logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Hakan Büyükabacı, B. No: 2017/19121, 21/7/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HAKAN BÜYÜKABACI BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/19121)

 

Karar Tarihi: 21/7/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 


Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Fatih HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Hakan BÜYÜKABACI

Vekili

:

Av. Hülya POLAT

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Ankara Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucunun Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 10/8/2016 tarihli kararı ile görevden uzaklaştırılmasına, sonrasında ise meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Ayrıca başvurucunun yeniden inceleme talebi 29/11/2016 tarihinde reddedilmiş ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, Başsavcılık tarafından FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak başlatılan bir soruşturma kapsamında 11/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucunun ifadesi 17/8/2016 tarihinde Başsavcılıkta alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile hayatının hiçbir döneminde herhangi bir şekilde bağlantısının olmadığını, sadece çocuklarının örgütle bağlantılı bir okulda eğitim gördüğünü, bunun dışında başkaca bir irtibatının söz konusu olmadığını, çocuklarını okula göndermesinin terör örgütü üyeliği suçlamasına konu edilemeyeceğini, kaldı ki kendisi gibi birçok kişinin çocuklarını bu yapının okullarına gönderdiğini ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

13. Başsavcılık, başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 17/8/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

14. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile hayatının hiçbir döneminde herhangi bir şekilde bağlantısının olmadığını ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

15. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüpheliler ... [diğerleri ve] Hakan Büyükabacı'nın üzerlerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı Şüphelilere isnat edilen suçun Ağır Cezayı gerektiren suç üstü halleri gerektiren suç olması nedeni ile CMK 2/1-J ve 2802 sayılı Kanununun yasanın 94. maddesi ve CMK'nın 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK'nın 101. maddeleri uyarınca ayrı ayrı tutuklanmasına ... karar verildi."

16. Başvurucunun tutuklama kararına 21/8/2016 tarihinde yaptığı itiraz Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 26/8/2016 tarihinde benzer gerekçelerle kesin olarak reddedilmiştir.

17. Sonraki süreçte ilgili Sulh Ceza Hâkimliklerince başvurucunun tutukluk durumu değerlendirilmiş, başvurucunun tahliye talepleri veya tutukluluğa ilişkin itirazları kabul edilmemiştir.

18. Bu kapsamda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 3/1/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, başvurucunun anılan karara yönelik itirazını Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği 20/3/2017 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.

19. Başvurucu, kararı 22/3/2017 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

20. Başvurucu 3/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. Başsavcılığın talebi üzerine Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği soruşturmanın geldiği aşamayı ve mevcut delil durumunu dikkate alarak 2/5/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

22. Başsavcılık 12/4/2019 tarihli iddianame ile başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

23. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğini iddia etmiştir. İddianamede, suçlamaya esas alınan olgular özetle şöyledir:

i. HSYK'nın başvurucuyu meslekten çıkardığı ve söz konusu kararın kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. HSYK tarafından gönderildiği belirtilen belgelerle ilgili olarak ''Ankara C.Başsavcılığının 2008/155145 ve 2011/60043 sayısına kayden 'suç işlemek amacıyla örgüt kurmak. Örgüt kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek' suçlarından yürütülen soruşturmalarda, Adıyaman 1. ACM'nin 2011/8 esas 2012/277 karara sayılı kararının temyizi üzerine Yargıtay 18. ceza dairesinin 29.04.2015 tarih 2015/16 esas 2015/737 karar sayılı ilamında da anıldığı üzere 5271 sayılı CMKnın 135. maddesi uyarınca üç ay için verilen iletişimin denetlenmesi kararı süresinin bitiminden sonra denetlemeye ilişkin kayıtların çözümlerini yapıp huzura getirip dayanak delillerle birlikte incelemeden usul ve yasaya aykırı şekilde dinleme kararının uzatılması talebinde bulunduğu, [O.T.] imzalı, 10.08.2016 tarihli dilekçede; Hakan Büyükabacı'nın; FETÖ silahlı terör örgütüne üye olduğu ve 17-25 Aralıktan sonra meslekten ihraç edilen Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü [O.Ş.K.] ile birlikte hükümeti esas alacak şekilde Kamu İhale Kurumuna ve uzun yıllar İller Bankasında mühendis ve bürokrat olarak çalışan 2008 yılında Kamu İhale Kurumunda Grup Başkanı olarak çalışan müşteki [O.T.'ye] kumpas kurdukları ve usulsüz şekilde yürütülen soruşturma nedeniyle 2012 yılından buyana müştekinin görevden uzaklaştırılmasına neden oldukları'' şeklindeki özet değerlendirmeye yer verilmiş ve dilekçe veren kişilerin başvurucunun da baktığı evraklarda taraf olmaları, kendi dosyaları nedeniyle dilekçe vermiş bulunmaları, başvurucunun örgütle irtibatına dair somut bir anlatımlarının bulunmaması ve bu dilekçelerin ayrıca HSYK tarafından incelenmiş olması nedeniyle dilekçe sahiplerinin yeniden dinlenmesinin soruşturmaya bir katkı sağlamayacağı değerlendirilerek adı geçen kişilerin tanık olarak dinlenmediği belirtilmiştir.

iii. Telefon görüşme kayıtlarına ilişkin olarak düzenlendiği belirtilen 21/3/2017 tarihli rapora göre başvurucunun kullandığı telefon ile FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma yürütülen bir kısım kişiyle görüşmelerinin bulunduğunun ifade edildiği ancak bu kişilerin genellikle yargı mensubu olduğu ve örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair bir tespite de yer verilmediği belirtilmiştir. Söz konusu raporda ayrıca başvurucunun örgüt ile iltisaklı olan kurumlardan Bank Asya ile 59 defa, Samanyolu ile 132 defa, Kimse Yok Mu Derneği ile 88 defa ve Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi ile 2 defa iletişim kurduğu tespitlerine yer verilmiştir.

iv. Başvurucudan elde edilen dijital materyallerle ilgili olarak alınan 22/3/2019 tarihli bilirkişi raporuna göre söz konusu materyallerde ByLock programına ait bir bulgunun veya FETÖ/PDY ile ilgili başkaca herhangi bir verinin tespit edilemediği belirtilmiştir.

v. Tanık C.G.nin dosya kapsamında yer alan ifadesinde"... Hakan Büyükabacı CTE [Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü] genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığım dönemde bana bağlı tetkik hâkimi olarak görev yaptı, önceleri açık şube, [F.T.] başka genel müdürlüğe görevlendirilince onun yerine terör şube tetkik hâkimi olarak çalıştı, genel müdürlükte fetöcü olan ekiple uyumlu çalışıyordu, ancak onlardan olup olmadığını bilmiyorum." şeklinde beyanda bulunduğu belirtilmiştir.

24. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 29/4/2019 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2019/236 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

25. Mahkeme 12/9/2019 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle;

i. Evinin yakınında yer alması ve çocuklarının Seviye Tespit Sınavı'nda başarı göstermeleri dolayısıyla okul ücretinde indirim yapılması nedeniyle çocuklarını örgütle bağlantılı koleje gönderdiğini, bu nedenle Bank Asyada hesap açtırdığını ve söz konusu hesaptan okul ücreti ödemelerini yaptığını, hesabın FETÖ/PDY liderinin talimatından önce açılan bir hesap olduğunu, talimatla para yatırılmasının ya da olağanüstü bir hareketliliğin söz konusu olmadığını beyan etmiştir.

ii. İddianamede HSYK'da sadece O.T. isimli kişinin şikâyetiyle ilgili bir dosya bulunduğu belirtilmesine rağmen A.K. isimli kişinin yaptığı ve benzer iddiaları içeren bir dosya daha bulunduğunu, Ankara Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönemde yürüttüğü bir soruşturma sonunda bu kişilerin haklarında dava açtığını ve bu nedenle mağdur olduklarını iddia ederek Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) şikâyet dilekçesi verdiklerini belirtmiştir. Başvurucu; A.K. ve O.T. hakkındaki soruşturmanın Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatıldıktan sonra yetkisizlikle Başsavcılığa gönderilen bir soruşturma olduğunu, o tarihte A.K.nın Kamu İhale Kurulu üyesi, O.T.nin de Kamu İhale Kurulu grup başkanı olduğunu, soruşturmanın konusunun ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve suç işlemek için örgüt kurma olduğunu, dosyanın ilk savcısının M.T. olduğunu ve 2010 yılında on iki ay boyunca bu savcı tarafından iletişimin tespiti tedbirlerinin alındığını, bu esnada A.K. ve O.T.nin suç delili olabilecek bazı görüşmelerinin tespit edilmesi üzerine bu kişiler hakkındaki soruşturmanın tefrik edilerek memur suçları soruşturma bürosuna gönderildiğini, bu büroda görev yapması nedeniyle dosyanın kendisine tevzi edildiğini, kendisinin de soruşturmayı sonuçlandırıp kamu davasını açtığını ve yargılama sonunda Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesince A.K. ve O.T.nin görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiğini ifade etmiştir.

iii. Bu bağlamda A.K. ve O.T.nin HSK'ya verdikleri şikâyet dilekçelerinde söz konusu soruşturmanın bir FETÖ/PDY kumpası olduğunu iddia ettiklerini, bu kapsamda A.K.nın soruşturmada usulsüz dinlemeler yapıldığını ileri sürerek soruşturma savcılarını ve kararı veren tüm hâkimleri şikâyet ettiğini, O.T.nin ise benzer iddiaların yanı sıra söz konusu davanın FETÖ/PDY kumpası olduğunu yargılama sürecinde -duruşmalarda- söylemelerine rağmen bunun dikkate alınmadığını ileri sürerek yargılamayı yapan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini de şikâyet ettiğini, O.T.nin iddialarıyla ilgili incelemenin devam ettiğini, A.K.nın şikâyetleriyle ilgili olan dosyada ise ''iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirinin uygulanmasında hukuka aykırı bir durum bulunmadığı ve ileri sürülen iddiaların doğrulanmadığı gerekçesiyle'' tüm şikâyet edilenler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verildiğini, dolayısıyla usulsüz soruşturma yaptığı iddiasının doğru olmadığını beyan etmiştir.

iv. Tanık C.G. ile aynı CTE'de yaklaşık iki yıl birlikte çalıştıklarını, bu dönemde herkesle uyumlu şekilde çalıştığını, dolayısıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarıyla uyumlu çalıştığı gibi bir durumun söz konusu olmadığını, hayatının hiçbir döneminde FETÖ/PDY ile herhangi bir şekilde irtibatının olmadığını, tanığın kişisel bir yorum yaptığını beyan etmiştir.

26. Mahkeme 12/9/2019 tarihli duruşmada tanık C.G.yi dinlemiştir. Tanık C.G. ifadesinde özetle, tetkik hâkimi olan başvurucuyla birlikte çalıştıklarını başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısı konusunda herhangi somut bir bilgiye sahip olmadığını hatta FETÖ/PDY üyesi olmadığını düşündüğünü beyan etmiştir. Tanık ilk ifadesinde geçen "FETÖ/PDY ile uyumlu çalıştı." şeklindeki beyanının sorulması üzerine o tarihte teröre bakan tetkik hâkiminin başka bir genel müdürlükte görevlendirilmesi üzerine başvurucunun teröre bakan şubede görevlendirildiğini ve mecburen örgüt mensuplarıyla uyumlu çalıştığını, diğer türlü başvurucunun "harcanabileceğini", dolayısıyla uyumlu çalışmış olmasının tanığın örgütle bağlantılı olduğu anlamına gelmediğini ifade etmiştir.

27. Mahkeme O.T.nin dinlenmesine karar vermiştir. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla tanığın henüz dinlenmediği veya tanık ifadesinin henüz dosyaya girmediği görülmektedir.

28. Mahkemece sorulması üzerine HSYK tarafından gönderilen 3/9/2019 tarihli yazı ile "[başvurucunun] FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile hakkında 2016/7900 sayılı dosyada soruşturma izni, 2016/9604 sayılı dosyada inceleme izni verildiği evrakların Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderildiği hâlen bu iki dosyaya ait soruşturmaların devam ettiği, 2016/12548 ve 2017/6986 sayılı dosyalarda şikâyetin işleme konulmaması kararı verildiği, 2014/2259 sayılı dosyada kısmen şikâyetin işleme konulmaması kısmen evrakın Adalet Bakanlığına gönderilmesi kararı verildiği, 2015/5872 sayılı dosyada soruşturma izni verilmesine yer olmadığı kararı verildiği" şeklinde cevap verildiği görülmektedir.

29. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

30. İlgili hukuk için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 21/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararla tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerinin somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını, hâkimlerle ilgili öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını, tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlık görüşünde, öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde düzenlenen tazminat davası açma yolu tüketilmeden başvuru yapıldığından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilebileceği ileri sürülmüş; Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme yapılacak olması durumunda ise tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile Ankara Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

34. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru formundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.

B. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik ... veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

41. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

43. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§ 85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

45. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

46. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

47. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan kararında ilgili Türk Hukuk Mevzuatı çerçevesinde konuyu etraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüne üye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek Vergi Mahkemesi üyesi (hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna varmıştır (ayrıntı için bkz. Yıldırım Turan [GK], B. No: 2017/10536, 4/6/2020, §§ 108-159).

48. Somut olayda anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

49. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

50. Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. § 15).

51. İddianamede ise başvurucunun meslekten çıkarılmasına, haklarında FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu belirtilen bir kısım özel kuruluş ile telefonla görüşme kaydının bulunmasına ve tanık C.G.nin beyanına dayanılmıştır (bkz. § 23).

52. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan suçlamanın dayanağından birisi başvurucunun meslekten ihraç edilmesidir. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda olağanüstü hâl döneminde uygulanan görevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu anlamına gelmediği sonucuna varmıştır (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; Zafer Özer, §§ 55-58). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir.

53. Savcılık, başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı özel kuruluşlarla telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini belirtmiş ancak bu görüşmelerin başvurucu ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bağ anlamında ne ifade ettiğini açıklamamıştır. Soruşturma makamlarınca görüşme içeriklerine yönelik bir bilgiye yer verilmemiştir. Ayrıca söz konusu telefon görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde veya başvurucunun görüşme gerçekleştirdiği kişilerin örgütün üst düzey yöneticilerinden olduklarına dair bir tespit de yapılmamıştır. Dolayısıyla içeriği tespit edilemeyen telefon görüşmelerinin kuvvetli suç belirtisi olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi, § 106; Zafer Özer, § 62).

54. Öte yandan Savcılık, tanık C.G.nin "başvurucunun FETÖ/PDY mensuplarıyla uyumlu çalıştığı" şeklindeki ifadesine değinerek başvurucu ile örgüt arasında irtibat bulunduğunu iddia etmiştir. Başvurucu; herkesle uyumlu şekilde çalıştığını, dolayısıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarıyla uyumlu çalıştığı gibi bir durumun söz konusu olmadığını, hayatının hiçbir döneminde FETÖ/PDY ile herhangi bir şekilde irtibatının olmadığını, tanığın kişisel bir yorum yaptığını ileri sürmüştür.

55. Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir kararında ve sonrasında verdiği birçok kararda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik somut olgular içeren anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75, benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edildiği diğer kararlar arasından bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52, Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43).

56. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği bir kısım kararında ise tanık anlatımlarının kişinin örgütsel bağlantısına veya hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir vaka veya olguya dayanmaması, dolayısıyla kişisel kanaatin açıklanması niteliğinde olduğu, bu anlamda yargı makamlarının denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulamasına ya da çürütmesine imkân vermediği gerekçesiyle kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır (Emre Altun, B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 59; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 56)

57. Soruşturma makamlarınca başvurucunun örgütle bağlantısı olduğuna dayanak yapılan tanık C.G.nin beyanlarının kişisel kanaatin açıklanması niteliğinde olduğu, başvurucunun örgütsel bir eyleminden bahsetmediği ve somut olgular içermediği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu beyanların kuvvetli belirti olarak kabulü mümkün gözükmemektedir.

58. Sonuç olarak tutuklama kararında ve soruşturma sürecindeki belgelerde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için ön koşul olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

59. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

60. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

61. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın 15. Maddesi Yönünden

62. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak kabul edilemez (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 156).

63. Somut olayda Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz. § 48). Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Şahin Alpay, § 110; Mehmet Hasan Altan (2), § 157).

64. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

66. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

67. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

68. Başvurucu hakkındaki tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Soruşturma sürecinde 3/5/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir ve tutukluluk hâli sona ermiştir.

69. Başvurucu, miktar belirtmeksizin maddi ve 8.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

70. Mahkemenin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

71. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2019/236) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE, 21/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Hakan Büyükabacı, B. No: 2017/19121, 21/7/2020, § …)
   
Başvuru Adı HAKAN BÜYÜKABACI
Başvuru No 2017/19121
Başvuru Tarihi 3/4/2017
Karar Tarihi 21/7/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 2
100
101
161
5237 Türk Ceza Kanunu 314
3713 Terörle Mücadele Kanunu 1
2
3
5
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 10
12
2802 Hakimler ve Savcılar Kanunu 94
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi