça yüksek bir tartışma başlatma amacı taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki bir düşünce açıklamasının yapılmasında kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksekse kişilerin açıklamaya katlanma yükümlülükleri de o ölçüde artmaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. İlhan Cihaner (2), § 74).

38. Eldeki başvurunun karara bağlanması sırasında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ise başvurucunun sebepsiz biçimde başvurucuyu hedef alıp almadığıdır. Başvurucu, müşteki hakkında cinsel istismar suçundan açılan ceza davası devam ederken başvuruya konu açıklamaları yapmıştır. Henüz bir kimsenin suçluluğu kesin bir mahkeme kararı ile sabit olmamışken o kişi aleyhine yapılan açıklamalarda belirli bir dereceye kadar dikkat ve özen gösterilmesi gerekirse de bu özen borcu somut olayın koşullarına göre değişir.

39. Başvurucunun "tacizci" ifadesinin kaba ve rahatsız edici nitelikte bulunduğu kabul edilse bile müşteki hakkında cinsel istismar suçundan cezalandırılması için Cumhuriyet savcısının bir iddianame düzenlemesi, ağır ceza mahkemesinin iddianameyi kabul etmesi ve müştekinin belirli bir süre söz konusu suçtan tutuklu kalması söz konusu ifadenin olgusal temellerini oluşturmaktadır. Başvuruya konu açıklamanın müştekinin sanık olarak yargılandığı davada tahliye edilmesine bir tepki olarak dile getirildiği görülmektedir. Olayların gelişim süreciyle birlikte ve bir bütün olarak değerlendirildiğinde küçüğe karşı cinsel taciz suçunun mağduru olan çocuğa ve annesine destek olmak amacıyla duruşmaları takip eden, dava hakkında kamuoyunda farkındalık yaratmaya çabalayan başvurucu; açıklamasında müştekinin cezalandırılması için elde yeterli deliller bulunduğunu, cezalandırılması gerekirken serbest bırakılmasının hata olduğunu ifade etmeye çalışmaktadır.

40. Tüm bunlarının yanı sıra sivil toplum kuruluşlarının yapmış olduğu bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak kamuoyundaki farklı seslerin susmasına sebebiyet verebileceği gibi kamuoyunun bilgilendirilmesinin de önüne geçebilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (benzer yönde değerlendirme için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79). Bu nedenle somut olayda başvurucunun 1.740 TL adli para cezası ödemesine karar verilmesi, başvurucunun sivil toplum kuruluşları bünyesinde yürüttüğü faaliyetlerini baskı altına alabileceği gibi demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsuru olan kamuoyunun bilgilenme hakkına da zarar verebilir.

41. İlk derece mahkemesi, başvurucu tarafından kullanılan "tacizci" ifadesini açıklandığı bağlamdan ve yapılan basın açıklamasının bütününden kopartarak yukarıda ifade edilen ve somut olaya uygulanması beklenen prensipleri gözetmeksizin, ifadenin yalnızca tahkir edici ve küçük düşürücü olduğunu belirterek başvurucu hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı vermiştir. Bu açıklamalar ışığında ilk derece mahkemesini tarafından başvurucunun mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyduğunun kabul edilmesi mümkün olmamıştır.

42. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa'nın 26. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

47. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

48. İncelenen başvuruda mahkûmiyet kararı verilmesiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmaması sebebiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

49. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

50. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2015/603, K.2016/242) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Meliha Kaplan, B. No: 2016/8289, 23/6/2020, § …)
   
Başvuru Adı MELİHA KAPLAN
Başvuru No 2016/8289
Başvuru Tarihi 28/4/2016
Karar Tarihi 23/6/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, bir basın açıklamasında söylediği sözler dolayısıyla cezalandırılmasının başvurucunun ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Manevi tazminat, Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 125
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi